Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

DOĞU AKDENİZ’DE STRATEJİK REKABET

Giriş

Doğu Akdeniz, 21. yüzyılın başından itibaren küresel güç mücadelesinin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri haline gelmiştir. Zengin hidrokarbon kaynakları, enerji koridorlarının kesişim noktasındaki stratejik konumu ve üç kıtanın kavşağında bulunması, bölgeyi küresel aktörlerin ilgi odağı yapmaktadır. Bu aktörleri burada tek tek saymak gereksizdir ve bu yazının konusu bölgede yoğun bir etkileşim ve kurumsallaşma çabasındaki ABD ve Fransa’dır.

Her iki ülke de BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve NATO müttefiki olarak bölgede kalıcı bir varlık tesis etme çabasındadır. Ancak bu iki aktörün bölgesel stratejileri, hem benzerlikler hem de önemli farklılıklar barındırmaktadır. Bu makale, ABD ve Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki emel ve stratejilerini, ortak aktörler bağlamında karşılaştırmalı olarak analiz edecek ve Türkiye’nin bu iki BMGK üyesi NATO ortağını nasıl dengeleyebileceğine dair öneriler sunacaktır.

Kimi tarihsel bağlar, kimi jeoekonomik çıkarlar, kimi ise fırsatçı (opportunist) yaklaşımlar doğrultusunda Doğu Akdeniz’de nüfuz mücadelesi yürüten Rusya, Çin ve Hindistan gibi diğer büyük güçlere bu çalışmada ayrıntılı biçimde yer verilmemiş; söz konusu aktörler, kapsam ve yöntem bütünlüğünü korumak amacıyla müstakil bir incelemenin konusu olarak değerlendirilmiştir.

Buna karşılık, Doğu Akdeniz’le doğrudan bağlantılı olmalarına rağmen coğrafi, ekonomik ve askerî kapasiteleri ile karar alma süreçlerindeki konumları itibarıyla bölgesel stratejiyi belirleyen değil, büyük güçler tarafından oluşturulan stratejilerin uygulanmasına katkı sağlayan İsrail, Yunanistan ve GKRY ise bu çalışmada “stratejik aktör” olarak değil, ikincil bölgesel aktörler olarak ele alınmıştır. Bu sınıflandırma, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetinin esas olarak ABD ve Fransa tarafından şekillendirildiği kabulünden

hareketle analitik çerçeveyi sadeleştirmeyi ve Türkiye’nin bu iki NATO ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesine karşı geliştirebileceği dengeleme stratejisine odaklanmayı amaçlamaktadır.

I. ABD’nin Doğu Akdeniz Emelleri ve Stratejisi

1.1. Stratejik Çerçeve: Yasalaşan Vizyon

ABD’nin Doğu Akdeniz stratejisi, son yıllarda yasalaşan düzenlemelerle kurumsal bir temele oturtulmuştur. 2019 tarihli Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası (Eastern Mediterranean Security and Energy Partnership Act of 2019), bölgedeki ABD varlığının ilk kapsamlı yasal çerçevesini oluşturmuş; GKRY’ye silah ambargosunun kaldırılması, Doğu Akdeniz Enerji Merkezi’nin (East Mediterranean Energy Center) kurulması ve Yunanistan ile GKRY’ye askeri yardım yapılmasını öngörmüştür.

Bu stratejinin en güncel ve kapsamlı ifadesi ise Doğu Akdeniz Geçidi Yasası‘dır (Eastern Mediterranean Gateway Act – H.R. 3307 / S. 4443). Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nden 45’e karşı 2 oyla geçen ve Senato Dış İlişkiler Komitesi tarafından da onaylanan bu tasarı, halihazırda yolculuğuna devam etmektedir. Tasarı, Doğu Akdeniz ülkelerini Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEC) stratejik bir geçidi olarak konumlandırmayı ve ABD’nin bölgedeki enerji güvenliği ile savunma işbirliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Tasarıda Great Sea Interconnector, GREGY enterkonneksiyon projesi, Yunanistan-Bulgaristan doğalgaz boru hattı ve Doğu Akdeniz LNG terminalleri gibi enerji projeleri öne çıkarılmakta; ABD Dışişleri Bakanı’nın “3+1″ formatını (ABD-Yunanistan-İsrail-GKRY) yeniden canlandırması ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na aktif katılımı teşvik edilmektedir.

Tasarının temel hedefleri arasında Doğu Akdeniz’i ABD dış politikasının stratejik bir önceliği haline getirmek, stratejik diyaloğu kurumsallaştırmak, sınır ötesi altyapı ve enerji bağlantılarını desteklemek ve GKRY’deki CYCLOPS (Cyprus Center for Land, Open-Seas, and Port Security-Kıbrıs Kara, Açık Deniz ve Liman Güvenliği Merkezi) olan, ABD tarafından finanse edilen ve GKRY’de inşa edilen bir eğitim ve kapasite geliştirme tesisi gibi çok taraflı işbirliği modellerini değerlendirmek yer almaktadır.

1.2. “3+1″ Formatı: ABD’nin Bölgesel İttifak Mimarisi

ABD’nin Doğu Akdeniz’deki en temel ve kurumsallaşmış işbirliği çerçevesi, ABD-Yunanistan-İsrail-GKRY’den oluşan “3+1″ formatıdır. Başlangıçta enerji işbirliğine odaklanan bu format, zamanla enerji güvenliği, savunma, terörle mücadele, ekonomik kalkınma ve iklim krizi gibi alanları kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Formatın kurumsallaşma düzeyi dikkat çekicidir:

·         3+1 Enerji Bakanları Toplantıları: Düzenli olarak gerçekleştirilmektedir. Kasım 2025’te Atina’da yapılan toplantıda taraflar işbirliğini derinleştirme taahhüdünde bulunmuş, ikinci toplantı ise 11 Haziran 2026 tarihinde  Washington’da yapılmıştır.

·         Doğu Akdeniz Enerji Merkezi (EMEC): Haziran 2026’da Houston’daki Rice Üniversitesi Baker Enstitüsü bünyesinde açılan bu merkez, dört ülke arasında kalıcı bir işbirliği mekanizması olarak tasarlanmıştır.

