Türkiye’nin Kredi Notu Neden Düştü?

Bir ekonomide kredi notlarını incelemek, ülkedeki risk derecesini görmede ve ülkeler arasında karşılaştırma yapmada etkili bir yöntemdir. Uluslararası yatırımcılar portföy tercihlerini ve yatırım yapacakları piyasaları seçerken derecelendirme kuruluşlarının notlarını dikkate alırlar. Notun düşmesi, kredi verenlerin  karşılaşacağı riskin arttığını gösterir.

Kredi notu kavramı 1900’lü yılların başında ABD’de ortaya atılmıştır. 19’uncu yüzyılda ABD’de demiryolu yapımı aşamasında işlerin özel sektöre ihale edilmesi sonucunda  büyük şirketler oluşmuştur. Demiryolu sektöründe artan yatırımlarla birlikte, kazancın yanı sıra rekabet yüzünden spekülasyonlar ortaya çıkmış, yatırımlar için risk unsurları oluşmaya başlamıştır.

Tüm kredi derecelendirme kuruluşları dönemsel olarak verileri güncellemektedir. Ülke kredi notlarını; ekonomik güç, kurumsal güç, mali güç ve krizlere karşı duyarlılık olmak üzere dört ana faktöre bağlı olarak açıklamaktadırlar. 1980’lerden itibaren borç piyasası hızla küreselleştiği için borç veren, karşı taraf hakkında daha yakın bilgiye sahip olmak istemektedir.

Küresel kredi derecelendirme piyasasının yaklaşık yüzde 95’ine hakim olan üç büyükler (ABD kökenli Moody’s, S&P ve Fitch) 2019 yılı sonunda 148 ülkeye not vermiştir. Buna göre 39 ülkenin notu yükselmiş, 20 ülkenin notu gerilemiş, 89 ülkenin notu değişmemiştir. Bu değişimler sonucunda dünya kredi liginde 40 ülke sıra atlamış, 54 ülke yerinde kalmış ve 54 ülke gerilemiştir.

Türkiye, 1994 yılında kaybettiği “yatırım yapılabilir” ülke statüsünü 19 yıl sonra 2013 yılında kazanmıştır ama 2016 yılında yeniden kaybetmiştir. Aşağıdaki çalışmada adı geçen üç kuruluşun 1992-2018 döneminde Türkiye’ye verdikleri notlar yer almıştır. Üç kuruluşun verdiği notlar arasında çok yüksek korelasyon olup, birbiriyle büyük oranda aynıdır.

kn1

Üç kuruluşun not skalaları aşağıda verilmiştir.

Moody’s, S&P ve Fitch Türkiye’ye 2019 yılında verdiği notlar sebebiyle Türkiye dünya kredi liginde 9 basamak birden gerilemiştir. Üç kredikn2 derecelendirme kuruluşunun not verdiği 148 ülke arasında 2018’de 82’nci sıradaki yeri 2019’da 91’nci sıraya inmiştir. Türkiye böylece dünya kredi liginde komşumuz Ermenistan, Fiji, Yunanistan, Bolivya, Özbekistan, Honduras ve Senegal’in gerisine düşmüştür.

Bunda; Merkez Bankası başkanının değişmesi, hedeflenen büyümenin sağlanamaması, S-400’lerin alınmasının kesinleşmesi üzerine ABD yaptırımlarının gündeme gelme riski, İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesi, bunun yarattığı belirsizlikler, yerel seçimler öncesi TL’ye verilen destekler ve piyasaya yapılan müdahaleler sonucunda döviz rezervlerinin erimesi etkili olmuştur.

Uluslararası yatırımcılar yatırım yapacakları piyasaları seçerken kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarını dikkate alırlar. Notun gerilemesi kredi verenlerin riskini artırır. Küresel kredi derecelendirme piyasasının yüzde 95’ini hakim olan Moody’s, S&P ve Fitch, 2019 yılında 148 ülkeye not vermiştir. Geçen yıl 39 ülkenin notu yükselmiş, 20 ülkenin notu gerilemiş ve 89 ülkenin notu değişmemiştir. Dünya kredi liginde 40 ülke sıra atlarken, 54 ülkenin durumu değişmemiş, Türkiye dahil 54 ülke ise gerilemiştir.kn3

