Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI, NATO 3.0 VE NATO ANKARA LİDERLER ZİRVESİ ÇERÇEVESİNDE AVRUPA ORDUSU KURULMASI FİKRİ NEREYE EVRİLEBİLİR? 

Özet: 24 Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan ve aslında Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak ettiği tarihten itibaren sürmekte olan Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa’nın fikri olduğu kadar ekonomik ve askeri olarak da savaşa hazır olmadığını göstermiştir. Çünkü Avrupa Soğuk Savaş’tan sonra Rusya ile çok ciddi ekonomik ilişkiler kurmuş, özellikle enerji konusunda Rusya’ya bağımlı hale gelmiştir. Bunun yanında Avrupa, Soğuk Savaş döneminde NATO ve ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesi altında ve güvenlik konfor alanında ekonomik ve siyasi olarak dünyanın başat bir gücü olurken, zaman zaman gündeme alsa da Avrupa ordusu kurmayı başaramamıştır. Bu savaşla birlikte Avrupa küllenmekte olan Avrupa ordusu fikrini tekrar alevlendirmiş ve kuruluşunu onaylamıştır. Avrupa’nın kendi savunma iradesini ele alması “NATO 3.0″ adı altında kavramsallaştırılmıştır. NATO 3.0 ile Avrupa kendi konvansiyonel savunmasının asli sorumluluğunu üstlenecektir. Bu çerçevede, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde NATO’nun Ankara Liderler Zirvesi sonuç bildirgesinde daha güçlü bir NATO için daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak hedeflendiği, bu kapsamda Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın, ABD ile birlikte İttifak’ın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiği bildirilmiştir. Bu makale, Rusya-Ukrayna Savaşı, NATO 3.0 ve Ankara Liderler Zirvesi çerçevesinde Avrupa Ordusu kurulması hususunu incelemekte ve değerlendirmektedir.

Giriş

Devletlerin varoluşlarının en temel değeri olan güvenlik, bazen tarihi ortak geçmiş, bazen demografik gerekçeler, bazen enerji kaynakları, su ve bazen de sırf yerleşimci sömürgecilik nedeniyle başka devletlerin topraklarını ilhak etme düşüncesi tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu tehditler, tarihi süreç içinde, silah teknolojisinin gelişimiyle birlikte artarak, çeşitlenerek ve daha da karmaşıklaşarak kendilerini göstermektedir. Öyle ki tehdidin mesafesi kılıçla kol mesafesinde ve yüz yüze iken, barutun bulunup tüfeğin icadı ile yüzlerce metreye, topun icadı ile kilometrelere, füzelerin, hatta süpersonik füzelerin icadı ile kıtalara uzanmış, yapay zekâ, insansız ve robotik araçlarla tehditler daha görünmez ve daha öldürücü hale gelmiştir. Bu yüzden toplumlar ve devletler için mutlak anlamda güvenli yer kalmamıştır. Dolayısıyla insanların ve ülkelerin var olabilmeleri için neredeyse hava, su ve ekmek kadar güvenliğe her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Bu anlamda; toplumların ya da devletlerin faaliyetlerini özgürce yapabilmesinin yegâne yolu, yakın ve uzak tehditlere karşı arzulanan bir güvenlik çemberi oluşturmaktır. Bunun da yöntemi; uluslararası güvenliğin sağlanması, bir başka anlamda uluslararası sistemin zor kullanımı ve savaştan korunmaları için devletlerin ve uluslararası örgütlerin karşılıklı barış ve güvenliği tesis etmeleri amacıyla her türlü önlemi almaları ve yakın iş birliği içinde olmalarının sağlanmasıdır. Çünkü uluslar ya da ulusüstü örgütler ne kadar güçlü iseler o kadar güvendedirler.

Rusya, “Yakın Çevre” doktrini çerçevesinde Beyaz Rusya ve Ukrayna’yla birlikte 1991 yılında Bağımsız Devletler Topluluğunu kurmuştur. Bu doktrine göre Rusya Federasyonu kendisini güneyden ve batıdan çeviren eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) devletlerinin oluşturduğu coğrafyayı en öncelikli dış politika hedefi olarak planlamış ve bu bölgeyi kendi sorumluluk sahası, bir başka deyişle ilgi ve etki sahası olarak görmüştür. Rusya’nın buradaki asıl amacı bu ülkelerdeki Rus azınlığın haklarını ileri sürerek bu devletleri siyasi, ekonomik ve askeri anlamda nüfuzu altına almaktır. Rusya, bu amacını gerçekleştirmek üzere 2008’de Gürcistan’a saldırarak Güney Osetya ve Abhazya’yı işgal etmiş ve aynı yıl bağımsızlıklarını tanımış, 2014’te Kırım’ı benzer yöntemle ilhak etmiş ve 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesi ve Ukrayna topraklarını kullanması nedeniyle Ukrayna’dan kaynaklı tehditlere karşı kendisini savunmak ve insanlarını korumak gerekçesini öne sürerek “Özel Askeri Operasyona” başlamıştır.

Savaşın başlamasıyla birlikte Ukrayna, Rusya’ya karşı kendisinden beklenmeyen çok ciddi bir direnç göstermiş, bununla birlikte Batı dünyası böyle bir savaşa hazırlıklı olmadığı izlenimi vermiştir. Batı zaten 2014’te Kırım’ın işgaline de yaptırımların ötesinde bir tepki göstermemiştir. Ancak, şimdi Avrupa, yıllardır özenerek kurduğu egemenliğinin, güvenliğinin ve refah ortamının Avrupa’nın kalbine doğru hareket eden Rusya’nın tehdidi altında olduğunu fark etmiştir. Aslında bu durum, Soğuk Savaş sonrasında varlığı sorgulanan NATO’nun yaklaşık otuz yıldır strateji değişiklikleriyle yeniden canlanma gayretlerine önemli bir motivasyon sağlamıştır. Bunun sonucu olarak hem NATO içindeki hem de NATO-Avrupa arasındaki ilişkiler daha da güçlenmiştir. Bununla birlikte AB, güçlü bir ekonomik ve siyasi birlik olarak kendi güvenliğini önce kendisinin alması gerektiğinin farkına varmıştır. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, yıllardır çabalayan ancak uyanmayı başaramayan Avrupa’yı uyandırmış ve Avrupa Ordusu konusunda bir kez daha önceki sorgulamalarını tekrar ettirmiştir. AB, Almanya ve Fransa öncülüğünde yıllardır feri bir gidip bir gelen köz misali olan Avrupa Ordusu kurma fikrini bu kez gerçekleştirmek için somut bir adım atmıştır.

NATO 3.0, ittifakın kolektif olarak neyi caydırdığına, yük paylaşımı sağlandıktan sonra ABD taahhüdünün neye benzeyeceğine ve yeterli paylaşımın kriterlerine dair henüz bir cevabı olmayan, kavramdan çok slogan niteliğinde bir çerçevedir (Asker, 2026).  ABD’nin Avrupa’nın kendi savunma iradesini ele alması “NATO 3.0″ adı altında kavramsallaştırılmıştır. NATO 3.0 ile Avrupa kendi konvansiyonel savunmasının asli sorumluluğunu üstlenirken, ABD sıklet merkezini Hint-Pasifik’te Çin’in caydırılmasına verebilecek, ABD ile Avrupa arasındaki ilişki bağımlılık arz eden bir yapıdan ortaklığa evrilecektir.

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da üye ülkelerin NATO’nun kolektif savunma maddesi olan 5. Maddeye ve Transatlantik bağa yönelik “sarsılmaz bağlılıklarını” teyit etmek üzere düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nin sonuç bildirisinde; Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ile istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin devam eden tehdidine karşı koymak amacıyla müttefiklerin Lahey Savunma Taahhüdü’nü hayata geçirdiği ve Avrupalı müttefiklerin ve Kanada’nın 2025’te temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı, geleceği inşa etmek için daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak hedeflendiği, bu kapsamda Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın, ABD’yle birlikte İttifak’ın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiği ifade edilmiştir.

Bu makalede öncelikle Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının Avrupa’nın güvenlik perspektifinden doğurduğu sonuçlar ortaya konacak, daha sonra Avrupa Ordusu kurulması fikrindeki dalgalı tarihsel süreç, NATO 3.0 ve NATO 2026 Ankara Liderler Zirvesi Sonuç Bildirgesi çerçevesinde NATO’nun Avrupa güvenliğinin sorumluluğunu Avrupa ülkelerine devri incelenecek ve değerlendirilecektir.

Rusya-Ukrayna Savaşı ve Avrupa Güvenlik Anlayışı Perspektifinden Doğurduğu Sonuçlar

1922 yılında SSCB’ne katılan Ukrayna, 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, ancak aynı yıl kurucu üye olarak Bağımsız Devletler Topluluğuna katılmıştır. 1994 tarihinde ABD, İngiltere ve Rusya Federasyonu, Ukrayna’nın nükleer silahlarından vazgeçmesi karşılığında, Ukrayna’nın bağımsızlığına ve mevcut sınırlarına saygı göstermeyi, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü korumayı ve ona karşı güç kullanmamayı garanti etmişlerdir. Yine 1997 yılında yapılan Ukrayna-Rusya Dostluk Anlaşmasına göre iki ülke, mevcut sınırları karşılıklı olarak tanımış, Sivastopol, Rus Karadeniz Filosu ve Ukrayna Karadeniz Filosu için ana deniz üssü olarak kabul edilmiştir.

2003 yılındaki Turuncu Devrimle Batı’ya kayan Ukrayna, Rusya ile mesafeli bir politika izlemiştir. 2010 yılında Cumhurbaşkanı seçilen Viktor YANUKOVİÇ, AB ortaklığını reddederek Rusya yanlısı bir politika izlemiştir. Bu dönemde Ukrayna halkı da AB ve ABD yanlıları ile Rusya yanlıları olarak kutuplaşmıştır. 21 Kasım 2013 tarihinde Ukrayna Hükümetinin Ukrayna AB ortaklık Anlaşmasının imzalanmasına yönelik hazırlık sürecini askıya almasına tepki olarak Ukrayna’nın Avrupa rotasını korumayı amaçlayan halk, Kiev’deki Avro Meydanı’nda Onur Devrimini gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine Başkan Yanukoviç iktidardan indirilmiş ve Rusya’ya kaçmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda 18 Mart 2014’te Rusya sözde bağımsız Kırım Cumhuriyeti’ni ilhak etmiştir.