·         Parlamentolar Arası Diyalog: Temsilciler Meclisi bünyesinde bu formata özel bir parlamenter işbirliği grubu oluşturulmuştur.

·         Yasal Dayanak: 2025 tarihli Amerikan-Yunan-İsrail Terörle Mücadele ve Deniz Güvenliği Ortaklık Yasası  (American-Hellenic-Israeli Eastern Mediterranean Counterterrorism and Maritime Security Partnership Act of 2025) ile “3+1″ grubunun işbirliği daha da kurumsallaştırılmış; Güney Kıbrıs’ta CERBERUS-(Counterterrorism Education for Readiness Building in the East-Mediterranean Region to Unify Security-Doğu Akdeniz Bölgesinde Güvenliğin Birleştirilmesine Yönelik Hazırlık ve Terörle Mücadele Eğitim Merkezi)* ve Girit’te TRIREME(Training and Readiness Initiative for Regional East-Mediterranean Maritime”Doğu Akdeniz Bölgesel Denizcilik Eğitim ve Hazırlık Girişimi)* olmak üzere iki askeri eğitim merkezinin kurulması öngörülmüştür.

  • CERBERUS: Yunan mitolojisinde yer altı dünyasının üç başlı efsanevi köpeğidir.

  • TRIREME: Antik Yunanlıların kullandığı, üç sıra kürekli ünlü savaş gemilerine verilen isimdir.

1.3. Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF) ve Enerji Diplomasisi

2019’da kurulan ve tüzüğü 2021’de yürürlüğe giren Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF), merkezi Kahire’de bulunan hükümetler arası uluslararası bir örgüttür. Mısır, GKRY, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Fransa’dan oluşan 8 tam üyeye ek olarak ABD, AB, BAE ve Dünya Bankası daimi gözlemci statüsüne sahiptir.

Forumun temel amacı, bölgesel bir doğalgaz piyasası oluşturarak arz güvenliğini sağlamak ve Doğu Akdeniz’i Avrupa, Asya ve Afrika arasında stratejik bir enerji koridoru haline getirmektir. ABD, kalıcı gözlemci olarak foruma aktif katılımını “Doğu Akdeniz Geçidi Yasası” ile politika haline getirmiş ve EMGF‘yi, Çin’in Kuşak-Yol girişimine (BRI) stratejik alternatif oluşturan Hindistan çıkışlı IMEC ekonomik koridorunun enerji ayağı olarak konumlandırmıştır.

1.4. ABD’nin Stratejik Hedefleri

ABD’nin Doğu Akdeniz stratejisinin beş temel hedefi öne çıkmaktadır:

1. Doğu Akdeniz’i ABD dış politikasında stratejik öncelik haline getirmek: Bölge, yalnızca bir kriz yönetim alanı olmaktan çıkarılıp uzun vadeli kontrol ve çıkar merkezi haline getirilmektedir.

2. Avrupa’nın enerji arz güvenliğini Rusya’ya bağımlılığı azaltarak güçlendirmek: Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinin ve alternatif koridorların geliştirilmesi, Rusya’nın enerji silahını etkisiz hale getirecek bir araç olarak görülmektedir.

3. Bölgesel entegrasyonu enerji, ulaştırma, dijital bağlantı ve savunma alanlarında derinleştirmek: IMEC ile Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasında kesintisiz lojistik hatları oluşturulması, denizaltı fiber optik kablolar ve siber güvenlik işbirliği ile dijital altyapının entegrasyonu hedeflenmektedir.

4. Türkiye’yi bölgesel enerji projelerinin dışında tutmak: Doğu Akdeniz Geçidi Yasası’nda Türkiye’ye hiçbir referans verilmemesi bilinçli bir tercihtir. EMGF, Doğu Akdeniz geçişli elektrik bağlantısallığını hedefleyen Great Sea Interconnector ve IMEC gibi girişimlerin hiçbirinde Türkiye yer almamaktadır.

5. Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasında stratejik bir köprü oluşturmak: IMEC koridoru, bu hedefin somut ifadesidir. 2023 G20 Zirvesi’nde başlatılan IMEC, ABD tarafından Çin’in Kuşak-Yol girişimine stratejik alternatif olarak konumlandırılmaktadır.

1.5. İbrahim Anlaşmaları: Bölgesel Entegrasyonun Siyasi Ayağı

15 Eylül 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları, ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında başlatılan, ardından Fas ve Sudan’ın katılımıyla genişleyen bir normalleşme çabasıdır. Anlaşmalar, Filistin sorununun çözümünü bu normalleşmede ön koşul sayan Arap Birliği politikasını fiilen sona erdirmiştir.

2025 yılında Kazakistan da anlaşmalara resmen katılmış, Mayıs 2026’da ise ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan ve Türkiye dâhil olmak üzere çok sayıda ülkeyi anlaşmalara katılmaya çağırmıştır.

Jeopolitik açıdan İbrahim Anlaşmaları, ABD’nin bölgedeki etki alanını genişleten, İran karşıtı ittifak ağını güçlendiren ve Doğu Akdeniz, Basra Körfezi ve Hazar havzaları arasında stratejik bir köprü oluşturan çok boyutlu bir çerçevedir.

II. Fransa’nın Doğu Akdeniz Emelleri ve Stratejisi

2.1. GKRY ile Stratejik Ortaklık: Askeri Varlığın Kurumsallaşması

Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki stratejik angajmanı, özellikle GKRY ve Yunanistan ile imzalanan kapsamlı savunma ve işbirliği anlaşmalarıyla belirgin bir ivme kazanmıştır. 15 Aralık 2025 tarihinde Paris’te imzalanan “Stratejik Ortaklık Anlaşması”, savunma, ekonomi, kültür, inovasyon ve eğitim alanlarını kapsamakta ve GKRY’nin 2026 yılının ilk yarısında devraldığı ve yürütmekte olduğu AB Konseyi Dönem Başkanlığı süresince iki ülke arasındaki bağları kurumsal bir çerçeveye oturtmayı hedeflemiştir.

