Türk askeri tarihi mükemmel örneklerle doludur. Bu örneklerin başında Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları gelir. ‘’Mehmetçik Fenomeni’’ bu savaşlar sayesinde ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşları, Mehmetçiği ateş altında tanıyan Almanları hayretler içinde bırakmış, tüm dünyada hayranlık uyandırmıştır.

Çanakkale savaşları, sebep ve sonuçları itibariyle Birinci Dünya Harbinin önemli dönüm noktalarından biridir.

İngiliz Bahriye Nazırı Churchill’in dürtüsüyle Çanakkale Boğazını geçerek Marmara’ya girmeyi ve oradan da İstanbul’a gelerek işgal etmeyi hayal eden müttefikler, 18 Mart 1915’de ki deniz savaşında Türk topçusunun ve mayınlarının önünde büyük hüsrana uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldıklarında, stratejik olarak büyük hata yaptıklarını anladılar.

25 Nisan’a Nasıl Gelindi?

18 Mart 1915’de bozguna uğrayan müttefiklerin bağlı olduğu İngiliz Yüksek Savunma Konseyi çok geçmeden harekâta devam etme kararı aldı. Ancak bu kez temkinliydiler. Hedef seçiminde hataya düşülmeyecekti. Harekâtı iki safhada plânladılar. İlk hedef İstanbul değil, Çanakkale Boğazı idi.

Emirler kısa zamanda ilgililere ve en başta Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanı General Hamilton’a ve Müttefik Donanma Komutanı Amiral De Robeck’e ulaştırıldı.

Müttefik kuvvetler ikiye ayrılmıştı, Kara Kuvvetleri General Hamilton’a, Deniz Kuvvetleri Amiral De Robeck’e bağlıydı, iki başlı, iki bağımsız kuvvet.

Yapılan plâna göre, Birinci safhada: Gelibolu Yarımadası donanma desteğiyle işgal edilerek Çanakkale Boğazı açılacak, bilahare ikinci safhaya geçilecek ve Marmara’ya girilerek İstanbul ve Boğazı ele geçirilecekti.[1]

Onlar sanıyorlardı ki, güçlü müttefik donanmasının desteğinde, yüzlerce topu, makineli tüfeği, on binlerce insani Gelibolu Yarımadasına yığarak, Balkan bozgunundan, Sarıkamış faciasından ve Süveyş yenilgisinden yeni çıkmış hasta ve yorgun Osmanlı’nın işi tez zamanda bitirilecek ve İstanbul kolayca işgal edilecek.

25 Nisan Sabahı (Birinci Raund)

18 Mart 1915 Deniz Savaşından 38 gün sonra, 25 Nisan sabahı Çanakkale Boğazı kıyıları yeniden top sesleriyle inledi. Kuzeyde Saroz Körfezinden, güneyde Beşige açıklarına kadar 120 km.lik deniz ufku alev ve dumana boğuldu.

Çanakkale bölgesini savunmakla görevli 5. Türk Ordusu, Ordu Komutanı Alman  Mareşali  Liman  Von  Sanders  komutasında  Gelibolu yarımadasında 84 bin kişilik bir kuvvetle aşağıda ki gibi tertiplenmişti.

çan-1

5. Türk Ordusunun 3. ve 15. olmak üzere iki kolordusu vardı. Ayrıca doğrudan 5. Orduya bağlı, komutanlığını o tarihte 34 yaşında ve yarbay rütbesinde Mustafa Kemal’in yaptığı 19. Tümen, bir süvari tugayı, bir piyade alayı ile dört jandarma taburundan müteşekkil ihtiyat kuvvetleri ile yarımadayı savunmak üzere tertiplenmişti.[2]

Müttefik askerleri değişik milletlerdendi. İngilizlerden başka, Fransızlar, Avusturyalılar, Yeni Zelandalılar, Hintliler vardı. İngiliz askerleri arasında İrlandalısı-İskoçu, Fransızlar arasında Cezayirlisi-Senegallisi, Hintliler arasında Gurkalısı-Skihlisi yan yana idi. Cezayirli Arap’ın fesi, Hintlinin sarığı, Avusturyalının şapkası, Yeni Zelandalının beresi ve askerlerin değişik giysileri ile karmaşık,   dilleri,   dinleri ayrı 75 bin kişiden oluşturulmuş bir kitle, milletler topluluğu.[3]

General Hamilton’a göre bu kuvvet yetersizdi. O’na göre Çanakkale Boğazını ele geçirmek, müteakiben İstanbul’a uzanmak için en azında bunun iki misli, yani 150 bin kişilik bir kara kuvvetine ihtiyaç vardı.[4]

Her ne kadar başlangıçta Türk askeri sayısal olarak dokuz bin kişi fazla görünüyor ise de, Müttefikler harp silah, araç, gereç ve cephane bakımından, özellikle de lojistik destek yönünden çok üstün seviyede idiler.

