Televizyonlara 18 Haziran’da ikindi vakti “son dakika”, “sıcak gelişme” olarak düştü. “Yine ne oldu?” sorusunu kendi kendimize sorarken, haber ekrana yansıdı: “Türk askeri Münbiç’e girdi.”

Ekrandaki yazı 5 dakika sonra değişti: “Türk askeri Münbiç’e ilerliyor”.

Yine 5 dakika sonra “Türk askeri Münbiç’in dış mahallelerinde”.

Yine 5 dakika sonra “TSK’dan açıklama: Daha önce mutabık kalınmış Münbiç Yol Haritası ve Güvenlik Prensipleri doğrultusunda, Fırat Kalkanı Harekât alanı ile Münbiç arasında kalan hatta TSK ve ABD Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından 18 Haziran 2018 tarihinden itibaren bağımsız devriye faaliyetlerine başlanmıştır.”

Türkçesi, “Münbiç’e girmedik, anlaşma gereği sınırda sadece devriye faaliyeti yürütüyoruz.” Sınır neresi? Fırat Kalkanı bölgesi yani Cerablus. Kısacası kontrol ettiğimiz yerin sınırında devriye faaliyeti yapıyoruz.

“Son dakika” haberinden yaklaşık yarım saat sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu çıktı kameraların karşısına. Çavuşoğlu, “Şimdi Fırat Kalkanı bölgesiyle Münbiç bölgesi arasına bizim askerlerimiz girmeye, devriye gezmeye başladılar ve Münbiç içine de girecekler aşama aşama” açıklaması yaptı. Çavuşoğlu girildi demese bile bir gün sonraki gazeteler, “Münbiç’e girildi” başlığını kullandı.

Peki gerçekten TSK Münbiç’e girecek mi? Girecekse neden aşama aşama? Bu aşamalar neler?

Bu soruya hızla yanıt verelim. Türk yetkililerin anlaşmadan anladığına göre, “TSK Münbiç’e girecek” fakat Amerikalıların anladığına göre ise “TSK Münbiç’e girmeyecek”.

Hangi açıklamanın doğru olduğunu bekleyip göreceğiz.

Bir Metin ve İmza Var Ama Onaylı Değil

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri yurttaşın dışarıya olan ilgisini azaltsa da coğrafyanın geleceğini bu dışarıdaki olaylar belirleyecek. Ekonomi, iç politika, güvenlik, … vs. her şey biraz da dışarıya bağlı. Şakası olmayan bu konuların ayrıntılı incelenmesi gerekir. Buradaki inceleme de tabii ki, bir gazeteci gözüyle yapılan incelemedir. Dolayısıyla okuduğunuz yazıda, akademik bir değerlendirme bulunmamaktadır.

Evet, gerçekten bekleyip göreceğiz. Zira belki de son dönemde yazılı olduğu söylenen ancak her iki ülkenin Meclisi tarafından onaylanmayan, uluslararası bir geçerliliği olmayan bir anlaşmadan bahsediyoruz. Münbiç anlaşması ya da TSK’nın son deyişine göre, “Münbiç Yol Haritası ve Güvenlik Prensipleri”.  İki taraf bunu yazılı hale getirdiler ama bu anlaşmaya uymamaları halinde uymayan tarafa nasıl bir yaptırım uygulanacak, o da muamma. Kaldı ki, bir anlaşmadan bahsediliyor ancak ortada anlaşmanın maddeleri yok. Ne var elimizde? Sadece Türk ve Amerikan yetkililerinden yapılan ucu açık açıklamalar.

Bu açıklamalar birbirlerine o kadar zıt ki, bir kent üzerinde yapılan anlaşmanın üstesinden gelmeniz mümkün değil. Biz yine de Türk ve Amerikan yetkililerin anlattıklarından ilerlemeye çalışalım.

