Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

C9

Giriş: Orta Koridor’un Yeni Kırılganlıkları ve Rekabet Gücü

2022’den itibaren, Ukrayna-Rusya savaşının Karadeniz üzerinden geçen geleneksel ticari akışları sekteye uğratması, Avrasya ulaştırma mimarisinde yeni bir rotanın –Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Rotası (Orta Koridor)– yoğun bir şekilde öne çıkarılmasına yol açmıştır. Uluslararası finans kuruluşları, Avrupa Birliği kurumları ve bölgesel aktörler nezdinde bu rota; Rusya’ya olan stratejik bağımlılığı azaltan, güvenli, istikrarlı ve doğrudan Çin’i Avrupa’ya bağlayan “yeni omurga” olarak konumlandırılmıştır. Bu söylem, rotanın taşıdığı yük hacmindeki kayda değer artışla da desteklenmiş ve Orta Koridor, kısa sürede Avrasya jeopolitiğinin en çok ön plana çıkan unsurlarından biri haline gelmiştir. Ancak bu yoğun stratejik iletişim faaliyeti, rotanın doğasında bulunan dört yapısal kırılganlığı sistematik olarak gözlerden uzak tutmuştur:

  • Altyapı Darboğazları ve Teknik Kapasite Yetersizliği: Rota, Hazar Denizi’nin iki yakası arasındaki feribot geçişlerinde kronik bir kapasite sorunu yaşamaktadır. Aktau ve Bakü limanlarının elleçleme hacmi, söz konusu yük artışını karşılayabilecek modernizasyondan yoksundur. Bunun yanı sıra, Kazakistan demiryolu ağının elektrifikasyon ve sinyalizasyon teknolojisi, büyük hacimli yük trenlerinin verimli akışını sağlayacak seviyede değildir.
  • Çok Aktörlü Yapıdan Kaynaklanan İdari ve Operasyonel Zorluklar: Orta Koridor, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye olmak üzere dört farklı ulusal gümrük, transit vize ve lojistik rejimini içermektedir. Bu aktörler arasındaki kurumsal koordinasyon ve teknik entegrasyon eksikliği, Çin’den Avrupa’ya ortalama transit süresini kara yoluyla ulaşılan 14-18 günlük optimum süreye karşılık 25-30 gün gibi rekabetçi olmayan bir seviyeye yükseltmektedir. Bu durum, rotanın maliyet-etkinlik analizini olumsuz etkilemektedir.
  • Güvenlik Garantisinin Varsayımsal Niteliği: Orta Koridor’un güvenli bir alternatif olarak sunulması, Hazar Denizi’nin askerî açıdan tarafsız ve kapalı bir havza olduğu yönündeki geleneksel kabul üzerine inşa edilmiştir. Bu kabul, bölgenin küresel deniz güçlerinin rekabet sahası dışında kalacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak son gelişmeler bu bakışta köklü bir değişikliğe yol açma potansiyeline sahiptir.
  • İklim Kaynaklı Hidrolojik Kırılganlık (Ekolojik Boyut): Hazar Denizi’nde son yıllarda gözlemlenen su seviyesindeki dramatik düşüş, liman erişimini doğrudan tehdit etmektedir. Bu düşüşün temel nedenleri arasında Volga Nehri’ndeki azalan akış ve iklim değişikliğine bağlı artan buharlaşma gösterilmektedir. Aktau ve Türkmenbaşı gibi kritik limanlar, azalan su seviyesi nedeniyle sürekli ve maliyetli derinleştirme (tarama) çalışmalarına ihtiyaç duymakta; bu da operasyonel giderleri artırmakta ve rotanın ekonomik sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemektedir.

Hazar Denizi bugüne kadar Karadeniz veya Doğu Akdeniz gibi doğrudan büyük güç rekabetinin yaşandığı bir deniz olmamıştır. Bunun temel nedenleri; NATO’nun askeri olarak bulunmaması, kıyıdaş devletlerin deniz güvenliğini kendi aralarında yönetmesi ve Hazar’ın büyük ölçüde enerji ve ticaret havzası olarak görülmesidir.

Ukrayna’nın son olayda Rusya-İran lojistik hattını Hazar’da hedef alması, Hazar’ı küresel rekabet coğrafyasının aktif bir parçası haline getirmektedir. Bu dönüşümün anlamı oldukça büyüktür. Artık Hazar; enerji havzası, lojistik koridor, askeri ikmal ağı, istihbarat faaliyet alanı, insansız sistemlerin operasyon sahası, iklim değişikliğinin altyapıyı doğrudan test ettiği bir laboratuvar olarak aynı anda değerlendirilecektir.

