…
YALNIZ KALMAK VE YALNIZLIK ÜZERİNE
Geçenlerde aramızdan ayrılan entelektüel kişiliğe sahip bilim adamımız Prof. İlber ORTAYLI gitmeden önce sadece “Tarih Bilimi” alanında değil, sosyoloji alanında da önemli eserler bıraktı.
İlber hoca sadece bir tarihçi değil; coğrafya, hukuk, edebiyat ve sanat tarihine de hâkim çok yönlü bilgiler hazinesiydi. Dil ve kaynak hakimiyeti vardı; arşivlere ve kaynaklara doğrudan ulaşabilen bir diller uzmanıydı. En büyük özelliği, akademik bilgiyi herkesin anlayabileceği bir dille ve kendine has üslûbuyla kitlelere sevdirebilmesiydi. (*)
Yaşamı boyunca güncel konularda, toplumda ilgi uyandıran konuşma ve söyleşileri olan İlber Hoca, “Bir ömür nasıl yaşanır?” isimli kitabında bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor.
Toplumun her kesiminin faydalanacağı ve bizzat kendi yaşam tecrübesinden aktardığı tavsiyelerden oluşan eserde İlber Hoca, “herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, yalnızlık ve yalnız kalmaktan da bahsediyor. Bunun yanında söz konusu eser, bir insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği muhtemel zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiği konusunda da faydalı öğretiler içeriyor.
İlber hoca diyor ki, ‘’Yalnızken, kafayı boşaltmışken daha iyi düşünürsün. Seyahatte bir yerden bir yere giderken iyi düşünürsün. Bilhassa tek başına yürürken daha iyi düşünür ve muhakeme yaparsın. Zihni muhakeme yaparken aklına aniden daha iyi fikir veya düşünceler gelir. Aralarından seçim yaparak en doğru karara varırsın. Mesela ünlü bestekârlar bestelerini genellikle yalnızken yaparlar. Tüm bunlar yalnızken olur. İyi düşünmek için yalnız kalmak gerekir. Bu temel şarttır. Yalnız kalmayı bilmek gerekir. Yalnız kalmayı bilmeyen uluslardan fazla bir şey çıkmaz. İyi bir düşünür çıkmaz.
Maalesef biz Türklerde böyle bir kabiliyet yok, bu yüzden de bizden iyi düşünür çıkmıyor. Aptal olduğumuz için mi? Estağfurullah, ama şu var, Türk yalnız kalmaz, milletimizde böyle bir huy ve alışkanlık yoktur. Beraber ders çalışır, beraber yazı yazar, beraber gezmeye gider, beraber aylaklık eder. Türkler sinemaya bile tek gitmez, yalnız kalmayı bilmez, sevmez. Yalnızlık Allah’a mahsustur der geçer. Yalnız olmamanın getirdiği garantiye, yani tehlikeden uzak yaşamanın konforuna güvenir. Ama işte bu garantide yaratıcılığı sakatlar, iş çıkarma kabiliyetini azaltır.
Yalnız kalmayan insanın düşünme ve gözlem (müşahede etme) kabiliyeti yarım oluyor. Bu yüzden ben insanlara yalnız kalmayı öğrenmelerini öneriyorum.
Yalnız kalmayı bilmek önemlidir, iyidir. Türkiye gibi bir ülkede avantajlıdır. Zira evlilik müessesesi bile bizde yalnız kalmamak üzerine kurulmuştur. Halkımız evliliğin gerçek mahiyetini anlamaz, bilmez. Evlenince kumrular gibi dip dibe oturulması gerektiğini zanneder. Öyle şey olur mu? Birazda birbirinden ayrı duracaksın. Nefes alacak, aldıracaksın. Evlilik sürekli dip dibe duracak, yan yana yürünecek bir şey değildir.
Çok açıktır ki, bununda artık anlaşılması lâzım. Tabi herkesin kendisini, yaşamının onda sekizinde ayrı yerde bulması da evlilikle bağdaşmaz.’’
Aslolan sana senden başka yardım edecek kimse yokmuş gibi yaşamaktır
“Sevmeyi falan değil, yalnızlığı öğren. Çünkü zor zamanlarda, en çok ona ihtiyacın olacak.” diyor “Charles BUKOWSKİ” isimli Amerikalı şair ve yazar.
Norveçli oyun yazarı ve şair “Henrik IBSEN” de, dünyadaki en güçlü insan, “yalnız kalabilen insandır” der.
Gerçeklerin bulunması çoğu zaman kalabalık ortamlardan ziyade, kişinin kendi iç dünyasında ortaya çıkar. Bu açıdan bakıldığında yalnızlık bağımsız düşünmeyi öğretir. Kendi kendine yetebilme güç ve kabiliyeti verir. Yalnız kalmak bir beceridir, yönetilmesi ve kontrol altında tutulması gereken bir duygudur.
Diğer taraftan yalnızlık, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar, düşünceleriniz netleşir, iradeniz güçlenir. Ancak, yalnız kalabilmeyi öğrenmeden yalnızlıkla baş etmek zordur. Bununla birlikte toplumda yalnızlığı eksiklik ve zayıflık olarak nitelendirenler ve “insanın kaçınılmaz kaderi” olarak görenlerde vardır.
Yalnız kalmak bir yönüyle bir tür özveri ve dirençtir ve çoğu zaman bir tercihtir. Burada kastedilen, kontrol altındaki yalnızlıktır. Kontrol dışındaki yalnızlık kişiye zarar verebilir ve yük olmaktan öteye gidemez. Yalnızlık şayet bir kaçışa ve hayattan kopuşa dönüşürse, bu kez zayıflık haline gelir, ruhsal ve duygusal çöküntüye sebep olabilir.
Nereden bakılırsa bakılsın, yalnızlığın insan ruhunu terbiye ettiği ve olumlu/olumsuz düşünme yeteneği kazandırdığı muhakkaktır.
Sonuç olarak, asıl belirleyici olan kişinin kendi tercihidir. Yalnızlık ne tek başına bir güç ne de başlı başına bir zayıflıktır. Bu yüzden asıl mesele bu konuda sağlıklı bir denge kurabilmeyi becerebilmektir. Söz konusu bu denge, yalnızlıktan korkmamak ama yalnızlığa da mahkûm olmamakla sağlanır.
Yalnız kalmayı kişi kendisi seçiyor, kendi iradesi ile karar veriyor ve kontrol altında tutabilme becerisini gösterebiliyorsa bunu bir “güç” olarak, kişi iradesi dışında kendisini yalnızlığa mahkûm hissediyor ve yaşamdan kaçış olarak görüp uyguluyorsa “zayıflık” olarak değerlendirmek mümkündür.
(*)Prof. Dr. Orhan ARSLAN
- MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN HÜZÜNLÜ GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ - 6 Nisan 2026
- YALNIZ KALMAK VE YALNIZLIK ÜZERİNE - 24 Mart 2026
- ORTADOĞU’DA VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER - 6 Mart 2026
- “TÜRKLÜK” BİR ÇATI KAVRAMDIR - 26 Şubat 2026
- ORTAK RAPOR AÇIKLANDI - 19 Şubat 2026
- YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ TAMAM MI DEVAM MI? - 6 Ocak 2026
- 4 OCAK DİYARBAKIR MİTİNGİ - 31 Aralık 2025
- TERÖRSÜZ TÜRKİYE NASIL OLUR? - 15 Aralık 2025
- TARİH- HUKUK İLİŞKİSİ - 11 Aralık 2025
- BÖLÜCÜ ÖRGÜT ATEŞLE OYNAMAYA BAŞLADI - 4 Aralık 2025