Sinemayı hala sadece “eğlence” sektörünün bir parçası olarak kabul edenler büyük bir yanılgı içinde. Tüm dünyada hayatın tam ortasında yerini çoktan almış olan sinemayı küçümseyip ciddiye almayanlar, içinde bulundukları çağın -sinema sektörü tabiri ile- FGR’si (figüranı) bile olamadıklarını anladıklarında iş işten geçmiş oluyor.

Aşağıdaki araştırmada; Pentagon-Hollywood işbirliğine ilişkin bilgiler ve son dönemin iki büyük sinema filmi “Nefes: Vatan Sağolsun” ve “Anadolu Kartalları” hakkında elde edilen tecrübeler aktarılmaya çalışılacaktır.

  1. BÖLÜM

PENTAGON VE HOLLYWOOD İŞBİRLİĞİ [1]

“Hollywood, tarih boyunca ülkemizin güvenliğinin sağlanmasında rol oynamıştır… “Top Gun,” “Saving Private Ryan(Er Ryan’ı Kurtarmak)” “Men of Honor(Onurlu Bir Adam)” ve “Pearl Harbor” gibi filmler ordumuzun takdir edilmesini sağlamıştır… Film endüstrisi, ordumuz hakkında halkın düşüncelerinin oluşturulması ve halkın ordumuzu desteklemesi konusunda büyük öneme sahiptir…” Bu çarpıcı sözler ABD Savunma Bakanlarından Willam COHEN’in, Hollywood hakkında 2000 yılında yaptığı bir konuşmada dile getirilmiştir.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ile Hollywood arasındaki stratejik işbirliğinin temelleri II. Dünya Savaşı yıllarında kurulan Enformasyon Bürosu ile atılmıştır. Savaş boyunca Hollywood’da hangi tür filmlerin yapılması gerektiği konusunda brifingler veren bu düzenleyici kurum, Hollywood’un cepheden neyi, ne şekilde aktaracağını; Amerika’nın askerî imajının nasıl oluşturulacağını belirlemiştir. Bu işbirliği zamanla inişler ve çıkışlar göstererek gelişmiş ancak asla kopmamıştır.

İRTİBAT BÜROLARI

Hollywood’da, Sahil Güvenlik Komutanlığı da dâhil olmak üzere ABD ordusuna bağlı her kuvvetin film şirketleri ile doğrudan ve birlikte çalışan irtibat büroları bulunmaktadır. Bu bürolar, Pentagon’daki Sinema ve TV İrtibat Bürosu’na bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Büro’nun başkanlığını 1989 yılından itibaren Philip STRUB isimli uzman yapmaktadır. (Strub’un hala bu göreve devam edip etmediği bilinmemekle birlikte, son olarak 2013 yılında vizyona giren “Kaptan Philips” sinema filminde resmi görev yapmıştır.)

Philip STRUB’un görevini şöyle açıklanmaktadır. “Film endüstrisine yardım etmek ve ordunun olumlu bir şekilde aktarılması amacıyla film endüstrisini cesaretlendirmek”. Diğer kuvvetlere ait film büroları onaylasa bile, bir sinema filmi -istisnalar dışında- ABD ordusundan destek almak için Philip STRUB’un başında bulunduğu bu büronun onayına ihtiyaç duymaktadır. Güney Kaliforniya Üniversitesi Sinema Bölümünden 1974 yılında mezun olan STRUB’la ilgili olarak ABD basınında ciddi eleştiriler yayınlansa da, eğer bir Amerikan filminin jeneriğinde “Özel Danışman” sıfatı ile Philip STRUB’a teşekkür ediliyorsa, bu film “Pentagon’un desteğinde çekilmiş” anlamına gelmektedir.

Philip STRUB’un başkanlığını yaptığı Pentagon’un film bürosu yılda 200’ün üzerinde senaryo incelemekte ve yaklaşık 30’a yakın yapımla işbirliği yapılmaktadır. ABD Hava Kuvvetlerine ise onay için yılda yaklaşık 100’e yakın senaryo gönderilmektedir.

Pentagon-Hollywood işbirliğinde, aslında her iki taraf da kendi amaçları için birbirlerini kullanmaktadır. Film yapımcıları en azından düşük maliyetle teçhizat ve asker sahibi olurken, ordu da kendi lehinde kamuoyu oluşturmaktadır. Bu da Amerikan ordusu için bir sonraki dönemde ABD Kongresi’nden iyi bir bütçenin geçmesi anlamına gelmektedir.

Filmlerin Onaylanma Süreci:

Ordunun işbirliği ile çekilmesi istenen filmin özeti (sinopsis), film yapımcıları tarafından önce ilgili film bürosunun Hollywood’da bulunan irtibat bürolarına gönderilmekte ve burada ön incelemeden geçirilmektedir. İrtibat subayları tarafından ilk onayı alan proje, tam senaryo, mali tablo, ihtiyaç listesi ve diğer bilgilerle birlikte ilgili Kuvvet Karargâhlarına ve Pentagon’a iletilmektedir.

Orduya başvuran ve başlangıçta reddedilmeyen projelerle “Tam Destek” veya “Nezaket Desteği” verilmektedir. Tam destek; birliklerin düzenli görevleri ve eğitimlerinin devamı sırasında uçak, teçhizat, mekân, figüran ve teknik tavsiyelerin ücretsiz temin edilmesi anlamına gelmektedir. Eğer bir filme “tam destek” kararı verilmemişse ve bu film Strub’un ifadesi ile “dedikodulara dayalı saçma” bir senaryoya sahip değilse; ABD ordusu tarafından yapımcı şirkete doküman, fotoğraf, genel bilgi, diyaloglar, üniformalar hakkında tavsiyeler ve film setini kısa ziyaretleri içeren “nezaket desteği” verilebilmektedir. Bu sayede basit hatalar ve olumsuz betimlemeler düzeltilmektedir.

ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın, yapımcılar için “Yapımcı İçin Eğlence Endüstrisinde ABD Kara Kuvvetleri ile İşbirliği Hakkında Rehber (A Producer’s Guide to U.S. Army Cooperation with the Entertainment Industry) isimli bir el kitabı bulunmaktadır: Bu el kitabında “projeler, kamuoyunun Silahlı Kuvvetlere yönelik olumlu anlayışını artırmalı” ve “Silahlı kuvvetlerin askere alma ve orduda kalma programlarına yardımcı olmalı” görüşleri yer almaktadır. Ayrıca ordunun desteği ile film yapmak isteyen yapımcılar için yayınlanan “Film Yapım Rehberi”nde (Making Movie Guide) bir proje hakkında “tam destek” kararı alınabilmesinin kriterleri de açıklanmaktadır.

