Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Kültürün en kapsamlı tanımı; insanoğlunun tarih sahnesine çıktığı günden beri tüm yaşadıkları, adet haline getirdikleri, yedikleri, içtikleri, giydikleri, söyledikleri, gelenek olarak aldıkları, doğayla ilişkileri yani biriktirip sonraki nesillere aktardıkları maddi ve manevi varlıklar, olarak yapılmaktadır.

Kuşkusuz, insanoğlu ayrı topluluklar halinde ve ayrı coğrafyalarda yerleşik veya göçer biçimde yaşamaya başladığında, bu toplulukların her birinin içinde bulunduğu coğrafi, fiziki, iklimsel ve ekonomik şartlara bağlı olarak farklı yaşam tarzları ve maddi/manevi birikimleri oluşmuştur. İşte; her toplumun/milletin yaşadığı ve aktardığı, gerek inanç sistemleriyle ve gerekse diğer etmenlerle oluşturarak ortak bir aidiyet unsuru haline getirdiği birikimlerin tümü o topluma/millete has ve farklıdır. Toplumların savaş, ticaret, seyahat vb. çeşitli nedenlerle birbirleriyle temasları kültürler arasında etkileşmelere ve geçişlere yol açmış ve ortak kültürel değerlerin ortaya çıktığı da görülmüştür.

Globalleşen dünyada, gelişen ve nereye kadar gelişeceğini kestiremediğimiz teknolojik olanaklarla, milletler kendine has kültürlerini ve değerlerini etkilerden ne kadar koruyup, aidiyetlerine ne kadar sahip çıkabileceklerdir? Kültür, tarih boyunca en masum ve en birleştirici unsur olarak görülmüş ve küresel emperyalistler tarafından da bu özelliğinden dolayı çokça kullanılmıştır.

Emperyalizmin yayılmacı yapısının bulduğu her boşluktan ve olanaktan yararlanarak toplumları bir şekilde etkilemek ve kendi istekleri doğrultusunda dönüştürmek şeklinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu noktadan bakıldığında, toplumun her bireyinin yaşamında çok önemli bir yer tutan ve kapsamı açısından da oldukça geniş alanda kendini gösteren KÜLTÜR /kültürel değerler küresel emperyalistlerin amaçları doğrultusunda en rahat ve kolayca yararlandıkları alan olmaktadır. Hollywood’un ürettikleri ile dünya genelinde nasıl bir popüler kültür yarattığını, Amerikan yaşam tarzını nasıl empoze  ettiğini herhalde bilmeyen ve kabul etmeyen olmaması gerekir. Küresel güçlerin gerek çok uluslu şirketler, gerek yaygın görsel-işitsel araçlar, gerek teknolojik ürünler ve gerekse diğer ekonomik enstrümanlarla etki alanlarına almak istedikleri toplumlara girdikleri/sızdıkları artık yadsınamaz bir gerçek olarak ortada durmaktadır.

Küresel emperyalizmin en kapalı toplumlara/devletlere önce film ve müzik eserleriyle bir sonraki adımda fast food  ve giyim tarzı türü araçlarla (buna en iyi örnek blue Jean dir) girdiği ve bu toplumlarda farklı bir yaşam tarzı dikte ettiği bilinen bir gerçektir. İşte; toplumlarda kendilerine has nesillerden beri gelen ve aidiyetlerinin belirtisi olanın dışında ve küresel güçlerin istediği ve işaret ettiği değerlerin ve alışkanlıkların oluşturulması Kültürel Emperyalizmdir.

Kültür bir milletin ortak mirasıdır, bir milletin ayırt edici özelliğidir, ortak paydasıdır. Kültürel emperyalizm bu mirası, paydayı ve ayırt edici özelliği örseler, kendi güdümüne alır ve toplumu kimliksizleştirir. Kimliğini kaybeden toplumların akıbeti de bilinir.

Bu gün, özellikle gençler arasında yaygın olarak görülen sesli harfler terkedilerek yazılan SMS lerin dili, Türkçe’nin yozlaşmasına yol açmaktadır ve kültürel emperyalizmin en güzel örneklerinden biridir. Kültürüne/kendi öz değerlerine sahip çıkmayan toplumlar ortak paydalarını kolayca kaybeder ve kültürel emperyalizmi bir araç olarak kullanan egemenlerin oyuncağı olurlar. Kültür emperyalizminin bir başka enstrümanı  da demografik yapı, coğrafi yapı gibi etkenler yoluyla toplumu dönüştürmektir. Bu günlerde gündemde olan Artvin’deki maden konusu bir taraftan ekonomik getiri götürü hesabıyla, diğer taraftan sadece orman ve yayla/ doğal güzellikler bakış açısıyla değerlendiriliyor. Ancak kişisel kanaatim, her iki bakış açısıyla beraber konunun kültürel bir değişiklik de yaratacağı doğrultusundadır. Yöre sakinlerinin yıllar içinde oluşturduğu orman kültürü, hayvancılık kültürü, küçük de olsa tarım kültürü, doğal yaşam kültürü, evlerde kullanılan malzemenin doğal kaynaklardan temin ve imal edilmesi kültürü gibi birçok alışkanlık ve değer biçim değiştirecek ya da zaman içinde kaybolmaya yüz tutacaktır. Bu arada açılacak madenle birlikte yöreye gelecek ekipman, bunların bakım onarımı için kurulacak atölyeler ve buralarda çalışmak için gelecek personel / aileler ve diğerleri beraberinde kendi alışkanlık ve adetlerini de getirecek, hem bir anlamda sanayi kültürünün getirdikleri ve hem de bölgeye dışarıdan gelenlerin kültürel yapıları, bölgenin yıllardır gelen ve devreden mirasında değişikliklere yol açacaktır.