Komşumuz Yunanistan, Gabon, Ukrayna, Jamaika ve Mısır’ın notu yükselirken, Fildişi Sahili, Lesoto, Kosta Rika, Lübnan ve Arjantin’in notunda önemli düşmeler olmuştur. Yunanistan, Ermenistan, Fiji, Bolivya, Özbekistan, Honduras ve Senegal ise Türkiye’nin önüne geçmiştir. Bir yıl önce 100’ncü sırada olan Yunanistan 14 sıra yükselerek Türkiye’nin önüne geçmiştir. Geçen yıl ziyaret ettiğim çok küçük bir ada ülkesi olan, bir çay farikasından başka sanayi tesisi olmayan Seyşeller bile 8 sıra yükselip 79’ncu sıra ile Türkiye’yi geçmiştir.

Fitch Ratings, geçen Temmuz ayında Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının ardından Türkiye’nin notunu düşürmüş ve kredi notu BB’den BB-‘ye gerilemişti. 2 Kasım 2019’da Türkiye’nin “BB-” seviyesindeki kredi notunu onaylamış, “negatif” olan görünümünü “durağan”a revize etmiştir. Standard and Poor’s (S&P) ise geçen yılki iki değerlendirmede “B+ kredi” notu ile “durağan” görünümünü değiştirmemiştir. Moody’s ise 15 Haziran 2019’da Türkiye’nin uzun dönem kredi notunu “Ba3”ten “B1”e düşürmüş, görünümü “negatif”te tutmuştur. S&P tarafından 2020’de yapılan değerlendirmede “B+ “durağan” olan not sabit bırakılmıştır. 21 Şubat 2020 tarihinde Fitch’in yapacağı değerlendirme bu bakımdan önemlidir. Türkiye’nin kredi notu “yatırım yapılabilir” seviyesinden giderek uzaklaşmaktadır.

Hükümetin bu durumu dikkate almasında yarar vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2018 yılında kredi derecelendirme kuruluşlarına yönelik olarak, “Bu dünyada batan ülkelere bir anda 4 derece artırmak suretiyle not veren bunlar, teşkilatlardır. Dolarlarla molarlarla bu milleti asla çöktüremezler. Biz kararlı bir şekilde yola devam ediyoruz. Siz de bu noktada evelallah kararlı olun, dik durun. Biz size güveniyoruz. Siz bizim arkamızda olduğunuz sürece merak etmeyin Türkiye’nin öyle anlatıldığı gibi yok bilmem kredi derecelendirme kuruluşları şöyle söylemiş, böyle söylemiş… Bırakın o sahtekarları, düzenbazları bırakın. Onlar bizim için çok şeyler söylediler. Bunlar böyle teşkilat. Biz işimize bakalım. Ne durumdayız ona bakalım. Elhamdülillah turizmde patladık. İstihdam gayet iyi, iyi gidiyoruz. Tarım, hayvancılık evelallah, iyi gidiyoruz. Güçlü bir Kurban Bayramı geçirdik. 4 milyon civarında hayvan kurban edildi. Bu noktadayız ve daha iyi olacağız” demiştir.

Sayın Cumhurbaşkanın sahtekar olarak değerlendirdiği üç kuruluşun Türkiye’ye verdikleri notlar aşağıdadır.

                              S and P Notları: 2018-2010                                                                          Moody’s Notları: 2019-1992kn5

kn4

                                   Fitch Notları: 2018-1994  

kn6

kn7Kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına siyasal gelişmeler de etkide bulunmaktadır. Türkiye’nin izlediği iç ve dış politika adımlarında bir endişe varsa, bu durum karamsar kararlar verilmesine yol açabilmektedir.

Uluslararasında bir ülkenin yatırım yapılabilir ülke olarak kabul edilebilmesi için en az 2 uluslararası reyting kuruluşundan yatırım yapılabilir notu alması gerekir. Bu kuruluşların ABD’de Securities and Exchange Commission (SEC) tarafından onaylanması ve kuruluşun Nationally Recognized Statistical Rating Organizations (NRSROs) kapsamında olması gerekir. Günümüzde SEC tarafından NRSROs olarak kabul edilen 9 kuruluş vardır: A. M. Best Company, Dominion Bond Rating Service Ltd., Egan – Jones Rating Company, Fitch Ratings, Japan Credit Rating Agency Ltd, Kroll Bond Ratnig Agency, Moody’s Investors Service, Morningstar Inc. ve Standart & Poors.