ABD İle Sorunlar

15 Temmuz darbe girişimi, ABD Hakan Atilla’ya karşı davası, Suriye’deki savaş, PYD’ye verilen destek ile YPG’ye gönderilen silahlar, PKK konusunda yeterli desteğin ABD tarafından verilmemesi, Irak’taki PKK varlığının güçlenmesine ABD’nin katkısı, Doğu Akdeniz’deki gerginlik, S-400 hava savunma füze sistemi, F-35’lerin alımı, Rahip Brunson davası, Washington’un Kudüs kararı, vize sorunu… ABD ile Türkiye arasındaki sorunlar saymakla bile bitmiyor. Ancak belki de en kritik ilişki Suriye’de yürüyor.

Anlaşmanın Ucu Açık

İki ülke arasında uygulanan üçlü mekanizmanın bir sonucu olan Münbiç, yetkililere göre çözülmüş görünüyor. ABD’nin bir zamanlar, “PYD’ye bırakmayacağız” dediği ancak PYD’ye verdiği bu bölge aslında bir pazarlık coğrafyası. ABD, Fırat’ın doğusunu PYD/YPG’ye garantilemek için Münbiç’i bir pazarlık olarak kullanmayı hedefledi. Başarılı oldu diyen var, olmadı diyen var. Ortak nokta ise anlaşmanın “Türkiye’yi oyalaması”. Zira ucu açık olan ve uygulanması neredeyse mümkün olmayan bir yol haritasıyla karşı karşıya Türkiye.

Anlaşmada 3 Aşama

Önce 4 Haziran’da iki ülke Dışişleri Bakanları Washington’da bir araya geldi. “Yol haritasında anlaştık” denildi yapılan toplantı sonrası. Ardından açıklamalar geldi. 3 aşamalı bir anlaşmadan bahsedildi. Buna göre;

  1. AŞAMA: PYD-YPG silah bırakacak. Ardından bu güçler Fırat’ın doğusuna geçecek ve Münbiç’i terk edecek.
  2. AŞAMA: 4 Haziran’dan sonraki 45 günün sonunda Türk ve Amerikan askeri ortak devriye atarak ilçede ortak denetime başlayacak.
  3. AŞAMA: 4 Haziran’dan sonraki 60 gün içinde Münbiç’in yerel unsurlarından yönetim kurulacak.

Stutgart’taki Toplantı

Hemen arkasından da askeri ağırlıklı teknik toplantı yapıldı. Toplantıya Genelkurmay, Dışişleri ve MİT yetkilileri katıldı.

YPG’nin Münbiç’ten çekilmesini öngören anlaşmanın ayrıntıları ve askeri teknik konuları bu toplantıda değerlendirildi. İki gün süren toplantı Almanya’nın Stutgart kentinde, yani ABD Avrupa Kuvvet Komutanlığında (USEUCOM) yapıldı. Ancak Suriye’nin bir kenti olan Münbiç USEUCOM’un çalışma alanının içinde değil. Münbiç, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un çalışma alanında. Peki ama neden bu toplantı CENTCOM’da değil de, USEUCOM’da yapıldı? Yoksa USEUCOM’un çalışma alanında olan Kıbrıs ve Doğu Akdeniz de bu yapılan bir anlaşmanın bir başka konusu mu?

Neden stutgart?

Toplantı sırasında ilgili yetkililere bu soruyu sordum. Dışişleri kaynakları, “Güvenlik gerekçesiyle Stutgart’ta yapıldı” dedi, Genelkurmay kaynaklarından ise yanıt gelmedi. Belki güvenlik gerekçesi tek başına bu durumu açıklar ama yine de bu yanıt kaçınızı tatmin etti bilemem.

Kimdi bu üst makam?

