…
İSTİHBARATA KARŞI KOYMA (İKK) VE KORUYUCU GÜVENLİK BAĞLAMINDA “ULUSAL GÜVENLİK KÜLTÜRÜ VE KOLLEKTİF BİLİNÇ”
İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) , Espiyonaj-Kontr-espiyonaj, etki-tepki, ters-yüz gibi adeta bir bütünün ön ve arka yüzüdür.
İstihbarat faaliyetleri aktif/taarruzi karakterli eylemler, İKK ise çoğunlukla tedafü-i, yani savunmaya dönük karakterde eylemler, olarak nitelendirilir. Bu yüzden bazı kaynaklarda İstihbarat faaliyetleri “POZİTİF istihbarat, İKK faaliyetleri ise “NEGATİF İstihbarat” olarak adlandırılır.
İstihbarata Karşı Koyma (İKK) konusunu anlatabilmek için öncelikle KISACA İstihbaratın tanımı ve önemi üzerinde durmak istiyorum.
İstihbarata olan ihtiyaç; insan hayatı ile başlar, yaşam süresince devam eder. Günlük yaşantımızda çoğu zaman, istihbarat yaptığımızın farkında dahi olmadan, haber ve bilgi toplar, teyit eder, değerlendirir ve karar veririz. Yaşantımızın hemen hemen her alanında bu işi yaparız.İstihbarat birey olarak alışveriş yaparken yaptığımız fiyat araştırmalarından tutun devlet çapında yapılan ülkeler arası diplomasi, güvenlik, ekonomik vb. birçok konulardaki faaliyetlerde başvurulan yegane argümandır.
İstihbarat başta güvenlikle ilgili olmak üzere yaşamımızın her alanında yapılan karar vermemize esas olan bir bilgi toplama Dolayısıyla istihbarat insanoğlu için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.Bireyler gibi dünyada güçlü olan veya kritik coğrafyada bulunan devletler için de istihbarat hayati öneme haizdir.
İstihbarat, bilgi toplayıp analizler yaparak, karar vericileri doğru karar vermeye yönlendirmek olarak tanımlanırken, bir yandan da karar vericilerin belirlediği politikalar doğrultusunda PSİKOLOJİK HAREKÂT, PROPAGANDA gibi yöntemler kullanarak toplumların algılarını yönetmek olarak da ifade edilebilir.Her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki, karşısında düşmanı olan ve bu düşmanı bertaraf etmek isteyen her şahıs, teşekkül ve topluluk düşmanın kuvvetli ve zayıf taraflarına karşı tedbirler almaya mecburdur.
Günümüzde yeni ve çok daha karmaşık tehdit ve risklerin yoğunlaştığı Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu coğrafyasında ve dünyanın en duyarlı siyasi, ekonomik ve askeri ikliminde var olan konumu nedeniyle Türkiye, emperyal devletlerin açık ilgi ve çıkarlarının çatıştığı bir coğrafyada doğrudan hedef durumundadır. Bu ortam doğal olarak yabancı istihbarat örgütler tarafından ülkemize yönelik bilgi toplama faaliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Öte yandan, konvansiyonel askeri gücün stratejik ihtiyat görevi üstlendiği, silahların çoğunlukla kullanılmadığı, büyük oranda sessizliğin ve görünmezliğin var olduğu hibrit savaş ortamında olayların üzerindeki sis perdesinin aralanması için İSTİHBARAT VE İKK FAALİYETLERİ VE OPERASYONLARI temel başvuru yöntemi olarak gündeme gelmektedir.
“Felaket Başa Gelmeden Evvel Önleyici ve Koruyucu Tedbirleri Düşünmek Lazımdır. Felaket Geldikten Sonra Dövünmenin Yararı Yoktur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Atatürk’ün bu özlü sözü “İstihbarata Karşı Koyma”nın önemini işaret etmektedir. Atatürk bu sözü ile İKK’nın önleyici ve koruyucu tedbirlerini önceden almakla felaketlere karşı koyabileceğimizi vurgulamaktadır. İstihbarat ile tehditleri ve tehlikeleri önceden bulup ortaya çıkarıp, İstihbarata Karşı Koyma (İKK)’nın ; Gerek baskın ve sürprizlere karşı güçlendirilmiş dirençlilik gibi “pasif” unsurları vasıtasıyla, tehditlerin hedefi olma olasılığı yüksek olan işlevler ve yapıları korumak için daha güçlü önlemler de içeren “aktif” unsurları vasıtasıyla iç ve dış tehditlere karşı önlemler alınmalıdır.
