Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

Nuri Bilge Ceylan, kendi dünyasını kurabilmiş ve bunu ustalıkla yansıtacak yeteneğe, birikime, deneyime sahip çok özel bir isim. Ceylan’ın fotoğrafla uğraştığını bilmeyenler dahi filmlerindeki muhteşem renkler ve karelerden yola çıkarak istese harika fotoğraflar çekebileceğini tahmin edebilir. 1980’li yıllarda başladığı fotoğrafçılığa, filmlerinin yoğunluğu nedeniyle bir süre ara veren Ceylan, 2009 yılında Sinemaskop Türkiye sergisini açtı. Bu seriye nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

“Bir tesadüfle başladı biraz. Uzak filmini bitirdikten sonra biraz dinlenmek için, ki dinlemeye çok ihtiyacı olur insanın bir filmi bitirdikten sonra, Kapadokya’da bir arkadaşımızı ziyarete gitmiştik. Arkadaş bizi çevrede gezdirirken bir akşamüstü, son derece tesadüfen, şu Kapadokya fotoğrafını çektim orada. Sonra İstanbul’a dönüp onu bastığımda çok beğendim bu fotoğrafı… Bu duygu bu çalışmayı devam ettirme hissi yarattı bende…”

“Zannediyorum ben görsel sanatlar eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi’nin eski kütüphanesinde aldım. O zaman kütüphane şimdiki rektörlük binasının olduğu yerde. Ahşap zemini, gıcırdayan bir zemini vardı. Onun alt katında, mahsen gibi, soluk ışıkların olduğu, bir köşesinde eski bir koltuğun durduğu, ama kimsenin inmediği, bütün o yabancı dergilerin, eski sayılarının ve eski kitapların olduğu, çok geniş bir arşiv vardı…Orası benim için inanılmaz zengin bir yerdi. Dolayısıyla orada yıllar harcadım ben. Zannediyorum ben çerçeve ve görsel sanat eğitimimi orada aldım. Çok sosyalliği de sevmezdim, herhangi bir şeye sıkıldığım zaman hemen oraya, o koltuğa kaçardım. Birkaç büyük cilt yığardım yanıma, onlara bakarken huzur bulurdum.”