Toplantının hemen ardından yol haritasında “mutabık” kalındığı, hazırlanan metnin iki ülkenin “üst makamlara” sunulacağı belirtildi. Yine kaynaklara sordum, “Kimdi bu üst makam?” Dışişleri Bakanlarının üzerinde anlaştığı, askerlerin de netleştiğini söylediği metin hangi üst makama gidecekti? Yanıt alamadım. Acaba metin “Trump ve Erdoğan’a mı gidecek” diye düşündüm. Uzmanlara sordum, “Askeri teknik konular, yani uygulamanın sahada nasıl işleneceği konusuna en tepedekiler karışmaz” yorumunu yaptılar. Tek aklıma gelen üst makam Genelkurmay Başkanları oldu.

Akar’ın Telefon Görüşmesi

Ancak “mutabakata varma” açıklamasından 2 saat önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, toplantıda yer alan ABD Avrupa Kuvvetler Komutanı Orgeneral Curtis Scaparrotti ile telefonda Münbiç konusunu konuştuğu açıklandı. Bu da metinden Org. Akar’ın da bilgisi olduğunu gösteriyordu. Kısacası “üst makam” havada asılı kaldı.

“Mutabakatın sağlandığı ve metnin her iki ülkenin üst makamlarına sunulması kararlaştırılmış. Bu metne ulaşabilecek miyiz?” diye sordum devamında. Yanıt netti: “Metin, açıklandığı üzere henüz üst makamlara sunulma aşamasında. Bu nedenle mümkün görünmüyor.”

Neden NATO Komutanı?

Kafama bir soru daha takıldı. Toplantıda CENTCOM Komutanı Orgeneral Joseph Votel yok muydu? Akar neden USEUCOM komutanı Scaparrotti ile görüştü? Scaparrotti de ayrıca iki koltuk üzerinde oturuyordu. Bir diğer görevi ise NATO Müttefik Kuvvetler Harekât Komutanlığı idi. TSK’dan resmi açıklama yapılırken bu sıfatın da belirtilmiş olması da dikkat çekiciydi.

Kısacası anlaşma yapılmıştı fakat bu anlaşmanın içeriği hiçbir şekilde netleşmedi. Şimdi gelelim yazının en çarpıcı yerine… Neydi 3 aşaması olduğu belirtilen bu anlaşmanın ayrıntıları?

Yazının yukarısında iki ülke yetkililerin açıklamalarının farklı olduğundan bahsetmiştik. Şimdi iki ülke yetkililerin yaptıkları açıklamaların karşılaştırmasını sunalım. Birebir cümlelerden değil de anlamlardan gidelim:

Yapılan Farklı Açıklamalar

Ankara: Yol haritası konusunda anlaştık.

Washington: Tam mutabakat yok, görüşmeler sonrasında netleşecek.

**

A:  Çerçeve hazır, ABD ile yol haritası üzerinde görüşmelerimiz devam edecek.

W: Anlaşma koşullara bağlı olacak ve geniş siyasi çerçeveyi kapsıyor.

**

A: Münbiç’ten sonra yol haritası Fırat’ın doğusunda da uygulanacak.

W: Anlaşmanın Fırat’ın doğusuyla ilgisi yok.

**

A: Münbiç’in kontrolünü Amerikan ve Türk askerleri birlikte sağlayacak.

W: Amerikan ve Türk askeri Münbiç’e girmeyecek. Münbiç askeri konseyi koruyacak. Yol haritası, Menbiç sokaklarında Amerikan askerlerinin devreye gezeceği anlamına gelmiyor. Amaç ABD ya da Türkiye’nin Menbiç’te kontrolü devralması değil. Amaç Menbiç halkının hem yönetim hem de güvenlik yapılanmalarında kendi liderliklerini yeniden kurmaları.

**

A: YPG Münbiç’ten ayrılacak, Fırat’ın doğusuna gidecek.

W: Kandil’i YPG’den ayıracağız, SDG (YPG’nin kontrolünde) ile işbirliği yapacağız. SDG unsurlarına bilgi verildi. Bu anlaşmanın uygulaması için onların işbirliğine ihtiyacımız var.