Bu stratejik çerçevenin en önemli ayağı, 8 Haziran 2026’da Lefkoşa’da imzalanan “Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması” (SOFA) olmuştur. Bu anlaşma, Fransız askeri unsurlarının adada geçici olarak konuşlandırılması, ortak eğitim ve tatbikatlar yapılması ile askeri tesislerin lojistik destek ve transit amaçlı kullanımına yönelik yasal bir çerçeve sunmaktadır

SOFA anlaşmasıyla eş zamanlı olarak, iki ülke arasındaki işbirliğini 2026-2030 dönemini kapsayan bir “Eylem Planı” ile daha da ileriye taşıyan bir “Stratejik Bildiri” imzalanmıştır. Bu bildirinin en somut askeri hamlesi, Mari (Tatlısu) Deniz Üssü’nün Fransız savaş gemilerinin kalıcı varlığına uygun hale getirilmesi için kapsamlı bir şekilde modernize edilmesidir.

2.2. Yunanistan ile Savunma İttifakı

Fransa’nın Yunanistan ile olan ilişkileri de derinlik kazanmıştır. Eylül 2021’de imzalanan “Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması”, Nisan 2026’da süresiz olarak yenilenmiştir. Bu yenilenme, Fransa-Yunanistan savunma ilişkisini stratejik bir ittifaka dönüştürmüştür. Bu çerçevede Yunanistan, Fransa’dan 18 adet Rafale savaş uçağı ve üç adet FDI fırkateyni tedarik etmiş, ayrıca Exocet MM40 Block 3C güdümlü mermi alımı için yeni bir anlaşma imzalamıştır.

İki ülke arasındaki yakın işbirliği, 9 Mart 2026’da Macron ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in GKRY’ yi ortaklaşa ziyaret etmesiyle üst düzeyde teyit edilmiştir. Ayrıca, Fransa, Yunanistan, İtalya ve GKRY’yi kapsayan “Dörtlü Savunma Politikası Direktörleri Toplantısı”, 24 Kasım 2025’te Larnaka’da gerçekleştirilmiştir.

2.3. Fransa’nın Stratejik Hedefleri

Fransa’nın Doğu Akdeniz stratejisinin temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:

·         Kalıcı Askeri Varlık: Mari(Tatlısu) Deniz Üssü’nün modernizasyonu ve Fransız savaş gemilerinin kalıcı varlığı ile adadaki askeri mevcudiyetini geçici olmaktan kalıcı bir temele dönüştürmek.

·         Savunma Sanayi Entegrasyonu: GKRY’nin AB’nin SAFE programı kapsamında talep ettiği savunma ekipmanlarının %85’inin Fransız savunma sanayii tarafından karşılanması ve GKRY şirketlerinin üretim sürecine %15 oranında katılımı.

·         Enerji Kaynakları Üzerinde Etki: Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki etkisini pekiştirmek.

·         Bölgesel Krizlere Müdahale Kapasitesi: Mart 2026’da adadaki bir İngiliz askeri üssüne düzenlenen “faili meçhul” insansız hava aracı saldırısının ardından Fransa’nın bölgeye Charles de Gaulle uçak gemisi görev grubunu ve özel hava savunma birliklerini konuşlandırması, bu kapasitenin somut göstergesidir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Macron’un Yunanistan’a yaptığı resmi ziyarette “Fransa, Yunanistan’ı korur” şeklindeki açıklaması, Türkiye’ye yönelik açık bir tehdit ve caydırıcılık mesajı olarak okunmalıdır. Bu söylem, Fransa’nın Yunanistan ile süresiz savunma ittifakının (Nisan 2026) siyasi ve askeri boyutunu pekiştiren bir üst-metin işlevi görmektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak arayışlarına karşı Fransa’nın askeri caydırıcılığını ve kararlılığını ilan eden bir mesaj niteliğindedir.

III. Ortak Aktörler ve Bölgesel Dinamikler

3.1. Yunanistan

Hem ABD hem de Fransa için Doğu Akdeniz stratejisinin vazgeçilmez bir ortağıdır. ABD’nin “3+1″ formatının kurucu üyesi olan Yunanistan, aynı zamanda Fransa ile derin bir savunma işbirliği içindedir. Yunanistan’ın her iki ülke ile olan ilişkileri, Türkiye’ye karşı bölgesel bir denge ağırlığı olarak işlev görmektedir.

3.2. GKRY

GKRY, hem ABD’nin “3+1″ formatında hem de Fransa’nın stratejik ortaklık ağında merkezi bir konumdadır. ABD, silah ambargosunu kaldırmış ve CYCLOPS gibi çok taraflı işbirliği modellerini desteklemektedir. Fransa ise SOFA anlaşması ile adada kalıcı askeri varlık tesis etmeyi hedeflemektedir.

3.3. İsrail

İsrail, ABD’nin “3+1″ formatının ve İbrahim Anlaşmaları’nın merkezi aktörüdür. ABD-İsrail inovasyon programlarının bölge geneline yayılması, ABD stratejisinin önemli bir hedefidir. Fransa ise İsrail ile doğrudan benzer bir kurumsal çerçeve geliştirmemiş olsa da, Doğu Akdeniz Gaz Forumu üzerinden dolaylı bir işbirliği içindedir.

3.4. Mısır

Mısır, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun ev sahibi ve en önemli üyelerinden biridir. ABD, Mısır’ı kilit ortakları arasında saymakta ve IMEC koridoru bağlamında stratejik önem atfetmektedir. Sahip olduğu enerji yatakları ve en önemlisi de doğal gaz sıvılaştırma tesisleri nedeniyle bölgenin önemli aktörlerinden olan bu ülke ile de Fransa enerji ve savunma alanlarında (özellikle deniz kuvvetleri platformları açısından) işbirliği içindedir.