Philip STRUB, onaylama süreci hakkında şu görüşleri açıklamaktadır: “Yapımcıların önerilen değişiklikleri kabul edip, uygulamaları güven meselesidir. Sanatçıların anayasal haklarına karışmamız mümkün değildir. Aslında biz bir film yapımcısı ile birlikte bir proje üzerinde çalışmayı başarı olarak kabul ediyoruz.”

Ordu-Hollywood işbirliği, zamanın Pentagon Halkla ilişkiler Bölümü Başkanı Tuğamiral Craig R. QUIGLEY tarafından 22 MAYIS 2001 tarihinde verilen brifingde ise şöyle özetlenmiştir: “İşbirliği yapmamız amacıyla bize başvuran projelerin tümü için geçerli olan tek bir yöntem uyguladığımız söylenemez. Her bir başvuru kendi koşulları içinde değerlendirilmektedir.” ABD Hava Kuvvetleri’nden Albay Bruce GILLMAN da “Bize gelen bir projeyi, ‘bu filmin içine Hava Kuvvetlerini ilgilendiren temaları nasıl yerleştirebiliriz?’ diye düşünerek inceliyoruz” açıklamasını yapmıştır.

Projelerde Aranan Özellikler:

Pentagon tarafından incelenen filmlerdeki temel bakış açısı, projenin “gerçekçiliği”ne dayanmaktadır. Konuyla ilgili tüm Amerikan yetkilileri “Film ne kadar gerçekçi olursa, ordu o kadar güçlü görünecektir” tezine inanmaktadır.

Philip STRUB da, konuyla ilgili olarak şu görüşleri ifade etmiştir “Genel olarak, artistik sinema dilinin dışına taşacak derece gerçekçilikten uzak ve izleyiciyi farklı yönlendirecek yapımlarla işbirliği yapmıyoruz… Biz bu yapımlar ile ABD ordusunun toplumun normal bir kesimi olduğu, üniformalı insanların diğerlerinden hiçbir farkı olmadıkları gerçeğini vurgulamak istiyoruz. Onlar orduda bir kariyer seçmiştir fakat bu onları diğer insanlardan ayırmaz. Biz yapımcıların filmlerini belgesel gibi yapmalarını istemiyoruz. Buram buram propaganda kokan filmler de istemiyoruz. Bunların aslında birer filmden ibaret olduğunu biliyoruz. İstediğimiz; olayların doğru ve akla yatkın bir şekilde tasvir edilmesidir. Biz ‘bir asker gerçekten bu şekilde davranır mıydı?’ sorusunun yanıtını arıyoruz.” Philip STRUB, başvuran projelerin incelenmesi sürecinde bazı hassasiyetlerin bulunduğunu, örneğin ABD askerleri tarafından 1968 yılında Vietnam’da 150 silahsız sivilin katledildiği My Lai olayının filmine asla destek verilemeyeceğini belirtmiştir.

Albay Bruce GILLMAN; “Halkın bilgilendirilmesi hedeflerine, halkın orduya katılmasına ve askerlerin ordudaki hizmetlerini sürdürmelerine hizmet edecek filmlere onay verdiklerini, “Down Periscope”, “Sgt. Bilko” veya “Hot Shots” gibi soytarılık içeren ve herhangi bir mesajı olmayan komedi filmlerini reddettiklerini” açıklamıştır.

Mali İlişkiler:

Bu konuda Amerikan basınına yansıyan bilgilerde çelişkili bilgiler yer almaktadır. Bazı haberlerde talep edilen teçhizatın Pentagon tarafından kiralandığı belirtilmekte, bazılarında ise teçhizatın bedelsiz olarak yapımcıya tahsis edildiği ifade edilmektedir. Ancak dünyanın en zengin ve en güçlü film şirketlerinin bulunduğu Hollywood için bile askeri teçhizatı kiralamanın aşırı derecede yüksek maliyetle sonuçlandığı kaydedilmektedir. Aslında gelişen bilgisayar teknolojisinin, film yapım şirketlerinin orduya bağımlılığını gittikçe azalttığı da ifade edilen görüşlerden diğeridir.

Hollywood yapımcılarının ordunun elindeki askeri teçhizatı kullanabilmek için senaryolarında değişiklik yapmayı kabul ettikleri bilinen bir gerçektir. Film şirketleri projelerinin bütçelerinde milyonlarca dolarlık tasarruf yapabilmek için Pentagon’un düzeltmelerini onaylamaktadır.

Konuyla ilgili yaşanan tartışmalar ABD basınına da yansımıştır. Eski Savunma Bakanı Donald RUMSFELD’in sinemaya asker ve helikopter tahsis edilmesine onay vermesi, Pentagon içinde de ciddi tartışmalara yol açmıştır. Karara itiraz edenler, “Pentagon’un sinemanın emrine girmesinin doğru olmadığını, bunun ulusal çıkarlara hizmet etmediğini, bedelin çok yüksek olduğunu ve asla maliyetin hassas bir şekilde hesaplanamadığını” savunmuştur.

Savunma Bakanlığı Halkla İlişkiler Bürosu, “ordudan verilen destek yoluyla film endüstrisi için harcanan paranın özel olarak hesaplanmadığını, bütçede ayrıca belirtilmediğini ancak fazla da bir yekûn tutmadığını” açıklamaktadır. Büro yetkilileri, “muvazzaf personelin, teçhizatın veya mekânların görev dışı zamanlarda ve devlete mali yük getirmeyecek şekilde kullanıldığını, film şirketlerinin projenin devlete ek bir yük getirmesi halinde (örneğin bir askeri aracı senaryo gereği özel olarak kullanmak istediğinde), bedelini ödediklerini” ifade etmektedir. Philip STRUB ise konu hakkında sorulan soruya şu yanıtı vermiştir: “Sağladığımız fiziki destek vergi mükelleflerinin yükünü artırmamaktadır”

PENTAGON İLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE ÇEKİLEN BAZI SİNEMA FİLMLERİ:

  • The Birth of a Nation (1915) ABD ordusu ile Hollywood’un ilk ortak projesidir.
  • Wings (1927) ABD Hava Kuvvetleri’nin desteği ile çekilen film tarihteki ilk Oscar ödülünü de almıştır.
  • Weekend in Havana (1941) ABD’nin Güney Amerika ülkeleri ile bağlarını güçlendirmesi stratejisi çerçevesinde desteklenmiştir.
  • That Night in Rio (1941) ABD’nin Güney Amerika ülkeleri ile bağlarını güçlendirmesi amacıyla desteklenmiştir.
  • From Here To Eternity (1953) Philip Strub filmle ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır: “Karakterlerden birinin kız arkadaşı fahişeydi. Bunu askere moral hizmeti veren ekipte çalışan bir hostese çevirdiler. Bir diğer karakter ise katildi. Bir diğeri ise tüm subaylardan nefret ediyordu. Aslında bu film bugünün standartlarında asla ordudan destek alamazdı. Ama Oscar kazandı.”
  • Somebody Up There Likes Me (1956) Başrolünü Paul Newman’ın oynadığı filmde konu edilen askeri hapishanenin şartlarının biraz daha iyi gösterilmesi karşılığında ordu desteği sağlanmıştır.
  • Patton (1970) Pentagon, yapımcılara şu şartı öne sürmüştür: “General Patton, üst komutanlarının başarı ve rollerini azaltan bir şekilde gösterildiği takdirde destek sağlanmayacaktır”
  • An Officer and a Gentleman (1982) Filmin yapımcıları, Pentagon’un reddetmesine rağmen Deniz Piyade Komutanlığı’ndan teknik destek almıştır. Pentagon “acemilerden birinin uçuş okulunda başarılı olamaması nedeniyle intihar etmesini, aşırı derecede seks temasının işlenmesini ve aşırı argonun kullanılmasını” uygun bulmamıştır. Ancak bu film, Amerikan ordusunun Vietnam sonrası halk nazarında bozulan imajının düzeltilmesi sürecinde önemli bir aşama olmuştur.
  • Top Gun (1986) Başrolünü Tom Cruise’un oynadığı film için, “Amerikan halkını Vietnam Sendromu’ndan kurtardığı ve Körfez Savaşı’na hazırladığı” yorumları yapılmıştır. Top Gun filmi için aslında bir Pentagon yapımı demek daha doğru olacaktır. Filmin ABD’de gösterimi sırasında sinema salonlarında Deniz Kuvvetleri Askere Alma Büroları kurulmuştur. Ayrıca Deniz Kuvvetleri’nin talebi üzerine filmin asıl senaryosunda bulunan Tom Curise’un ilişkiye girdiği kadın asker karakter, pilotların performanslarını araştıran ordu dışından özel araştırmacı bir kadın karaktere dönüştürülmüştür. Çünkü Deniz Kuvvetlerinde subaylar ile askerler arasında ilişki yasaktır.
  • A Few Good Men (Birkaç İyi Adam-1992) Philip Strub başlangıçta sorunlar yaşanan filmin onaylanma süreci hakkında şunları söylemektedir: “Aslında filmde hiç iyi adam yoktu. Sadece Jack Nicholson’ın kurmay subayı olumluydu ama o da intihar ediyordu… Kevin Bacon Deniz Kuvvetleri avukatı rolü, Deniz Piyade avukatına dönüştürüldü. Yine Deniz Kuvvetleri’ne mensup hâkim de Deniz Piyade sınıfına mensup olacak şekilde değiştirildi. Bu değişiklik, Deniz Kuvvetleri hukuk sisteminin Deniz Piyadelerine karşı olduğu gibi bir imajdan kurtarmıştı”. Sonunda, senaryonun değiştirilmesi karşılığında Point Magoo Deniz Üssünde çekim izni verilmiştir.
  • Clear and Present Danger (1994) Film Kolombiya’da geçen bir gizli servis entrikasını anlatmaktadır. Pentagon ve Deniz Kuvvetleri yetkilileri, orijinal metinde “Kolombiya hükümetinin ABD’nin bir piyonu olarak tasvir edildiğini” savunmuş ve yoğun tartışmaların ardından, senaryo Kolombiya’nın bağımsızlığının dikkate alındığı bir şekilde değiştirilmiştir. Filmin Deniz Kuvvetlerini ilgilendiren sahneleri Kitty Hawk uçak gemisinde çekilmiştir.
  • Tuskeegee Airmen (1995) Film, 1950’li yıllarda ABD Hava Kuvvetlerinde yaşanan ırk ayrımını anlatmasına rağmen ordu tarafından desteklenmiştir.
  • Goldeneye (1995) James Bond serisinin bu filminin orijinal metninde bir ABD Amiralinin devlet sırlarını açıkladığı anlatılmaktadır. Ancak ordunun talebi üzerine bu karakter Fransız ordusuna mensup bir general yapılmış ve film ancak bu haliyle onaylanmıştır.
  • The Jackal (Çakal-1997) FBI Başkanına suikast düzenleyen teröristin yakalanmasını işleyen film hakkında, Deniz Kuvvetleri Film Bürosundan yönetmene gönderilen mektupta “savaş sahnelerinde helikopter pilotlarının önemli bir rolleri olmamasını” eleştirilmiş, görüşmeler sonunda istenilen değişiklikler yapılarak, ordu desteği alınabilmiştir.
  • Asteroid (1997) Filmin orijinal metninde, uzay mekiği dünyayı tehdit eden bir asteroidin parçalanması için uzaya nükleer silah taşımaktadır. Ancak Pentagon “ABD’nin nükleer silahların uzayda kullanımını yasaklayan anlaşmayı imzaladığı” gerekçesi ile bu fikri onaylamamış, ancak değişiklikler yapılmasına karar verilmiştir. Hava Kuvvetleri asteroide bir Boeing-747 ile saldırılmasını önermiş ancak yönetmen F-16’nın görünümün daha etkili olacağını ifade etmiş, Pentagon da kabul etmiştir. Hava Kuvvetleri Film İrtibat Bürosu Başkanı Albay Bruce GILLMAN, “yazarla birlikte çalışarak 120 sayfalık senaryonun toplam 20 sayfasındaki diyalogları tekrar yazdıklarını ve filme 10 dakikalık Hava Kuvvetleri uçaklarının görüntülerini eklediklerini” açıklamıştır.
  • Air Force One (1997) Rickenbacker Askeri üssünde, Los Angeles Havaalanında ve Channel Adalarında yapılan filmin çekimleri için ABD Hava Kuvvetleri 6 adet F-15 uçağı ücretsiz tahsis etmiştir. Ancak basında uçakların yakıtı, mürettebat ve diğer masraflar için pazarlıklar sonrası toplam 300 bin dolar ödendiği bilgisi de yer almaktadır. Film için Hava Kuvvetleri’nin bir iç yazışmasında “film uluslararası alanda dikkat çekecek ve Hava Kuvvetlerinin tanıtımına katkıda bulunacaktır” değerlendirmesi yapılmıştır. Yönetmen Wolfgang Petersen bu filmi için onay alırken, yönettiği diğer ünlü film Outbreak için ordunun desteğini alamamıştır.