Bugünden sonra kıyıdaş beş ülke (Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan) güvenlik ve altyapı doktrinlerinde köklü değişikliklere gitmek durumunda kalacak ve bölgedeki silahlanmayı tetikleyecektir.

Hazar Denizi’nde meydana gelen bu saldırı, doğrudan Rusya-İran askeri ikmal hattını hedef alarak, söz konusu deniz sahasının artık yalnızca ticari bir geçiş noktası değil, aktif bir çatışma ve istihbarat operasyon sahası olduğunu göstermiştir. Ancak bu hamlenin stratejik anlamı, yalnızca vurulan geminin kendisiyle sınırlı değildir. Esas belirleyici olan, Rusya ve İran’ın bu olaya vereceği yanıtın, Hazar’daki tüm ticari geçişleri nasıl etkileyeceğidir. Tahran ve Moskova, bu olaydan yola çıkarak uluslararası sularda (Hazar) seyir güvenliğini kasıtlı olarak sorgulanır hale getirebilir; bu da doğrudan hedef alınmayan Orta Koridor gemilerini dahi dolaylı bir risk atmosferine sürükleyebilir. Dolayısıyla asıl kırılganlık, saldırının kendisinden çok, Rusya-İran ekseninin bu durumu stratejik bir “güvenlik krizi”ne dönüştürme kapasitesinde yatmaktadır. Bu koşullar altında, Orta Koridor’a yönelik algı, Moskova ve Tahran’ın alacağı tedbirler ve olası misillemeleri doğrultusunda şekillenecektir.

1. Çatışmanın Coğrafi Yayılması Değil, Stratejik Derinlik Mücadelesi ve İran Faktörü

Hazar Denizi’nde gerçekleşen saldırı, Ukrayna-Rusya savaşının klasik anlamda yeni bir cepheye yayıldığı anlamına gelmemektedir. Ancak bu gelişme, savaşın yalnızca kara cepheleri ve doğrudan askerî hedeflerle sınırlı kalmadığını; tarafların birbirlerinin lojistik ağlarını, enerji bağlantılarını ve stratejik ulaşım hatlarını hedef alan daha geniş bir mücadeleye yöneldiğini göstermektedir.

Ukrayna açısından temel hedef, Rusya’nın cephe gerisindeki stratejik kapasitesini aşındırmak ve Moskova’nın savaş ekonomisini destekleyen ulaştırma ağlarına ek maliyetler yüklemektir. Bu nedenle Hazar Havzası’na yönelik olası operasyonlar, tek başına belirli bir gemi veya altyapının hedef alınmasından ziyade; Rusya’nın Karadeniz-Kafkasya-Hazar hattı üzerinden oluşturduğu alternatif lojistik bağlantılara yönelik baskı aracı olarak değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım, Ukrayna’nın Karadeniz’de uyguladığı asimetrik stratejinin devamı niteliğindedir. Ukrayna, insansız deniz araçları ve uzun menzilli sistemlerle Rusya’nın Karadeniz filosunun hareket alanını daraltmış; Rusya’nın Sivastopol merkezli deniz gücünü daha güvenli bölgelere çekmesine neden olmuştur. Ancak Moskova, Karadeniz’in doğu ve güneydoğu kesimlerinde enerji altyapısı, limanlar ve deniz ulaşım hatları üzerinde önemli bir kapasiteyi korumaktadır.

Bu karşılıklı baskı ortamında mücadele, yalnızca askerî hedeflerle sınırlı kalmamış; ticari gemiler, enerji altyapıları ve ulaştırma koridorları stratejik araçlara dönüşmüştür. Rusya’nın Ukrayna limanlarına yönelik deniz ablukası ve ticari gemilere yönelik tehditleri, savaşın ekonomik boyutunu güçlendirirken; Ukrayna da Rusya’nın enerji gelirlerini ve lojistik sürekliliğini hedef alan asimetrik yöntemlere yönelmiştir.

Bu noktada İran faktörü kritik hale gelmektedir. İran, Rusya için yalnızca askerî iş birliği yapılan bir ülke değil; aynı zamanda Batı yaptırımları altında alternatif ulaştırma ve ticaret ağlarının önemli bir bileşenidir. Hazar Denizi, Rusya ile İran arasındaki bağlantının merkezinde yer almakta; Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC), limanlar, demiryolları ve enerji bağlantıları üzerinden Moskova’nın Asya’ya erişim stratejisinde önemli bir rol oynamaktadır.

Dolayısıyla Hazar’daki gelişmeler, doğrudan İran-Rusya ittifakının hedef alınması şeklinde okunmamalıdır. Ancak Rusya’nın Hazar üzerinden geliştirdiği lojistik esnekliğin ve İran bağlantılı alternatif rotaların güvenliği, savaşın ekonomik ve stratejik boyutunda yeni bir baskı alanı oluşturmaktadır.

