Son günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK terör örgütünün yuvası olarak bilinen Irak’ın kuzeyindeki Kandil bölgesine yönelik geniş kapsamlı bir operasyon başlattığı haberleri gelmeye başladı. Böyle bir operasyonu çok gecikmiş de olsa tabii ki sevinçle karşılaşıyoruz. 2007 yılında yayınlanan ‘Irak Dosyası’ isimli kitabımda da Kandil’e yapılması elzem olan harekât ile ilgili detayları anlatmıştım. Kandil, terör örgütünün saklandığı, eğitim ve planlar yaptığı üs bölgesi ve deyim yerinde ise yılanın başı. Diğer yanda Irak’ın kuzeyi (Kuzey Irak değil) terör örgütünün çeşitli üslerini barındırıyor. Türkiye bugüne kadar terör örgütünün iki kere belini kırdı, bunun sırrı Irak’ın kuzeyinde vurulan darbelerdi. Şimdi yılanın başı hedefleniyor. Terörle mücadelede dördüncü dönemde ve teröre ölümcül bir darbe vurmak için kritik bir safhadayız. Terör örgütü büyük çoğunluğu ile Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye paralı asker yazılmışken, Irak’ın kuzeyini düzenlemenin tam zamanıdır. Ne demek istiyoruz anlatalım.

Terör ile mücadelenin neresindeyiz?

1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınları ile eylem safhasına geçen PKK terör örgütü ile mücadeleyi genel olarak dört safhaya ayırmak mümkündür. Bunlardan 1984-1990 ve 1991-2003 yılları arasındaki dönemlerde PKK bölücü terör örgütü ile mücadelede askeri alanda başarılı olunmuş ancak ekonomik ve sosyo-kültürel yönleri ile terörü besleyen kaynaklar ortadan kaldırılmadığı için terör örgütü yeniden doğmuştur. Terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde yeniden doğma şansı ABD sayesinde (1990 Körfez Savaşı ve 2003 Irak Savaşı’nın Irak’ın kuzeyinde meydana getirdiği boşluk bulması) olmuştur. 1 Mart 2003’de TBMM’de ABD ordusu ile Irak’ın kuzeyinde yapılacak operasyon için gerekli tezkerenin reddi sadece Barzani ve Talabani’yi değil PKK’yı da oldukça rahatlattı. PKK saldırıları yıldan yıla katlanarak arttı ve 2006 yılında PKK eylemleri sonucu asker şehit sayısı 121’e yükseldi. 2007 yılında hükümetin terörle mücadele konusunda strateji değişikliğine gitmesi ile “terörle müzakere” adını verdiğimiz ya da hükümetin çözüm süreci” dediği dördüncü dönem başlamıştır. 2009 yılında Habur olayı, Oslo Görüşmeleri yaşanmıştır. 1 Ekim 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanarak başlayan çözüm süreci ve 2 yıl süren sözde ateşkes süresince, PKK terör örgütü bölgede halk üzerinde baskısını arttırarak, varlığını pekiştirmişti.

PKK terör örgütü Suriye’de yaşadığı şehir savaşı tecrübesini aktif şekilde Türkiye’de pratiğe çevirmek isteyince, 22 Temmuz 2015 tarihinden terör ile mücadeleye yeniden başlandı. PKK’nın kırsala dayalı “şehir savaşları” efsanesi Güneydoğu’da yaklaşık bir yıllık bir süreç sonunda çöktü.  TSK’nın kararlı operasyonları ile çözülme aşamasına gelen PKK son kozlarını paralı askerler ve intihar bombacıları ile oynadı. PKK’nın Suriye’deki kolu YPG, Temmuz 2012’den başlayarak Afrin, Kobani ve Cezire’yi kontrol altına almaya başladı. Son yıllarda, Suriye’de IŞİD’in bıraktığı topraklar YPG/PKK’ya, Irak’ta ise Barzani’ye gitti. Suriye’de YPG/PKK, çakma 1.5 milyon nüfus (%7) ile ülke topraklarının %20’sine, petrolünün %34’üne sahip olmaya hazırlanıyor. Türkiye, son bir yıl içinde ülke içindeki PKK yuvalarına yönelik etkili operasyonlar yaptı. PKK’nın kış yapılanmasına izin verilmedi. Abdülkadir Selvi’nin haberine göre; Kandil operasyonu Mart ayında başladı. Irak’ın içlerinde ise Kandil ile Suriye arasındaki irtibatı koparmak için çevreleme harekâtı sürüyor. Kandil ile PYD-YPG arasındaki bağı koparma adına PKK’nın Sincar’dan çıkarılması kısmen gerçekleşti.