Aynı yıl Ukrayna-Rusya sınırındaki Donetsk’te Rusya’dan destek alan Rus yanlısı ayrılıkçılarla Ukrayna ordusu arasında çatışmalar yaşanmaya başlanmıştır. Burada da Ukrayna vatandaşları Rus ve Batı yanlıları olarak kutuplara bölünmüş; 7 Nisan 2014 tarihinde Harkiv ve Donetsk’de, 22 Nisan 2014’te Odesa’da, 27 Nisan 2014’te Luhansk’ta “Halk Cumhuriyeti” ilan edilmiştir. Rusya bu gelişmeleri hep desteklemiştir. Zira, Rusya bu toprakların eskiden Rus / Sovyet imparatorluğunun bir parçası olması ve orada yaşayan halkın büyük bir kısmının Rusça konuşması gerekçesiyle “her zaman Rus toprağı” olduğunu iddia etmektedir (Morkva, 2021, 382). 5 Eylül 2014 tarihinde Minsk’te yapılan Minsk-1 Anlaşması ile Ukrayna’nın doğusundaki savaşta geçici ateşkes ilan edilmiş, 12 Şubat 2015 tarihinde yapılan Minsk-2 Anlaşması ile de yeni önlem paketi üzerinde anlaşılmıştır. Ancak burada ayrılıkçılarla Ukrayna Ordusu arasındaki çatışmalar Şubat 2022’ye kadar sürmüştür.

Putin Ukrayna’nın varlığını kabul etmemiş ve Ukrayna’yı hep Rusya olarak görmüştür. Putin’i Ukrayna’yı işgale motive eden en büyük üst fikir bu ideal ve Ukrayna’nın NATO ve AB’ne üye olma çabalarıdır. Vladimir PUTİN 21 Şubat 2022’de yaptığı konuşmada, Rus emperyal milliyetçiliğinin Doğu Slav milletlerini tek bir millet olarak gören ideolojik ve tarihsel referanslarını tekrarlayarak, Ukrayna’nın Rusya’nın bir parçası olarak anlamlı olabileceğini ifade etmiş ve bu görüşünü de “Modern Ukrayna, Rusya tarafından ya da daha doğrusu Bolşevikler, yani komünist Rusya tarafından kurulmuştur” diyerek temellendirmeye çalışmıştır (Tanrısever 2022).

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali başta Polonya olmak üzere, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Baltık ülkeleriyle birlikte bütün Avrupa’da büyük bir endişe uyandırmıştır. Zira Rusya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ortalarına kadar gerçekleştirdiği işgali düşünülünce, tarihin tekerrür edebileceğinden korkulmuştur. Bu aynı zamanda AB’nin yıllardır kurmak için büyük bir çaba sarf ettiği refah ve barış birliği için de büyük bir tehdit teşkil etmiştir.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının sonucu olarak üç önemli gelişme yaşanmıştır. Bunlardan birincisi; NATO ve ABD ile Avrupa arasında zaman zaman ortaya çıkan kopmalar tamir edilmiş, saflar sıklaştırılmış ve NATO bir kez daha Avrupa’yı savunabilecek en önemli aktör olduğunu göstermiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte ABD’nin önderliğinde NATO ve Avrupa ülkeleri, ekonomik olarak Rusya’yı ablukaya alırken tarihin en ağır yaptırımlarını uygulamaya koymuşlardır. Bu yaptırımlar, pandemiden sonra bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik problemlerin daha da ağırlaşmasını beraberinde getirmiş, özellikle gıda ve enerji darboğazı yaratmıştır.

İkincisi; AB tarafından 24 Mart 2022 tarihinde kabul edilen Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusula ile Avrupa Ordusunun kurulmasında dev bir adım atılmasıdır. Stratejik Pusula, AB’nin 2030 itibarıyla güvenlik ve savunma politikasını güçlendirme hedefini ortaya koyarak, Ukrayna’daki savaş gibi yakın coğrafyasında meydana gelen krizlere hızlı yanıt vermeyi amaçlamaktadır. AB, faaliyet gösterdiği stratejik ortamın ve Birliğin karşı karşıya olduğu tehditler ile zorlukların ortak bir değerlendirmesini yaparak daha güçlü ve yetenekli bir “güvenlik sağlayıcısı” olmayı hedeflemektedir.

Üçüncüsü; Almanya Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısına kadar AB’nin Rusya ile en yoğun ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip ülkesi iken, Rusya bu saldırı ile Almanya’yı kaybetmekle kalmamış, belki de uyuyan devi uyandırmıştır. Almanya önceki Başbakanı Olaf SCHOLZ, 27 Şubat 2022 tarihinde Federal Mecliste yaptığı tarihi konuşmada “Rus İmparatorluğu” inşa etme planlarıyla Avrupa için bir tehdit oluşturan Rusya ile gerilimi düşürme, diyaloğu ve ekonomik iş birliğini geliştirme politikasını sonlandırdıklarını ve ayrıca savunma politikalarında köklü değişiklikler getiren bir karar olan Alman Ordusu Bundeswehr’in yeteneklerinin güçlendirilmesi için 100 milyar euroluk mali bir fon ayırdıklarını açıklamıştır. Olaf SCHOLZ, “Güçlü, modern ve ilerici Bundeswehr” hedefini ilan ederken, ayrıca Almanya’nın bundan sonra NATO’nun gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 2’sinin savunmaya ayrılması kriterini karşılayacaklarını da söylemiştir. 2020 yılı istatistiklerine göre Almanya savunma için en yüksek bütçe ayıran 10 ülke arasında, 7’nci sırada yer almaktadır (Akal, 2022). Öngörülen 100 milyarlık fon, savunma harcamalarında bir defaya mahsus yaklaşık yüzde 200’lük bir artışa tekabül etmektedir. Scholz’un konuşmasında verilen ayrıntılar, kapsamlı reformlar ve milyarlarca euroluk yeni silah alımları öngörmektedir (Akal, 2022). İşte bu nedenle Almanya’nın bu “U” dönüşü, AB’nin güvenlik anlayışı açısından tabuların yıkıldığı tarihi bir olay niteliğindedir.

Almanya, stratejik savunma gücünü yeniden organize ederek hedeflenen gelişmeyi kısa sürede sağlayabilecek potansiyele sahip güçlü bir ülkedir. AB’de ekonomik olarak lider olan Almanya, nükleer silahlara sahip Fransa’yla kol kola askeri lider olarak öne çıkacaktır. Özellikle bu gücünü; savaş için değil, Avrupa’nın savunması ve güvenliği için, ilaveten NATO’yla birlikte dünya barışı için kullanması durumunda Rusya’nın Avrupa’yı kapsayan bir imparatorluk yaratma hedefini engelleyebilecek en önemli güç olacaktır. Bu bağlamda, Rusya saldırgan tutumuna, en azından şimdilik Ukrayna’nın Donbas bölgesinin işgali ile nokta koyabilir. Ancak yayılmacı aklı, yeniden bir toparlanmayı müteakip, tekrar faaliyete geçerek özellikle Moldova’ya, gelişmelere göre Kuzey Kutbundaki zengin kaynaklarla ilgili çıkar çatışmasına girdiği NATO’nun yeni üyeleri Finlandiya’ya ve İsveç’e yöneltebilir.

Avrupa Ordusu Kurulması Fikrinde Dalgalı Tarihsel Süreç

Avrupa Ordusu’nun kuruluşu Avrupa Birliği’nin, 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) adı altında ulusüstü (supranational) bir karakterle kurulduğu tarihten 71 yıl sonra 2022 itibarıyla onaylanmış ve 2025’te gerçekleşmesi planlanmıştır. Bu 71 yıllık süreç, kuruluş amacı güvenli bir Avrupa olmasına rağmen, temelde ekonomik ve siyasi birleşmeyi önceleyen AB’de savunma ve güvenlik konusunda dalgalı bir fikir çatışması şeklinde gelişmiştir.

AKÇT’nin kurulmasında Fransa’nın temel amacı, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ülkesini işgal eden Almanya’nın bir daha kendisi için tehdit oluşturmasını önleyecek bir kurumsal mekanizma oluşturma kaygısıydı (İnat ve Cicioğlu 2020, 338-339). Buradan hareketle, her ne kadar AB ekonomik temelli kurulmuş olsa da bir güvenlik projesiydi ve gerçekte asıl amacı “kolektif güvenlik” tesis etmekti. Bu amaçla Fransız siyasetçi Rene PLEVEN tarafından, ortak bir Avrupa Ordusu kurulması fikriyle Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşması (AST) kurulması çalışması yapılmıştır. AST’nin asıl amacı, Almanya’nın Fransa liderliğindeki bir Avrupa Ordusu çatısı altında kontrol altına alınması, ikinci amacı ise Avrupa’da konuşlanmış ABD Silahlı Kuvvetlerini kısmen tamamlayabilecek, gerektiğinde bu gücün yerine geçebilecek bir Avrupa Silahlı Gücü oluşturmaktı (Göksu 2021, 19).