İran’ın Ukrayna’ya yönelik sert açıklamaları da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Tahran’ın temel amacı doğrudan savaşa dahil olmak değil; kendi kuzey sınırındaki güvenlik algısını korumak, Hazar’daki stratejik dengesini muhafaza etmek ve kritik altyapılarının hedef alınabileceği mesajını vermektir.

Hazar’daki gelişmeler, Ukrayna-Rusya savaşının yeni bir cepheye taşındığını değil; savaşın stratejik derinlik, lojistik ağlar ve bağlantısallık alanlarına yayıldığını göstermektedir. Bu dönüşüm, yalnızca Rusya-İran ilişkilerini değil; Orta Koridor, Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru, Zengezur, Kalkınma Yolu ve IMEC gibi Avrasya bağlantı projelerinin güvenlik boyutunu da doğrudan etkilemektedir.

2. Kritik Ticari Koridorlara Muhtemel Etkiler

a. Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Rotası)

  • Jeopolitik ve Ekonomik Önemi: Çin’den başlayarak Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor (TITR), Rusya’yı bypass eden en önemli Avrasya ulaştırma güzergâhlarından biridir. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından koridora yönelik ilgi belirgin şekilde artmıştır. 2022 yılında taşınan yük miktarı yaklaşık 1,5 milyon tona, 2023’te 2,8 milyon tona, 2024’te ise 3,3 milyon tona ulaşmıştır. Böylece koridorun yük hacmi savaş öncesine kıyasla birkaç yıl içinde iki kattan fazla artmış; 2017 seviyelerine göre ise yaklaşık 2,5 katına çıkmıştır.
  • Kısa Vadeli Etki: Denizdeki güvensizliğin, sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini yükseltmesi beklenebilir. Gemi sahiplerinin Hazar’a girmekten kaçınması kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, Orta Koridor’un “güvenli alternatif” kimliğini aşındırabilir.
  • Uzun Vadeli Etki : Rusya’nın, bu rotanın Kazakistan ve Azerbaycan üzerinden işlemesini engellemek için Hazar’daki gerilimi kasıtlı olarak tırmandırması ihtimal dâhilindedir. Bu durum, Çin’in Kuşak ve Yol Projesi için stratejik bir sorun teşkil edebilir.
  • İklim Kaynaklı Ek Kırılganlık: Hazar’daki su seviyesi düşüşü, Aktau limanında sürekli derinleştirme ihtiyacını artırmakta; bu da işletme maliyetlerini yükseltmekte ve limanların tam kapasite çalışmasını engellemektedir. Bilimsel öngörüler, seviye düşüşünün orta ve uzun vadede devam edebileceğini işaret etmekte; bu durum, limanların fiziksel olarak yer değiştirmesini veya tamamen yeni altyapı yatırımlarını gerektirebilecek bir belirsizlik oluşturmaktadır. Dolayısıyla Orta Koridor’un sürdürülebilirliği, askeri ve idari zorlukların yanı sıra ekolojik bir tehdit altında da değerlendirilmelidir.

b. Zengezur Koridoru (Azerbaycan – Nahçıvan – Türkiye)

Jeopolitik ve Ekonomik Önemi: Zengezur Koridoru, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında doğrudan kara bağlantısı sağlayarak Türkiye’nin Orta Asya ve Hazar Havzası’na kesintisiz erişimini güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir ulaştırma projesidir. Koridorun hayata geçmesi, Orta Koridor’un etkinliğini artırabilecek önemli bir unsur olarak görülmektedir. İran, bu projenin kendi kuzey sınırlarındaki jeostratejik dengeyi değiştireceği ve Ermenistan üzerinden sahip olduğu kara bağlantısının önemini azaltacağı gerekçesiyle koridora açık biçimde karşı çıkmaktadır. Rusya ise koridorun kendi nüfuzunu ve bölgesel güvenlik mimarisini zayıflatacak bir modelle işletilmesine mesafeli yaklaşmaktadır.

Kısa ve Uzun Vadeli Etki : Hazar Havzası’nda artan güvenlik riskleri, Rusya-İran stratejik yakınlaşmasını güçlendirebilir. Buna karşılık Azerbaycan’ın, Orta Koridor ve Güney Kafkasya bağlantılarındaki merkezi konumu daha da önem kazanabilir. Bu durum, Batılı aktörlerin Zengezur Koridoru’na yönelik diplomatik, teknik ve finansal desteğini artırmasına yol açabilir. Ancak aynı süreç, İran’ın sınır bölgesindeki askerî faaliyetlerini yoğunlaştırmasına, caydırıcılık amaçlı güç gösterilerine ve Güney Kafkasya’daki jeopolitik rekabetin daha da sertleşmesine neden olabilecek bir risk de taşımaktadır.