Terör mücadele prensipleri ve Kandil’e harekatın önemi..

Türkiye uzun zamandır hem etrafında harita değişikliklerine hem de Kürt sorununun sözde siyasi yollarla yani masa başında çözerek federalizme sürüklenmek isteniyor. İyi anlaşılması gereken bir konu Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Kürtçülük sorunu vardır. Bu sorun siyasi bir sorun değildir çünkü siyasi olarak Türkiye’de bir ayrımcılık yoktur. Dolayısı ile ‘siyasi çözüm’ diye bir şey de yoktur. İçinde bulunduğumuz diğer bir büyük yanılgı; terörün silahsız, barışçı bir biçimde çözülebileceği, “akan kan dursun” gibi masum söylemler altında devletin terör örgütü ile masaya oturarak sorunu çözebileceği illüzyonudur. Terörün silahsız çözümü yoktur; terör örgütü umudunu kaybedip, dağılma sürecine girmedikçe ve yenilgi belirginleşmedikçe hiçbir ödül teröristi tatmin etmez. Kürtçülüğe hizmet etmek için bazı iç ve dış merkezlerden pompalanan bu algılama terörle mücadelede 2007 sonrası askeri pasifizmden daha tehlikeli sonuçlar doğurmuştur. İdeolojik mücadelenin temeli romantizmi ve din anlayışını pompalamak değil, Atatürk sevgisini ve düşüncesini bölgeye yaymaktır.

Terörle mücadelede bugüne kadar yapılanlar başarılı ancak yetersizdir. Bölücü terörle mücadelenin bazı temel prensipleri vardır;

            – Terörle mücadele ülke içinde kaybedilir, ülke dışında kazanılır; bu mücadeleyi ülke içi ile sınırlı tutarsan dışarıdaki kaynağı kurutamadığın için bir gün kaybedersin.

            – Terörle mücadelenin silahsız bir çözümü yoktur ama sadece silahla da kazanamazsın; terör örgütünü yok etmek kadar terörü besleyen sosyal ve ekonomik vasatı ortadan kaldırmak için tedbirler alınmalıdır.

            – Terörle mücadelede ülke içinde halkın beyninde kazanılmalıdır; bunun için ortak bir ideoloji, hoşgörü ve halkın yerel kültürüne saygı esastır. Bölge insanın eğitim ve kültür seviyesinin geliştirilmesi ve bilinçlendirilmesi de en az diğer tedbirler kadar önemlidir.

            – Terör örgütünün stratejisi halkı yıldırmak ve devletle masaya oturmaktır. Terör örgütünün beli kırılmadan terör örgütü ile müzakere yapmak, yenilgiyi kabul etmek demektir.

Terörist, terör örgütü ve terörizmle mücadele ayrı ayrı şeylerdir. Türkiye, bugüne kadar terör örgütü ile mücadele etmiş, bu mücadele de büyük ölçüde asıl işi konvansiyonel savaş olan askerlere devredilmiştir. Siyasi iktidarın sorumluluğundaki terörizmle mücadele için gerekli olan ve sosyal ve ekonomik boyutlarda etkili bir program yürütülmesi hep eksik kalmıştır.

Sonuç..

Kandil Harekâtının kapsamı bölgedeki terör örgütü kalıntıları temizlenene kadar denetimi sürdürmek yanında bu harekât ile Irak’ın kuzeyindeki siyasi ve idari yapı yeniden düzenlenmek, Türkiye’nin güvenliği ile ilgili istikrarlı bir ortam sağlanana kadar tampon bir bölgede kontrolü devam ettirmek olmalıdır. Kandil’e Türk bayrağının dikilmesi PKK ile mücadelede bir dönüm noktası olacaktır. Bölgede siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yönleri ile tam bir dönüşüm sağlanabilmesi için Irak’ın kuzeyinin askeri kontrol altına alınması ve ardından yeniden yapılanmanın sağlanması için gerekli alt yapı ve yumuşak güç kurgusu hazırlanmalıdır. Bunun için Türkmenlerden yararlanılmalı ve Barzani tarafından yok edilen Türkmen demografisi onarılmalıdır. Suriye’de isse YPG/PKK tehdidine odaklanılmalı, öncelik bölücü terör ile mücadeleye verilmeli ve Suriye’nin bütünlüğü desteklenmelidir. Son olarak, gerek harekâtın gerekse bu harekâtı yöneten komutanlarımızın desteklenmesi her türlü siyasi düşüncenin ötesinde milli bir görevdir ve günlük siyasi tartışmalara alet edilmemelidir.