Avrupa içinde savunma ve güvenlik iş birliği çalışmalarının başlangıç antlaşması Fransa ve İngiltere tarafından olası bir Almanya tehdidine karşı imzalanan 4 Mart 1947 tarihli Dunkirk Antlaşması olmuştur. Şubat 1948 tarihinde Sovyetler Birliğinin Avrupa’daki işgalleri sonucu tehdidin kaynağının Almanya yerine Rusya’ya dönüşmesiyle, 4 Mart 1948 tarihinde Fransa, Birleşik Krallık, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda arasında Dunkirk Antlaşmasını baz alan Brüksel Antlaşması imzalanmıştır. 17 Mart 1948 tarihinde bu antlaşma “Batı Avrupa Birliği’nin (BAB) kurucu antlaşmasına dönüşmüştür. Bu antlaşmaya göre, bahse konu beş devlet silahlı saldırıya uğradıkları takdirde, diğerleri her türlü vasıtayla onların yardımına gideceklerdi (Türközü 2021, 61-62). Sovyet yayılmacılığına karşı, 4 Nisan 1949 tarihinde, ABD, Kanada, Danimarka, İzlanda, İtalya, Norveç ve Portekiz’in Brüksel Antlaşması taraftarı ülkelerle birlikte Washington Anlaşması ile NATO, tarihte varlığını en uzun sürdürebilen ve başarılı bir şekilde kurumsallaşabilen bir ittifak olarak kurulmuştur. Aralık 1950’de Brüksel Antlaşması’na taraf olan ülkeler Batı Avrupa Savunma Grubu’nun sorumluluklarını NATO’ya devretmiştir. Böylece NATO Batı Avrupa’nın güvenliğinin de sorumlusu olmuştur (Göksu 2021, 21).

1954 yılında Batı Almanya ve İtalya’nın da katılımıyla BAB genişlemiştir. BAB’ın amaçları; NATO ittifakının Avrupa kanadının güçlendirilmesini sağlamak, Avrupa’nın bütünleşme sürecine yeni bir boyut kazandırmak, NATO çerçevesinde Atlantik ötesi ilişkilerde görülen stratejik ve politik nitelikteki güçlükleri çözmek, NATO’nun savunma ile ilgili faaliyetlerine katılmayan Fransa’yı Avrupa Savunma İş Birliği’ne dahil edebilmektir (Türközü 2021, 96).

1961 yılında Fransız Diplomat Christian FOUCHET tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Charles de GAULLE’nin himayesinde Fouchet planı hazırlanarak AKÇT ülkelerine teklif olarak sunulmuştur. Planın amacı, Büyük Britanya’yı dışlayarak Avrupa savunma politikalarında ABD etkisini azaltmaktır. Bağımsız Batı Avrupa savunma politikası yaratmayı amaçlayan Plan, Fransız-Alman müşterek hegemonyası ile NATO’nun varlığı için tehdit algısı oluşturmuş ve reddedilmiştir. Avrupa Bütünleşmesinin güvenlik boyutunda yapılan tartışmalar, Avrupa’nın ABD gücünü dengelemesi gerektiğini savunan ülkeler için “Euro-Gaullis” tezi, Avrupa’nın dünya siyasetinde ABD ile birlikte olması gerektiğini savunan ülkeler için ise “Euro-Atlantic” tezinin türetilmesini sağlamıştır. Her iki teze göre de Avrupa Belçikalı Siyasetçi Mark EYSKENS’in söylemiyle: “ekonomik bir dev, politik bir cüce, askeri bir solucandır.” (Göksu 2021, 26-27)

1973 yılında Helsinki’de Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı (AGİK) gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 1975 tarihinde ABD, Kanada ve otuz üç Avrupa ülkesi arasında Helsinki Nihai Senedi imzalanmıştır. Senette güvenliğin siyasi, askeri, insani ve iktisadi-çevresel olmak üzere üç boyutlu bir yapı olduğu belirtilmiştir. Bu yapı, 1994 Budapeşte Zirvesi’nde uluslararası bir kuruluşa dönüşerek Avrupa Güvenlik İş Birliği Teşkilatı (AGİT) adını almıştır.

1992 Maastricht Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), Avrupa Birliği adını almış ve üç sütunlu bir teşkilata dönüşmüştür: “Avrupa Topluluğu”, “Güvenlik ve Adalet İş Birliği” ve “Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”. Avrupa Birliği’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturmasındaki temel amacı uluslararası güvenliğe katkı sunmak, barışın korunmasını sağlamak, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilerek hukukun üstünlüğünü tesis etmek ve AB içerisinde iş birliğine katkı sunmaktır (Göksu 2021, 35). 1 Mart 1992-14 Aralık 1995 Bosna Savaşı ve 28 Şubat 1998-10 Haziran 1999 Kosova Savaşı’nda Avrupa’nın dışişleri ve güvenlik politikalarında ABD bağımlılığına mahkûm olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. AB her iki savaşta oldukça ürkek ve yavaş hareket etmiştir. Savaşı ABD ve NATO bitirmiştir. Ancak, Kosova Savaşı sırasında ABD’li askeri yetkililerin uydu görüntülerini diğer NATO ülkeleriyle paylaşmaması AB’nin NATO çizgisi dışında bağımsız bir güvenlik modeli geliştirmesi gerektiğine olan inancı artırmıştır. Bunun üzerine, Fransa-Britanya arasında imzalanan 4 Aralık 1998 Saint-Malo Deklarasyonu ile Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası duyurulmuştur. Ancak burada dikkate değer olan; İngiltere’nin amacı NATO’nun görev ve sorumluluklarını çiğnemeden Avrupa’nın sivil kriz yönetimine dair kabiliyetini geliştirmek iken, Fransa’nın amacı müstakil askeri operasyonlar yürütebilecek kabiliyete sahip, NATO’dan farklılaşmış, özerk bir Avrupa Ordusu kurmaktır (Göksu 2021, 36).

Özerk Avrupa Ordusu fikrine karşı 1997-2001 arasında ABD Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Madeleine ALBRIGHT’ın St. Malo Zirvesi’nin hemen ardından NATO-AB ilişkilerine dair; İttifakın karar alma mekanizmalarından ayrışmaması, Avrupa savunma yeteneği geliştirilirken NATO’nun sahip olduğu imkân ve kabiliyetlerin kopyalanmaması, dolayısıyla ikilik yaratılmaması ve AB üyesi olmayan NATO üyelerine ayrımcılık yapmaktan kaçınılmasına yönelik çekincelerini dile getirmiştir (Açıkmeşe ve Dizdaroğlu 2014, 134).

Maastricht Antlaşması’nda önemli değişiklikler yapan Amsterdam Antlaşması 1 Mayıs 1999’da yürürlüğe girmiştir. Amsterdam Antlaşmasına, BAB’ın 1992 yılında Batı Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen “hangi koşullar altında askeri birliklerin konuşlandırılması gerektiğini” ortaya koyan Petersberg Görevleri de eklenmiştir. Bu misyonlar; insani misyonlar, barış misyonları, kurtarma görevleri, barışı sağlama, çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetimi gibi faaliyetleri içerir. Maastricht Antlaşmasıyla Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) ismini almıştır.

2003 Berlin Plus Antlaşmasıyla; AB’ye AB tarafından yürütülecek kriz yönetimi ve barış inşası operasyonlarında NATO imkân ve kabiliyetlerinden yararlanma, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı’nın (DSACEUR-Deputy Supreme Allied Commander Europe) AB operasyonlarında kullanılabilmesi izni ve NATO-AB arasında askeri ihtiyaçların giderilmesi ve idari kapasitenin artırılabilmesi için karşılıklı yasal düzenlemelerin yapılması mümkün olabilmiştir. AB, ilk kez NATO imkân ve kabiliyetlerini kullanarak Makedonya’da 2003 Aralık’ta Concordia Operasyonunu ve müteakiben 2004 yılında Bosna-Hersek’te EUFOR Althea Operasyonunu gerçekleştirmiştir (Göksu 2021, 39).

Avrupa Güvenlik Konseyi, 2003 yılında “Daha iyi bir dünya, güvenli bir Avrupa” sloganıyla Ortak Dışişleri ve Savunma Politikası’na kuramsal bir çerçeve sağlamak için Avrupa Güvenlik Stratejisi’ni kabul etmiştir.

2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşmasında Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının (AGSP) adı Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) olarak değiştirilmiştir. Lizbon Antlaşması ile ODGP’nin kapsamına Petersberg Görevleri de ilave edilerek ortak silahsızlanma, askeri danışmanlık ve destek görevleri, çatışmalardan korunma görevleri ve çatışma sonrası barışın tesisi görevleri dahil edilmiş ve AB dışındaki üçüncü ülkelere kendi topraklarında terörle mücadelede yardımcı olunması öngörülmüştür. (Göksu 2021, 48).

Avrupa Komisyon Başkanı Jean-Claude JUNCKER 2015 tarihinde Avrupa Ordusu kurulması için çağrı yapmıştır. Juncker’a göre “AB Rusya ve diğer tehditlere karşı caydırıcı olması ve dünyadaki konumunu güçlendirmesi için, kendine ait bir orduya ihtiyaç duymaktadır.” Alman Savunma Bakanı Ursula von der LEYEN de Juncker’in çağrısını memnuniyetle karşıladıklarını belirtmiş ve “Avrupalılar olarak geleceğimiz Avrupa Ordusuyla bir yerde olacaktır.” demiştir. Sert güç kullanılmasına karşı olan Avrupa Ordusu karşıtları ise NATO’nun altını oyacağı gerekçesiyle, AB’ye daha büyük bir askeri rol verilmesine karşı çıkmaktadırlar (Çelik 2017, 208-209).

AB, 13 Kasım 2017’de imzalanan ve 7 Aralık 2017 tarihinde hayata geçirdiği Kalıcı Yapısal İş Birliği (PESCO-Permanent Structured Cooperation) Antlaşmasını savunma ve güvenliği için en önemli enstrüman olarak kabul edilmiştir. PESCO’nun kurulmasındaki temel amaç; ulusal ve çokuluslu misyon ve operasyonlarda üye ülkelerin ortak savunma becerilerinin ortak ve münferit bir yapıda olmasını sağlamaktır. Almanya Savunma Bakanı Ursula Von der LEYEN, 23 Şubat 2019’da PESCO ile “gelişen tehditlere karşı Avrupa’nın askeri gücünü daha bağımsız bir hale getirmek için Avrupa Ordusu’nun önünü açtıklarını” ifade etmiştir. Bir başka deyişle PESCO, Avrupa Ordusu’na giden yolda bir dönüm noktasıdır. NATO Genel Sekreteri Jens STOLTENBERG 29 Şubat 2019’da AB’nin bu çalışmalarını desteklediğini, bu gayretlerin NATO’ya katkıda bulunacağını, ancak AB’nin NATO’nun yerini almasının mümkün olmadığını, Avrupa’nın güvenliğinin NATO’ya ve Translantik iş birliğine bağlı olduğunu, NATO ile rekabet etmediği sürece bu girişimleri memnuniyetle karşılayacaklarını ifade etmiştir (Göksu 2021, 118).