*

A: Münbiç’te istikrar sağlanacak.

W: Münbiç’te her şey yolunda, istikrarlı ve güvenli. Türkiye’den gelebilecek tehditler istikrarı bozabilir.

**

A: YPG’nin çıkışı ile ilgili tarih belli.

W: Tarih verme Türkiye’nin inisiyatifi. Takvim koşullara bağlı.

**

A: Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli.

W: Türkiye ile Menbiç’e özyönetim getirecek bir anlaşmaya vardık.

////

Ankara’nın da Washington’un da aynı anlaşma metni üzerinden yaptığı açıklamaların bu kadar farklı olması sizi de şaşırtmıyor mu? Bir de buradan çıkan birçok soru var. Belki de Türkiye’nin önünü görebilmesi için yanıtlanması elzem sorular bunlardan oluşuyor.

İşte sorular:

* Suriye sorununun çözümü adına en önemli adımları atan Astana’nın aktörleri Rusya ve İran neden anlaşmaya sessiz?

* Anlaşmaya göre, Münbiç’e üçüncü ülkeler dâhil olmayacak. Ancak eş zamanlı yürütülen Astana toplantıları, Suriye’nin bütünü üzerinde ilerliyor. Anayasa yapmak için çalışmalarını yürüten Astana, Münbiç’e dâhil olmayacak mı?

* Suriye Münbiç’e ilerleme kararı aldığında nasıl bir çözüm öngörülüyor?

* Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda çok net açıklamalar yapıyor. Neden Amerikalılar, “özyönetim konusunda anlaştık” açıklaması yaptı?

* Anlaşma ABD’nin Suriye’deki varlığını onaylamak anlamına geliyor mu?

* Ankara’ya göre, Fırat’ın doğusunda da benzer bir çözüm olacak. Washington ise tam tersini söylüyor. Fırat’ın doğusundan YPG nasıl çekilecek?

* Fırat’ın doğusundan çekilme durumu olursa, nereye gidecekler?

* Tamamı PKK teröristlerinden oluşan YPG ile Kandil hangi verilere ve neye göre ayrıştırılacak?

* Amerikalılara göre anlaşma YPG tarafından kontrol edilen Suriye Demokratik Gücü ile işbirliği halinde olacak. Anlaşma kabul edildiğinde, Türkiye ile SDG aynı safta mı olacak, Ankara ve SDG anlaşma çerçevesinde doğrudan ya da dolaylı işbirliği içinde mi olacak?

* Anlaşmanın ayrıntısını Türkiye’den Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıklarken; ABD’de neden Dışişleri Bakanı Michael Richard Pompeo açıklamadı. ABD’de basına anlaşma konusunda bilgi veren iki Amerikan Dışişleri yetkilisi neden açık isimleriyle basının karşısına çıkmadı?

* ABD ile yapılan görüşmeler neden görev yeri Suriye olan ABD Avrupa Merkez Kuvvetler Komutanlığı değil de, ABD Avrupa Kuvvetler Komutanlığında yapılıyor?

* Avrupa Kuvvetler Komutanlığının çalışma alanları arasında Yunanistan, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz bulunuyor. Yapılan görüşmelerde bu konular da masaya yatırılıyor mu?

Son Soru Size

Gazetecinin işi, yanıtlar verilmese bile sorular sormaktır. Amacı toplumun sorgulamasını sağlayabilecek mekanizmaları hareketlendirmektir. Yukarıda sorular da yanıtlayacak birilerinin olduğundan değil, durumun ya da anlaşmanın sorgulanması için sorulmuştur. Bu kez de soruyu size soralım, yanıtlayıp yanıtlamamak da sizlere kalsın:

Tam bağımsızlık devrimiyle şahlanmış bir milletin fertleri, emperyalizme baş mı kaldırmalı yoksa boyun mu eğmeli? Ankara, bu anlaşmayı gerçekten iyi tarttı mı?