Aynı bakış açısıyla, tamamen insani gerekçelerle ülkemize kabul ettiğimiz mültecilerin beraberinde kendi kültürel yapılarını da getirmiş olmaları, yerleştikleri bölgelerde ya gettolar oluşmasına yol açacak ya da bölge kültüründe örselenmelere, değişikliklere neden olacaktır.  Tüm dünyada “Türk Konukseverliği” olarak kabul görmüş, üstün bir yardımlaşma geleneği gibi kültürel değerlere sahip Türk toplumunda bu gün en üst düzeyde “bu mültecileri ne yapacağız?” sorusu dillendirilmektedir. Bu konu ne yazık ki sadece ekonomik gerekçelere dayalı bir konu da değildir.

Küresel emperyalistlerin Afrika kıtasında ve diğer sömürgelerinde kültürel yapıyı nasıl değiştirdikleri, toplumu nasıl dönüştürdükleri göz önünde olan bir gerçektir. Şurası muhakkak ki, ekonomik açıdan güçlü devletler kendi yaşam tarzlarını kültürel emperyalizm yoluyla diğer toplumlara dayatmaktadır. Burada ekonomik gücün her şeyi elde etmeye yeteceği veya ekonomik gücü zayıf olanların çaresizliği gibi bir yanlış anlamaya düşmemek gerekir.

Ruslar, kültürel değerlerini bir çınar ağacının köklerine benzetirler ve her bir yazarın, şairin, ressamın veya maddi/manevi kültürel varlığı bu çınarın ayakta kalmasını destekleyen bir kök olarak değerlendirirler. Onlara göre bu kökler ne kadar çok ve ne kadar derindeyse çınar ağacı o kadar dik ve sağlam durur.

Atatürk milletin aynı kültürden insanların oluşturduğu topluluk olduğunu savunur. Ona göre milli kültür bir devleti ayakta tutan faktörlerin en önemlisidir. Milli kültürün tüm unsurları bir araya gelerek milleti oluşturmaktadır. Atatürk’e göre gençlere milli kültürün tüm unsurları benimsetilmeli ve bu sayede milli kültürün dolayısıyla da ülkenin devamlılığı sağlanmalıdır. Milli kültürün özelliklerinin devamlılığının sağlanması sayesinde millet bağımsız olarak varlığına devam edecektir.

Yine Ulu Önder, 1924 yılında Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesini anlatırken “Askeri harekâtın başarısında maddi güçler ile birlikte bütün güçleri ve özellikle ahlak ve kültür üstünlüğünü gerekli” gördüğünü açıklamıştır.

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılıyor ki kökleri güçlü ve derine uzanan kültürel değerlere sahip milletler, bu değerlere sahip çıkmaları oranında kültürel emperyalizmin ve ekonomik güçle uygulanmak istenen yaptırımların karşısında dik ve sağlam durabilmektedirler. Prof. Dr. İlber Ortaylı ,“Dünya tarihinin hemen hiçbir safhası, dünya coğrafyasının hemen hiçbir önemli parçası yoktur ki orada Türkler olmasın. Türkler olmadan hiçbir önemli Avrupa devletinin milli tarihi incelenemez. Yine aynı şekilde hiçbir Ortadoğu ülkesinin, hiçbir Rus-Slav ülkesinin milli tarihi ve kimliği Türkler hesaba katılmadan anlaşılamaz. Bu, Ortaçağların derinliklerinden başlar ve yakın zamanlara kadar devam eder. Öyle ki Türkler olmadan Ortaçağ olamaz, Rönesans olamaz, I. Cihan Harbi anlaşılamaz.” Demektedir.

Bizim kültürel kodlarımız ve birikimlerimizin M.Ö. lere tarihlenen geçmişimizden beri geliyor olması, tarih boyunca taviz vermediğimiz bağımsızlığımızın ve sahip olduğumuz kadim devlet geleneğinin en önemli nedeni olmalıdır.

“Varlığımızın temeli kültürdür.”,

“Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültür olacaktır.”

 “Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.

Milletimizi en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü

çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkartacağız…”

“Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.”

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına kendi benliğine milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir”

 

Yukarıdaki sözlerin sahibi Mustafa Kemal Atatürk, her cephede verdiği mücadeleler sonucu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken kültürel değerler konusunda geçmişten gelen birikimleri göz ardı etmemiş, tam tersi kültürün önemini sık sık vurgulamıştır. Bize düşen de onun gösterdiği yolda ve bilimsel çerçevede kadim kültürümüze sahip çıkmak, oradan aldığımız güçle ve ilhamla kültürel emperyalizme direnmek ve küresel güçlerin emperyal hedeflerinden biri olmamaktır. Bunun için de gerekiyorsa, güncel ifadeyle, “fabrika ayarlarımıza geri dönüp”  küllerimizden yeniden doğmalıyız. M.Engin Öktem. 23 Şubat 2016