Almanya ve Fransa güvenlik ve Dış Politikada daha fazla sorumluluk almak maksadıyla 22 Ocak 2019’da Alman-Fransız İş Birliği ve Entegrasyon Anlaşması olarak da bilinen Aachen Dostluk Anlaşmasını imzalamıştır. Bu olay zamanın Almanya Başbakanı Angela MERKEL tarafından “Avrupa Ordusu oluşturmak için önemli bir adım” olarak açıklanmıştır. İki ülke bu anlaşmayla; Avrupa’nın askeri alanda etkinliğini, tutarlılığını ve güvenilirliğini geliştirmeye devam ederken, NATO ile eşgüdümlü çalışarak ittifakı güçlendirmeyi taahhüt etmiştir (Göksu 2021, 121).

AB’nin savunma ve güvenlik konusundaki temel politik anlayışı, bunu güç siyaseti ile değil, müzakere ve iş birliği ile tesis etmek üzerine olmuştur. Ancak, AB’nin ekonomik ve siyasi olarak dünya üzerindeki konumu güçlendikçe, askeri yeteneklerinin yetersizliği de sorgulanır olmuştur. ABD ise geleneksel olarak savunma ve güvenlik politikasını güç kullanımını destekleyen bir anlayış üzerine kurmuştur. Bu anlayışlarına rağmen ABD ve AB’nin NATO üzerinden yaklaşımı, birbirlerini tamamlayan tarzda yeteneklere sahip olma üzerine odaklanmıştır. Ancak; AB’nin Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde Bosna ve Kosova savaşlarına müdahalede yetersizlikleri, ABD’nin AB’nin özellikle Almanya ve Fransa’nın başını çektiği grubun Avrupa Kimliği ile düşünerek karşı çıktığı Irak Harekatı’nı gerçekleştirmesi, ABD’nin Afganistan’da ortağı olan AB ve diğer NATO ülkelerini bilgilendirmeden birliklerini çekmesi, Rusya’nın özellikle 2008’den başlayarak günümüzde Ukrayna ile süren yayılmacı siyaseti, göç ve mülteci krizleri AB’nin Avrupa Ordusu fikrini alevlendirmiştir. AB Komisyonu’nun önceki başkanı Jean-Claude JUNCKER, 29 Şubat 2019’da Berlin’de düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, ABD’ye Avrupa’nın güvenliğine verdiği katkıdan dolayı teşekkür ederken, ABD’nin uzun dönemde artık Avrupa’nın güvenliğini sağlamayı garanti etmediğini, bunu AB’nin uzun vadeli Avrupa Ordusu kurma hedefi de dahil Avrupa Savunma Birliği’ne yönelik yeni bir yaklaşımla başarması gerektiğini vurgulayarak, özerk bir Avrupa Ordusu fikrini yeniden gündeme getirmiştir (Göksu 2021, 117).

Ancak Fransa ve Almanya’nın Avrupa Ordusu çağrısı birçok AB ülkesi tarafından, NATO’ya denk ya da alternatif bir Avrupa Savunması Planlaması ve komuta yapısının kurulmasının NATO’da var olan sistemin tekrarı (duplicating) ve gayret israfı olacağı gerekçesiyle pek rağbet görmemiştir. Ancak; Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı bir taraftan NATO içindeki ve NATO ile AB arasındaki safları sıklaştırırken, diğer taraftan AB ülkelerini de Avrupa Ordusu kurulması konusunda birleştirmiştir.

AB, kabul edilen Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusula ile; faaliyet gösterdiği stratejik ortamın ve Birliğin karşı karşıya olduğu tehditler ile zorlukların ortak bir değerlendirmesini yaparak daha güçlü ve yetenekli bir “güvenlik sağlayıcısı” olmayı hedeflemektedir. Belge’de öne çıkan en önemli unsur “hızlı intikal kuvvetidir”. Hızlı İntikal Kuvvetinin 5000 kişilik personelden teşkil edilmesi ve kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşması kararlaştırılmıştır. Kuvvet 2025 itibarıyla kuruluşunu tamamlayarak, Askeri Planlama ve Komuta kapasitesiyle harekata dönük olmayan bütün askeri görevleri planlayacak ve icra edebilecek, iki küçük ölçekli ve bir orta ölçekli harekâtı sevk ve idare edebilecektir. 2030 itibariyle ise ilave harekât ve harekât dışı görevleri planlayabilecek, sevk ve idare edebilecektir. AB’nin Stratejik Pusulası, Birliğin istihbarat analiz kapasitelerini artırmak, çok çeşitli hibrit tehditleri tespit etmek ve bunlara yanıt vermek, siber saldırılara daha iyi hazırlanmak ve yanıt vermek için bir AB Siber Savunma Politikası oluşturmak ve bir deniz güvenliği aktörü olarak AB’nin rolünü güçlendirmek gibi hedefleri içermektedir (A Strategic Compass 2022).

Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusulayla teşkiline karar verilen “Avrupa Hızlı İntikal Kuvvetinin” teşkilat yapısı henüz açıklanmamıştır. Ancak 5000 kişilik personel yapısından yola çıkarak, bu birliğin Tugay seviyesinde Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti- Very High Readiness Joint Task Force (VJTF) olabileceğini değerlendirebiliriz. Küçük ölçekli bir birliğin taktik birlik olan Tugay, orta ölçekli birliğin ise operatif birlik olan Kolordu olabileceğini kabul edebiliriz. Dolayısıyla iki tugay ya da bir kolordudan müteşekkil bu birliklerin düşman bir bölgede bağımsız olarak görev yapmaları, düşmanın güç durumuna paralel olarak pek olası değildir. Ancak, Afganistan’daki gibi bir tahliye, kurtarma, intikal, belli bir bölgenin emniyetinin alınması, barışı koruma gibi görevlerde bulunabilirler.

NATO 3.0 Nedir?

Dwight EİSENHOWER, 1951’de NATO’nun ilk Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı olarak, ABD desteğinin amacının Avrupa’nın kendini savunma iradesini ve kapasitesini yeniden ayağa kaldırmak olduğunu belirtmişti. Ancak günümüzde hâlâ Avrupa bu hedefe ulaşabilmiş değildir (Drennan ve Tabatabai, 2026).

Soğuk Savaş’ın caydırıcılık odaklı NATO 1.0’ı, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla misyonunu yitirmiş ve Balkanlar’dan Afganistan’a uzanan müdahalelere yönelen, Avrupa devletlerinin görece kısıtlı askeri bütçelerini sineye çeken bir NATO 2.0’a dönüşmüştür. NATO 3.0 ise son otuz beş yılın alışkanlıklarından uzaklaşıp kuruluş dönemine yakın bir modele dönüşü öngörmektedir (Asker, 2026).

“NATO 3.0, ittifakın kolektif olarak neyi caydırdığına, yük paylaşımı sağlandıktan sonra ABD taahhüdünün neye benzeyeceğine ve yeterli paylaşımın kriterlerine dair henüz bir cevabı olmayan, kavramdan çok slogan niteliğinde bir çerçevedir.” (Drennan ve Tabatabai, 2026).

ABD’nin Avrupa’nın kendi savunma iradesini ele alması “NATO 3.0″ adı altında kavramsallaştırılmıştır. NATO 3.0 ile Avrupa kendi konvansiyonel savunmasının asli sorumluluğunu üstlenecek, ABD ağırlığını anavatan savunmasına ve Hint-Pasifik’te Çin’in caydırılmasına verecek, ABD ile Avrupa arasındaki ilişki bağımlılık arz eden bir yapıdan ortaklığa evrilecektir.

Haziran 2025’teki Lahey Zirvesi’nde 32 müttefikin tamamı, en az yüzde 3,5’i çekirdek savunma gereksinimlerine, yüzde 1,5’i kadarı altyapı, dayanıklılık ve savunma sanayii gibi güvenlik bağlantılı alanlara gitmek üzere gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5’ini savunmaya ayırma taahhüdüne imza atmıştır. Bu çerçevede Avrupalı müttefikler kolektif savunma yatırımını 2014’te GSYH’lerinin yüzde 1,4’ünden 2025’te yüzde 2,3’üne taşımış ve NATO’nun bütçesinde 2024’ten 2025’e geçişte yüzde 20’lik, 139 milyar dolarlık bir artış yaşanmıştır. Tablo aslında 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’yla şekillenmeye başlamıştı ve Trump’ın ikinci dönemi de süreci başlatmaktan ziyade hız kazandırmıştır (Asker, 2026).

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın en öne çıkan dersi, uzun bir çatışmada sınai kapasitenin destek fonksiyonu olmaktan çıkıp bizatihi muharebe gücüne dönüştüğüdür.  Bugüne kadar savunma konusunda sırtını ABD ve NATO’ya yaslayan Avrupa için en önemli husus caydırıcılığı yeniden devlet aklının merkezine koyup koyamayacağıdır.

