Dünya tarihi güç odaklı savaşlarla doludur.

20. yüzyılın sonlarında soğuk savaş sona erdi. Ardından dünyada, psikolojik savaş ve propaganda destekli ”ekonomik savaş” başladı.

Sovyetler yıkılıp komünizm çökünce, yeni dünya düzeni, ”küreselleşme” adı altında bir belirsizlik ve  güvensizlik dönemine girdi. Küreselleşme küresel rekabeti doğurdu. Bu rekabet yeni tehdit ve riskleri beraberinde getirdi. Bu durum ekonomik yönden uluslararası ekonomik çatışmayı ve rekabeti öne çıkardı.

İşte tam da bu ortamda psikolojik savaş ve propaganda ile desteklenen ülkeler arası ekonomik savaş başladı. Dünyadaki tüm istihbarat unsurları ve örgütlerinin haber toplama, değerlendirme ve analiz etme gayretleri bu alana yönlendirildi.

Bugün gelinen noktada Çin’in ekonomik gidişatı ve bu alanda önlenemez yükselişi, küresel güçleri telaşlandırdı. Buna karşı küresel gücün patronu ABD bir dizi önlem almak zorunda kaldı. Petrol ve enerji kaynağınının merkezi konumundaki Ortadoğu ve Arap dünyasını kontrol altına alarak Çin’in bu hegemonyasını önlemek istedi. Halen bu istek devam ediyor. İran ve Türkiye üzerinde oynanan bugünkü ekonomik oyunlar, nihayetinde Çin’in bu gidişatına son vermeye matuf.

Bugün dünya sözkonusu bu ekonomik tehdide karşı iki gruba bölünmüş olarak mücadele veriyor. Bir tarafta ABD ve koalisyonunu oluşturan batı, diğer tarafta Rusya, Çin, Hindistan, Türkiye, İran, Kuzey Kore ve diğerleri.

Çizilen senaryoya göre, İsrail’in Suudi Arabistan’ı İran’a karşı kışkırtmaya devam edeceği, arkasına ABD, İsrail ve diğer koalisyon güçlerini alan Suudi Arabistan’ın İran’a saldırabileceği, bu saldırının başlangıçta ABD destekli ekonomik ve asimetrik savaş şeklinde uygulanabileceği, ABD’nin Rusya’yı çevreleme ve kuşatma projesine karşılık Rus-ABD ilişkilerinin giderek tırmanabileceği, bu çerçevede Rusya-Çin-Hindistan-Türkiye-İran ve Kuzey Kore’nin ittifak yapabileceği, bu kapsamdaki gelişmelere gebe ekonomik savaşın giderek hız kazanacağı ve böylece başlangıçta Sünni-Şii çatışması ile başlayan gerginliğin nihayet III. Dünya Savaşı’na dönüşerek Asya-Pasifik ekseninde hem asimetrik, hem konvansiyonel ve hem de nükleer karakterde ve melez savaş şeklinde cereyan edebileceği değerlendirilmektedir.

Türkiye, bu ekonomik savaşla başlayan ve giderek melez savaş şekline dönüşebilecek tehdidin tam ortasında. ABD, İran ve Türkiye’yi ekonomik yönden diz çöktürmek için hazırladığı planı adım adım, safha safha uyguluyor. Son olarak bizzat Başkan Trump tarafından, çelik ve aliminyum ithalatına ek gümrük vergisi içeren mesaj yayımlandı.

Türkiye, halen ahbap-çavuş anlayışı ve ilişkisine dayalı ekonomi yönetimine bir an önce son vermelidir. Aksi takdirde halihazırda mevcut bu gidişatın duvara toslayacağı aşikar. Yapılması gereken, bu ortamda maruz kalınan ekonomik savaşa karşı yeni stratejiler ve planlar geliştirmek. Bunun için elle tutulur, gözle görülür sağlam temelli, devlet düzeyinde geliştirilerek üretilecek ekonomik bazlı stratejik istihbarata ihtiyaç var.