c. INSTC (Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru)

  • Jeopolitik ve Ekonomik Önem: Hindistan, İran, Azerbaycan ve Rusya’yı birleştiren, Baltık’ı Basra Körfezi’ne bağlayan stratejik rotadır. Rusya-İran-Çin ekseninin en kritik ticari omurgası olarak işlev görmektedir. Gerginliğin henüz tırmanmadığı 2024 yılı verilerine göre 12.9 milyon ton demiryoluyla olmak üzere toplam 26.9 milyon ton yük taşınmıştır. Bu rakam bir önceki yıla göre %19’luk bir artış anlamına geliyordu.
  • Kısa Vadeli Etki (Muhtemel): Bu olay, INSTC’nin güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Ukrayna, bu koridorun askeri ikmal için kullanıldığını ispatlamış ve uluslararası sularda (Hazar) bu rotayı vurulabilir hedef haline getirmiştir.
  • Asimetrik Risk: Rusya ve İran’ın Güvenlik Krizini Tırmandırma Kapasitesi: Saldırı doğrudan İran gemisine yapılmış olsa da, Rusya ve İran’ın bu olayı Hazar’daki tüm ticari trafiği kısıtlama veya denetleme gerekçesi olarak kullanma ihtimali yüksektir. Moskova, bu olayı gerekçe göstererek Hazar’da ek güvenlik tedbirleri veya sivil gemilerin geçişine yönelik yeni kısıtlamalar getirebilir. Bu durum, bugüne kadar doğrudan hedef alınmayan Orta Koridor’da Hazar rotasını geçen gemiler için de dolaylı bir güvenlik riski oluşturacak; sigorta primlerinin artmasına neden olabilecektir. Dolayısıyla asıl tehdit, saldırının kendisinden çok, Rusya-İran ekseninin bu durumu stratejik bir “güvenlik krizi”ne dönüştürme kapasitesinde yatmaktadır.
  • Uzun Vadeli Etki :Eğer Rusya ve İran, Hazar’daki seyir güvenliğini sistematik olarak sorgulanır hale getirirse, Hindistan’ın bu koridora yatırım yaparken aşırı ihtiyatlı davranması beklenir. Sigorta şirketlerinin, INSTC üzerinden geçen sivil yükleri taşımayı reddetmesi olasıdır; bu da İran’ın ana gelir kapılarından birini tıkama potansiyeline sahiptir. Rusya’nın bu koridoru askeri lojistikten arındırmaması durumunda, rotanın ticari cazibesinin kalıcı olarak zedelenmesi söz konusu olabilir.

d. Kalkınma Yolu

  • Jeopolitik ve Ekonomik Önemi: Irak’ın Büyük Faw Limanı’nı demiryolu ve otoyol ağıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi, Körfez ile Avrupa arasında yeni bir bağlantısallık ekseni oluşturmayı amaçlamaktadır. Proje, Süveyş Kanalı’na bağımlılığı azaltma, Körfez ülkeleri ile Avrupa arasındaki ticareti hızlandırma ve Türkiye’yi Avrasya’nın önemli lojistik merkezlerinden biri hâline getirme potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda IMEC ile tamamlayıcı veya alternatif bir kuzey güzergâhı oluşturabilecek kapasiteye sahiptir.
  • Kısa Vadeli Etki : Hazar Havzası’nda güvenlik risklerinin artması ve INSTC’nin güvenilirliğinin sorgulanması, uluslararası yatırımcıların ve yük sahiplerinin daha düşük jeopolitik risk taşıyan alternatif koridorlara yönelmesine neden olabilir. Bu durum, Kalkınma Yolu Projesi’nin stratejik önemini artırabilir ve Körfez sermayesinin projeye olan ilgisini güçlendirebilir.
  • Uzun Vadeli Etki : Eğer INSTC üzerindeki güvenlik sorunları kalıcı hâle gelir ve Orta Koridor Hazar kaynaklı risklerle karşı karşıya kalırsa, Kalkınma Yolu Avrupa-Asya ticaretinde önemli bir alternatif olarak öne çıkabilir. Böyle bir senaryo, Hindistan’ın bağlantısallık stratejisini yeniden şekillendirerek İran merkezli güzergâhlara olan bağımlılığını azaltmasına ve Körfez-Türkiye eksenine daha fazla ağırlık vermesine yol açabilir. Bu durum yalnızca Türkiye’nin jeoekonomik konumunu güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrasya’daki koridor rekabetinin ağırlık merkezini de kısmen Hazar Havzası’ndan Doğu Akdeniz ve Mezopotamya eksenine kaydırabilecektir.

e. IMEC (India–Middle East–Europe Economic Corridor)

