Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

4 OCAK DİYARBAKIR MİTİNGİ

Terörist başını idam edilmemesi koşuluyla zamanında teslim ettiler.

Bu terörist sonra işimize yarayacak, kullanacağız dediler.

İşte şimdi zamanı geldi kullanıyorlar.

Öcalan tam anlamıyla bir teröristtir.

4 Ocak 2026’da Diyarbakır’da yapılacağı duyurulan sözde terörist başı “Öcalan’a özgürlük” içerikli açık hava toplantısı, açıkça T.C. Anayasası ve kanunlarına aykırıdır. PKK’yı ve terörist başını öven sloganlara meşruiyet kazandırılarak terörü siyasi bir zemine çekme gayretidir.

Miting öncesi Diyarbakır’daki manzaranın vahameti yeter de artar bile. Şehir merkezinden sosyal medyaya şu haberler yansıdı:

“Diyarbakır’daki bazı siyasi partiler binalarına Kürdistan bayrağı asmaya başladılar.” haberleri çıktı.  

Terörist başının posterlerinin altına, “Ulusal varlık tanındı. Şimdi sıra kurtuluşta” pankartları asıldı.

“Öcalan’a özgürlük” mitinglerinin düzenlenmesi, parti binalarına ve bazı evlere sözde “Kürdistan” bayrakları ile terörist başının posterlerinin asılması tesadüf değildir.

Burada amaç açıktır:

50 yıldır başaramadıkları etnik çatışmayı ve içine düştükleri rezil durumu, bu kez sokak üzerinden, psikolojik savaş yöntemleriyle meşrulaştırma isteğidir.

Örgüt bayrakları, atılan sloganlar, posterler ve fiili bölücülük gösterileri “siyasi faaliyet” değil, kamu düzenine ve anayasal düzene tehdit olarak ele alınmalıdır.

Terörist başını ve terör örgütünü övmek, lehine slogan atmak ifade özgürlüğü olarak kabul edilemez.

Sorun, Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve Cumhuriyetin bekası meselesidir. 

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu” halen yürürlüktedir. Diyarbakır Valiliği ve Savcılar re’sen harekete geçmelidir.

Bu süreçte hukukun askıya alındığı izlenimi verilemez. Devletin terörle mücadele konusundaki kararlılığı sorgulanamaz. Toplumun sinir uçlarıyla oynanmak suretiyle oluşabilecek muhtemel kaos ortamına izin verilemez.

“Bir terör örgütünün miting yapmasında mahzur yoktur” demek siyaset değildir. Buna karşı reaksiyon göstermek her Türk’ün varlık sebebidir.

Diyarbakır’da Şeyh Said’in mirasçılarının var güçleriyle ihanete kucak açarak, çanak tutarak göstere göstere etrafa zehir saçmaya devam etmelerine sessiz kalmak, bunu “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek görmezden gelmek, ya da meseleye sıradan ve basit bir olay gözüyle bakmak ve yumuşatmak tarihi bir hatadır.

Binlerce Türk’ün şehit olmasına sebep olan bir bebek katili alçak bir teröristi adam yerine koymak, hele hele kahraman muamelesi yapmak, üç milletvekilini bulunduğu yere göndermek, teröriste özgürlük istemek terör ve şiddeti meşrulaştırmak anlamına gelir. Zaten kutuplaşmış toplumun daha da kutuplaştırır. Bu iş yangına benzin dökmeye benzer.

İnsan sormadan edemiyor. Böyle barış, demokrasi, çözüm olur mu? Bu şekilde toplumsal barışa ilişkin sorun ve çözümleri ortaya konulur mu?

“Özgürlük Mitingi” adı altında düzenlenen bu tür bölücü ve ayrımcı etkinlikler, bin yıldır birlikte yaşadığımız, aynı dine, aynı tarihe ve kültüre sahip olduğumuz Kürt kardeşlerimizle birbirimizden hızla uzaklaşmamıza vesile olur. Sırf dil ve lehçe farkı gözeterek son derece basit bir gerekçeyle ayrışıyoruz.

Egemen olan ve “millî egemenliği” şiar edinmiş hiçbir devlet bir terör örgütünü muhatap kabul etmez, etmemelidir.

Türk Milleti ve siyaseti, bölücü ve yıkıcı unsurların 4 Ocak’ta Diyarbakır’da sergileyecekleri manzaraya razı olacak veya rıza gösterecek bir millet değildir.

Sonuç olarak, terörün meşru bir zemine kaymasına asla müsaade edilmemelidir. Miting, siyasi bir propaganda aracıdır. Terör örgütünün miting düzenlemesine izin verilemez. Terörün siyasileşmesi, bölücü faaliyetlerin geldiği tehlikeli noktanın görülmesi bakımından önem arz etmektedir. Bölücü terör örgütüne propaganda imkânı tanınamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devletindeki tüm hukuk kurum kuruluş ve birimleri, bu toplantının hiçbir yasal tarafının olmadığı hususunda Türk kamuoyunu aydınlatmaları, yasal gerçekleri ile birlikte ortaya koymaları gerekli ve zaruridir.