“Efe senin İstiklal Mücadelesi’ne karışan günlerini ve batıda zeybeklerin yazdığı destanları ağzından dinlemeye geldim. Tekirdağ Milletvekili Rahmi Apak bu konuda bir kitap yazmış. Eski Aydın cephesi kumandanı Şefik Bey'in de bu konuda yazıları var. Orada senin değerli hizmetlerinden bahsederler, gördün mü?

– Hepsi eksik, hepsi! Bazıları o zamanlarda yapılan işlerin birçoklarını bana ve başkalarına mal ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin, elli kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her Türk, o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Milli mukavemette arslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin şamatası olur mu ki?

Efe'nin bu tevazuuna ve bu ifadesine şaştım kaldım doğrusu. Bir halk diplomatının karşısında olduğumu hissederek kendimi toparladım.

İlk mukavemet duygusunu nasıl hissettin Efe?

– 57. Tümen bozulmuştu. Çine'de gelen cavura karşı bir mukabele hareketinin tasarlandığını duymuştum. Haberleştik, bu arada Tümen Komutanı Şefik Bey'le de konuştum, bu mukavemete katılacağımı söyledim. Henüz Osmanlı Kuvvetleri takatten düşmüş değildi. Onlardan da istifade edecektik. Bu sırada Aydın işgal edildi. Göçler başladı, tedhiş arttı. Bir kahpeliğe kurban gitmeyelim diye az çok çekiniyorduk. Köylüler istisnasız mukavemet taraftarı idiler. Fakat bunlara rağmen bir kancıklık mümkündü. Hareketlerimiz hükümeti kuşkulandırmasın, düşman süratle üstümüze gelmesin diye çok ihtiyatlı hareket ediyorduk. Sonra sular duruldu. Kararı verdik, kızanları topladık, istilaya karşı Aydın Dağları’nda zeybek bayrağı açtık.

İlk defa kaç kızanla işe başladın Efe?

– Başlangıçta 5-6 kişi vardı. Sonradan çoğaldık. Bunların içinde sütüne, namusuna güvendiğim kızanlara vazifeler vermeye başladım.

 

Efe senin Şefik Bey'e milleti eşraf aldattı, mukavemette geç kaldık, onlar olmasaydı, biz şimdiye kadar çoktan düşmana karşı koyardık demek suretiyle kıyam hareketinde zeybeklerin geç kaldığını söylemişsin?

Bunun cevabını vermedi, yalnız:

Bunlar yirmi beş yıllık sözler. Hangi birisi hatırda kalır ki. Hakikaten yirmi beş sene evvel olup bitenleri nakletmek için hafızasında bir plak sıhhatine ve sadakatine ihtiyaç vardı. Daha fazla eşip, deşmedim. Fakat efe, bunların doğrusunu ve tamamını bulup, yazmak lazım değil mi?

Evet der gibi başını salladı, ilave ettim. Evet, ama efe, bunun için de senin malumatına ve vesikalara, kısaca dokümana ihtiyaç var.

– Onlar ne ki?

Hani o günlerde verilen yazılı emirler, alınan resimler, mektuplar, telgraflar, müsveddeler. Geçmiş günleri, ümmiliğini, gençliğini telmih eden bir eda ile:

– Onları muhafaza edemedim. Daha doğrusu kıymetini bilemedim. O zaman biz zeybekler görünüşte İtalyanlarla dost geçinirdik. Bu senin söylediklerine onlar pek meraklı idiler. Hepsini istediler ve alıp götürdüler. Haziran ortalarına doğru 6 Haziran 1919 Malgaç Köprüsü’ne bir baskın yaptık. Bu müsademe ehemmiyetli sayılıyordu. Düşmanın münakalesi kesilecekti. Bu teşebbüs bizi, ordu subaylarına daha çok yaklaştırdı, onlarla irtibat peyda ettik.

İrtibat tesis ettiğiniz bu subaylar kimlerdi Efe?

– Teğmen Zekai Bey şimdi Turyağ fabrikasında, Şamlı Şükrü halen zannediyorum Antakya'da, Topçu kumandanı Hakkı Bey. Efendiiiim! Yüzbaşı Ahmet Bey, Mülazım Necmeddin Bey, Koçarlı yüzünden Ethem Bey, Adnan Bey.

Çete başlarından, kızanlardan?