  • Sphere (1998) Yabancı bir uzay gemisinin denizaltında keşfini anlatan film Mare Island Deniz Üssünde Deniz Kuvvetleri’nin tam desteği ile çekilmiştir. Yapımcı şirket yöneticisi Lisa Rollins film hakkında şunları söylemiştir; “Senaryoyu verdik. Metindeki ve repliklerde istedikleri değişiklikleri yaptık. Deniz Kuvvetleri bizden kendilerinin dünya çapındaki rollerini vurgulamamızı istedi”.
  • Men of Honor (2000) ABD Deniz Kuvvetleri personeli olan bir uzman dalgıcın gerçek hayat hikâyesinin anlatıldığı ve Deniz Kuvvetleri tarafından desteklenen filmin galası Savunma Bakanı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir.
  • Pearl Harbor (2001) Filmin kahramanlarından olan ve Tokyo’ya ilk hava akınını düzenleyen Jimmy Doolittle, orijinal senaryoda çok kötü ve ağzı bozuk biri olarak işlenmiştir. Ancak ailesi, biyografisini yazan tarihçi ve Hava Kuvvetleri’nin devreye girmesiyle yapımcı şirket bu karakteri değiştirmiştir. Pentagon, 2.000 sivilin de katıldığı filmin dünya galası için uçak gemisi John Stennis’i Hawaii’ye göndermiştir. Pentagon’un filme vermiş olduğu destek hakkında ABD basınında birçok çelişkili haber yayınlanmıştır. İddialardan biri Disney şirketinin film için orduya 1 milyon dolardan fazla para ödediğidir.
  • Behind Enemy Lines (Düşman Hattı-2001) Filmin yapımcısı John DAVIS, “Pentagon’un kendilerine aşırı derecede yardımcı olduğunu ve yapılan görüşmelerle senaryo metninde sayısız değişiklik yaptıklarını” açıklamıştır. Film için Constellation ve Carl Vinson Uçak gemilerinin yanında onlarca uçak ve helikopterin kullanımına izin verilmiştir.
  • Hearts in Atlantis (2001) Filmde herhangi bir askeri konu yer almamasına rağmen, filmin bir sahnesinde “Ordu Askere Alma Bürosu”nun gösterilmesi karşılığında, Pentagon orduya ait bir yerde çekim iznini onaylamıştır.
  • Wind Talkers (Rüzgarla Konuşanlar-2001) 2. Dünya Savaşı’nı anlatan ve ABD’nin Kızılderililere yönelik olarak geçmişte uyguladığı ırk ayrımı ve soykırımın da işlendiği senaryo, ABD Deniz Piyade Komutanlığı’nın talebi üzerine değiştirilmiş, ancak yapımcılar daha sonra kendi istedikleri senaryoyu çekmişlerdir. Yapımcı şirket tarafından orduya herhangi bir ücret ödenmediği iddia edilen film için 800 kadar Deniz Piyadesi tahsis edilmiştir. ABD Savunma Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri ve Deniz Piyade Komutanlığı’nın desteği ile çekilen filmin birçok yerinde savaşı sorgulayan diyaloglar bulunmaktadır. Filmde birçok askerin dost atışı ile hayatını kaybedişi de dramatik bir şekilde işlenmiştir.
  • Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü-2002) Philip STRUB, film hakkında “askerlerin cesaretini göstermesi ve ABD’nin müdahale edeceği yerler hakkında verdiği zor kararları ortaya koyması bakımından bir şanstı” görüşünü açıklamıştır. Çekimlerinin büyük bir bölümü, Fas hükümetinden alınan özel bir izinle, Fas Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Kenitra üssünde gerçekleştirilmiştir. Projenin askeri danışmanlığını, söz konusu operasyona katılan iki yarbay yapmış; film için, 100 asker, 4 Sikorsky ve 4 Little Birds helikopteri tahsis edilmiştir. Bu personel ve ekip Fas’a C-5 Galaxy uçağı ile taşınmıştır. Yapımcı şirketin, film için orduya 3 milyon dolar ödediği iddia edilmektedir. Helikopterler gibi pilotlar da filme konu olan operasyona katılmış personel arasından seçilmiştir. Oyuncuların hemen hepsi, bahse konu operasyona katılan Amerikan askerlerinin denetiminde ağır bir eğitimden geçmiştir. Bu operasyonun gazilerinden Çavuş Bruce Moore, Washington’da düzenlenen filmin özel galasında, “1993 yılında tanık olduğu olayların yüzde 90-95 oranında gerçek bir şekilde filmleştirildiği” görüşünü ifade etmiştir.
  • Tears of the Sun (2002) Başrolünü Bruce WiIlis’in oynadığı filmin bazı sahneleri Deniz Kuvvetleri’nin izniyle Harry S. Truman uçak gemisinde çekilmiştir.
  • The Sum of All Fears (En Büyük Korku-2002) CIA ve Pentagon arasında yaşanan rekabeti konu edinen filmin gerçekçiliğinin sağlanabilmesi için Pentagon, Hava Kuvvetleri, Deniz Piyade Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri destek olmuştur. Ordudan F-16, B-2 uçaklarının da içinde bulunduğu sayısız uçağın yanında, birçok Black Hawk ve CH-53 helikopteri tahsis edilmiştir. Ayrıca Pentagon, Beyaz Saray ve Hava İndirme Komuta Merkezi’nin içinde çekim izni verilmiştir. Projenin askeri danışmanı Charles E.DAVIS filmle ilgili olarak şu açıklamaları yapmıştır: “Yapım şirketi bize bu proje için başvurduğunda çok memnun olduk. Yapımcılar ve yönetmenle sıkı bir işbirliği içinde çalıştık. Bu filmin bugüne kadar çekilen teknik olarak en gerçekçi film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.” Öte yandan yapımcıların orduya ödediği bedeller konusunda ABD basınında farklı bilgiler yer almaktadır. Bir haberde filmde kullanılan uçak gemisi için 1 Milyon dolar ödendiği belirtilirken, bir diğerinde kurtarma sahnesi için gerekli olan 3 adet CH-53 helikopteri ve 50 Deniz Piyadesi için yaklaşık 150-200 bin dolar ödendiği iddia edilmektedir. Filmin galası üst düzey yetkililerin katılımıyla Washington’da gerçekleştirilmiştir.
  • We Were Soldiers (Bir Zamanlar Askerdik-2002) Yapımcılar tarafından aktör eğitimi, silah, teçhizat ve iki askeri üste çekimin karşılığı olarak 135 bin dolar ödendiği bilgileri basına yansımıştır. Emekli General Hal Moore ve gazeteci Joe Galloway’in birlikte yazdıkları kitaptan uyarlanan film için Galloway, “filmin yaşanan gerçeklerin yüzde 85’ini başarıyla aktardığı” görüşünü ifade etmiştir. Film özel bir gösterimle Başkan George W. Bush, Donald Rumsfeld, Condoleezza Rice ve birçok Pentagon görevlisine izletilmiştir.