  • Jeopolitik ve Ekonomik Önemi: IMEC, Hindistan’ı Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Avrupa’ya deniz, demiryolu ve lojistik altyapılar üzerinden bağlamayı hedefleyen çok taraflı bir bağlantısallık girişimidir. Proje, yalnızca ticaret sürelerini kısaltmayı değil; aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Rusya-İran eksenindeki INSTC’ye alternatif bir koridor oluşturmayı amaçlamaktadır.
  • Kısa Vadeli Etki : Hazar Havzası’nda güvenlik risklerinin artması ve İran ulaştırma altyapısının hedef hâline gelmesi, IMEC’in jeopolitik cazibesini artırabilir. INSTC’nin güvenilirliğinin sorgulanması, Hindistan’ın Avrupa ile ticaretinde alternatif bağlantı seçeneklerine daha fazla önem vermesine yol açabilir. Bununla birlikte, Gazze Savaşı ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik sorunları IMEC’in kuzey ayağının uygulanabilirliği konusunda belirsizlik yaratmaktadır.
  • Uzun Vadeli Etki : Eğer INSTC üzerindeki güvenlik riskleri kalıcı hâle gelir ve İran’ın transit ülke güvenilirliği zedelenirse, Hindistan’ın bağlantısallık stratejisinde IMEC’in ağırlığının artması beklenebilir. Ancak IMEC’in başarısı; Körfez ülkeleri arasındaki siyasi koordinasyona, İsrail-Arap normalleşmesinin seyrine, Doğu Akdeniz’deki güvenlik ortamına ve Avrupa’nın altyapı yatırımlarını sürdürmesine bağlı olacaktır. Bu nedenle IMEC’in INSTC’nin yerini kısa vadede tamamen alması beklenmemeli; ancak Hindistan’ın çoklu koridor stratejisinde daha merkezi bir konuma yükselmesi olası görülmelidir.

3. Daha Geniş Stratejik Bağlam: “Koridorlar Savaşı”

Son dönemde İran’ın demiryolu altyapısı ve stratejik köprülerinin hedef alınması, Hazar Havzası’ndaki güvenlik risklerinin artması ve Avrasya ulaştırma koridorları etrafında yoğunlaşan jeopolitik rekabet, çatışmaların giderek kritik bağlantısallık altyapıları üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir. Bu gelişmeler, küresel ticaret koridorlarının yalnızca ekonomik değer üreten ağlar olmaktan çıkarak büyük güç rekabetinin ve stratejik caydırıcılığın temel unsurlarından biri hâline geldiğine işaret etmektedir.

Bu çerçevede mevcut tablo, bir “Koridorlar Savaşı” olarak kavramsallaştırılabilecek yeni bir rekabet biçiminin belirginleştiğini düşündürmektedir. Rusya-İran-Çin ekseni, Batı yaptırımlarının etkilerini hafifletmek için ağırlıklı olarak demiryolu, kara ve kısmen de Hazar deniz koridorlarını kullanmaktadır. Çin’in ve Rusya’nın İran’a yaptığı demiryolu yatırımları, bu eksenin lojistik omurgasını oluşturmaktadır.

ABD-İsrail Stratejisi: ABD ve İsrail, bu koridorları ikmal hatları olarak görmekte ve Suriye ile Irak üzerinden İran’a giden karayolu hatlarını vurdukları gibi, artık Hazar ve Kafkasya’daki bu yeni hatları da potansiyel hedef listesine almıştır. Bu gelişmeler analiziniz açısından önemli çünkü ABD’nin hedef setinin askeri üslerden lojistik altyapıya kaydığını gösteriyor. Geçtiğimiz haftalarda bildirilen başlıca hedefler şunlardır:

·         Gülistan Eyaleti’ndeki Akteke Han demiryolu köprüsü

o   Çin-Türkmenistan-İran demiryolu koridorunun kritik bağlantılarından biri.

o   Bazı kaynaklara göre Rusya’nın İran’a sevkiyatlarında da kullanılıyordu.

o   Bu hat, Çin-Rusya-İran kara bağlantısının önemli unsurlarından biri olarak görülüyor.

·         Tahran-Meşhed demiryolu hattı

o   Saldırının ardından yolcu seferleri geçici olarak durduruldu.

o   İranlı yetkililer hasar gören kesimde onarım çalışmalarına başladı.

·         Bandar Abbas demiryolu kavşağı

o   İran’ın en önemli limanı olan Şehid Recai Limanı’nı ülkenin demiryolu ağına bağlıyor.

o   Aynı zamanda askeri sevkiyatlar açısından da kritik bir lojistik merkez niteliğinde.