Avrupa orduları ABD’nin kullandığı yaklaşık 30 ana silah sistemi türüne karşılık 178 farklı tür işletmektedir. Tank özelinde ABD’nin tek ana muharebe tankına karşı Avrupa’da 17 farklı model vardır. Tüm bunlar salt yüzde 5 okumasının etkin sonuçlarının olmasını engellemektedir (Ischinger, 2017)

Ankara’da görülecek olan da imzaların kabiliyete, kabiliyetlerin doktrine, doktrinin de tutarlı bir ittifak fikriyatına tercüme edilip edilemeyeceği. Bunlar gerçekleşirse NATO 3.0 slogandan stratejiye evrilmeye başlamış demektir, cevap muğlak kalırsa sorgulanacak olan yolun kendisinden ziyade onu yürüyecek takat olacak ve aradaki farkı önümüzdeki on yılın Avrupa güvenlik mimarisi gösterecek.

2026 Ankara NATO Liderler Zirvesi Sonuç Bildirisi

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da üye ülkelerin NATO’nun kolektif savunma maddesi olan 5. Maddeye ve transatlantik bağa yönelik “sarsılmaz bağlılıklarını” teyit etmek üzere düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nin sonuç bildirisinde özetle şu konular ifade edilmiştir (İletişim Başkanlığı, 2026):

Bir müttefike yönelik saldırının, tüm müttefiklere yönelik bir saldırı olduğu, NATO’nun birliğinin, dayanışmasının ve kolektif gücünün, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifak’taki 1 milyar vatandaş için barış, güvenlik ve refahın temeli olmaya devam ettiği, caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derece yaklaşımına bağlılığın sürdüğü.

Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ile istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin devam eden tehdidine karşı koymak amacıyla müttefiklerin Lahey Savunma Taahhüdü’nü hayata geçirdiği ve Avrupalı müttefiklerin ve Kanada’nın 2025’te temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı.

Yatırımların ihtiyaç duyulan kabiliyetleri sağlarken savunma sanayi ve dayanıklılığı da güçlendirdiği. Bu çerçevede Ankara’da, 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşması yapılarak kolektif üretim kapasitesini artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayiyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunulduğunu. Müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerini ortadan kaldırma çalışmalarının sürdürülerek savunma sanayisindeki derinliği ve iş birliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklıklarından yararlanılacağı.

Geleceği inşa etmek için daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak hedeflendiği, bu kapsamda Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın, ABD’yle birlikte İttifak’ın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlendiği.

NATO’nun caydırıcılığı ve savunmasının uzay ve siber unsurlarla desteklenen uygun nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kabiliyetleri bileşimine dayandığı.

Muharebe üstünlüğünün korunması konusunda kararlı olunduğu, NATO silahlı kuvvetlerinin konuşlandırılma, destekleme ve sürdürülebilirliğini sağlama kapasitesine yatırım yapılarak; derinlikte hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat kabiliyetleri dâhil olmak üzere tüm alanlarda belirlenen kabiliyet hedeflerinin hayata geçirilmekte olduğu. Birbiriyle uyumlu çalışabilen transatlantik muharebe bulutu geliştirildiği ve güçlü yapay zekâ modellerinin benimsendiği.

Ukrayna’nın transatlantik güvenliğe katkı sağladığı, müttefiklerin Ukrayna’nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasına yönelik sarsılmaz desteğinde birlik içinde olduğu, bu kapsamda; 2026 yılı için Ukrayna’ya askerî teçhizat, yardım ve eğitim desteği kapsamında 70 milyar avro taahhüdünde bulunulduğu ve 2027’de de en az aynı seviyede desteği sürdürme kararlılığında olunduğu.

İttifak’ın daha geniş güvenlik ortamını şekillendiren stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık, hibrit tehditler ve tekrarlayan krizlere yanıt vermeye ve uyum sağlamaya devam ettiği, bu kapsamda; İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve İran’a Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne tam anlamıyla saygı gösterme çağrısında bulunulduğu.

NATO’nun Avrupa Güvenliğinin Sorumluluğunun Avrupa Ülkelerine Devrinin İncelenmesi

  • NATO’nun Teşkilat Yapısı:

NATO’nun Askeri Komuta Yapısı şu şekildedir (SHAPE, 2026): Müttefik Operasyon Komutanlığı (ACO), stratejik, operasyonel ve taktik seviyelerde karargahlar ve destekleyici unsurlardan oluşan üç kademeli bir komuta yapısıdır. İttifakın tüm askeri misyonları genelinde statik ve konuşlandırılabilir karargahların yanı sıra müşterek ve birleşik kuvvetlerin komuta ve kontrolünü sağlar. 

SHAPE stratejik bir karargâhtır. Rolü, İttifakın stratejik hedeflerine ulaşmak için NATO askeri operasyonlarını, misyonlarını ve görevlerini hazırlamak, planlamak, yürütmek ve uygulamaktır. Bu şekilde, saldırganlığın caydırılmasına ve İttifakın barış, güvenlik ve toprak bütünlüğünün korunmasına katkıda bulunur.

ACO’nun başında, görevlerini SHAPE’ten yürüten SACEUR bulunur. Geleneksel olarak, kendisi Amerika Birleşik Devletleri bayrak subayı veya general rütbesinde bir subaydır. SACEUR, aynı coğrafi sorumlulukların çoğunu paylaşan ABD Avrupa Komutanlığı’nın da komutanıdır.

Operasyonel seviye, üç daimi Müşterek Kuvvet Komutanlığından (JFC) oluşmaktadır: biri Hollanda’nın Brunssum kentinde, biri İtalya’nın Napoli kentinde ve biri de Virginia’nın Norfolk kentindedir. Hepsinin farklı büyüklük ve kapsamdaki NATO operasyonlarını planlamaya, yürütmeye ve sürdürmeye hazır olması gerekmektedir. Etkili bir şekilde, büyük bir müşterek operasyonu ya sabit konumlarından ya da doğrudan bir operasyon bölgesinde faaliyet gösterirken konuşlandırılmış bir karargâhtan yönetebilmeleri gerekir. İkinci durumda, konuşlandırılmış karargâh Müşterek Görev Gücü Karargâhı veya JTFHQ olarak adlandırılır ve bir yıla kadar bir süre boyunca faaliyet gösterebilmelidir.

Taktik (veya bileşen) seviyesi, Tek Hizmet Komutanlıkları (SSC) olarak adlandırılan kara, deniz ve hava komutanlıklarından oluşur. Bu hizmete özgü komutanlıklar, Müşterek Kuvvet Komutanlıklarına uzmanlık ve destek sağlar. Doğrudan SHAPE’e bağlıdırlar ve SACEUR’un komutası altındadırlar.

Müttefik Kara Komutanlığı Karargâhı (HQ LANDCOM): İzmir, Türkiye: Bu komutanlığın rolü, büyük bir müşterek operasyondan daha büyük bir operasyonu yürüten Müşterek Kuvvetler Komutanlığı’nı desteklemek üzere konuşlandırılabilir bir kara komuta ve kontrol yeteneği sağlamaktır. Ayrıca, (büyük veya küçük) bir müşterek operasyon için temel kara yeteneği veya bir kara operasyonu için konuşlandırılabilir bir komuta ve kontrol yeteneği sağlayabilir. İzmir aynı zamanda İttifak’ın başlıca kara danışmanıdır ve uzmanlık alanında geliştirme ve dönüşüme, katılım ve tanıtıma katkıda bulunur.

Müttefik Deniz Komutanlığı Karargâhı (HQ MARCOM): Birleşik Krallık, Northwood: Bu komutanlığın rolü, ortak deniz operasyonları ve görevlerinin tüm yelpazesi için komuta ve kontrol sağlamaktır. Northwood’daki konumundan, ortak deniz operasyonlarını planlar, yürütür ve destekler. Ayrıca İttifakın başlıca denizcilik danışmanıdır ve uzmanlık alanında geliştirme ve dönüşüme, katılım ve tanıtıma katkıda bulunur. Northwood, küçük bir ortak deniz operasyonuna komuta etmeye veya büyük bir ortak operasyondan daha büyük bir operasyonun destekleyici deniz bileşeni olarak hareket etmeye hazırdır.

Müttefik Hava Komutanlığı Karargâhı (HQ AIRCOM): Ramstein, Almanya: Bu komutanlığın rolü, İttifak operasyonlarının ve görevlerinin hava bileşenini planlamak ve yönetmek, ayrıca İttifak hava ve füze savunma operasyonlarının ve görevlerinin yürütülmesini sağlamaktır. Ramstein aynı zamanda İttifak’ın başlıca hava danışmanıdır ve uzmanlık alanında geliştirme ve dönüşüme, katılım ve tanıtıma katkıda bulunur. Ramstein, NATO Komuta Yapısı içinden ve dışından yeterli destekle, sabit konumundan, yani Ramstein’den, küçük bir müşterek hava operasyonuna komuta ve kontrol sağlayabilir veya büyük bir müşterek operasyondan daha büyük veya ona eşit bir operasyonu desteklemek için Hava Bileşeni Komutanlığı olarak hareket edebilir. Yeteneğini güçlendirmek için Ramstein’de ek hava komuta ve kontrol unsurları mevcuttur: üç Birleşik Hava Operasyon Merkezi (CAOC) ve bir Konuşlandırılabilir Hava Komuta ve Kontrol Merkezi (DACCC). Hava unsurları ayrıca, NATO liderliğindeki operasyonlarda kazanılan deneyimi dikkate almak için daha esnek bir şekilde yapılandırılmıştır.

Taktik Hava Komuta ve Kontrol Unsurları: Üç adet Birleşik Hava Operasyonları Merkezi (CAOC), Uedem (Almanya), Torrejon (İspanya) ve en son olarak Bodø’da (Norveç) bulunmaktadır. Bu merkezler, barış, kriz ve çatışma durumlarında tahsis edilen varlıkların hava operasyonlarını planlamak, yönlendirmek, görevlendirmek, koordine etmek, denetlemek ve desteklemekten sorumludur. Düzenli olarak, NATO’nun Hava Polisliği misyonunu yürütmekle görevlendirilirler ve bölgesel sorumluluk alanlarındaki Kontrol ve Raporlama Merkezleri, Ulusal Hava Polisliği Merkezleri ve özel Hızlı Tepki Alarmı hava üsleriyle yakın işbirliği içinde çalışırlar. NATO’nun tüm Avrupa hava sahasını kapsayacak şekilde uygun yerlerde bulunan sensör noktaları, Birleşik Hava Operasyonları Merkezlerinin Tanımlanmış Hava Resimlerine veri sağlamak üzere bağlanmıştır ve bu sayede Avrupa NATO hava sahasındaki günde 30.000’e kadar hava hareketini izleyebilirler. Hızlı Tepki Alarmı önleme uçakları, Birleşik Hava Operasyonları Merkezlerinin emirleri üzerine, belirsiz veya potansiyel olarak tehlikeli durumları araştırmak ve bilinmeyen uçakları görsel olarak tanımlamak için özel hava üslerinde hazır beklemektedir.