 

PENTAGON TARAFINDAN DESTEKLENEN DİĞER FİLMLER:

Sahara (1943), Air Force (1943), Destination Tokyo (1943), The Purple Heart (1944), The Fighting SeaBees (1944), Thirty Seconds Over Tokyo (1944), God is My Co-Pilot (1945), The Sands of lwo Jima (1949), Twelve O’Clock High (1949), Battleground (1949), The Bridges at Toko-Ri (1954), The Caine Mutiny (1954), Run Silent, Run Deep (1958), Pork Chop Hill (1959), The Longest Day (1962), A Gathering of Eagles (1963), In Harm’s Way (1965), Beach Red (1967), The Green Berets (1968), Tora! Tora! Tora! (1970), Midway (1976), MacArthur (1977).

Gray Lady Down (1978), The Great Santini (1979), Stripes (1981), Firefox (1982), The Right Stuff (1983), The Killing Fields (1984), Gardens of Stone (1987), Heartbreak Ridge (1986), Hamburger Hill (1987), Biloxi Blues (1988), The Hunt for Red October (1990), The Silence of The Lambs (1991) Flight of the lntruder (1991), Toy Soldiers (1991), Forever Young (1992), Patriot Games (1992), In the Line of Fire (1993), Matine (1993), Renaissance Man (1994), True Lies (1994), In the Army Now (1994), The Perez Family (1995), Apollo 13 (1995), The American President (1995), Fly Away Home (1996), A Time To Kill (1996), Executive Decision (1996), Larger Than Life (1996), Wild America (1997), Batman & Robin (1997), Contact (1997), Deep Impact (1998), Tomorrow Never Dies (1998), Armageddon (1998), Random Hearts (1999), The Perfect Storm (2000).

PENTAGON TARAFINDAN DESTEK TALEBİ REDDEDİLEN BAZI SİNEMA FİLMLERİ:

  1. Apocalypse Now (1979) Tüm zamanların en başarılı savaş filmlerinden biri olarak kabul edilen film ile ilgili olarak Pentagon’un görüşü “bir askere asla bir diğerinin işini bitirme (terminate) görevi verilemez” olmuştur. Aslında Pentagon’un tek şartı filmdeki “terminate” kelimesinin değiştirilmesi olmuştur. Görüşmeler haftalarca sürmüş, yönetmen Coppola, Başkan Carter’dan bile yardım istemiştir. Ancak yapımcı şirket, filmi ABD ordusunun desteği olmadan Filipinler’de çekmek zorunda kalmıştır.
  2. Attack (1956) 2.Dünya Savaşını konu edinen film, gönüllü bir askerin bir subayı vurması nedeniyle reddedilmiştir.
  3. Born On the Fourth of July (1989) Ordunun onaylama sürecine şiddetle karşı çıkan ve “Pentagon tarafından onaylanan filmlerin askere alma posterlerine benzediğini” ifade eden Oliver Stone, bu film için Pentagon desteğini reddetmiştir.
  4. Broken Arrow (1996) Pentagon, bir nükleer silahın çalınması konusunun işlendiği senaryo için “kabul edilemez” görüşünü savunmuş ve “tam destek” yerine, sadece teknik bilgi desteğini içeren “nezaket desteği” kararı alınmıştır.
  5. Cadence (1990) Vietnam öncesi ABD ordusundaki ırk ayrımını konu edinen film Kanada’da Mount Lolo Askeri Kamp’ında çekilmiştir.
  6. Casualties of War (1989) Amerikan askerilerinin Vietnam’da bir yerli kıza tecavüzlerini işleyen film Pentagon’dan destek alamamıştır.
  7. Catch-22 (1970) 2nci Dünya Savaşı sırasındaki havacı bir askerin muharebe görevinden kaçmak için elinden gelen her şeyi yapmasının anlatıldığı film için ordudan destek alınamamıştır.
  8. Courage Under Fire (1997) Pentagon onaylamama gerekçesinde, “filmde askeri personel arasında kabul edilemeyecek derecede gerçekdışı, olumsuz ve asla yaşanmayacak diyalog ve davranışlar bulunduğunu, Pentagon karşıtı ifadeleri bulunan karakterlerden birinin görev sırasında sarhoş olduğunun gösterildiğini ancak ordunun bu ciddi sorunu hoşgörü ile karşıladığını” bildirmiştir.
  9. Crimson Tide (1995) Bir nükleer denizaltıda geçen film için “denizaltıda yaşanan isyanı gösterdiği için” destek verilmemiştir. Philip Strub yapımcı şirkete yazdığı cevabi yazıda şu görüşleri açıklamıştır: “İsyanla ilgili bölümler kabul edilemez derecede gerçeğe aykırıydı. Gerçekte denizaltılara dayalı bir nükleer caydırıcılık görevinin icrasında, en büyük krizler için bile çok geniş tedbirler belirlenmiştir.” Yapımcı Jerry Bruckheimer’ın bu filmi reddedilirken, Top Gun ve Pearl Harbor filmleri ordunun büyük desteği ile çekilmiştir.
  10. Fail-Safe (1964) Nükleer savaşın bir kaza nedeniyle başlayabilme ihtimalini dramatik bir dille işleyen film Pentagon’dan destek alamamıştır. Pentagon, “insan hatasına karşı zayıf askeri güvenlik tedbirlerinin işlendiği” gerekçesi ile filmi gerçekçi bulmamıştır.
  11. Forrest Gump (1994) Filmin reddedilmesi hakkında ABD ordusundaki resmi bilgi aynen şöyledir: “Filmde, 1960’ların ABD ordusunun ya saf ya da sınırlı zekâya sahip askerlerle dolu olduğuna ilişkin bir genelleme bulunmaktadır. Böyle bir izlenim ne doğrudur, ne de orduya bir faydası bulunmaktadır.” Ayrıca bir sahnede “Tom Hanks’in Başkan Johnson’a kaba etindeki yarayı göstermesinin de kabul edilemez olduğu” savunulmuştur.
  12. I.Jane (1997) Deniz Kuvvetleri, başrolünü Demi Moore’un oynadığı film hakkında, yönetmen Ridley Scott’a gönderdiği mektupta, “G.l. teriminin Kara Kuvvetleri’ne ait olduğu ve Deniz Kuvvetleri’nde kullanılmadığını, metinde toplam 22 değişiklik yapılması gerektiğini” belirtmiştir. Yazıda ayrıca “cephedeki bir kara muharebesi sırasında, bir erkek askerin bir kadın askerin önünde tuvalet ihtiyacını giderdiğinin gösterilmesinin ABD Deniz Kuvvetleri’ne herhangi bir fayda sağlamadığı” ifade edilmiştir. Yönetmen bu sahneyi çıkarmış ve istenilen birçok değişikliği yapmış ancak film yine de onay alamamıştır. Bunun üzerine Demi Moore, tam anlamıyla ortalığı ayağa kaldırmış Başkan Clinton’ın orduya emir vermesi için çaba göstermiş ve Florida Valisi’nin Philip Strub’u aramasını sağlamıştır. Strub, “sorun Deniz Piyade komandosu bir kadının hiç var olmadığı değil. Sorun, filmdeki askeri personelin davranışlarıdır” yanıtını vererek projeyi reddetmiştir. Film emekli deniz komandoları ile çekilmiştir.
  13. Independence Day (1996) Uzaylı yaratıkların dünyayı istila ettiğinin işlendiği filmin yapımcısı, Pentagon’a yazdığı yazıda “ordunun askere alma çabalarına destek olacağını” iddia ederek, “eğer bu film ülkedeki her çocuğu bir savaş uçağı uçurmayı istetmezse ben de bu metni yerim” demiştir. Ancak Pentagon’un yanıtı şu gerekçelerle tamamen olumsuz olmuştur: “En temel sahnelerde bile gerçekçiliği oluşturmak ve ordunun olumlu gösterilmesini sağlamak için birçok değişiklik gerekmektedir. Filmde gerçek bir askeri kahraman bulunmamakta, ordu yetersiz ve/veya beceriksiz gösterilmektedir. Yaratıkların durdurulmasına karşı tüm girişimler sivillerin hareketlerinin sonucu yaşanmaktadır. Filmin ana temalarından birini oluşturan ‘1947 yılında Hava Kuvvetleri tarafından bulunan bir UFO’nun halktan ve Başkan’dan 51nci Bölge adı altında gizli bir askeri tesiste saklanması’ konusu tamamen uydurmadır ve ordu böyle bir masalın sürmesine katkıda bulunacak bir yapıma onay vermeyecektir.” Yönetmen Pentagon’a yazdığı cevabi yazıda, “büyük değişiklikler yapacağını, senaryonun güçlendirileceğini ve daha fazla olumlu roller verileceğini” ifade etmiş ancak yine de desteği alamamıştır.
  14. Lone Star (1996) Filmin yönetmeni, ordudan “üniformalar hakkındaki doğru bilgiler” gibi bilgi desteği talep etmiş ancak Pentagon metinde birçok değişiklik isteyince yapımcı şirket talebini geri çekmiştir.
  15. Mars Attacks! (1996) Filmin yapımcıları, Amerikan ordusu Mars’tan gelen istilacılarla mücadelede tamamen etkisiz gösterildiği için Pentagon’un desteğini alamamıştır.
  16. Outbreak (1995) Senaryoda bir salgın hastalığın ordu tarafından başlatıldığı işlendiği için Pentagon’un desteği alınamamıştır.
  17. Platon (1986) Yönetmen Oliver Stone, tüm zamanların bu en ünlü savaş filminin sadece reddedilmediğini aynı zamanda çekiminin de engellenmeye çalışıldığını açıklamıştır. Stone, “Pentagon tarafından askeri personelin filmde yer almaması için emir yayınladığını, bu yüzden Filipin ordusunun askerlerini kullanmak zorunda kaldıklarını” belirtmiştir.
  18. Saving Private Ryan (1998) Avrupa’da ABD ordusuna ait 2. Dünya Savaşı teçhizatı bulunmadığı için Pentagon tarafından filme destek sağlanmamıştır. Ancak, eleştirmenlerin tüm zamanların en büyük savaş karşıtı filmi olarak kabul ettiği film nedeniyle, Steven Spielberg’e, ABD ordusunun ‘Yüksek Hizmet Nişanı’ verilmiştir. Pentagon’un nişan için gerekçesi şöyle açıklanmıştır: “Film ile ABD ordusuna büyük hizmette bulunulması ve orduyu gençlere sevdirmesi!”
  19. Bilko (1996) Film, başkarakterin hırsız, beceriksiz ve ortağının da benzer karaktere sahip olması nedeniyle Pentagon ve Hava Kuvvetleri tarafından reddedilmiştir.
  20. Space Cowboys (2000) Film, senaryoda değinilen projenin Hava Kuvvetleri’nden alınarak NASA’ya verilmiş olması ve karakterlerin genç bir test pilotu iken bir deney uçağını düşürmelerinin gösterilmesi nedenleriyle uygun bulunmamıştır.
  21. The General’s Daughter (1999) Askeri bir üste işlenen bir suçun örtbas edilmesini işleyen bu film daha ilk başvuruda reddedilmiştir.