·         Bandar Abbas çevresindeki köprüler ve karayolu bağlantıları

o   Hürmüzgan eyaleti’nde çok sayıda köprü hedef alındı.

o   Amaç, Bandar Abbas’a giden kara ikmal hatlarını kesmek olarak değerlendiriliyor.

·         Liman ve enerji altyapısı

o   ABD saldırıları zamanla yalnızca askeri tesisleri değil; liman tesisleri, enerji altyapısı, haberleşme merkezleri ve ulaştırma ağlarını da kapsayacak şekilde genişletti.

4. Türkiye ve TDT Açısından Stratejik Çıkarımlar: Koridor Güvenliğinin Yeni Boyutları

Küresel aktörlerin bu yeni rekabet sahasındaki hamleleri, bölgesel aktörleri de stratejilerini yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bakımından bu tablo, ulaştırma koridorlarının artık yalnızca ekonomik entegrasyon projeleri olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Hazar’daki gelişmeler, bir ticaret gemisinin vurulmasından çok daha fazlasını ifade etmektedir: Koridor güvenliği, deniz güvenliği, kritik altyapıların korunması, enerji arz güvenliği, siber dayanıklılık, afet ve iklim risklerine hazırlık ile diplomatik eşgüdümü aynı anda kapsayan bütüncül bir güvenlik yaklaşımını zorunlu kılmaktadır.

Bu çerçevede Orta Koridor’un sürdürülebilirliği, yalnızca yeni ulaştırma yatırımlarına değil; aşağıdaki stratejik önceliklerin eş zamanlı olarak geliştirilmesine bağlı olacaktır:

  • Ortak Risk Yönetimi: Hazar’daki güvenlik risklerinin TDT üyesi ülkeler arasında ortak bir analiz çerçevesinde değerlendirilmesi ve erken uyarı mekanizmalarının devreye sokulması.
  • Kriz Koordinasyonu: Olası bir saldırı veya doğal afet durumunda, üye ülkeler arasında hızlı koordinasyonu sağlayacak operasyonel protokollerin oluşturulması.
  • İstihbarat Paylaşımı: Hazar ve Kafkasya’daki deniz trafiğine yönelik istihbaratın, Türkiye, Azerbaycan ve Kazakistan arasında sistematik olarak paylaşılması.
  • Çok Taraflı Güvenlik İş Birliği Mekanizmaları: TDT üyesi ülkelerin kendi aralarında veya bölgesel güvenlik yapılarıyla entegre çalışabileceği yeni iş birliği platformlarının geliştirilmesi.

Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı bakımından ortaya çıkan temel gereklilik, Orta Koridor’u yalnızca Çin-Avrupa arasındaki bir ticaret hattı olarak değil; Türk dünyasının jeoekonomik bağlantılarını, enerji güvenliğini ve bölgesel dayanıklılığını güçlendiren stratejik bir güvenlik altyapısı olarak yeniden ele almaktır. Bu kapsamda ilk olarak, TDT bünyesinde Orta Koridor’a yönelik ortak ulaştırma ve kritik altyapı güvenliği mekanizması kurulmalıdır. Bu yapı; limanlar, demiryolları, enerji hatları, lojistik merkezler, boğaz geçişleri ve dijital altyapılara yönelik tehditleri düzenli olarak değerlendiren, risk haritaları oluşturan ve kriz dönemlerinde koordinasyon sağlayan bir kapasiteye sahip olmalıdır.

İkinci olarak, Hazar Denizi’nin artan askerî ve jeopolitik rekabet alanına dönüşmesi karşısında Türkiye ve TDT ülkeleri arasında Hazar güvenliği konusunda sürekli bir istişare platformu oluşturulmalıdır. Bu platform doğrudan askerî bir ittifak niteliğinde olmasa da deniz trafiğinin güvenliği, mayın ve sabotaj riskleri, kritik liman altyapılarının korunması, arama-kurtarma kapasitesi ve deniz durumsal farkındalığı alanlarında ortak standartlar geliştirmelidir.

Üçüncü olarak, Türkiye’nin sahip olduğu denizcilik, savunma sanayii, insansız sistemler ve kritik altyapı koruma tecrübesi TDT ülkeleriyle daha sistematik biçimde paylaşılmalıdır. Hazar’daki risklerin yalnızca askerî gemiler veya fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığı; siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskı ve altyapı sabotajlarını da içerdiği dikkate alınarak hibrit tehditlere karşı ortak dayanıklılık modeli geliştirilmelidir.