3.5. Libya, Suriye ve Lübnan

Libya, Suriye ve Lübnan, ABD ve Fransa için bölgesel istikrarsızlığın yönetilmesi gereken kaynaklar olarak görülürken; Türkiye için bu üç ülke, sınır güvenliğinden enerji güvenliğine, deniz yetki alanlarından göç yönetimine uzanan hayati bir stratejik derinlik sunmaktadır. Özellikle Libya, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan doktrininin kilit dayanağı; Suriye, PKK/YPG tehdidinin doğrudan kaynağı; Lübnan ise enerji arama ve deniz sınırlandırması bağlamında doğrudan muhatap alınması ve kapasite arttırmasına destek olunması gereken bir kıyıdaş ülke konumundadır.

IV. ABD ve Fransa Stratejilerinin Benzerlikleri ve Farklılıkları

4.1. Benzerlikler

1. Kalıcı Bölgesel Varlık Hedefi: Her iki ülke de Doğu Akdeniz’de kalıcı bir askeri ve siyasi varlık tesis etme çabasındadır. ABD “3+1″ formatı ve EMEC ile bu varlığı kurumsallaştırırken, Fransa SOFA anlaşması ve Mari Deniz Üssü’nün modernizasyonu ile benzer bir hedef gütmektedir.

2. Türkiye’yi Dışlama veya Sınırlama: Her iki ülkenin stratejisi de Türkiye’yi bölgesel projelerin dışında tutma veya Türkiye’nin bölgesel etkisini sınırlama eğilimindedir. ABD’nin Doğu Akdeniz Geçidi Yasası’nda Türkiye’ye hiç referans verilmemesi ile Fransa’nın GKRY ile imzaladığı askeri anlaşmaların Türkiye tarafından “stratejik çevrelenme” olarak algılanması bu benzerliğin somut göstergeleridir.

3. Enerji Güvenliği Önceliği: Her iki ülke de Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasını stratejik bir öncelik olarak görmektedir. ABD, İsrail’in elektrik şebekesini Kıbrıs Adası üzerinden Girit’e ve sonrasında Yunanistan’a bağlaması planlanan “Great Sea Interconnector”, Mısır’da üretilmesi planlanan yenilenebilir enerjinin Yunanistan’a aktarımını hedefleyen Yunanistan-Mısır enterkonnektör projesi olan GREGY ve Doğu Akdeniz LNG terminalleri gibi projeleri desteklerken, Fransa da enerji kaynakları üzerindeki etkisini pekiştirme stratejisi izlemektedir.

4. Çok Taraflı İşbirliği Platformları: Her iki ülke de bölgesel işbirliğini kurumsallaştıran platformlar oluşturma veya bu platformlara katılma çabasındadır. ABD, Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve “3+1″ formatını desteklerken, Fransa Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun tam üyesidir.

4.2. Farklılıklar

1. Stratejik Araçlar: ABD, stratejisini yasalaştırma (Doğu Akdeniz Geçidi Yasası, 2019 ve 2025 tarihli yasalar) ve kurumsal çerçeveler oluşturma (EMEC, “3+1″ formatı) yoluyla ilerletirken, Fransa daha çok ikili anlaşmalar (Stratejik Ortaklık Anlaşması, SOFA) ve savunma sanayi işbirlikleri ve hava ve deniz platform satışları üzerinden stratejisini inşa etmektedir.

2. İttifak Ağının Kapsamı: “İttifak Ağının Kapsamı: ABD, ‘3+1′ formatı ve İbrahim Anlaşmaları ile İsrail, Körfez ülkeleri ve hatta Orta Asya’ya uzanan çok katmanlı bir ittifak ağı kurarken; Fransa, Doğu Akdeniz’deki varlığını daha çok Yunanistan ve GKRY ile sınırlandırmış, Batı Akdeniz’deki (Cezayir, Fas, Tunus) geleneksel nüfuz sahasının dışına ancak son yıllarda ve sınırlı ölçüde çıkabilmiştir. Bu fark, ABD’nin bölgesel stratejisinin küresel ölçekli olmasına karşılık Fransa’nın daha havza-merkezli bir yaklaşım benimsemesinden kaynaklanmaktadır.

3. AB Boyutu: Fransa, stratejisini AB çerçevesi içinde konumlandırmakta ve GKRY’nin AB Konseyi Dönem Başkanlığı gibi AB kurumsal takvimlerini stratejik fırsat olarak değerlendirmektedir. ABD ise stratejisini doğrudan kendi ulusal çıkarları ve küresel güç rekabeti (Çin’in Kuşak-Yol girişimine alternatif olarak IMEC) ekseninde şekillendirmektedir.

4. Askeri Varlığın Niteliği: ABD’nin bölgedeki askeri varlığı daha çok eğitim merkezleri (CERBERUS, TRIREME) ve stratejik diyalog çerçeveleri üzerinden kurulurken, Fransa’nın varlığı doğrudan askeri üs modernizasyonu (Mari-Tatlısu-Deniz Üssü) ve savaş gemisi konuşlandırması şeklinde daha somut ve kalıcı bir askeri ayak izi oluşturmayı hedeflemektedir.

V. Türkiye’nin Dengeleme Stratejisi

5.1. Mevcut Durumun Değerlendirmesi

Doğu Akdeniz’deki mevcut güç mücadelesi, ABD ve Fransa’nın bölgesel stratejilerinin Türkiye’yi sistematik olarak dışlama ve çevreleme üzerine inşa edildiği bir jeopolitik denkleme dönüşmüştür.

ABD’nin Stratejik Yaklaşımı: ABD, Doğu Akdeniz Geçidi Yasası ile bölgeyi Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEC) stratejik merkezi olarak konumlandırırken, kilit ortaklarını açıkça “İsrail, Yunanistan ve GKRY” olarak sıralamakta ve Türkiye’ye hiçbir referans vermemektedir. Bu, Ankara’nın bölgesel projelerin dışında tutulduğu bir “izolasyon” veya “karantina” politikasının açık göstergesidir. ABD’nin GKRY’yi silahlandırması, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını stratejik bir silah olarak kullanması ve IMEC’i Çin’in Kuşak-Yol girişimine karşı koşulsuz desteklemesi bu çerçevenin somut unsurlarıdır.