İKK “Devlet aleyhine herhangi bir düşman güç, örgüt veya kişi tarafından yöneltilen haber toplama, yıkıcı faaliyet, sabotaj ve terörizm gibi istihbarat faaliyetlerini meydana çıkarmak, değerlendirmek, engellemek ve etkisiz hale getirmek için yürütülen faaliyetlerdir.”
Bir şey varsa bir şey vardır; bir şey yoksa, çok şey vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından her türlü İstihbarata Karşı Koyma ve Koruyucu Güvenlik faaliyetlerinin her düzeyde ve her platformda alınması zaruriyeti vardır.
İKK “Devlet aleyhine herhangi bir düşman güç, örgüt veya kişi tarafından yöneltilen haber toplama, yıkıcı faaliyet, sabotaj ve terörizm gibi istihbarat faaliyetlerini meydana çıkarmak, değerlendirmek, engellemek ve etkisiz hale getirmek için yürütülen faaliyetlerdir.”
İKK, kısaca BİLGİLERİN, PERSONELİN, MALZEMENİN ve TESİSLERİN korunması için alınan her türlü tertip ve tedbirlerdir.
Koruyucu Güvenlik ise; güvenliğin sağlanması ve korunması amacıyla komutanlık, bakanlık, kurum ve kuruluşların bütün seviyelerinde kurulan ve idame edilen; Emniyet, Sabotaj, İKK ve Savunma Tedbirleri’dir. İKK ve Koruyucu Güvenlik faaliyetleri; kurum ve kuruluşların gelişim süreçlerinde kazandıkları güç/imkân ve kabiliyetlerin her türlü saldırıya karşı korunması ya da en az zarar görmesi maksadıyla yürütülür.
Öte yandan “Gizlilik disiplini ve sır saklama”, istihbarata karşı koymanın en önemli tedbirlerinden biridir. İKK faaliyetlerinin temelini “gizlilik” oluşturur. İKK’nın pasif tedbirleri kapsamında alınan personel güvenliği, fiziki güvenlik, muhabere güvenliği, harekât güvenliği ile ilgili tedbirlerin tümü, personelin “sır saklama” becerisi ve eğitimi ile yakından ilgilidir. Aynı şekilde İKK’nın aktif tedbirleri kapsamında yapılan casusluğa, sabotaja, yıkıcı faaliyetlere karşı koyma ve aldatma programlarının başarısı, gizlilik disiplini ve sır saklama başarısıyla yakından ilgilidir. Günlük yaşamda yeni tanıştığınız, bir sebeple toplantıda bir arada bulunduğunuz kimselerin haber toplamakla görevli olup olmadıklarını veya bir barda arkadaş ortamında yaptığınız konuşmalara kimlerin kulak kabarttığını bilemezsiniz. Hükûmet temsilcileri, konferanslara katılan delegeler, akademisyenler, yazarlar, seyahat edenler veya işadamları, genellikle istihbarat örgütlerinin haber toplamakta yararlanmayı düşündükleri kesimlerdir.