PENTAGON TARAFINDAN DESTEK TALEBİ REDDİLEN DİĞER FİLMLER:

Dr. Strangelove (1964), Full Metal Jacket (1987), The Thin Red Line (1998), Memphis Belle (1990), A Midnight Clear (1991), Down Periscope (1996).

  1. BÖLÜM

TÜRK SİNEMASI VE TSK İLİŞKİSİ BAĞLAMINDA İKİ SİNEMA FİLMİ:

NEFES: VATAN SAĞOLSUN – “UYURSAN ÖLÜRSÜN!”

Nefes: Vatan Sağolsun sinema filminin senaryosu; Güneydoğudan Öyküler (1997) ve Yer Eksi İki (2005) kitaplarından yararlanılarak kaleme alındı, ancak hazırlık ve çekim sürecinde, yaratıcı ekip ve oyuncuların katkıları ile şekillendirildi. Üç senaryo yazarından biri olarak yazdıklarımın ve yaşanan gerçeklerin yüzde 80-90 oranında beyaz perdeye yansıdığını düşünmekteyim.

1998 yılından itibaren Güneydoğu’da yaşanan terörle mücadele konulu bir filme askeri destek alabilmek için Genelkurmay Başkanlığı’na ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne defalarca yapılan başvurularda, genellikle projenin ciddiye alınmamasından öte; “böyle bir filmin hayata geçirilmesinin ‘zararlı’ olacağı” dahi ifade edildi ve çeşitli hakaretlere maruz kalındı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tek bir mermi kovanı dahi destek alınmadı, filmde kullanılan tüm personel, silah, teçhizat, malzeme, araç vb. prodüksiyon ekibi tarafından yaratıldı. Yaratıcı ekip; kendilerinin tercih etmediği hiçbir bilgilendirme, ima, baskı ve yönlendirmeye uymadığı için Nefes, tam anlamıyla bağımsız bir film oldu. Ekip; filmin bağımsız kalabilmesi için dört yıla yakın bir süre, alışılmışın dışında bir özveri ile çalıştı. Üstelik çekim dönemlerine rastlayan “Ergenekon” ve FETÖ kumpaslarından etkilenilmemesi için, tüm hazırlıklar özenle ve dikkatlice yürütüldü.

Filmde görev alan hiçbir oyuncunun TSK ile bir ilgisi yoktu. Oyuncuların doğallığı, gerçekçiliği, oyunculuk başarıları; başta Yönetmen Levent Semerci olmak üzere, tüm kamera arkası ekibinin özverisi ve bu oyuncuların Nefes’e yürekten inanmaları ile oluştu.

Nefes’in vizyona girişi; tamamen bütçe şartları, filmin vizyon hazırlıkları vb. koşullar altında oluştu. “Habur” rezaletinin Nefes’in vizyona girdiği tarihlere rastlaması, tam anlamıyla “ilahi” bir tesadüf oldu.

Zamanın Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un sinemanın önemini kavraması ve vizyoner bakışı olmasa Nefes’in yine çekilebileceğini ancak belki de yayınlanamayabileceğini değerlendiriyorum.

Vizyona girdiği andan itibaren büyük tartışmalara neden olan filmin sonunda “Mete Yüzbaşı karakterinin ölümü” yapılan eleştirilerden biri oldu. Yaratıcı ekip; Amerikanvari bir “Rambo Mete” yaratmak yerine, hayatını bu uğurda kaybetmiş tüm şehitlerin unutulmamasını sağlamak amacıyla finalin bu şekilde olmasını bilerek, isteyerek ve bu tepkilerin geleceğini ön görerek tercih etti.

Aslında “uyursan ölürsün” mottosuyla hafızalara kazınan Nefes filminin çatısı; uykusuna devam eden Türk izleyicisine “sinemasal bir ninni” söylemek yerine; film bittiğinde koltuğundan dahi kalkamayacak şekilde bir şok yaratmak üzerine inşa edilmişti.

Yaklaşık dört yıla yayılan hazırlık, çekim ve vizyon süresi ile; “deli” ya da “kendini filme adamış” 40 kadar insanın özverisi ile yaratılan Nefes: Vatan Sağolsun, Türk sinemasının dönüm noktalarından biri oldu. Güneydoğu’da görev yapan askerlerin terörle mücadelede yaşadıklarını, hamasete kapılmadan ve son derece gerçekçi bir çizgi ile izleyici aktarması nedeniyle de, kamuoyunda büyük ilgi gördü.

ANADOLU KARTALLARI: BİR ANMA FİLMİ

Anadolu Kartalları, Türk Hava Kuvvetleri’nin 100’ncü kuruluş yıldönümü anısına hayata geçirilmiş, tam anlamıyla bağımlı bir proje filmidir. Senaryo hazırlıklarından, vizyona girdiği ana kadar tüm aşamaları, TSK ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisi ve kontrolü ile gerçekleşti.

Neredeyse dünya havacılık tarihine eş bir tarihe sahip olan Türk Hava Kuvvetleri’ni anlatan bir projeden, sadece “editoryal bağımsızlık” gerekçesi ile mahrum kalmamak adına, Anadolu Kartalları sinema filmi senaryo yazarı ve askeri koordinatörü olarak çalışmayı kabul ettim.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı; filmin tüm süreçlerinde, projenin içinde bulundu, istisnai birkaç personelin kişisel yetersizlikleri, kaprisleri, hezeyanları ve maalesef hainlikleri dışında; tüm yetkililer sanata ve sanatçıya saygıyla, nezaketle, yönlendirme yerine, bilgilendirme yoluyla editoryal destek verdi.

Planlamalarını saniyeler üzerinden yapan ancak kurumsal tanıtımda tecrübe eksikleri bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile, plansız çalışma alışkanlığına sahip ve asker konulu film tecrübesi bulunmayan Türk sinema sektörünün, ilk kez bu kadar büyük çapta bir projede birlikte çalışmalarını sağlamakta büyük sıkıntılar yaşandı.

