18 Mart Çanakkale Zaferi’ni ve bu Vatanı bizlere armağan edenleri saygıyla ve minnetle anıyoruz. Vatanları, milletleri, kutsal değerleri için canlarını verdiler, şehit oldular. Soylu ruhlarının emanetçisiyiz.

Yoklukta uyanmak ve direnmekti Çanakkale.

Bir tas üzüm hoşafı ve çeyrek ekmekle siper olmaktı bu vatana, ölüme yürümekti.  Akılla, iradeyler, stratejiyle, inançla ve belki de bir parça kaderin cilvesiyle yoğrulmuş bir mucizeydi. Gözlerimizi dolduran, burnumuzu sızlatan, ve Türkün “Ben ölmeden geçemezsiniz!” diye haykırdığı zaferdi Çanakkale.

Askerlerine “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diyebilen Atatürk’ten başka bir komutan yoktur. Ölme emrini tereddütsüz yerine getiren Mehmetçik’ten başka bir asker, Türk milletinden başka bir millet de bulunamaz.

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

 

Tüm şehitlerimizi saygıyla, şükranla anıyoruz.