5. NATO, AB ve Hindistan Perspektifleri: Koridor Jeopolitiğinde Yeni Denge Arayışları

a. NATO: Doğrudan Varlık Değil, Kapasite Desteği

NATO’nun Hazar Denizi’nde doğrudan askerî bir varlık göstermesi, mevcut hukuki ve jeopolitik koşullar altında mümkün görünmemektedir. Ancak bu, İttifak’ın bölgeye kayıtsız kalacağı anlamına gelmez. Ukrayna-Rusya Savaşı, Karadeniz, Güney Kafkasya, Hazar Havzası ve Orta Asya’nın birbirinden bağımsız güvenlik alanları değil, giderek bütünleşen bir jeostratejik kuşak oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

NATO’nun bu kuşaktaki önceliği şu alanlarda yoğunlaşacaktır:

  • Durumsal Farkındalık: Rusya’nın Hazar üzerinden sürdürebileceği askerî ve lojistik faaliyetlerin uydu istihbaratı ve elektronik gözetleme yoluyla izlenmesi.
  • Hibrit Tehdit Yönetimi: Kritik ulaştırma ve enerji altyapılarının siber saldırılar, sabotaj ve diğer hibrit tehditlere karşı dayanıklılığının geliştirilmesi.
  • Kapasite Geliştirme: Azerbaycan, Gürcistan ve Kazakistan gibi bölge ülkeleriyle Barış İçin Ortaklık çerçevesinde yürütülen savunma reformları, eğitim ve kriz yönetimi programlarının daha görünür hale gelmesi. Ayrıca Ermenistan’ın son dönemde Rusya ile ilişkilerinde yaşadığı gerilim nedeniyle NATO ile iş birliğine daha fazla ilgi göstermesi, Güney Kafkasya’daki NATO angajmanının çeşitlenmesine yol açabilir.

b. Avrupa Birliği: Enerji ve Bağlantısallık Ekseninde Daralan Alan

AB’nin Hazar Havzası’na yönelik ilgisi, yalnızca enerji güvenliği ile sınırlı değildir. Orta Koridor ve Hazar geçişli ulaştırma ağları, Avrupa’nın tedarik zinciri dayanıklılığı ve bağlantısallık stratejisi açısından giderek daha kritik hale gelmektedir.

Ancak Avrupa’nın bu bölgeye yönelik yaklaşımı, üç temel zorlukla karşı karşıyadır:

  1. Güvenlik Riskleri: Hazar’daki askerî gerilim, sigorta maliyetlerini artırmakta ve özel sermayenin bölgeye yatırım yapma iştahını azaltmaktadır.
  2. Finansman Koşulları: AB’nin altyapı yatırımları, uzun vadeli taahhütler gerektirmekte; ancak bölgedeki jeopolitik belirsizlik bu taahhütlerin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır.
  3. Rusya-İran Ekseni: Bu iki aktörün stratejik yakınlaşması, AB’nin alternatif koridor projelerini hayata geçirmesini daha da zorlaştırmaktadır.

c. Hindistan’ın Stratejik Açmazı

Hazar’daki gelişmelerin belki de en önemli yansıdığı ülke Hindistan’dır. Yeni Delhi, son yıllarda iki büyük ulaştırma projesi arasında stratejik bir denge kurmaya çalışmaktadır. Hazar’daki bu gelişme, Hindistan’ı daha önce hiç olmadığı kadar zor bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştır.

  • Eğer INSTC’ye ağırlık verirse, Hazar ve İran’daki güvenlik riskleri Yeni Delhi’nin Avrupa ticaretini doğrudan tehdit edecektir.
  • Eğer IMEC’e yönelirse, Batı-İsrail Rusya-İran eksenleriyle arasındaki dengeyi bozacak ve enerji tedarikinde alternatif arayışlarına itilecektir.

Çabahar Saldırısının Hindistan’a Yönelik Mesajı:

ABD’nin Çabahar Limanı’na yönelik saldırısının bir yüzü de Hindistan’a yönelik bir ikaz olarak okunmalıdır. Çabahar, Hindistan’ın İran üzerinden Afganistan ve Orta Asya’ya açılan stratejik kapısıdır. Yeni Delhi, bu limana milyarlarca dolarlık yatırım yapmış ve burasını INSTC’nin ana çıkış noktalarından biri olarak konumlandırmıştır.

ABD’nin bu limanı hedef alması, Hindistan’a üç önemli mesajı aynı anda iletmektedir:

  1. “INSTC’ye olan bağımlılığınızı gözden geçirin”: Washington, Yeni Delhi’nin Rusya-İran eksenine entegre olan bu koridora yaptığı yatırımı doğrudan hedef alarak, Hindistan’ın bu güzergâha olan güvenini sarsmayı amaçlamaktadır.
  2. “IMEC’e yönelin”: ABD, Çabahar’ı vurarak Hindistan’a “alternatif bir koridorunuz var” mesajını vermektedir. IMEC, ABD öncülüğünde şekillenen ve Hindistan’ı Körfez üzerinden Avrupa’ya bağlayan bu proje, INSTC’ye doğrudan rakiptir.
  3. “Rusya-İran ekseni ile aranıza mesafe koyun”: ABD, Hindistan’ın geleneksel “Stratejik Özerklik” politikasını sınayarak, Yeni Delhi’yi iki eksen arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır.