Öte yandan ABD’nin İran’a yönelik askeri angajmanında İsrail’in kontrolünde bir devlet görüntüsü sergilemesi ve Gazze’deki siyasi ve insani trajediyi görmezden gelerek bölgeyi emlak geliştirme perspektifinden değerlendirmesi, Washington’un Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki politikalarının insani ve hukuki boyuttan yoksun, stratejik çıkar odaklı ve müttefik devletlerin bölgesel hedeflerine hizmet eden bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır.

Fransa’nın Stratejik Yaklaşımı: Fransa ise GKRY ile imzaladığı SOFA anlaşması ve Yunanistan ile süresiz savunma ittifakı ile adada kalıcı bir askeri varlık tesis etmeyi hedeflemektedir. Paris, AB şemsiyesini de kullanarak tarihi emelleri olan Levant bölgesi üzerinde kontrol kurma çabasındadır. Total gibi devlet destekli enerji şirketleri üzerinden Doğu Akdeniz enerji oyununda başat aktör olma hedefi, Fransa’nın ekonomik ve siyasi nüfuzunu bölgede kalıcılaştırma iradesini göstermektedir.

ABD’nin stratejik ağırlık noktasını Hint-Pasifik bölgesine kaydırmasıyla Doğu Akdeniz’de oluşabilecek güç vakumunu kendi lehine istismar etmeyi amaçlayan Fransa, bu vesileyle İngiltere ve Almanya’ya karşı da bölgede durum üstünlüğü sağlama, İsrail’in Kıbrıs Adası üzerindeki emellerine ket vurma ve nihayetinde ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda asıl kontrol unsuru olma hedefini gütmektedir.

Yunanistan Boyutu: Her iki ülkenin stratejilerinde Yunanistan, yoğun silahlanma arzusunun ve yüksek savunma harcamalarının odağında yer almaktadır. Fransa, Yunanistan’a azami sayıda hava ve deniz platformu satarak savunma sanayi işbirliğini derinleştirirken, aynı zamanda Yunanistan’ın adadaki garantör statüsünü kendi lehine kullanarak Doğu Akdeniz’deki nüfuz alanını genişletmek istemektedir. Yunanistan’ın yoğunlaştırılmış bir modernizasyon ve tedarik yarışına girmesi, bölgede bir silahlanma sarmalının tetiklenmesine ve tansiyonun daha da yükselmesine neden olmaktadır.

Macron’un Yunanistan ziyaretinde söylediği “Fransa, Yunanistan’ı korur” açıklaması ise, bu çevrelenmenin siyasi-askeri boyutunu teyit eden ve Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini hedef alan açık bir tehdit dilidir. Bu mesaj, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki meşru haklarını uluslararası hukuk zemininde savunma kararlılığını daha da güçlendirmesine neden olmuştur.

Fransa’nın GKRY (SOFA) ve Yunanistan (süresiz savunma anlaşması) ile tesis ettiği askeri yapılanma, Türkiye tarafından stratejik çevrelenme olarak algılanmaktadır. Nitekim Türkiye, Fransa’nın adada garantör statüsü olmadığını vurgulayarak bu anlaşmaları uluslararası hukuka aykırı ve adadaki hassas dengeleri bozmaya yönelik bir “provokasyon” olarak nitelendirmiştir.

5.2. Türkiye’nin Güçlü Kozları

ABD ve Fransa’nın mevcut stratejileri, Türkiye’yi kısa vadede çevrelese de, Ankara’nın jeopolitik ağırlığı bu çevrelenmenin kalıcı ve başarılı olmasını engelleyecek yapısal unsurları barındırmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, BM Genel Sekreteri Guterres’in 31 Aralık 2026’da sona erecek görev süresinin yarattığı zaman baskısını stratejik bir koz olarak değerlendirmelidir. Guterres’in siyasi mirasını Kıbrıs’ta bir çözümle taçlandırma arzusu, Ankara’ya müzakerelerde elini güçlendirecek bir pazarlık unsuru sunmaktadır. Genel Sekreter’in 2026’yı “barış, adalet ve sürdürülebilir kalkınma için çabaların güçlendirilmesi” yılı olarak tanımlaması ve Kıbrıs’ı bu önceliklerin merkezine koyması, Türkiye’nin egemen eşitlik ve iki devletli çözüm vizyonunu masada daha güçlü bir şekilde savunmasına olanak tanımaktadır.

Bununla birlikte Türkiye, ABD ve Fransa arasındaki rekabeti, Almanya ile Fransa arasındaki AB liderliği gerilimini, İngiltere’nin ABD’den ayrışan bölgesel çıkarlarını ve İsrail’in ABD-İran anlaşmasından duyduğu rahatsızlıkları ustalıkla istismar ederek, bu kırılma hatlarını kendi lehine bir denge unsuru haline getirmeye yönelik çok boyutlu ve proaktif bir denge politikası izlemek zorundadır. Aksi takdirde Türkiye, bölgede yalnızlaşan, tepkisel ve alternatiflere mahkûm bir aktör konumuna sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. ABD’nin Doğu Akdeniz stratejisinde Türkiye’nin sistematik olarak dışlanması, bir “izolasyon” veya “karantina” politikası olarak yorumlanmaktadır. Doğu Akdeniz Geçidi Yasası’nda kilit ortaklar açıkça “İsrail, Yunanistan ve GKRY” olarak sıralanırken Türkiye’nin adının geçmemesi, bunun tesadüf olmadığını göstermektedir.

Doğu Akdeniz’deki en büyük ekonomi ve en uzun kıyı uzunluğuna sahip bölgesel güç Türkiye’nin elinde, iyi yönetildiği takdirde  bölgedeki dengeleri değiştirebilecek ya da rekabette karşı tarafın maliyetlerini arttırabilecek güçlü kozlar bulunmaktadır. Şöyle ki;

·         Jeostratejik Konumun Vazgeçilmezliği: Türkiye’yi bypass eden hiçbir enerji veya ticaret koridorunun, maliyet ve lojistik kolaylık bakımından Türkiye üzerinden geçen rotalarla rekabet etmesi mümkün değildir,

·         NATO ve Savunma Sanayi İşbirliğinin Derinliği: Türkiye, NATO’nun güney kanadında kritik bir aktör olmaya devam etmekte ve ABD’nin bölgedeki askeri lojistiğinde (İncirlik, Kürecik) vazgeçilmez bir rol oynamaktadır.

