Belki fiziksel olarak tanışma fırsatımız hiç olmadı ama sevgili dostum Yamaç Beyter ile bizi çok etkileyen, fotoğrafa yönelten, adım adım, karış karış, sokak sokak eski İstanbul’u gezdiren kişidir O. Onun çektiği bir fotoğrafın geçtiği mekanı bulunca veya onu andıran bir fotoğraf çekince yaşadığımız mutluluğu bugün bile tarif etmem imkansızdır.

“En iyi makina en iyi fotografı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı” sözü çok tartışmalara yol açmış, fakat son derece yerinde söylenmiş bir sözdür. Çünkü Fotoğrafı makine çekmez, göz çeker, beyin çeker, kalp çeker. Fotoğrafı çeken kişi, kendi dünyaya bakışı ile, birikimleri ve yaşanmışlıkları, hüzünleri, sevinçleri ve umutları ile çevresini gözlemler ve aradığını bulduğunda da deklanşöre basar. Ara Güler’e göre bir sanat olarak tanımlanmasa bile, tüm sanatlarla ilgilidir fotoğraf. Bazen Orhan Veli’nin bir şiirinden bir karakteri, bazen gördüğünüz nefes kesici manzara Bethoveen’in Ayışığı sonatından ezgileri taşır kulağınıza. Hayat denen tiyatronun traji/komik tüm ögeleri ile karşılaşabilirsiniz fotoğraf çekerken. O anı ölümsüzleştirmek ise fotoğrafçının görevidir. Ve bunu bu dünyada en iyi yapanlardan biri de Ara Güler’dir.

Yakın dostu Şakir Eczacıbaşı ile ‘kim daha iyi fotoğraf çekiyor’ diye başlayan atışmaları sonucu birbirlerinin portrelerini çekmeleri ve Eczacıbaşı’nın çektiği kendi portresine bakıp: “Şakir, gördün nasıl durulur fotoğraf çekerken?” demesi nasıl bir ince zekâya sahip olduğunu gösterir.

Genç yaşında yazdığı hikâye kitabı (ki mutlaka fotoğraflarıyla birlikte irdelenmelidir) onun yaşama ve insanlara bakışı hakkında yeterli ipuçları taşır.

Yalnız İstanbul’u değil, Anadolu’yu ve dünyayı da onun muhabirliğinde gezer, Aragon, Saroyan, Dali, Picasso gibi ünlülerle tanışırsınız.

Bir başka Büyük Usta Fikret Otyam’la köylü kıyafetleri içinde Anadolu’yu fotoğraflamaları ve gerçekleştirdikleri yazı dizisinin sonunda Adana’ya inerler. İstanbul’dan gelen gazetenin yayın yönetmeni ile buluşacaklardır. Ancak Ara otelde hasta ve yorgun yatar, kalkamaz. Yayın yönetmeni, buluştukları Otyam’a onu sorduğunda, “Ara, ha öldü, ha öloor” demesi, daha sonra köylü kıyafetleriyle, Gar gazinosunda, yan masalardaki sosyetik tiplerin şaşkın bakışları altında yedikleri yemek ve geçtikleri ince alay unutulmaz ve neşeli anılarındandır.

Bir başka, ancak hüzünlü anısı ise Babasının köyü ile ilgili olandır. Orada din, dil, ırk ayrımı gözetmeden, Türkü, Ermenisi ve Kürdüyle Anadolu insanının güzelliğini, doğallığını, ruhunun saflığını görebilirsiniz. En son Erdoğan ile yapmış olduğu foto röportaj eleştirilse de, onun kişiliğine ve bıraktığı ize gölge düşürmeyecektir.

Bizlere binlerce foto ve anı bırakarak bu dünyadan göçtü Ara Güler ama ölmedi, fotoğraflarında yaşayacak. O bir foto muhabiri olarak yaşadıklarını ölümsüzleştirirken bıraktığı izlerle kendini de ölümsüzleştirdi.

”Bir ömür böyle geçti, kalanlara selam olsun” foto/anı kitabında yer alan Orhan Kemal’in: “Adamakıllı bir resmimi çek, ulan. Geberip gideceğiz.” sözünü anımsayarak ve büyük ustanın izinden giderek, Sizlerde bu yaşamda değer verdiklerinizin, sevdiklerinizin, acıların, hüzünlerin, sevinçlerin ve umutların fotoğraflarını çekin, Onları ölümsüzleştirin ve geleceğe izler bırakın.

Ustanın dediği gibi: “Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. her karesini mükemmel bir şekilde doldurmaya çalışın”

Anısına saygıyla,