Müttefikler asıl çıkarmayı Seddülbahir ve daha kuzeydeki Arıburnu bölgesine plânlamışlardı. Saroz Körfezi ve Anadolu yakasındaki Kumkale ve Beşige sahillerine ise sahte gösteri taarruzu şeklinde çıkarma yapacaklardı.[5]

Çan-2

5. Ordu Komutanı Mareşal Sanders asıl çıkarmayı Saroz Körfezine bekliyordu. O nedenle kuvvet çoğunluğunu kuzeyde ve iç bölgede tutan bir savunma anlayışı ile birlikleri tertipledi. Mareşal Sanders, asıl hatayı ise birliklerin genel taktik tertiplenmesinde yaptı. Çıkarmanın yapılacağı kıyıları zayıf tutup, asıl kuvveti iç bölgelerde tertipledi. Bu savunma tertibine 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa ve ihtiyat Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal karşı çıktılar. Asıl savunmanın kuvvet çoğunluğu ile kıyılardan itibaren yapılmasının daha uygun olacağı görüşünde idiler.[6]

Asıl çıkarmalar 25 Nisan sabahı tüm hızı ve şiddetiyle Seddülbahir ve Arıburnu kıyılarına başladığında, Esat Paşa ve Mustafa Kemal Ordu Komutanından habersiz, kendi insiyatiflerini kullanarak birlikleri çıkarmanın yapıldığı sahillere kaydırdılar. Böylece düşmanın kıyıda tutunmalarına mani oldular. İlk üç gün her iki tarafta çok ağır kayıplar verdiler.  Ne var ki,  müttefikler istedikleri başarıyı elde edemediler. Çıkarma yaptıkları sahillerde 15 km. genişliğinde ve 3-4 km. derinliğinde daracık bir alanı işgal etmekle yetindiler.

Başlangıçta Seddülbahir ve Arıburnunda oldukça dar bir sahil şeridinde tutunmak zorunda kalan düşman, manevra alanını genişletmek maksadıyla ileri harekâta girişti. Bu kapsamda, 28 Nisan – 6 Haziran tarihleri arasında Seddülbahir Cephesinde Birinci, İkinci ve Üçüncü Kirte savaşları cereyan etti. Bu savaşlarda da taraflar çok kayıplar verdi. Türk ordusunun inatçı savunması karşısında düşman istediğini elde edemedi ve kesin sonuçlu bir başarı sağlayamadı.

Bu tarihten sonra cephelerde genel bir durgunluk ve sessizlik hâkim oldu. Bölgede artık hareket savaşı sona ermiş, siper savaşları başlamıştı. Bu durum savaşın birinci raundunun sona ermesi gibiydi. Bu arada taraflar kayıplarının telafi etmeye, bütünleme yapamaya ve yaralarını sarmaya çalıştılar.[7]

İkinci Raund Başlıyor

Çok geçmeden Ağustos başlarında savaşın ikinci raundu başladı. Conkbayırı  ve  Kocaçimeni  ele  geçirmek  isteyen  düşman  taarruza başladı. 6-7 Ağustos günleri Conkbayırında göz yaşartıcı ve heyecan verici sahneler yaşandı. Conkbayırında yaşananlar, orayı Çanakkale Savaşlarının simgesi haline getirdi. Yine bu harekâtla koordineli olarak müttefikler aynı tarihte Arıburnu kuzeyinde nispeten zayıf kuvvetlerle savunulan bölgeye,     Suvla     (Anafartalar)     çıkarması başlattılar.

Anafartalar Savaşı’’ adı altında başlatılan bu savaşın amacı baskın ve süratle Türkleri gafil avlayarak imha etmek ve yarımadayı ele geçirmekti. Ne var ki müttefiklerin bu son bu girişimleri de fiyasko ile sonuçlandı.[8]

25 Nisan da başlattıkları kara savaşları, dört ay sonra Ağustos ayının sonlarına gelindiğinde,  müttefikler çaresizlik içinde Gelibolu Yarımadasının daracık kıyılarına çakılıp kalmışlar,  yine büyük bir hüsrana uğramışlar, yine hiçbir şey elde edememişler ve büyük bir çıkmazın içine düşmüşlerdi.

Eylül ve Ekim aylarına gelindiğinde havaların soğuması ile birlikte müttefikler gerek askeri yönden gerekse mevsim koşulları itibariyle sıkışık haldeydiler. Müttefik Kara kuvvetleri Komutanı General Hamilton tüm cephelerde başarısız olduğu gerekçesiyle görevinden alındı. Yerine İngiliz Orgeneral Charles Monro atandı. Yeni başkomutan Monro Gelibolu’ya gelir gelmez cepheyi gezdi ve Londra’ya görüşünü bildirdi.