CAOC’lar, iki bölümden oluşan hibrit yapılardır: Statik Hava Savunma Merkezi (SADC) ve Konuşlandırılabilir Hava Operasyonları Merkezi (D-AOC). İtalya’nın Poggio Renatico kentinde bulunan Konuşlandırılabilir Hava Komuta ve Kontrol Merkezi (DACCC), üç unsurdan oluşan hibrit bir kuruluştur: Konuşlandırılabilir Hava Kontrol Merkezi – Tanımlanmış Hava Görüntüsü Üretim Merkezi – Sensör Füzyon Merkezi (DARS), bir D-AOC ve bir Konuşlandırılabilir Sensörler Süiti (DSS). Barış zamanında, DACCC, hem HQ AIRCOM’dan hem de D-AOC’lardan görevlendirilen NCS JFAC personelinin ilk fonksiyonel eğitiminden sorumlu olacaktır.

NATO İletişim ve Bilgi Sistemleri Grubu (NCISG): İletişim ve bilgi sistemleri (BYS) iki unsurdan oluşur: konuşlandırılabilir BYS yetenekleri ve statik BYS yetenekleri. Belçika’nın Mons kentinde bulunan NATO CIS Grubu (NCISG), ACO için konuşlandırılabilir iletişim ve bilgi sistemleri desteği sağlamaktadır. NATO CIS Grubu, tüm konuşlandırılabilir CIS yeteneklerinin yanı sıra CIS operasyonları ve tatbikatlarının planlanması ve kontrolünden sorumludur. Operasyonlara komuta ve kontrol hizmetleri desteği için koordinasyon yetkilisi olarak görev yapar. Statik ve merkezi CIS yeteneklerinin sağlanması, NATO Komuta Yapısının bir parçası olmayan NATO İletişim ve Bilgi Ajansı’nın (NCIA) sorumluluğundadır. NATO CIS Grubu, Almanya’nın Wesel, İtalya’nın Grazzanise ve Polonya’nın Bydgoszcz şehirlerinde konuşlanmış üç NATO Sinyal Taburu tarafından desteklenmektedir. Bu üç tabur, başka yerlerde bulunan çeşitli daha küçük unsurlarla (Konuşlandırılabilir CIS modülleri) tamamlanmaktadır.

STRIKFORNATO, NAEW&CF ve NISRF: NATO Deniz Vurucu ve Destek Kuvvetleri (STRIKFORNATO), NATO Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Kuvveti (NAEW&CF) ve NATO İstihbarat, Gözetleme ve Keşif Kuvveti (NISRF), NATO Acil Müdahale Yeteneğinin bir parçasıdır. Bunlar, ilgili katkıda bulunan ülkeler tarafından imzalanan mutabakat zaptları ve teknik anlaşmalarla başlangıçta kurulan ve İttifak’ın kullanımına sunulan çok uluslu yapılardır ve şimdi NATO Komuta Yapısının bir parçasıdır.

NATO Deniz Vurucu ve Destek Kuvvetleri (STRIKFORNATO): STRIKFORNATO, İttifakın temel güvenlik görevlerinin tüm yelpazesinde ölçeklenebilir komuta ve kontrol sağlayan, hızla konuşlandırılabilir bir deniz karargahıdır. Deniz operasyonlarına odaklanır ve merkezi Portekiz’in Oeiras kentindedir. 13 katılımcı ülkeden oluşur ve ABD deniz kuvvetlerinin NATO operasyonlarına entegrasyonu için bir bağlantı görevi görür.

NATO Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Gücü (NAEW&CF): NATO Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Kuvveti (NAEW&CF) Karargâhı, Almanya’daki NATO Geilenkirchen Hava Üssü’nde (NAB) bulunmaktadır. NAEW&CF Komutanı, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı’na (SACEUR) bağlıdır ve iki operasyonel birimden oluşan Kuvvetin en iyi şekilde kullanılmasını sağlar:

  • NAB Geilenkirchen’de konuşlanmış olan ve NATO’ya ait 14 adet NATO E-3A uçağını işleten E-3A Bileşeni (filolar, 19 ülkeden entegre uluslararası personel tarafından yönetilmektedir); ve
  • Gelecekteki GBR E-7 Bileşeni, Birleşik Krallık’taki Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) Lossiemouth üssünde konuşlanacak ve üç adet Boeing E-7 Wedgetail uçağı işletecektir (bileşenin mürettebatı yalnızca RAF personeli tarafından oluşturulacaktır).

E-3A Birimi ayrıca Konya (Türkiye), Aktion (Yunanistan) ve Trapani (İtalya) şehirlerinde üç ileri operasyon üssü (FOB) ve Ørland (Norveç) şehrinde bir ileri operasyon noktası (FOL) bulundurmaktadır. Ek olarak, NAB Geilenkirchen’de bulunan Görev Sistemleri Mühendislik Merkezi (MSEC), E-3A uçağının görev sistemleri için özel mühendislik hizmetleri sunmaktadır ve NAEW&CF’nin bir parçasıdır.

NATO İstihbarat, Gözetim ve Keşif Gücü (NISRF): NATO İstihbarat, Gözetleme ve Keşif Kuvveti (NISRF), 2015 ortalarında NATO İttifak Kara Gözetleme Kuvveti (NAGSF) olarak kurulan ve İtalya’nın Sigonella kentinde konuşlanmış çok uluslu bir NATO kuvvetidir. NATO İstihbarat, Gözetim ve Keşif (ISR) Kuvveti, NATO’nun Müşterek İstihbarat, Gözetim ve Keşif (JISR) sisteminin temel bir unsurudur. İttifak için bir Birleşik İşleme, Değerlendirme ve Dağıtım (FEDPED) istihbarat merkezi görevi görür; SHAPE ve AIRCOM’dan istihbarat toplama ve değerlendirme görevleri alır, gerekli bilgileri toplar, bunları faydalı istihbarata dönüştürür ve bu istihbaratı NATO liderliği ve Müttefiklerle paylaşır.

NISRF, beş adet RQ-4D “Phoenix” insansız hava aracından (İHA) oluşan İttifak Yer Gözetleme (AGS) filosu aracılığıyla organik istihbarat toplama operasyonları yürütmektedir; RQ-4D’nin sentetik açıklıklı radarı (SAR), Kuvvetin hava koşullarından bağımsız olarak, gece ve gündüz otonom olarak keşif ve gözetleme yapmasına olanak tanır – bu, İttifak için benzersiz ve kritik bir yetenektir. NISRF ayrıca NATO üyesi ülkelerden gözetleme ve keşif verileri de almaktadır; Kuvvetin istihbarat uzmanları bu verileri analiz eder, kullanır ve diğer veri kaynaklarından gelen bilgilerle birleştirerek zamanında ve yüksek değerli istihbarat ürünleri üretir.

  • Avrupa’nın Güvenliğinin Avrupa Tarafından Üstlenilmesi: Avrupa Ordusu’nun Kurulması Hususunun İncelenmesi:

Askeri güç planlamasında önce düşman ve hedefler, dolayısıyla tehdit belirlenir. Sonra bu tehditlere ne tür tedbirler getirileceği, dolayısıyla stratejiler belirlenir. Nihayetinde de bu stratejilerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli teşkilatlanma ve bütçeleme gerçekleştirilir. Teşkilatlanma konusunda en önemli husus, askeri gücün büyüklüğünün ne olacağı ve kuvvet yapısının muhteviyatını ne tür birliklerin teşkil edeceği sorularına cevap bulmaktır. Avrupa için düşman Rusya ve hedef olarak da Rusya’nın Batı’ya doğru olası bir ilerleme girişiminin caydırılması ve gerektiğinde bunun engellenmesi olarak belirlenmiş görünmektedir. Bu durumda NATO’nun, dolayısıyla Avrupa’nın NATO 3.0 çerçevesinde karar vermesi gereken husus, olası Avrupa Ordusu’nun büyüklüğünün ve teşkilat yapısının ortaya konması, sonra da teşkilat içindeki kadroların nasıl istihdam edileceğinin belirlenmesidir.

Avrupa güvenliğinin NATO’da ABD’den ziyade Avrupa ülkeleri tarafından üstlenilmesi durumu iki şekilde gerçekleşebilir: Birincisi, NATO’nun askeri teşkilatı değiştirilmeden, teşkilat içindeki ABD personelinin Avrupa ülkelerinin personeli ile değiştirilmesi. İkincisi, Avrupa’nın gerektiğinde NATO’dan bağımsız harekât planlayıp icra edebilecek güçte bir Avrupa Ordusu kurulması.

Teşkilat değiştirilmeden yapılacak bir dönüşümde, en önemli konu komuta yetkisi olacaktır. Zira komuta yetkisinin paylaşımı, Avrupa’nın ileri gelen ülkeleri olan başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere, Avrupa’da en güçlü orduya sahip Türkiye, İspanya, İtalya v. ülkeler arasında sorun yaratabilecek potansiyele sahiptir. Bu konu boşluk yaratmayacak bir şekilde çözülmeyi ve temel esaslara bağlanmayı gerektirmektedir. Emir komuta birliğinin sağlanması için her yıl birleşik ve müşterek tatbikatların icra edilmesi elzem olacaktır.