– Çineli Hacı Süleyman, Kıllıoğlu, Dokuzun Mehmed, Molla İbrahim, Mesutlulu Mestan Efe, Ortakçılı Mehmet Efe, ha deyince hatırına gelmez ki! Evet, Kara Durmuş, Danişmentli İsmail, Hacı Ahmet, Kerim Çavuş, Teke İmamoğlu, Tavas'lı Mustafa Bey, Sancakdarın Ali Efe.

Kadın zeybekler de sizin aranızda var mıydı?

– Vardı. Baltaköy kadınları o günlerde bize çok yardımlarda bulundular. Hele İmamköy'lü Çete Ayşe, bir zeybek kadar çalıştı.

Efe rahatsız galiba sormadan söylemiyor:

Halk Aydın baskınını pek heyecanlı anlatıyor Efem, bunu dinlemek isterim.

– Cavur Aydın'a yerleşti, dediler. Arımıza yediremedik. Kumandanına haber saldık. Şehri boşaltmalarını istedik. Değilse boy ölçüşmeye hazırız dedik.

Bu adeta bir kesin uyarı!

– Evet, zeybek aklı!

Diyerek şakalaştı.

– Yalan haberler saldık. Aydın'a gelmekte olan kuvvetler sayısının elli bin kadar olduğunu söyledik. Bu sırada Telli Dede’de bir müsademe oldu. 28 Haziran'da düşman kuvvetleri Menderes'e bir taarruzda bulundu. Nehrin Aydın yakasında çetin bir savaş verdik. Cavur bizi çok sıkıştırdı. Bereket versin yandan Umurlu tarafından yardım geldi de tehlikeyi atlattık. Biz de bundan sonra toparlanıp düşmana saldırdık. Sivil, kadın, asker, zeybek, kızan, efe bu saldırmada kendine düşen vazifeyi canla, başla yaptı. Düşman Aydın'da sıkışıp kaldı. Gece olunca muharebeyi durdurduk. Ertesi gün bir hücumla şehre girdik.

Aydın'a sen hangi taraftan girdin Efe?

– Kozdibinden girdim.

Burada durdu, konuşmadı, yutkundu. Fakat ben, efenin tevazu göstererek şehrin minarelerine Türk'ün zafer bayraklarını nasıl astırdığını söylemek istediğini anlamıştım.

Efe, Karaca Ahmet'te tek başına bir tabura karşı savaştığını söylüyorlar. Bu hikâye nasıl şey?

– Bu hikâyenin aslı yok. Bir adam karşısında bir tabur!

Sözü kısa kesmek istedi;

– Düşman kaçsa da biz Aydın'a sağlamca yerleşemedik. Bu sebeple ne olur ne olmaz diye kızanlarıma vazifeler verdim. Ben de Karaca Ahmet'ten Kepez sırtlarına çıkıyordum. Düşmanın bir bulut gibi Kızılca Köyden Aydın'a gelmekte olduğunu gözlerimle gördüm. Bu defa bazı mülahazalarla karşılaşmayı kabul etmeyerek demiryolunun sağına çekildim. Hikâye bundan galat olsa gerek… 23 yaşında mücadeleye başlamış. Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin genç kızanı, Çanakkale günlerini yaşamış, Yunan İşgalini tatmış ve Mustafa Kemal'e inanmış. Zaferden sonra da yeni yazıları öğrenmiş, tarihe karşı bir merak uyanmış, kademe kademe okul kitaplarını süzerek derli toplu bir tarih bilgisi kazanmış. Şimdi de işinde, gücünde. İstiklal Marşı çalınırken, bayrak geçerken heyecanlanır ve ağlar.’’

Yörük Ali Efe, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmir'e yerleşti. 1928 senesinde, Kurtuluş Savaşı'nda bir süre karargâhı olan Yenipazar'a taşındı. 1934 yılında Soyadı Kanunu'nun çıkmasından sonra "Yörük" soyadını aldı. 1951 senesinde, İzmir'de geçirdiği talihsiz bir tramvay kazasında bacaklarını kaybetti. 1951 yılında tedavi için gittiği Bursa'da vefat etti. Mezarı, Aydın, Yenipazar’da Yörük Ali Efe müzesi bahçesindedir.

       Arşiv: Yenipazar Yörük Ali Efe Evi Müzesi

Kaynak: Efelerden Haber-Kemal Özkaynak-5/8/1945