Hindistan’ın bu ikaza vereceği yanıt, önümüzdeki dönemde Avrasya koridorlarının geleceğini belirleyecek en önemli faktörlerden biri olacaktır. Eğer Yeni Delhi, Çabahar ve INSTC’ye olan bağlılığını sürdürürse, ABD ile ilişkilerinde yeni gerilimler yaşanabilir. Ancak IMEC’e yönelmesi durumunda ise Rusya ve İran ile stratejik dengesi bozulacak ve enerji tedarikinde yeni arayışlara itilecektir.

Sonuç Yerine

Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde Rusya-İran askeri lojistik ağına yönelik gerçekleştirdiği operasyon, Rusya-Ukrayna savaşının giderek daha geniş bir stratejik derinlik kazandığını göstermektedir. Bu gelişme, çatışmaların yalnızca cephe hatlarında değil; askeri ikmal sistemleri, ulaştırma altyapıları ve kritik bağlantısallık ağları üzerinden de yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte, bu durum klasik cephe savaşlarının yerini tamamen alan yeni bir olgu değil; tarih boyunca görülen stratejik lojistik hedefleme anlayışının 21. yüzyılın küresel bağlantısallık ağına uyarlanmış yeni görünümüdür. I. ve II. Dünya Savaşları’nda deniz ulaştırma hatları, ticaret filoları ve enerji taşımacılığı; 1980’lerdeki Tanker Savaşı’nda ise enerji koridorları çatışmaların temel hedefleri arasında yer almıştır. Günümüzde ise hedef seti limanları, demiryollarını, enerji boru hatlarını, veri kablolarını ve ulaştırma koridorlarını kapsayacak ölçüde genişlemiştir. Dolayısıyla günümüz rekabetinin ayırt edici özelliği, ticaret gemilerinin askerî lojistik unsuru olarak görülmesinden ziyade, küresel bağlantısallık altyapısının bütününün stratejik rekabetin hedefi hâline gelmesidir.

Bu çerçevede Hazar Havzası, yalnızca kıyıdaş devletlerin güvenlik alanı olmaktan çıkarak Avrasya ulaştırma koridorlarının kesiştiği stratejik bir rekabet sahasına dönüşmektedir. Orta Koridor, INSTC, Zengezur Koridoru, Kalkınma Yolu ve IMEC gibi girişimlerin geleceği artık yalnızca ekonomik fizibiliteye değil; güvenlik ortamına, siyasi istikrara, altyapı dayanıklılığına ve kriz dönemlerinde kesintisiz işletilebilme kapasitesine bağlı olacaktır. Buna iklim değişikliğinin limanlar, su yolları ve ulaştırma altyapıları üzerindeki etkileri de eklendiğinde, koridor güvenliği askerî, ekonomik, çevresel ve teknolojik boyutları bulunan çok katmanlı bir güvenlik meselesi niteliği kazanmaktadır.

Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı bakımından bu tablo, ulaştırma koridorlarının artık yalnızca ekonomik entegrasyon projeleri olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Koridor güvenliği; deniz güvenliği, kritik altyapıların korunması, enerji arz güvenliği, siber dayanıklılık, afet ve iklim risklerine hazırlık ile diplomatik eşgüdümü aynı anda kapsayan bütüncül bir güvenlik yaklaşımını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle Orta Koridor’un sürdürülebilirliği, yalnızca yeni ulaştırma yatırımlarına değil; ortak risk yönetimi, kriz koordinasyonu, istihbarat paylaşımı ve çok taraflı güvenlik iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesine de bağlı olacaktır.

Avrasya’daki rekabet giderek bağlantısallığın kontrolü etrafında şekillenmektedir. Devletler açısından temel mesele artık yalnızca yeni koridorlar inşa etmek değil; mevcut ulaştırma ağlarını askerî tehditlere, hibrit saldırılara, siber risklere ve çevresel kırılganlıklara karşı güvenli, dayanıklı ve kesintisiz biçimde işletebilmektir. Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı açısından ise bu süreç, Orta Koridor başta olmak üzere bölgesel ulaştırma ağlarının güvenliğini ortak risk değerlendirmesi, kritik altyapıların koruması, denizde durumsal farkındalık, istihbarat paylaşımı ve çok taraflı güvenlik iş birliği mekanizmalarıyla desteklemeyi stratejik bir zorunluluk hâline getirmektedir. Koridorların geleceği artık yalnızca ekonomik verimlilikle değil, onları koruyabilme kapasitesiyle de belirlenecektir.