Teşkilat değiştirmeden yapılacak bir dönüşümde önemli bir diğer konu, ABD’nin Avrupa’daki hangi askeri güçlerinin yerini hangi Avrupa ülkelerinin askeri güçlerinin devralacağıdır. Çünkü burada sorumluluğu alacak ülkeler yeni askeri birlik kurma ekonomik güçlüğü ve personel maliyetlerini üstlenmek durumundadır. Avrupa ülkeleri bu güçlerle ilgili sorumlulukları paylaşma konusunda çatışma yaşayabilirler.

Avrupa’nın NATO’ya bağlı birliklerini gerektiğinde kuruluşuna alacak bir Avrupa Ordusu kurulması durumunu fonksiyon alanları paralelinde incelediğimizde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

Avrupa Ordusu’nu Personel Fonksiyon Alanı yönünden incelediğimizde iki husus ortaya çıkmaktadır: Birincisi, Avrupa Ordusu’na ve ana ast birliklerine komuta edebilecek savaş tecrübesine sahip askeri lider personel ihtiyacının karşılanması. Burada çok önemli husus Avrupa Ordusu’na hangi ülkenin liderlik edeceğidir. Bu sorun ülkeler tarafından sırayla icra edilerek çözülebilir. Ancak birincil düşmanın Rusya olduğunu ve Rusya’daki komutanların değişmeyeceğini düşünürsek, Avrupa Ordusu’nun komutanları onlar karşısında daha az harp tecrübesine sahip ve daha az hazırlıklı kalabilirler. İkincisi ise bütün fonksiyon alanları için yeterli eğitime ve ortak dil becerisine sahip yeterli sayıda personel planlanmasıdır. Yine burada en önemli husus personel ihtiyacını hangi ülkenin hangi oranda karşılayacağıdır. Bu konuda özellikle ekonomik öncelikler ve ülkelerin bazı birliklere öncelikle komuta etme talepleri sorun yaratma potansiyeli taşımaktadır.

İstihbarat, Bilgi Yönetimi ve Elektronik Harp fonksiyon alanında en önemli husus düşman ve harekât bölgesi hakkında muharebeye yönelik yeterli bilginin doğru yer ve zamanda elde edilmesi, dost birliklerle ilgili bilgilerin korunması ve düşman birliklerin karar destek sistemlerinin muhabere edemez hale getirilmesidir. Bu konuda ABD’nin başta uzay olmak üzere gözetleme, keşif, hedef tespit, istihbarat ve elektronik harp yeteneklerinin en azından bir kısmının, olası diğer bir cepheye rağmen, Avrupa Ordusu’nun kesintisiz olarak desteğine tahsis edilmesi elzemdir. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin yetenekleri ile ABD yeteneklerinin bir arada teşkilatlandığı çok iyi planlanmış bir entegrasyona ihtiyaç vardır.

Harekât fonksiyon alanında en önemli husus komuta-kontrol, yani olası bir muharebenin planlanması, sevk ve idaresidir. Askeri karar verme sürecinde en belirleyici husus savaşa hazır olma durumudur. Zira savaş, teşkilatlanma anlamında kapsamlı ve iyi donanmış, birleşik ve müşterek anlamda iyi organize olmuş ve komuta-kontrol anlamında iyi senkronize edilmiş kabiliyetli kuvvetlerle yürütülebilir. Bu anlamda Rusya askeri anlamda harekât tecrübesine, yani operasyonel tecrübeye sahiptir. NATO içinde ise bu kabiliyete yalnızca ABD, Türkiye ve biraz da Birleşik Krallık sahiptir. Dolayısıyla Rusya’ya karşı yürütülebilecek herhangi bir harekâtın, ne kadar sürdüğü fark etmeksizin, iyi bir komuta heyeti ile icra edilmesinin Avrupa Ordusu kurulduğu andan itibaren temin edilmesi ve müteakip aşamalar nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin gerekli esnekliği gösterebilecek şekilde sürekliliğinin sağlanması en önemli hususlardan birisidir. Bu da yine Avrupa ülkeleri arasında gerçekçi, uyumlu ve kalıcı bir ortak uzlaşmaya ihtiyaç duyacaktır.

Lojistik fonksiyon alanında en önemli husus, teçhizat, donanım, iaşe, ibate ve yığınaklanmadır. Lojistik; yeterli ekonomik gücü, ortak savunma sanayiini, belli standartlarda ve sürekli bir bakım yeteneğini, kesintisiz, yeterli, doğru yer ve zamanda ikmal yeteneğini, sürekli ve emniyetli iaşe yeteneğini, birliklerin ibatesini sağlayacak yeterli altyapıyı ve tesisleşmeyi, nihayetinde bütün bunlarla birlikte birliklerin doğru zamanda doğru yerde yığınaklanmasını sağlayacak ulaştırma kabiliyetlerini gerektirir. Gerçekte muharebede en karmaşık ve en kritik konu lojistiktir. Çok hassas bir planlamayı, iyi bir senkronizasyonu, sürekli ve hatasız bir icrayı, dolayısıyla çok iyi eğitilmiş personelden müteşekkil bir teşkilatlanmayı gerektirir. Bu anlamda Avrupa Ordusu’nu teşkil edecek her bir ülkenin kendine özgü silahı, teçhizatı, lojistik yapısı, lojistik personeli, iaşe prosedürleri, gıda konusundaki kültür ve inançları ve lojistik altyapısı düşünüldüğünde, ordunun belki de kuruluşunda en çok zorlanacağı husus lojistik birlikler olacaktır.

Ateş Desteği fonksiyon alanı hususunda en önemli konu; Rusya’nın sahip olduğu ateş gücüne en azından denk bir güç teşkil etmektir. Rusya Globalfire 2026 sıralamasına göre genel askeri güç olarak ABD’nin ardından ikinci durumdadır. Fransa altıncı, Birleşik Krallık sekizinci, Türkiye dokuzuncu, İtalya onuncu, Almanya on ikinci, İspanya on sekizinci ve Ukrayna yirminci sıradadır (Globalfire, 2026). Bu kapsamda Türkiye ile birlikte ilk yirmide yedi Avrupa ülkesi mevcuttur. Bu anlamda ABD’nin, nükleer güç şemsiyesiyle birlikte, sıklet merkezi Pasifik’te ya da başka bir yerde olsa da Avrupa’ya sürekli bir destek sağlaması gerekmektedir. Bu hususta önemli bir konu da Avrupa ülkelerinin silah sistemlerinin, mühimmatlarının ve eğitim standartlarının farklılığıdır. Bütün bunların Avrupa Ordusu potası altında senkronize bir şekilde birleştirilmesi güçlüğünün aşılması gerekmektedir.

Beka fonksiyon alanında en önemli konu; dost birliklerin, personelin, altyapıların, silah sistemlerinin, askeri üslerin, lojistik merkezlerin, havaalanlarının, sanayi üslerinin, limanların ve ulaşım sistemlerinin düşman sabotajlarına, kara, deniz ve hava saldırılarına karşı korunmasıdır. Günümüz muharebelerinde çatışma hukukuna aykırı olarak sivil yerleşim yerleri de hedef alındığı için beka tedbirleri sistemine bu yerler de dahil edilmelidir. Beka tedbirleri konusunda Avrupa ülkeleri ortak bir strateji ve konsept geliştirmeli, insanlı ve insansız kara, hava ve deniz savunma sistemlerini sayısal ve niteliksel olarak geliştirerek yapay zeka destekli bir ağ ile birbirine entegre etmelidir. Bu anlamda füze ve insansız silah sistemleri sanayisi ortak bir anlayış çerçevesinde kurulmalı, kıtanın tamamına koruma sağlayacak sayıda üretilerek konuşlandırılmalıdır.

Avrupa’nın kendi savunmasını tek başına yapabilmesini belirleyebilecek en önemli diğer bir kriter de nükleer silah yeteneğidir. Soğuk Savaştan sonraki süreçte her ne kadar bölgesel savaşlar olsa da büyük devletler birbirleriyle savaşmaktan kaçınmış, onun yerine silahlanarak, özellikle nükleer silahlar vasıtasıyla caydırıcılıklarını artırmışlardır. Zira ulusal güvenliğin sağlam bir zemin bulabilmesi, caydırıcılığını kullanma yeteneği ile doğru orantılıdır. Günümüzde devletler arasındaki en önemli caydırıcı yetenek nükleer silahlardır ve bu durum gelecek on yıllarda da değişmeyecektir. Nükleer silah sayılarına baktığımızda; ABD’nin 5550, Rusya Federasyonu’nun 6255, Çin’in 350, Avrupa ülkelerinden Fransa’nın 290, Avrupa’ya olası bir saldırıda mutlaka pozisyon alması beklenen İngiltere’nin 225 nükleer başlığı vardır (The Power Atlas 2022). Bu gözle Avrupa’nın, özellikle Rusya ve bir gün Avrupa karşıtı bir liderle Avrupa’yı hasım gören bir ABD’ye karşı güvende olmadığını rahatlıkla söylenebilir. Bu durum dikkate alındığında ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Sadece nükleer silah imkân ve kabiliyetiyle bile Avrupa Ordusu Rusya’ya karşı caydırıcı bir güç olamayacaktır. Onun için kurulacak Avrupa Ordusu mutlaka ABD Silahlı Kuvvetleri ile birleşik ve entegre olmak durumundadır.

Sonuç

Stratejik pusulayla kurulması kabul edilen “Hızlı Reaksiyon Kuvveti” nerdeyse sembolik bir birliktir. Bu birlik belki; organize suçlar, insan kaçakçılığı, sınır güvenliği ve mülteci akını gibi iç güvenlik konularındaki mücadelelere ve barışı koruma harekatlarına katkıda bulunabilir. Ancak, düşman bir ortamda tek başına savaşamaz.

