Bu makaleyi yazmaya beni iten neden, günlük Amerikan gazetelerine göz gezdirirken birinde okuduğum ilginç bir makale oldu. Makale, Ortadoğu’da bugünkü kaosun arkasındaki kişinin çoğumuzun bildiği Lawrence değil, bir Osmanlı subayı olan Üsteğmen El-Faruki olduğunu anlatıyordu[1]. Makaledeki bilgiler benim için yeni ve çok ilginçti. Irak’ta, Gertrude Bell’in neler yaptığı hakkında bilgim vardı. Fakat İngilizler, Ortadoğu’da neyin peşinde ve ne yapmak istemişti? Perde arkasında neler olmuştu? İşte bu ve benzer soruların peşine düşünce hemen hemen her konuda olduğu gibi tarih konusunda da bildiklerimizin genellikle yüzeysel olduğu ya da çok önemli konuların iyi araştırılmadığını bir kez daha görmüş oldum. Meselâ, Askerî açıdan zengin bir arşive sahip olan Askeri Tarih ve Stratejik Etütler (ATASE) Başkanlığı’nın yayınları tarandığında Lawrence ismine çok az sayıda atıf yapıldığı ve doğan boşlukları açıklamak için yabancı kaynaklardan alıntı yapıldığı görülür[2]. Yani savaş arşivlerimizde bırakın El-Faruki’ye, bildiğimizi sandığımız Lawrence’a bile rastlanmamıştı. ATASE yayınlarında harekât ve lojistikten bahsedilmiş ama istihbarat bölümüne yer verilmemişti. Bununla beraber, Teşkilât-ı Mahsûsa’nın Ortadoğu’daki çalışmaları ile ilgili bazı popüler kitaplarda bir kısmı abartılı bilgilere rast gelebilirsiniz. Özellikle Teşkilât-ı Mahsûsa’nın başkanı Irak’ta Yarbay Süleyman Askeri Bey ile gene Teşkilât-ı Mahsûsa’nın önemli isimleri Hicaz’da Mümtaz Bey ve Eşref Kuşçubaşı’nın gayretleri İngilizlerle yarışacak niteliktedir. Konumuza dönecek olursak; İngilizler Ortadoğu’da nasıl bir istihbarat teşkilatı kurmuşlardı? Lawrence, Bell, El-Faruki, Mekke Şerifi Hüseyin ve bilmediğimiz diğerleri nasıl bir kurgunun parçası idi? Nasıl bir oyun oynandı ve Arap İsyanı’nda nasıl tuzağa düştük? Bütün bunlar bir makale parçası olacakken, ortaya bir kitap malzemesi çıktı. Bu makale ise, işin sadece İngiliz istihbaratı kurgusunu irdelemek için ele alındı. Ortadoğu’daki Osmanlı-İngiliz Savaşı’nın her şeyden önce tarihteki ilk modern istihbarat savaşı olduğunu, son yıllarda yayınlanan İngiliz eserlerinden öğrendim. Osmanlı-İngiliz istihbarat savaşından bugüne ders çıkarılacak çok önemli konular var. Hikâye, çok ilginç ve bir o kadar da acıklı. Kaynakları okurken sanki Arap çöllerinde kan akıtan şehitlerimizin yattıkları yerlerden bana uzanan ellerini, “bizi hatırlayın” dediklerini hissettim, ürperdim. Sadece İngiliz istihbaratının yapılanması bile bir makale konusunu aşacak seviyede. Umarım sabırla okursunuz.

MAKALENİN TAMAMI AŞAĞIDAKİ DOSYADADIR.