Gelibolu tahliye edilmeli’’ idi. Bu esnada takvimler 3 Kasım’ı gösteriyordu. İngiliz Yüksek Savunma Konseyi bu görüşe katılmak zorunda kaldı. Nihayet İngiltere’den 7 Aralık tarihinde çekilme emri geldi. Aralığın   sonlarına   gelindiğinde   öncelikle   Arıburnu   ve   Anafartalar Cepheleri   tamamen   tahliye   edildi.   Seddülbahir   Cephesinde   kalan unsurlar da 9 Ocak 1916 tarihinde bu cepheyi terk ettiler. Aynı gün 5. Ordu Komutanı Mareşal Von Sanders Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: ‘’Tanrıya şükür, Gelibolu Yarımadası düşmandan temizlenmiştir.’’[9]

Sonuç

25 Nisan 1915’de başlayıp, 9 Ocak 1916’da sona eren Çanakkale Kara Savaşlarının bilançosu her iki taraf içinde gerçekten korkunçtu.

Türklerin  kayıpları:  589  Subay,  56.485  Er/Erbaş  olmak  üzere toplam 57.074 şehit, 97.864 yaralı, 11.178 kayıbı da dahil edersek toplam zaiyat 166.116 idi.

Müttefiklerin kayıplarına gelince, İngiliz ve Fransızların toplam ölü, esir ve kayıplarını miktarı 43.000, yaralı sayısı 72.000, hasta sayısı 90.000 olmak üzere zayiatlarının toplamı 252.000 idi. [10]

Yaklaşık 8.5 ay süren Çanakkale Kara Savaşlarında her iki tarafında verdiği zayiatın bu derece fazla olması,  mevcut arazi yapısını dikte ettiği zor koşullar ve daracık bir toprak parçasında ölüm-kalım mücadelesinin kanlı neticesidir.

Çanakkale Savaşlarında Türk Ordusuna emir-komuta eden ve Türk askerini ateş altında tanıyan Alman Mareşal Liman Von Sanders savaş sonrası şunları der: ‘’Çanakkale’yi bir asker olarak anlatmak imkânsızdır. Çelikten, manevi kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sorunun cevabı, işte bu gösterişsiz, mütevekkil (kadere boyun eğen) ve sessiz Anadolu çocuğunun kendisiydi. Tarih kitaplarında Türkler için okunanlar, hatta onlarla dövüşenlerin anlattığı hikâyeler hakikati ifadeden acizdirler. Saadet, Türklerle aynı safta dövüşmektir. Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım.

Çoğu yarı çıplak, çoğu yarı açtılar. Haftada bir öğün kemikli bir parça et verilebiliyordu. Bitkisel yağda haşlanmış buğday kırığı yiyorlar, sağlık şartlarında mahrum su içiyorlardı. Taş üzerinde yatıyorlar, güneşe, fırtınaya, soğuğa, yağmura karşı korunmamış siperlerde çamur ve toz içinde günler geçiriyorlar, fakat dünyanın bütün vasıta ve imkânlarına sahip düşmanlarını buldukları zaman aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Bu ne gösterişsiz, nümayişsiz bir yurt sevgisiydi. Arkalarında fakir bir vatan toprağı duran bu insanlar, savaş boyunda birer kahramandılar. Ölüme bu kadar gülerek giden bir başka millet yoktur. Bu nitelikleri sebebiyledir ki, hürriyetlerini en ağır bedelle ödüyorlar, esaret bilmiyorlardı.’’[11]

Evet Çanakkale bir diriliştir, Türkün geri dönüşüdür. Kuva-yı Milliye ruhunun mayasıdır. Milli Mücadelenin ve akabinde kurulacak Cumhuriyetin habercisi, taç kapısı ve arifesidir. Hülâsa yeni Türkiye’nin ön sözüdür.[12]

Çanakkale  kahramanları  ile  birlikte  dövüşen  Mustafa  Kemal  Atatürk, savaştan 20 yıl sonra 1934’de onlar için şöyle söyleyecekti:

Burada yatan şehitlerimiz,

Sizleri hürmet ve şükranla anıyoruz. Siz olmasaydınız ve siz göğüslerinizi çelik   kalelerle   siper   etmeseydiniz   Boğaz   açılır, İstanbul işgal edilir, vatan toprakları istila ya uğrardı.’’[13]

 Kaynakça:

[1]http://akademikperspektif.com/2011/11/26/canakkale-savaslarinda- neler-yasandi/

[2] Çanakkale Savaşları, Fikret GÜNESEN- Kastaş Yayınları, (1986)

[3]1915 Çanakkale Savaşı, İbrahim ARTUÇ-Kastaş Yayınları,İkinci Baskı (2016)

[4]A.g.e., S.102

[5]1915Çanakkale Savaşı, İbrahim ARTUÇ-Kastaş Yayınları,İkinci Baskı (2016)

[6]A.g.e.S.111 [7]A.g.e.S.251

[8] Çanakkale Savaşları, Fikret GÜNESEN- Kastaş Yayınları, (1986)

[9]1915 Çanakkale Savaşı, İbrahim ARTUÇ-Kastaş Yayınları,İkinci Baskı (2016)

[10] A.g.e.S.329

[11]A.g.e.,335

[12]Diriliş, Turgut ÖZAKMAN- Bilgi Yayınevi (Mart 2008)

[13]1915Çanakkale Savaşı,İbrahimARTUÇ-Kastaş Yayınları,İkinci Baskı (2016)