Projenin başlangıcında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın uygun bulduğu senaryonun içeriği, ruhu ve ana teması, daha sonra ekibe katılan Yönetmen tarafından tamamen değiştirildi. Süreç içinde çeşitli nedenlerle; proje koordinatörlüğünden ve senaryo yazarlığından üç defa istifa aşamasına geldim, ancak canları pahasına ter döken pilotlar ile arkalarındaki binlerce çalışanın anlatılacağı bir filme zarar vermemek adına, her seferinde “ehven-i şer” kabulü ile istifadan vazgeçtim. Türk sinema sektörünün bir çalışanı sıfatı ile yürüttüğüm Anadolu Kartalları sinema filminin ortaya çıkan halinden memnuniyetsizliğimi, başlangıçtan itibaren her ortamda ifade ettim. Tüm proje sürecine ilişkin öz eleştirilerim sonucunda birçok ders çıkarttım.

Filmin hava çekimleri de dâhil olmak üzere tüm sahneleri, personelin günlük görevleri aksatılmadan ve bu görevlere paralel olarak çekildi, personele ek bir iş yükü, bütçeye ek bir mali yük getirilmemesi öncelikli amaç oldu.

Anadolu Kartalları; başta Ergenekon olmak üzere kumpasların havada uçuştuğu bir dönemde FİDA Film’in cesareti ile zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı E. Orgeneral Abidin ÜNAL’ın sahip oldukları vizyoner dünya görüşleri ve zamanın Konya Hava Üs Komutanı E.Tümgeneral Ateş Mehmet İREZ’in çekimler sırasında verdiği büyük destek ile hayata geçirilebildi.

Ancak; aylar öncesinden vizyon tarihi açıklanan Anadolu Kartalları filmi ile hemen hemen aynı tarihlerde, FETÖ tarafından apar topar hazırlanan “Allah’ın Sadık Kulu: Barla” adlı animasyon filmi, vizyona sokuldu ve sapkın tarikatın müritleri onlarca il ve ilçede belediye otobüsleri ile sinemalara taşındı. 2 milyon iki yüz bin kişinin izlediği bu saçma yapım ile, Anadolu Kartalları sinema filminin kamuoyunda TSK lehine yaratacağı olumlu etkinin azaltılmasının amaçlandığı (gişe sayısı 1.195.000 izleyicide kalmıştır) anlaşıldı.

Üstelik bu amaca hizmet eden en yetkili kişilerden birinin, Kurmay Albay rütbesi ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreteri’nin olabileceği tahmin edilemedi. Filmin hazırlık ve çekim sürecinde sergilediği garip müdahalelere, saçma tavır ve davranışlara bir türlü anlam verilemeyen bu şahıs; 15 Temmuz ihaneti sonrasında, Tuğgeneral rütbesi ile görev yaptığı yurtdışından Türkiye’ye dönmek yerine, TSK aleyhine uluslararası medyada yaptığı açıklamalarıyla gündeme geldi.

 

SONUÇ

Karşılıklı menfaat ilişkisi bulunan bu iki sektörün, birlikte çalışabileceği sistemlerin kurulması zor ancak mümkündür.

Türk sineması; “ordu düşmanlığı” ile “asker romantizmi” arasında gidip gelmek yerine; “asker”, “ordu” ve “savaş” kavramlarının tüm insanlık tarihinin göz ardı edilemez bir gerçeği olduğunun farkına varmalıdır. Senaryo yazarları ve yapımcılar, askeri temalı yapımlarda “gişe yükselteceği gerekçesi ile abartıya ve hamasete başvurma” yanılgısından kurtulmalıdır. “Kraldan fazla kralcı” olmak uğruna, propagandist bakışla yaratılan, “hamaset” dolu “sabun köpüğü” eserler yerine; “insanı” temel alan, yaşanmış gerçek hikâyelere odaklanıldığında, daha inandırıcı ve daha kalıcı yapımlara imza atılacağı açıktır.

Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Karargâhları’ndaki kurumsal yapı; sinema/TV konuları, diğer medya/basın/iletişim başlıklarından ayrıca ele alınarak yeniden düzenlenmeli, buralarda istihdam edilecek konusunda uzman personelin dışında, hizmet alımı yoluyla sinema/TV sektöründen de danışmanlık hizmeti alınmalıdır. Sınırları belirlenmiş bir başvuru/onay/red sistemi geliştirilmeli, Türk sinema sektörünün genelde “son dakika planları” ile çalışması nedeniyle, süreç mümkün olduğu kadar hızlı yürütülmelidir.

Mevcut TV izlenme ölçüm sistemi çerçevesinde; reklam verenlerin talep ve beklentileri ile TV dizilerinin kalitesi organik olarak birbirlerine bağlıdır. TV’lerde kalitenin yerlerde süründüğü böylesine sancılı bir geçiş döneminde; günü kurtarmak amacıyla gerçekleştirilen askeri konulu TV dizilerinin “gerçekçiliğin” dışına çıkarak, konuları sulandıracağı kaçınılmazdır. Bu nedenle, “ülke kuran ordu” saygınlığına zarar vermemek adına, sadece hafızalardan silinemeyecek kalıcı eserlere destek olunmalıdır.

TSK; kurumsal tanıtım beklentisiyle hareket etmekten çok; gerçek ya da gerçeğe yakın olayların aktarılacağı ve insanı temel alan yapımlara destek vermelidir. Çünkü, Türk halkının vergileri ile çalışan ve insan ihtiyacını yine kendi içinden karşılayan Türk ordusunun asli görevlerinden biri, savaşmaktan önce, caydırıcı bir güç olduğunu anlatmak amacıyla kendisini tanıtmaktır. Verdiği hizmeti; hatasıyla-sevabıyla, tam, doğru, kendinden emin ve cesurca tanıtamayan, anlatamayan Türk ordusu, 15 Temmuz hainliğinde yaşandığı gibi, hem içerden hem de dışarıdan gelecek tehlikeler nedeniyle sorunlar yaşayacaktır.

[1] Güncellenerek okurun ilgisine sunulan bu araştırmanın özeti; Nefes: Vatan Sağolsun ve Anadolu Kartalları sinema filmlerinden çok önce, Temmuz 2003’te, MGK Genel Sekreterliği Basın ve Halkla İlişkiler biriminde sivil uzman olarak görev yaptığı sırada, yazar tarafından Genelkurmay Başkanlığı’nda verilen bir brifingde sunulmuştur.