·         Alternatif Aksların Varlığı: Türkiye’nin Rusya (Akkuyu NGS, enerji merkeziliği) ve Çin (Orta Koridor, ticari ilişkiler) ile geliştirdiği alternatif eksenler, ve Irak Kalkınma Yolu ile yeni geliştirmekte olduğu tarihi projelerle (Hicaz demiryolu) ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırma politikasının maliyetini artırmakta ve güçlü bir pazarlık kozu sunmaktadır.

5.3. Öneriler

5.3.1. ABD’yi Dengeleme Stratejisi

a. Enerji ve Ticaret Koridorlarında “Kazan-Kazan” Zeminini Zorlamak

Türkiye’nin en rasyonel stratejisi, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının paylaşımında “kazan-kazan” zeminini zorlamak ve Türkiye’nin enerji merkezi olma potansiyelini masaya yatırarak kendisinin dışlanmasının “maliyetli ve sürdürülemez” olduğunu ABD’ye fiilen göstermek ve bu kapsamda Chevron ve Exxon gibi ABD enerji şirketlerini yanına çekmektir.

b. İngiltere ile İşbirliği

ABD ve İngiltere arasında Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve enerji güvenliği konularında belirgin görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Türkiye, İngiltere’nin ABD’nin bölgesel angajmanlarına mesafeli duruşunu ve Kıbrıs’taki garantörlük statüsünü kullanarak, Londra’yı ABD ve Fransa’nın dışlayıcı politikalarına karşı daha dengeli bir tutum almaya teşvik edebilir. İngiltere ile enerji, terörle mücadele ve Libya’da istikrar gibi ortak çıkar alanlarında işbirliğini derinleştirerek, ABD’nin bölgedeki tek taraflı hamlelerine karşı bir denge unsuru oluşturulabilir.

c. Mavi Vatan Yasası’nı Hayata Geçirmek

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak iddiaları, ne ABD ve Fransa’nın askeri varlık tesis etme çabalarına ne de Yunanistan ve GKRY’nin tek taraflı deniz yetki alanı sınırlandırmalarına dayanmaktadır. Türkiye, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkelerini temel alarak, kıyıdaş ülkeler arasında adil bir paylaşımı mümkün kılacak müzakere zeminini öteden beri savunagelmektedir. Bu çerçevede, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımında Türkiye’yi dışlayan her türlü girişim, hem uluslararası hukukun (özellikle BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 74 ve 83. maddeleri) hem de hakkaniyet (equity) ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir.”

d. Bölgesel Paydaşlarla İttifak Güçlendirme

Mısır, Libya, Suriye ve Lübnan gibi kıyıdaş ve paydaş ülkelerle ikili ilişkileri derinleştirmek ve bu ülkeleri Türkiye’nin bölgesel vizyonuna eklemlemek, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlığını kırmak için hayati önem taşımaktadır. Bu çerçevede İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlar, Türkiye’nin politikalarına uluslararası destek kazandıracak araçlar olarak kullanılmalı; bu örgütler nezdinde “birlikte kazanma” stratejisi benimsenerek, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının adil paylaşımı ve bölgesel istikrarın tesisi için ortak bir anlayış oluşturulmalıdır.

İtalya, Türkiye için enerji koridoru ve Libya ekseninde bir açılım sunarken; İspanya, savunma sanayi ve çok taraflı platformlar üzerinden Türkiye’nin Avrupa’daki stratejik ağırlığını artırabilecek bir fırsattır. Her iki ülke de Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki iddialı politikalarına mesafeli durarak, Türkiye’nin AB içinde yalnızlaşmasını engelleyecek bir denge unsuru olarak işlev görebilir.

f. ABD ve AB ile Diyalog Kanallarını Açık Tutmak

ABD ve AB ile enerji güvenliği, göç yönetimi ve terörle mücadele gibi ortak çıkar alanlarında diyalog kanallarını askeri gerilimi tırmandırmadan açık tutulmalıdır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki ABD ve AB’yi dengeleme stratejisini yalnızca askerî caydırıcılıkla sınırlı tutmayıp, aktörlerin uyuşmazlıkları ve çıkar çatışmaları üzerinden politikalar geliştirmelidir. ABD İçindeki Muhalif Kesimler ve Kongrede  “Türkiye’siz hiçbir Doğu Akdeniz projesi sürdürülemez” tezini savunan grupları (enerji şirketleri, eski diplomatlar, stratejik düşünce kuruluşları) organize etmeli ve ABD’li enerji şirketleriyle (ExxonMobil, Chevron) doğrudan görüşmeler yaparak, Türkiye üzerinden geçen enerji koridorlarının daha kârlı ve güvenli olduğunu verilerle ifade etmelidir.

 g. NATO Zemininde Stratejik Argümanlar Geliştirmek

NATO zirvesinde Türkiye’nin öncelikli gündem maddeleri şunlar olmalıdır:

·         PKK/YPG konusunda geçmişte ve yakın zamanda verilmiş taahhütlerin hatırlatılması(İsveç-PKK ilişkisi) ve net müttefik dayanışmasının vurgulanması,

·         Türkiye’ye uzun süredir uygulanmakta olan savunma sanayii yaptırım ve kısıtlamalarının kaldırılması,

·         Karadeniz’de Montrö dengesinin korunması,

·         Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin dışlanmasının ittifakın ruhuna uygun olmadığı,

·         Güney kanadının güvenliğinin NATO belgelerinde daha güçlü bir şekilde yer alması.