NATO 3.0 çerçevesinde ve ABD dış politika stratejisi içinde Avrupa’nın kendi güvenliğine yönelik tehditlere karşı bir savunma kalkanı yaratabilmek amacıyla, kendi karargahına sahip, bağımsız harekât yapabilen bir ordu kurması fikri, dünyanın değişken uluslararası konjonktüründe mantıklı görünmektedir. Avrupa Ordusu kurulması fikrinin en temel motivasyonu Rusya’nın Ukrayna’ya taarruzlarıyla Avrupa duvarlarına koçbaşı gibi dayanması ve ABD’nin Çin ile yaşadığı rekabet olmuştur. Çünkü Avrupa Ukrayna’yı, sınırlarını Rusya’ya karşı savunmasının ve genel güvenliğinin kırmızı hattı olarak görmektedir.

Avrupa Ordusu’yla ilgili olarak en büyük sorun bu ordunun harekât yetkisinin kimde olacağı ve operasyon onayının oybirliğiyle alınmasıdır. Bu anlamda üye devletler, dış politika konularında yetkilerini kaybedecekleri ya da paylaşmak durumunda kalacakları düşüncesinden uzaklaşmalı, dünyanın belirli bölgeleri ya da devletleri ile kurdukları ilişkileri sürdürme konusunda gerekirse kendi güvenlikleri için taviz verebilmelidir.

Buna ilave olarak; ülkelerin savunma politikalarında farklı ulusal görüşlerinin olması, savunma harcamalarının duplikasyonu anlamına gelen NATO’ya ilave olarak Avrupa Ordusu için de kaynak ayrılacak olması, Avrupa ülkeleri içinde uzlaşıyı zorlaştırabilecektir. Bir başka deyişle, ihtiyaç duyulması halinde Avrupa hükümetlerinin askeri güç kullanımı konusunda hemfikir olup olmayacağı temel sorun olacaktır.

Avrupa ülkelerinin bir kısmı için de sorun alanlarından birisi, bağımsız bir ordunun komuta yapısının bir uzmanlık ve tecrübe gerektirmesi nedeniyle NATO’ya tahsis edilenin dışında ciddi sayıda uzman personelin görevlendirilmesini zorunlu kılması, bunun da ilave bir bütçe anlamına gelmesi, daha da önemlisi bunun sürdürülebilirliğinin güç olmasıdır.

Avrupa Ordusu-NATO ortak operasyonlarında en büyük sorun, üye olmayan devletlerin NATO standartlarına uygun silahlı kuvvetleri olmaması nedeniyle komuta ve kontrol sistemleri yönünden birlikte çalışabilirliğindeki güçlüklerdir. Bu anlamda etkin bir iş birliği için üye olmayan ülkelerin askeri eğitim programları, NATO standartlarını esas almalı ve tatbikatlar NATO birlikleriyle birleşik olarak icra edilmelidir. Sonuçta Avrupa Ordusu kuruluşuna farklı ülkelerden girecek bütün birliklerin muharebe yetenekleri NATO standartlarına ulaştırılmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, Avrupa Ordusu’nun Avrupa’nın savunma ve güvenliğini Avrupalılaştırmaktan, bir başka deyişle NATO’suzlaştırmaktan kaçınması gereğidir. Bunun için farklı ülkelerden kuruluşa giren birliklerin bağımsız kullanımları ile ortak kullanımları hususu belirli kriterlere ve esaslara bağlanmalıdır. Bu kapsamda ABD ve Avrupa Ordusu birbirlerinin imkân ve kabiliyetlerini kopyalamak yerine tamamlayıcı olmalı, ortak operasyonlarda her birinin yeteneklerine uygun bir görev dağılımı yapılması esas alınmalıdır.

Avrupa Ordusu projesi gerçekleştiğinde, Avrupa-Atlantik coğrafyasındaki ortak üyelerin sayısı ve ortak çıkarları açısından NATO-Avrupa Stratejik ortaklığına kuvvet çarpanı etkisi yapacaktır. Çünkü 27 AB Üyesinin 23’ü aynı zamanda NATO üyesidir. NATO’nun da 32 Üyesinden ABD ve Kanada haricindekiler Avrupalıdır. AB’nin diğer üyelerinden Avusturya, İrlanda ve Malta NATO Barış İçin Ortaklık (BİO) programında ortak ülkelerdir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrası Rusya’nın nükleer silah kullanma tehditleri altında Finlandiya ve İsveç NATO’ya üye olmuştur. Ancak böyle bir ordunun kuvvet çarpanı olabilmesi için sadece 5000 kişilik bir güç yeterli değildir. Buna ilave olarak; ortak ve daimî bir karargahla etkin bir emir komuta sisteminin barıştan itibaren kurulması, her ülkenin kendi silahlı kuvvetlerini NATO standartlarında yeterliliğe ulaştırması ve ortak karar verildiğinde gereği kadar ulusal kuvveti Avrupa Ordusu emrine verebilmesi gerekir. Bu da Avrupa ülkelerinin hem NATO’ya hem de Avrupa Ordusu’na kaynak aktarımı yapmasını, dolayısıyla çok ciddi bir bütçenin tahsisini gerektirir. Bu anlamda gerek stratejik karar güçlüğü gerekse ekonomik güçlük, NATO’dan ayrı ve NATO’ya denk olmayan, ancak NATO’yu tamamlayan bir Avrupa Ordusu kurulmasını daha rasyonel kılmaktadır.

Nihayetinde Avrupa kendi egemenliği için mutlaka askeri bir güç oluşturmalıdır. Ancak; kurulacak Ordu ne kadar caydırıcı niteliğe sahip olursa olsun, küresel tehditlere ve Rusya’ya karşı tek başına rekabet edebilecek ve kendisini savunabilecek bir güce sahip olamayacaktır. Bu nedenle Avrupa Ordusu’nun kurulmasında temel hedef, NATO çerçevesinde birbirini tamamlayan yetenekler geliştirmek, bağımsız ve ortak görevlerle ilgili temel esaslar ve görev dağılımının çok açık olduğu bir teşkilata sahip olmak olmalıdır. Bu çerçevede Avrupa ülkeleri askeri yatırımlarını, teşkilatlanmalarını ve Avrupa ordusunun muharebeye yönelik hazırlıklarını NATO ve ABD ile karşılıklı iş birliği ve koordineli olarak gerçekleştirmelidir.

Sonuç olarak kurulması öngörülen Avrupa Ordusu, başladığında “hazırlanan bütün planların devre dışı kaldığı” olası bir muharebeyi yürütebilecek teşkilata, güce, esnekliğe, imkân ve kabiliyete sahip olma temel hedefiyle kurulmalıdır. Bu kapsamda Avrupa’nın güvenliği, ABD ve Türkiye’nin gerektiği kadar yer almadığı, sadece Avrupalılardan oluşan bir orduya bırakılacak kadar önemsiz değildir. Bu anlamda Avrupa, ordusunu Türkiye’nin askeri imkân ve kabiliyetleri ile güçlendirirken, onun Ege’de, Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta sahip olduğu haklarını kabul etmeli ve buna saygı duymalıdır. Bu çerçevede kurulan bir Avrupa Ordusu Türkiye’nin de içinde olduğu bir coğrafyada özsavunmasına yapacağı katkıların yanında, ortaya koyacağı caydırıcı etkiyle tüm dünyada barışın ve istikrarın sürdürülmesinin sembolü olacaktır.

Kaynakça

Asker, Utku, 2026. “Lahey’den Ankara’ya: NATO 3.0 nedir?”. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/laheyden-ankaraya-nato-30-nedir/3990342  (erişim 18 Temmuz 2026)

A Strategic Compass for Security and Defence. 2022. 24 Mart. https://www.eeas.europa.eu/eeas/  strategic-compass-security-and-defence-1_en (erişim 15 Nisan 2022)

Akal, D. 2022. “Rusya’nın Ukrayna’yı İşgaliyle Almanya AB’nin Lider Askeri Gücü mü Olacak?” 01 Mart. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-60569415 (erişim 12 Nisan 2022)

Çelik, Ü. 2017. “AB’nin Küresel Stratejisi ve Avrupa Ordusu Tartışması: EURO Politika, Brexit Sonrası Birleşik Krallık ve AB’nin Geleceği.” Euro Politika Özel Sayı:205-217.

Drennan John ve Tabatabai, Ariane. 2026. NATO 3.0: ATagline in Search of a Concept. NATO 3.0: A Tagline in Search of a Concept | Lawfare  (erişim 19Temmuz 2026)

Globalfire, 2026. Military Strength Ranking.  https://www.globalfirepower.com /countries-listing.php  erişim 21.07.2026.

Göksu, A.T. 2021. Avrupa Birliği ve Güvenlik Politikaları. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

İletişim Başkanlığı. 2026. NATO Liderler Zirvesi sonuç bildirisi. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/nato-zirvesi-sonuc-bildirisi-yayimlandi

İnat, K. ve Cicioğlu, F. 2020. “Avrupa Birliği.” Uluslararası İlişkilere Giriş Tarih, Teori, Kavram ve Konular. Der. Kardaş, Ş. ve Balcı, A. İstanbul: Küre Yayınları: 641-654.

Ischinger, Wolfgang. 2017. Munich Security Conference. More European, More Connected and More Capable Building the European Armed Forces of the Future s.11 https://securityconference.org/assets/02_Dokumente/01_ Publikationen/MSCEuropeanDefenceReport2017

Morkva, V. 2021. “Rusya’nın 2014 İlhakı Sonrası Kırım’da Kırım Tatar Halkının Durumu.” Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi/Journal of Turkish World Studies 21/2. Kış–Winter: 375-397.

SHAPE, NATO, 2026. Askeri Komuta Yapısı. https://shape.nato.int/military_command_structure  erişim 19.07.2026

Tanrısever, O. F. 2022. “Rusya’nın Ukrayna’yı İşgali ve Olası Senaryolar.” Kriter Dergi 6(67).

The Power Atlas. 2022. Military. https://ecfr.eu/special/power-atlas/military/. Erişildi: 10 Nisan 2022.

Türközü, F. 2021. NATO’nun Değişimi ve Avrupa’nın Güvenliği. İzmir: Janus Publish House Yayınları.