Bu bağlamda son günlerde eski bir CIA analistinin Pentagon ile bağlantılı bir gazeteciyle yaptığı ve kaydedilen sohbetin gizlice kaydedilip kamuoyuna sızdırılması, ABD’de istihbarat ve savunma stratejilerindeki derin fikir ayrılıklarını veya gizli operasyon detaylarını ortaya çıkarmıştır. Diğer taraftan bu olay kişiler ve bunların makam/meslek/memuriyetleri ne olursa olsun İstihbarata Karşı Koyma bilincinin eksikliği tartışmalarını da beraberinde getirmektedir. Öte yandan, İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma terbiyesi ve bilinci bakımından aşağıdaki tarihi örnek önem taşımaktadır: İkinci Dünya Harbi’nde trenle cepheye sevkiyat yapılırken trendeki pencereden dışarı bakan Alman askerine, istasyondaki bir kişi “Asker kardeşim, sevkiyat mı var? Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna, er, aynen şu cevabı vermiştir. “Ben askerim, nereye gönderirlerse, ne emir verirlerse oraya giderim.” İşte bu asker, bu cevabı ile, İKK bilinci ile hareket eden örnek bir kişi olduğunun en sade örneğidir. Dolayısıyla İKK ve koruyucu güvenlik konularında en önemli unsur İNSAN’dır. Koruyucu güvenlik tedbirleri için uygulanan usuller personel ve vatandaş tarafından tam anlamıyla bilinmiyorsa veya benimsenmemiş kısaca vatandaş ve personel bu konuda bilinçlendirilmemiş ise o alanda gerçek anlamda güvenlikten söz etmek mümkün değildir.
O halde konuyu BİLİNÇ nedir? Eğitim ve bilinç arasında en belirgin anlayış farkı nedir? Sorularına cevap arayacak yöne doğru çevirmenin doğru olacağını değerlendiriyorum. Günümüzde eğitimin amacı, anlamı ve fonksiyonu büyük ölçüde bilgiyi aktarmak olarak düşünülmektedir. Öyleyse eğitimin daha çok ne ile ilgisi vardır sorusu akla gelmektedir. Eğitim birinci öncelikle BİLİNÇLE ilgilidir. Fakat sadece eğitim vermekle bilinç kazandırılamaz. Bireye bilinç kazandırmak üç aşamalı bir faaliyettir. Bunlar:
- ÖNEMİNİ vurgulamak,
- FARKINDALIK yaratmak ve
- EĞİTİMİNİ vermektir.
Eğitim bilinç kazandırmanın temel şartıdır. Ancak bireye bilinç kazandırmak için eğitimden önce onu konu üzerinde motive ve ikna ederek inanmış bir şekilde hazırlayıp eğitim sürecine sevk etmek gerekir.
Bilinç, uygulanmış bilgidir. Yani bireye direk ve sadece bilgi/eğitim vermekle onu üzerinde çalışılan konu üzerinde işimizi yaptık ve herşey tamam deyip geçemeyiz. Bu işi yarım bırakmaktır. Esas olan bireye bilinç kazandırıp bireyde sağlam temeller oluşturmaktır. Öte yandan bir şeyi yapmaya çalışma fikri yerine yapmalıyız, uygulamalıyız.
Ayrıca bilinç yerine bilgi/eğitimden de vazgeçilmemesi gerekmektedir. Ancak esas tehlikenin bilgi/eğitim adına işin kolayına kaçıp bilinçten vazgeçmek olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bilgi kaybolmaya mahkumdur fakat bilinç ise asla unutulmaz. Bilinç, bilgiyi bilinçaltına yerleştirerek onu otomatik bir reaksiyon haline getiren bir mekanizma gibidir.
Günümüzde bilgiye yoğun olarak odaklanan (internet, sosyal medya) bilgisayar sistemleri mevcuttur. Bilinci kazandırmak ve geliştirmek için çözüm üretmeye, eleştirel düşünceye ve mantığa ağırlık veren uygulamalı eğitimden geçmemiş bireyler sadece başkalarının düşüncelerini yönlendirmek için söylenenleri ezberleyebilir. Aldatma ve maniplasyonların farkına varmayabilir.