5.3.2. Fransa’yı Dengeleme Stratejisi

a. AB’yi Bölmek: Almanya ile Stratejik Diyalog

Almanya, Türkiye’nin Fransa’nın AB üzerinden kurduğu siyasi baskıyı kırmak için kullanabileceği en kritik aktörlerin başında gelmektedir. Geleneksel olarak Yunanistan ve Türkiye arasında “eşit mesafe” politikası izleyen Berlin, Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki agresif angajmanına mesafeli durmaktadır. Yaklaşık 50 milyar dolarlık ticaret hacmi, 3 milyona yakın Türkiye kökenli nüfusu ve 2016 Mülteci Mutabakatı’ndan doğan yükümlülükleri, Almanya’nın Türkiye’ye karşı sert bir çizgi izlemesini fiilen engellemektedir. Türkiye, 2022’de imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog mekanizmasını daha aktif kullanarak, Almanya’yı Fransa’nın dışlayıcı politikalarına karşı daha ılımlı bir tutum almaya teşvik edebilir. Bu çerçevede Almanya, Türkiye için yalnızca ekonomik bir ortak değil, AB içinde Fransa’yı dengeleyebilecek ve Ankara’nın Avrupa’yla ilişkilerinde stratejik bir güvence işlevi görebilecek bir aktördür.

b. İngiltere ile İşbirliği

İngiltere, AB’nin bir parçası olmaması nedeniyle Fransa’nın AB gündemine doğrudan dahil olmayan, ancak garantör statüsü ve adadaki egemen üs bölgeleriyle bölgesel denklemde doğrudan söz sahibi olan stratejik bir aktördür. Bu avantajlı konum, İngiltere’yi Türkiye için ABD ve Fransa’nın dışlayıcı politikalarına karşı alternatif bir denge unsuru haline getirmektedir. Nitekim iki ülke, 23 Nisan 2026’da Londra’da Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi imzalayarak işbirliğini küresel güvenlik, NATO koordinasyonu, savunma sanayi, terörle mücadele, enerji güvenliği ve iklim değişikliği gibi geniş bir yelpazede kurumsallaştırmıştır.

Savunma alanında Mart 2026’da imzalanan milyarlarca sterlinlik askeri eğitim anlaşması ile Türk pilot ve yer personelinin İngiltere’de eğitilmesi öngörülmüştür. Ekonomik cephede ise iki ülke, mevcut ticaret hacmini daha da artırmak ve serbest ticaret anlaşmasını derinleştirmek için JETCO (Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi) mekanizması üzerinden çalışmalarını sürdürmektedir.

Libya’da istikrarın tesisi, Doğu Akdeniz’de enerji güvenliğinin sağlanması ve terörle mücadele gibi ortak çıkar alanlarında işbirliğini derinleştiren bu stratejik çerçeve, İngiltere’nin Türkiye’ye müzahir bir pozisyon almasını teşvik eden somut bir zemin sunmaktadır.

c. İtalya ve İspanya: Türkiye’nin Denge Politikasının İki Stratejik Ayağı

İtalya ve İspanya, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ABD ve Fransa kaynaklı çevrelenme politikalarına karşı geliştireceği denge stratejisinde birbirini tamamlayan iki kritik ortak olarak öne çıkmaktadır. İtalya, BOTAŞ-Edison arasındaki Mutabakat Zaptı ile hidrojen uyumlu bir doğalgaz enterkonnektörü ve LNG işbirliğini gündeme getirerek Türkiye’nin Avrupa enerji piyasasına alternatif bir koridor olarak bağlanmasını mümkün kılmakta; Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekleyerek Türkiye ile örtüşen bir politikaya sahip olmakta ve 30 milyar dolarlık ticaret hacmiyle ekonomik bir caydırıcılık unsuru oluşturmaktadır.

İspanya ise HÜRJET’in ortak üretimle ihracatı, Eurofighter tedarikinde Türkiye’ye öncelik tanınması ve Navantia ile ortak uçak gemisi (MUGEM) inşası gibi savunma sanayiinde niteliksel işbirlikleri sunmakta; Üç Deniz Girişimi’nde stratejik ortak statüsüyle Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki agresif politikalarına mesafeli duruşu sayesinde Türkiye’nin AB içinde yalnızlaşmasını engelleyebilecek bir denge unsuru olarak işlev görmektedir.

Her iki ülkeyle geliştirilen kurumsal diyalog mekanizmaları (STݳ Komitesi, Hükümetlerarası Zirveler, İş Forumları) ve yüksek ticaret hacimleri, Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerini yalnızca ikili düzeyde değil, çok taraflı platformlarda da stratejik bir zemine oturtmasına olanak tanımaktadır.

d. Fransa ile Diyaloğu Sürdürmek

Tüm denge hamlelerine rağmen, Fransa ile diplomatik kanalların tamamen kapatılmaması stratejik bir zorunluluktur. Fransa, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve nükleer bir güç olarak uluslararası sistemde vazgeçilemez bir aktördür. Bu gerçek, doğrudan çatışma yerine dosya bazlı işbirliği alanlarının geliştirilmesini ve ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesini, uzun vadede daha sürdürülebilir ve rasyonel bir strateji olarak öne çıkarmaktadır.

e. Ticaret Hacmini Stratejik Koz Olarak Kullanmak

Fransa ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin, Fransa-Yunanistan ticaretinin yaklaşık dört katı olduğu gerçeği, Ankara’nın elindeki en somut ekonomik kozlardan biridir. Resesyon endişelerinin giderek arttığı günümüzde, iki ülke arasında uzun yıllara dayanan ve karşılıklı bağımlılık yaratmış bir ticari ekosistem bulunmaktadır. Türkiye, bu veriyi stratejik bir hatırlatma olarak kullanarak, Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki siyasi veya askeri hamlelerinin mevcut ekonomik ilişkilere vereceği zararın her iki ülke için de ağır bir maliyet doğuracağını diplomatik dille ifade etmelidir. Böylece Fransa, Türkiye’yi çevreleme politikalarının sadece jeopolitik değil, aynı zamanda ciddi ekonomik sonuçları olduğu gerçeğiyle yüzleştirilmiş olacaktır.

f. Diaspora Diplomasisinin Stratejik Bir Unsur Olarak Değerlendirilmesi

Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türk diasporası, Türkiye’nin kamu diplomasisi kapasitesini destekleyen önemli bir stratejik değerdir. Diasporanın sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, akademik çevreler ve demokratik siyasi temsil mekanizmaları aracılığıyla daha etkin şekilde örgütlenmesi; Türkiye’nin tezlerinin Avrupa kamuoyuna daha doğru aktarılmasına ve karar alıcılarla sürdürülebilir iletişim kanallarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yaklaşım, yalnızca seçim dönemlerine odaklanan dar bir diaspora politikasından ziyade, uzun vadeli güven inşası, ekonomik iş birlikleri, kültürel etkileşim ve düşünce kuruluşları üzerinden yürütülecek kamu diplomasisini esas almalıdır. Böylelikle Türkiye, AB içerisindeki tartışmalarda kendi perspektifini daha görünür kılabilecek,  yaşanabilecek görüş ayrılıklarında diplomatik hareket alanını genişletebilecek ilave bir etkileşim kapasitesi elde edebilir.