Bu kuruluşların öngörüleri gerçekleşirse, ekonomik istikrar tehlikeye girer, enflasyonu artar, döviz borcu olan şirketlerin bilanço yapıları bozulur, borsa düşer, dış açık artarken büyüme hızı düşer, düşük büyüme hızına rağmen daha yüksek dış açık ortaya çıkar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2023 vizyonu kapsamında “2023’te nereye geleceğiz” sorusunu gündeme getirmiştir. Erdoğan, ”İnşallah 2014 yılında hedefimiz 1 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hasıla. 2023’te ise Türkiye’nin milli gelirini 2 trilyon dolar seviyesinde görmek istiyoruz…Kişi başına düşün milli gelirin 25 bin dolar olmasını sağlayacağız… ihracat 500 milyar dolara, dış ticaret hacmi ise 1 trilyon dolara ulaşmış olacak” demişti.

Kurdaki dalgalanmalardan doğabilecek zararlarının reel sektörde yarattığı bilanço riski likidite riskine dönüşürse, bu durum bankaların aktiflerini olumsuz yönde etkileyebilir. Hazine’nin döviz dış borçları TL’nin değer kaybetmesiyle TL cinsinden artar, dış borçların faizleri yükselir. Faizler bütçeye gider olarak yazıldığından kur artışı bütçe harcamalarını arttırır.

Doların ve Euro’nun TL’ye göre değer kazanması ihracat arz esnekliğine bağlı olarak ihracatı arttırır, ithalatı azaltarak dış ticaret açığının azaltır, ülkeye turist gelişini hızlandırarak döviz girişini artırır. Fakat ara malları dışarıdan ithal eden bir ülke olan Türkiye’de ithal edilen malların TL cinsinden fiyatları yükseldiğinden üretim maliyetleri bundan olumsuz etkilenir, ekonomide daralma başlar, büyüme yavaşlar, enflasyonist baskılar artar, dış ticaret hadleri aleyhe döner, ekonomi resesyona girer ve işsizlik artar. Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında en düşük toplam istihdam oranı olan iki ülkeden biridir. Kadın istihdam oranında ise sonuncudur.

Artan enflasyon gelir dağılımını bozar, toplumsal huzura zarar verir. Hesabında 2 Şubat 2020 tarihi itibariyle 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2019’da bir önceki yıla göre 45 bin 314 kişi artarak 225 bini aşmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre yurt içinde ve dışında yerleşik milyonerlerin toplam sayısı 2019 sonunda 225 bin 440’a yükselmiştir. 2018 sonuna göre milyoner sayısı 45 bin 314 kişi artarken, söz konusu milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 391 milyar 597 milyon liraya çıkmıştır. 2018 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 109 milyar 859 milyon lira seviyesinde bulunuyordu. Tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak ekonomide yeni yapılanmaya gitmekte yarar vardır.

Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesi, milli gelir TL cinsinden hesaplandığından milli gelir ile kişi başına düşen gelirin azalmasına yol açar. Bu, 2023 hedeflerine ulaşılmasına mani olarak Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasını engeller. Ayrıca, döviz ile yurt dışına borçlu olanların ve yurt içindeki bankalardan döviz kredisi kullananların borçlarının TL karşılığı yükseltir.

Döviz piyasalarındaki aşırı oynaklığın ve Türk Lirasının değer kaybetmesinin arkasında yatan dinamikleri sadece ekonomik verilerle açıklamak doğru değildir. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilişkileri dondurma kararı kuru olumsuz yönde etkilemiştir. Günümüzün küresel dünyasında siyasi ve jeopolitik risklerin artması, sadece parasal önlemlerle sorunların çözümünü zorlaştırır.

Ekonomide dolarizasyonu azaltmaya yönelik önlemler alınması doğrudur ama yeterli değildir. Terör, referandum, Suriye krizi, hukukun üstünlüğünden sapma, Batı dünyası ve Avrupa Birliği ile olan anlaşmazlıklar ile ABD Merkez Bankası’nın izlediği politikalara uyum sağlamadan dolardaki ve diğer dövizlerdeki artışı önlemek mümkün değildir.

Tüm bu gelişmelerin sonucunda hükümetin öngördüğü 2023 hedefleri arasında bulunan milli gelirin 2 trilyon dolara, kişi başına düşen gelirin 25 bin dolara, ihracatın 500 milyar dolara, dış ticaret hacminin 1 trilyon dolara çıkarılması mümkün olmaz.