Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

Türk-Amerikan ilişkilerinde son gelişmeleri yorumlayan uzmanlar, “kopuş süreci” yaşanabileceğini ve Washington’un Ankara’nın bölünme ve terör kaygılarını anlama çabası göstermesi gerektiğini işaret ediyor.

Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği görevinde bulunmuş, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın eski müsteşarlarından Emekli Büyükelçi ve CHP İstanbul Eski Milletvekili Faruk Loğoğlu, her iki ülke çıkarları açısından acilen durum değerlendirilmesi yapılması ve ilişkileri iyileştirme adımı atılması gerektiği görüşünde. İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bora Bayraktar ise, Ankara-Washington hattında artık kopuş sürecine girilebileceğini savunuyor. ANKA Enstitüsü Başkanı Rafet Aslantaş da, önümüzdeki günleri “muğlak” olarak değerlendirerek, ABD’nin mevcut tabloda Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarına aykırı hareket ettiğini vurguluyor.

Akademisyen Bora Bayraktar, Suriye’nin kuzeyinde “sınır ordusu” adı altında PYD’nin meşrulaştırılacağını belirterek, “ABD’nin bu adımı, ilişkilerde yeni krizden ziyade belki kopuş sürecine gidildiği söylenebilir” görüşünü savunuyor. Bayraktar, ABD-Türkiye ilişkilerinde, darbe girişimi sonrasında FETÖ konusunda anlaşmazlık, Hakan Atilla’nın yargılanması, Kudüs anlaşmazlığı, İran meselesi gibi konuların pürüz oluşturduğuna dikkat çekti. “Bu sorunlar değerlendirildiğinde stratejik ortaklıktan veya müttefiklikten ziyade birbirine düşman ülkeler ilişkisinden söz etmek mümkün.” diyen Bayraktar, Türkiye-ABD ilişkilerinde zaten çok sorunlu ve çok karmaşık bir dönem yaşandığını söyledi. Bayraktar, ABD’nin belki PYD-YPG’nin kendini tehdit altında hissetmesi nedeniyle böyle bir “sınır ordusu” girişimini gündeme taşıdığını ancak bunun Türkiye’nin beklentisine çok zıt bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

ABD’nin “kuzey sınırı ordusu” adımıyla Suriye’nin bölünmesi yolunda çok önemli bir adım attığını söyleyen Bayraktar’a göre, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir bölgeyi ayrıştırma ve kendi kontrolü altına alma düşüncesi ile PYD-YPG’nin masada yer almasını da garantilemesi söz konusu ama bunu yaparken Suriye’de fiilen mevcut bölünmeyi meşrulaştırması da.

Diplomat Faruk Loğoğlu da, “ABD’nin attığı adım çok yanlış, vahim ve her türlü hukuk anlayışına da aykırı. ABD’nin sözde Suriye konusunda izlediği politikaya da aykırı gelişme. Suriye’de şu veya bu isim altında ikincil ordu oluşturulması bu düpedüz bölücülüktür, Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırıdır. ABD’nin daha önce Suriye bağlamında Türkiye’ye verilen sözleri tutmadıklarını biliyoruz. Irak’ta Mesut Barzani’den esirgenen Kürt oluşumuna desteği bu sefer Suriye’de ortaya koyuyorlar. ABD, bu adımıyla Suriye’deki ortamı yeni baştan karıştıran dolayısıyla hem Astana süreci hem de Cenevre’deki barış görüşmelerine olumsuz yansıması olacak bir girişimde bulunuyor” görüşünde.

Türkiye-ABD ilişkilerinde hali hazırda çok sorunlu, çok karmaşık bir dönem yaşandığını söyleyen Loğoğlu, bu son gelişmeyi ise işin “tuzu-biberi” olarak yorumladı. Ancak yine de iyimser olduğu gözlemlenen Loğoğlu’na göre, Türk – Amerikan ilişkilerinde toparlanma söz konusu olabilecek. Loğoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her şeye rağmen konuşmasında ABD ile diyaloğu da göz ardı etmediğini görüyoruz. Trump yönetiminde de akıllı insanlar olduğuna inanıyorum. Körü körüne Türkiye’yi kızdıracak bir politika izleneceğini zannetmiyorum. ABD’nin tek taraflı PYD-YPG’ye desteği yerine Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Cenevre’den yana olduğunu gösterecek adımlar atması gerekiyor. Türkiye’ye de olumlu mesajlar vermesi de… Bunu yapabilir mi, bence yapabilir” diye konuştu.

ANKA Enstitüsü’nden Rafet Aslantaş da, Suriye’de otorite boşluğu içerisinde ve göç dalgasıyla birlikte farklı yapılanmalar ortaya çıktığına dikkat çekti. “Son gelişmeler, ‘Irak ve Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e ulaşacak bir koridor oluşturulmak isteniyor’ izlenimi bıraktı bütün dünyada.” diyen Aslantaş, bölge devletleri ve halkları üzerinde ise bunun tehdit algısını arttırdığını vurguladı. Aslantaş, “Kürtler yaşadıkları bölgede otonom, bağımsız yapılar kurmak istiyorlar ama elde etmek istedikleri ideal coğrafya diğer ülke ve devletleri tehdit ediyorsa buna kolaylıkla izin verilmez. Başka çözüm yolları görüşülmesi gerekir.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin öncelikle olası bir terör tehdidine karşı direnme hakkına sahip olduğunu kaydeden Aslantaş, Ortadoğu Bölgesi’nin ise yüzyıllardır istismar edildiğini ve bu tabloda Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi ulusal çıkarlarına değer vermesinin de doğal olduğunu anlattı. Türkiye’nin gelecekte iş işten geçmeden müttefik ülke olarak ABD’nin kendi perspektifinden bakmasını beklediğini anlatan Aslantaş, ayrıca bölgede domino etkisi yaratma ihtimali bulunduğunu da söyleyerek, Türkiye’nin bu nedenlerle tepki gösterdiğini ifade etti.

Türkiye eğer Afrin ve Münbiç’e operasyon düzenlerse ne olur?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde yeniden gündeme taşıdığı üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), PYD-YPG’nin kontrolündeki Afrin ve Münbiç bölgelerine askeri operasyon düzenleme meselesi de merak konusu.

TSK’nın Afrin ve Münbiç bölgelerine operasyon düzenlemesi durumunda olası sonuçlarını sorduğumuz Emekli Büyükelçi Loğoğlu’na göre; Türkiye’nin böylesi askeri hamleler öncesinde uluslararası işbirlikleri yoluna gitmesi ve hatta ABD ile konuyu müzakere etmeye çalışmasında yarar var. Akademisyen Bayraktar ise, bölgede ABD’li askeri personel ile TSK’nın karşı karşıya gelme ihtimali açısından riske dikkat çekiyor.

Faruk Loğoğlu, Türkiye’nin sınırlarını terör örgütleri ve terörist saldırılardan koruma ihtiyacını anımsatıyor. Ancak yine de Türkiye–ABD hattında müzakere yapılması gerektiği düşüncesindeki Loğoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan dediği gibi Türkiye önümüzdeki günlerde Afrin’e operasyon başlatacak olursa orada Türk askeri ve Türk destekli Suriyeliler ile PYD-YPG oluşumlara karşı karşıya gelecekler. O bölgede ABD askerleri ve hatta İdlib çevresinde ise Rus askeri varlığı var. Bu nedenle Suriye’de atılacak adımın ilgili taraflarla konuşularak yapılması, hayata geçirilmesi bence büyük önem taşıyor. Türkiye eğer amaçlarına kalıcı şekilde ulaşmak istiyorsa herkese rağmen değil ama olabildiği ölçüde uluslararası işbirliğiyle yaparak gerçekleştirmesi daha doğru olur” diye konuştu.

Bora Bayraktar da, ABD ile TSK’nın karşı karşıya gelme ihtimali sorumuz üzerine, “Afrin’de ABD’li askeri personel olduğu bilgisine sahip değiliz ancak Münbiç’te ABD bayrağının dolaştırıldığını biliyoruz. Orada ABD askeri varlığı söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında kararlılık söz konusu. Türkiye eğer Afrin Operasyonu yapar ve başarırsa bu durum Suriyeli muhaliflerin elini güçlendirecektir. Ama öylesi bir sürece girildi ki görüş mesafesi çok düşük”

Türkiye’nin olası askeri operasyonuna Rusya’nın nasıl yaklaşacağını da sorduğumuz Bayraktar, “Rusya’nın pragmatik yaklaştığını görüyoruz eğer kendi kontrolünde olursa PYD-YPG ile iyi geçiniyor. Ancak şimdi ABD’nin kontrolündeki PYG-YPG’ye nasıl yaklaşacağı şüpheli. Geçmişte Rusya, Afrin’in düşmesine sıcak bakmadı. Ama özellikle bir hafta içerisinde Rusya ve Şam rejiminin, İdlib’te çok hızlı ilerleyerek ciddi yenilgiler yaşadığını görüyoruz. Dolayısıyla sahada Türkiye’ye ihtiyaç artıyor.” dedi.

Türkiye’nin gördüğü tehdidi bertaraf edebilmek için “yeri, süreci sınırlı harekât” yapabileceğini belirten Aslantaş, “Burada tehditler nedir? Birincisi, bölgede terör örgütü havzası oluşumu. İkincisi de Şam rejiminin askeri harekâtlarıyla yeni bir göç dalgası oluşursa ve bu da Türkiye açısından tehdit. Çünkü hali hazırda Türkiye’de 3 milyon 700 bini aşkın göçmen var. Böylesi büyük göçmen nüfusu, gerek Türk ekonomisi gerekse Türk sosyal hayatına handikap oluşturuyor. ‘Türkiye’nin olası askeri operasyonu sonucu ne olur?’ diyorsunuz. Ama böylesi operasyon sürprizler içeriyor. ABD’nin, Rusya’nın ne yapacağı ve bölge devletlerinin görüşü de önemli. Fırat Kalkanı Operasyonu öncesinde görüşmeler, pazarlıklar yapılmış ve dengeyle operasyon başlatılmıştı. Bunun fazlasını söylemek falcılık olur.” diye konuştu.

 

Fotoğraf: Reuters

Kaynak: https://www.amerikaninsesi.com/a/turk-amerikan-iliskilerinde-sinir-ordusu-gerilimi/4210208.html