Düşüncelerin fiziksel formlar yarattığı modern psikoloji de büyük kabul görmektedir. Bir çok insan aynı şeyi düşündüğünde REALİTE yaratabilmektedir. Bu düşünceden hareketle örneğin ülke çapındaki KORKU, KIZGINLIK, YETERSİZLİK, YOKLUK düşünceleri de ülke çapında ya da kolektif düşüncelerin en güçlü olduğu bölgelerde bu düşünce frekanslarına uygun realiteler yaratabilir. Her gün sözlü ve yazılı basında bilinçli veya bilinçsiz olarak ülke genelinde halkta korku, kızgınlık, yetersizlik, yokluk duygu ve düşüncelerini besleyen yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınların dozu o derece arttırılmıştır ki, söz konusu olumsuz enerjiler ülke genelinde KOLLEKTİF BİLİNÇ haline gelmiştir. Sokaktaki vatandaşa ülkenin içinde bulunduğu genel durum ile ilgili bir soru yöneltildiğinde, planlı veya plansız olarak yaratılan KOLLEKTİF BİLİNCİN etkisiyle gelecekle ilgili umudunu kaybetmiş karamsar bir tablo çizdiği gözlemlenmektedir. Çoğunlukla halk büyük güç hegemonyası karşısında baştan kabullenmiş bir mantıkla “Amaan ne yaparsanız yapın süper güç sizi istediği zaman alaşağı eder…” şeklinde pes etmiş bir zihniyette tavır ve tutum takınmaktadır. İşte yaratılmak istenen de budur. Bunun sorumlusu kim? Bir yazarın dediği gibi “DÜŞMANLA KARŞILAŞTIK. BİZMİŞİZ” Eğer her şeyin sorumluluğunu üstlenme konusunda bilinçli değilsek hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Hep aynı şeyleri tekrar ederiz. Onlar yapıyor… Onlar yaptı… Onlarla başedilmez…Biz neyiz ki…..
Bu gün kamuoyu önünde biliçsizce yapılan, aldatma ve maniplasyon dolu bazı tartışmaların, yayınlanan haberlerin AÇIKLIK, ŞEFFAFLIK adına yapıldığı veya yayınlandığı iddia edilmektedir. Açıklık nedir? Birey bazında düşünüldüğünde; Açıklık; her düşüncenizi, her korkunuzu, her karanlık anınızı, her gelir geçer yargınızı, fikirlerinizi ve tepkilerinizi masaya yatırmak değildir. Bu açıklık değil, çılgınlıktır. Bu ancak kişinin kendisine kastetmesi olabilir. Bu gerçek, birey olduğu kadar toplumun daha üst katmanları için de geçerlidir. O halde açıklıktan ne anlaşılmalıdır? İletişimde DÜRÜSTLÜK açıklığın en güzel tarifi olabilir.
Kitleleri etkileyebilen, diğer bir ifade ile yaydıkları haber ve bilgilerle toplumda ülkenin yararına veya ülkeye hiçbir yararı olmayan KOLLEKTİF BİLİNCİN yaratılmasında etkili olan haber kaynaklarının, yaptıkları işin farkında olmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasının bir gereklilik olduğu düşünülmektedir. Diğer taraftan planlı olarak yürütülen, aldatma ve hile dolu bilgi ve haberleri dinleyen veya okuyanların da verilen mesajların arkasındaki asıl KÖK düşünceyi anlayabilecek, analiz edebilecek bilinç düzeyine ulaştırılması ile oyunların büyük ölçüde çözebileceği değerlendirilmektedir.
İKK ve Güvenlik Bilinci kapsamında geliştirmemiz gereken diğer bir husus da “ULUSAL GÜVENLİK KÜLTÜRÜ”dür. Ulusal güvenlik kültürünün ne anlama geldiğini örnek olarak 2002 yılında izlediğim, Fransa’da oynanan, “Paris Saint German-Galatasaray futbol maçını verebilirim. Konuyu maçın televizyondan naklen yayını esnasında Fransız Televizyonunun sergilediği tutumla açıklamak mümkündür. Maç esnasında Türk seyircilerine Fransız taraftarlarının canlı saldırıları görüntülerini Fransız televizyonunun ekrana getirmede kendi açısından son derecede temkinli hareket ettiğini gözlemledim. Günümüzde gerçekleri saklamak, olayların üzerini örtmek o kadar kolay değildir. İletişimin sansürü, özgür ve çağdaş toplumlarda hiç tasvip edilecek bir davranış değildir. Ancak televizyondan maç yayınını canlı seyreden farklı milletlerden milyonlarca insanın gözlerinden Fransız taraftarların holiganlığı ve stattaki emniyet tedbirlerinin yetersizliği açıkca gizlenmiştir. Tabii ki olayı değerlendirirken iki taraflı düşünmek ve yargıda bulunmak gerekir. Olaya ne taraftan baktığınıza göre kanaatiniz değişecektir. Burada Fransız televizyonunun kendi ülkesi açısından bu sorumlu hareketi ile ülkesini yabancıların olumsuz yargılarından koruduğunu kıymetlendiriyorum.
Öte yandan yapıcı, eleştirisel, bakış açımdan ulusal güvenlik kültürü tam manasıyla gelişmemiş Türk medyası, İstanbul’da oynanan, Galatasaray-Leeds United karşılaşmasında İstanbul Mecidiyeköy ve Taksim’de meydana gelen olayları abartılı ve hafızalara kazınacak tarzda onlarca defa göstererek adeta dünya kamuoyunda Türk insanını potansiyel sabıkalı konumuna sokmuştur. Dayak yiyen, kafası, gözü ve kıyafetleri darmadağın, kanlar içinde yabancı holiganları izleyenler ilk intibada onların bu hale nasıl geldiğini, acımasızca darp edildiklerini ve suçluların hemen bulunup cezalandırılması gerektiğini düşüneceklerdir. Fakat bilmezler ki bunların ülkemize gelip maç öncesinde aşırı alkol alarak kendilerinden geçip sağa sola sataşdıkları, sebepsiz yere arbede çıkarttıkları adı üzerinde holiganlık yaptıklarını. Bilmezler çünkü basın ve yayın kuruluşları olayı dramatize edecekler ya. Reyting uğruna halkımızın ve ulusumuzun o güzelim hasletleri konusunda dünya kamuoyunda yanlış imaj oluşturacaklar. İşte durum sonuçta gelip “Ulusal Güvenlik Kültürü” ne ve bunun zırhı olan “Kollektif Bilinç”e dayanmaktadır.
Sonuçta, İKK ve Güvenlik bilincinin toplumun her kesiminde görev alanları ile uyumlu olarak geliştirilmesinin ülke güvenliği için son derecede lüzumlu bir eğitim olduğu değerlendirilmektedir.
İstihbarat’a Karşı Koyma ve Güvenlik ;
- Lider, yönetici ve karar makamları için; hayati öneme haiz bir İHTİYAÇ,
- İstihbaratçılar için; sağlanması MİLLİ bir görev,
- Ülke insanı için; başarıya ulaşması için gönülden katkıda bulunulan bir YUTTAŞLIK GÖREVİ, olarak algılanmalıdır.
İstihbarat ve İKK; BİLGİ, FAALİYET ve TEŞKİLAT dahilinde yürütülen faaliyetlerdir. Bu faaliyetler salt bir kuruma (Devlet İstihbaratından sorumlu MİT Bşk.lığına) mahsus değildir. Diğer bir ifade ile; İstihbarat faaliyetleri her bakanlık içinde yine o bakanlığın teknik bilgileri ile teçhiz edilmiş, fakat bunun yanında meslekî istihbarat alanında da nosyon kazanmış, personel istihdamı vasıtasıyla gerçekleştirilmelidir.
İçişleri, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlıklarının teşkilat yapıları içinde istihbarat birimleri olur da, peki ya diğer bakanlıklar (Adalet, Aile ve Sosyal Politikalar, Avrupa Birliği, Bilim, Sanayi ve Teknoloji, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Çevre ve Şehircilik, Orman ve Su İşleri, Ekonomi, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Gençlik ve Spor, Gıda, Tarım ve Hayvancılık, Gümrük ve Ticaret, Kalkınma, Kültür ve Turizm, Maliye, Milli Eğitim, Sağlık, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıkları) hiç mi istihbarat faaliyetlerinde bulunmazlar. Bunların teknik hususları ile ilgili istihbarat ihtiyaçları ne derece Devlet İstihbarat Hizmetleri ile görevli Milli istihbarat Teşkilatı Başkanlığı tarafından karşılanabilir?
Anglosakson İstihbarat yapısının mimarı olan İngiltere ile günümüz konjöktüründe dünyada sözü geçen tek küresel güç olan ABD’de her bakanlığın teşkilat yapısı içinde bir “İstihbarat Birimi (Başkanlığı, Dairesi, Şubesi)” bulunmaktadır. İlk anda; Tarım ve Orman, Kültür ve Turizm Ekonomi Bakanlıklarının istihbarat biriminin olması neden gerekli? diyebilirsiniz. Fakat tarım konusunda zaman zaman ortaya çıkan kuş gribi, deli dana v.b. hastalıkların tespiti, teşhisi ve bu ajanların (ajan sadece insan olmayabilir) hangi ülkeler tarafından yönlendirildiği hususunu kim araştıracak ortaya çıkaracak? Teknik bilgi ağırlıklı araştırma ve inceleme çalışmalarını kim yapacak? Tabii ki o bakanlığın istihbarat nosyonu ve eğitimi almış teknik personeli.
Diğer bir örnek, günümüzde turizm geliri ülkemiz ve yakın coğrafyamızdaki diğer ülkelerin genel bütçe içinde en yüksek bir gelir kalemi. Bu konuda ülkeler birbirleri ile kıyasıya bir rekabet ve hatta savaş (hibrit) içinde. Bazen bir ülke diğer ülkenin turizm potansiyelini baltalamak için değişik çaba, propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerine girişiyor. Hatta el altından hedef ülkede destekledikleri terörist ve ajanlar üzerinden sabotaj (orman yangınları) ve terör faaliyetleri gerçekleştiriyor. Bunlarla direk mücadele işini (MİT ve Emniyet) bir kenarda tutalım. Mücadele boyutuna gelene kadar bu sinsice ve gizlice yürütülen faaliyetleri kim ortaya çıkaracak? Tabiiki öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde (RTÜK’de bu bakanlığımızın teşkilat yapısı içindedir) oluşturacağımız teknik donanıma sahip ve istihbarat nosyon ve eğitimi almış bakanlık istihbarat birimi.
Öte yandan, konumuzla ilgili olarak, bakanlık teşkilatının yanı sıra Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıkların da teşkilat yapısı dahilinde, bulunduğu kurumun teknik/mesleki donanımına haiz, istihbarat nosyonu/eğitimi almış kurum içi personelden müteşekkil bir “İstihbarat birimi” olmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir. (Örneğin: T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı-Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Ulusal ve Uluslararası Medya Koordinatörlükleri ile ilişkili ve bağlantılı kuruluşlar TRT, Anadolu Ajansı, Basın İlan Kurumu)
Sonuç olarak; tarihi şan ve şerefle dolu Türk ulusunun bir ferdi olarak tarihimizle haklı övünç ve gurur duymamızın yanısıra gelecekle ilgili her türlü tehlikeyi göğüslemeye de millet ve devlet olarak hazır olmalıyız. Zamana ve teknolojik gelişmelere ayak uydurmak, asıl olan iç cephede birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmak asıl gayemiz olmalıdır. Bu mihverde milli birlik ve beraberliğimiz ile devletimizin bekası için ülkemize yönelik iç ve dış tehditleri önceden bulup ortaya çıkararak gerekli tedbirleri almak zorundayız. Bunun için günümüz asimetrik tehdit ve hibrit savaş ortamında bölgesel bir güç olan ülkemiz de İstihbarat ve İKK faaliyetleri, teşkilatlı ve profesyonel bir şekilde, milli menfaatlerimiz ve ulusal güvenliğimiz gereksinimlerimize cevap verebilecek seviyede yeniden gözden geçirerek tamamlanmalıdır.
(E) İstihbarat Kd. Albay Murat DİKKAŞ
- İSTİHBARATA KARŞI KOYMA (İKK) VE KORUYUCU GÜVENLİK BAĞLAMINDA “ULUSAL GÜVENLİK KÜLTÜRÜ VE KOLLEKTİF BİLİNÇ” - 1 Mayıs 2026
- ABD’NİN YENİ YÖNETİMİ İLE DEĞİŞEN POLİTİKALARI DOĞRULTUSUNDA NATO’NUN GELECEĞİNE DAİR DEĞERLENDİRME - 13 Mart 2025
- EMPERYALİSTLERİN VE SÖMÜRGECİLERİN STRATEJİSİ: “BÖL-PARÇALA-YÖNET” - 9 Ocak 2025
- BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (BOP) ÜZERİNDEN SURİYE’DEKİ GELİŞMELERİN YORUMU - 14 Aralık 2024
- ETKİ AJANLIĞI - 5 Nisan 2023