Hollanda’da genel seçimlere bir gün kala kampanyalara Türkiye ile tırmanan diplomatik kriz damgasını vuruyor. Aşırı sağcı ve İslam düşmanı rakibi Geert Wilders ile başa baş giden liberal Hollanda Başbakanı Rutte seçmene, Avrupa’da yükselişte olan ‘yanlış tür popülizme’ dur diyecek ilk ülke olmaları çağrısı yaptı. Süddeutsche Zeitung Hollanda’daki seçimi Türkiye ile gerginlik çerçevesinde ele alıyor:

“Hollanda’da seçim mücadelesi Rutte’nin hep istediği yere, İslam düşmanı Geert Wilders ile düello noktasına gelmiş bulunuyor. Başbakan Rutte’nin stratejisi baştan bu yana Wilders’in seçmenini kendi tarafına çekmek ve sarışın radikal politikacıyı kendi silahı ile vurmaktı. Bu hedefe önce Rutte’nin mültecilere yazdığı açık mektup hizmet etti. Rutte mektupta mültecilere ya ‘normal’ davranmaları, ya da ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulunmuştu. Ve şimdi yine milliyetçi-muhafazakar cepheden oy çalabilmek için Erdoğan ile horoz dövüşünden medet umuyor.”

Münchner Merkur gazetesi, Ankara’nın Nazi benzetmesine sade Alman vatandaşlarının da bir yanıtı olabileceğini hatırlatıyor:
“Avrupa gücünü Erdoğan’a ve onun sözlerle savaşına kendisini kaptırmama yönündeki soğukkanlılığından, ama aynı zamanda sesini kısmamaktan alıyor. Hollanda’nın Türkiye’ye gidecek turistlere uyarıda bulunması herhalde kimi diplomatik girişimden çok daha etkili olacaktır. Erdoğan’ın uğrunda tüm zırvalıklardan kaçınmadığı başkanlık referandumu nisan ayında sona erecek. Ama ekonomisi kötü durumda olan Türkiye’nin nisan ayının çok çok sonrasında da Avrupa’dan turistlere ihtiyacı olacak. Her kim Alman vatandaşı Ankara’dan yükselen küstahlıklara açık ve net bir yanıt vermek istiyorsa, bu yanıtı kendi verebilir… Yaz tatilini geçirmek üzere ev sahibi ülkenin kendisini ‘faşist’ olarak nitelemeyeceği başka bir ülkeye giderek… .

Pforzheimer Zeitung, içinde bulunduğumuz dönemde Almanya Başbakanı Angela Merkel’in işinin zor olduğuna işaret ederek bunun nedenlerini şöyle açıklıyor:

“Angela Merkel için bunlar zor günler. Başbakan Merkel sürekli bacaklarını iki yana açıp oturan, -herhalde testosteron fazlası nedeniyle- sakince düşünmekten yoksun maço erkek liderler ile karşı karşıya. Önce karşısında Putin vardı; şimdi Trump ve Erdoğan. Başbakan Merkel bu ikisine Merkel’ce tavır alıyor; temkinli, mesafeli, diplomatik. Trump söz konusu olduğunda bu izlenen yol doğru! Erdoğan söz konusu olduğunda Merkel’in davranış tarzı gerçi anlaşılabilir ama bu tarzın bir işe yaramadığını herhalde kendi de görüyor. Yoksa Hollanda ile dayanışma içinde olduğunu açıklamazdı.”

Wetzlarer Neue Zeitung ise yorumunda Avrupa ve ABD’nin bölgesel güç olarak Türkiye yerine İran ile işbirliğine ağırlık vermesinin daha doğru olabileceği görüşünü savunuyor:

“Avrupa’nın ve geçmişte ABD’nin Türkiye ile iyi ilişkiler konusuna büyük önem vermesi, NATO partneri bu ülkenin Doğu-Batı anlaşmazlığı, Ortadoğu sorunları ve mülteci krizindeki önemli konumundan kaynaklanıyordu. Ama şu an durum onu gösteriyor ki, Batı hızlı bir biçimde başka bir bölgesel güce, istikrar faktörü olarak büyük bir olasılıkla İran’a yönelmek ve bu ülkenin entegrasyonuna yönelik yeniden inşa konseptleri geliştirmek durumunda. İyi politikalar her zaman azami ortaklık ve karşılıklılık temelinde yükselir. Bu temel ilke Hollanda ya da Almanya tarafından değil, Türkiye tarafından sorgulanıyor.”

Almanya’da Türk siyasilerin seçim kampanyalarına yasak getirilip getirilmemesi kapsamında konuşan Almanya Başbakanlık Müsteşarı Peter Altmaier, Almanya’da da Türk siyasilere yönelik Hollanda’dakine benzer bir yasağın ihtimal dışı olmadığını ifade etti. Federal Anayasa Mahkemesi, kampanyalara izin verme ya da yasak koyma yetkisinin Alman hükümetinde olduğuna hükmetmişti. Ludwigsburger Kreiszeitung gazetesi, Ankara’nın Nazi benzetmesiyle kırmızı çizgiyi aştığı görüşünde:

“Alman hükümetinin daha daha açık ve net olarak artık yetti deme zamanı gelmiştir. Türkiye’nin seçim kampanyalarına Almanya’da yer yok. Nazi benzetmeleri ise kırmızı çizgidir ve bu çizgi aşılmıştır. Angela Merkel’in şimdilerde sesini yükseltmiş olması da artık tek başına yeterli değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, örneğin tutuklu gazeteci Deniz Yücel ve Türkiye’de ceza evlerinde yatan diğer Almanlara ilişkin olarak siyasi diyalog kurmak amacıyla Almanya’ya buyurup gelebilir. Ama artık hoşgörüsüzler için hoşgörü olmamalı! Federal Anayasa mahkemesi geçen hafta bu yönde konulacak siyasi tavrın yolunu açmış oldu. Ve şimdi Hollanda gibi tavır almak, bir zamanlar Nazi barbarlığı altında acı çekmiş olan bu yakın dost ve komşu ülke ile dayanışmanın boyun borcudur.”
http://www.dw.com/tr/sz-rutte-erdo%C4%9Fan-ile-gerginlikten-medet-umuyor/a-37922268