VI. Sonuç: Türkiye’nin Proaktif Denge Politikası

ABD ve Fransa’nın mevcut stratejileri, Türkiye’yi kısa vadede çevrelese de, Türkiye’nin coğrafi konumu ve bölgesel ağırlığı, bu çevrelenmenin kalıcı ve başarılı olmasını engelleyecek yapısal unsurları barındırmaktadır.

Ancak Türkiye’nin proaktif, çok boyutlu ve diplomatik bir denge politikası izlememesi halinde, bölgede yalnızlaşan, tepkisel ve alternatiflere mahkûm bir aktör konumuna sürüklenmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’nin izlemesi gereken stratejinin ana hatları şunlardır:

1.      Enerji koridorlarında dışlanmaya karşı “kazan-kazan” zeminini zorlamak ve Türkiye’nin enerji merkezi olma potansiyelini stratejik bir argüman olarak kullanmak.

2.      Mavi Vatan doktrinini yasalaştırarak ulusal hak ve çıkarları hukuki zemine oturtmak ve adil paylaşımı zorlamak.

3.      Bölgesel paydaşlarla (Mısır, Libya, Suriye, Lübnan) ittifak ağını genişletmek ve Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı, Üç Deniz Girişimi, 5+5 diyaloğu gibi platformları etkin kullanmak.

4.      ABD ve AB ile diyalog kanallarını açık tutarak ortak çıkar alanlarında işbirliğini sürdürmek ve jeopolitik rekabet içinde olunan ülkelerin muhalif fraksiyonları üzerinden lobi faaliyetlerini genişletmek.

5.      Fransa’ya karşı Almanya ile stratejik diyalog geliştirerek AB içi dengeleri lehe çevirmek ve İngiltere ile işbirliğini derinleştirmek.

6.      İtalya ve İspanya gibi AB ve NATO ülkesi iki gelişmiş ülkeyle savunma sanayi ve enerji başta olmak üzere ilerleme kaydedilen alanları daha da derinleştirmek

7.      NATO zemininde güney kanat güvenliğini, terörle mücadeleyi ve savunma sanayi kısıtlamalarını ittifak gündeminin merkezine taşımak.

8.      ABD-İngiltere arasındaki dönemsel rekabeti kendi lehine kullanacak yeni hukuki, ekonomik ve siyasi argümanlar geliştirmek.

 Doğu Akdeniz’deki mevcut güç mücadelesi, ne ABD’nin kurumsallaşan ittifak ağıyla (3+1 formatı, EMGF, İbrahim Anlaşmaları) ne de Fransa’nın adadaki kalıcı askerî varlık tesis etme çabalarıyla (SOFA, Mari Deniz Üssü) bölgesel denklemde Türkiye’yi  zorlayabilecek bir nitelik taşımaktadır. Türkiye’nin avantajlı coğrafyası, bölgedeki tarihi hafızası, silahlı kuvvetler ve savunma sanayiinden güç alan jeopolitik ağırlığı, Doğu Akdeniz’deki enerji koridorlarının doğal geçiş güzergâhı olma vasfı, NATO’nun güney kanadındaki stratejik derinliği ve İncirlik ile Kürecik gibi askeri varlıkları barındırması, Türkiye’ye önemli bir pazarlık gücü sunmaktadır.

Ancak bu avantajların diplomatik ve ekonomik kazanca dönüşmesi, Türkiye’nin yalnızca askerî caydırıcılığa güvenen tepkisel bir duruştan çıkıp, çok aktörlü ve öngörüye dayalı bir oyun planıyla hareket etmesine bağlıdır. ABD ile Fransa arasındaki örtülü rekabeti, Almanya ile Fransa arasındaki AB liderliği gerilimini, İngiltere’nin ABD’den ayrışan bölgesel çıkarlarını ve İsrail’in ABD-İran anlaşmasından duyduğu rahatsızlıkları ustalıkla istismar ederek, mevcut fay hatlarını kendi lehine bir denge unsuru haline getirmeye yönelik çabalar içine girilmelidir.

Eş zamanlı olarak Mısır, Libya, Suriye ve Lübnan ile geliştirilecek ikili işbirlikleri, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı ve doğrudan ya da müttefikleri vasıtasıyla etkileşim içinde bulunulan diğer yapılar nezdinde oluşturulacak ortak kazanım zeminleri ve Fransa ile Türkiye arasındaki Yunanistan’a nazaran dört kat büyüklükteki ticaret hacminin hatırlatılması, Avrupa’da sayıları dört milyonu bulan Türk ve diğer akraba toplulukların kamu diplomasisi gücü Türkiye’nin elindeki somut araçlardan yalnızca birkaçıdır.

Türkiye, bu araçları koordineli bir şekilde kullanarak ve uluslararası hukuk ile hakkaniyet ilkesini ısrarla savunarak, ABD ve Fransa’yı kendi hesaplarını yeniden yapmaya zorlayacak ve hedeflerine ulaşma maliyetlerini yükseltecek bir caydırıcılık ve cezbetme dengesi kurmak zorundadır. Bu denge kurulabildiği takdirde, söz konusu iki gücün Türkiye’yi dışlayan stratejileri kendi içinde çelişkili ve sürdürülemez bir hale gelecektir. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’deki nihai ve sürdürülebilir başarı, coğrafyanın getirdiği gücün farkında olmaya, gösterilecek stratejik sabra, tarihi arka planı çok güçlü diplomatik birikime ve çok boyutlu denge politikasının kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır.