*İLKÇAĞ DÖNEMİ

(M.Ö. 4000-M.S. 300)

İlk çağ uygarlıkları içinde yer alan her toplumun kendine özgü bir müziği vardı. Ancak günümüze hiç biri gelememiştir. Anadolu’da kurulan Hitit, Frigya ve Lidya gibi uygarlıklarda müziğin dinsel törenlerde yer aldığı bilinmektedir. İlkçağ’daki müzik hakkında fikirler veren toplumlar arasında Mısır, Sümer, Çin, Hindistan, İbrani, Eski Yunan ve Roma halkları bulunmaktadır.

Yunan Müziği… M.Ö. 2500… Müzik önceleri dinsel içeriklidir. Şenliklerde, tanrıların ve yarı tanrıların yaşamlarındaki olaylar, pontomim dansları, çalgı eşliği ve danslarla dile getirilir. Erkeklerden oluşan korolar görülür. Aulos ve Kitara en eski eşlikçi yunan çalgılarıdır.

Eski Yunan’da müziksel gelişimi etkileyen filozofların başında Sisamlı Pythagoras (Pisagor) gelmektedir. Müziksel uyumu matematiksel formüllerle dile getirmiş ve günümüzde tüm bir müzik sisteminin doğru tonlanmasını sağlayan Entonasyon’a ulaşılmıştır. Buna ek olarak Platon da ruhun, müzik ile aynı oranlardan oluştuğunu savunmuştur.

Çağımız uygarlığının köklerinin büyük olasılıkla eski Yunan uygarlığına dayandığı kabul edilir. Aristo’nun öğrencisi Aristokseros’ un öncülüğüyle ritim ve ezgi kuralı saptanmıştır. Okullarda müzik, dilden ve matematikten önce gelmiş, çalgı çalmak 30 yaşına kadar zorunlu tutulmuştur. Çalgı müziğinde parmak işaretlerinin bulunması “Tabulatur” yazısının kökenini gösterir. Romalılar “modları” Yunanlılardan almışlardır.

Romalılar ise müziğin sanatsal ve tarihsel gelişimine hiçbir katkı sağlamayan bir topluluk olarak biliniyor. Bu kültürde müzik, savaşlarda etkili olmak, korku salmak ve motivasyon gibi amaçlarla kullanılmıştır. Aynı anda aynı ezgiyi çalan çalgı sayısında artış sağlanarak, daha güçlü ve yüksek sesler elde edilmesi yoluna da gidilmiştir. Buna karşın Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Aziz Agustinus ve Boethius gibi felsefeciler, müzik kuramına büyük katkılar sağlamışlardır.

Sümer, Akad, Ur, Babil ve Asur devletlerinde canlı bir müzik ortamı gelişmiştir. Sümerlerderahiplerin papirüslere yazdıkları tılsımlı ilahileri bilmekteyiz. Ancak matematikten yazıya dek birçok alanda yaşanan bilimsel gelişmeler, Sümerlerde sanatsal gelişmelerin hep önünde olmuştur. Sümer ve Asur kabartmalarında, Mısır çalgılarına ek olarak santur benzeri çift değnek ile çalışan bir çalgıya ve bağlama türündeki saplı çalgılara rastlanmaktadır.  Babiller, telli ve vurmalı çalgıların yanı sıra flüt ve obua türünden çalgıları da kullanmaya başlamışlardır

M.Ö. 2800-2160 yılları arasında Mısır Eski Devlet döneminde Saray ve tapınak müziği ile halk müziği birbirinden ayrılmıştır. Müzikte perde bilincinin gelişmesi, hecelerle adlandırıldığını ilk kez Mısır’da görmekteyiz. Orta Devlet evresi M.Ö. 2160-1580 yılları arasındaki dönemi kapsar. Kazılarda bulunan flüt kalıntıları Mısırlıların büyük aralıklı gamlar kullandığını göstermektedir. Çalgılar daha gelişmiş, değerli gereçlerden yapılmıştır. Yeni Devlet evresinde ise Ordu müziği canlanmış, metal ziller, davullar ve deniz kabuklarından zillerle zenginleştirilmiştir. Geç dönemde ise kadın müzikçiler değişik bir dans ve eğlence müziği geliştirmişlerdir. Eski çağlara ait 9 telli lir, büyük defter, çıngıraklar, bugünkü darbukaya benzeyen davul türleri, Anadolu kaşıklarına benzeyen kastanyetler görülmektedir.

Hint müziği M.Ö. 2000 yıllarında ortaya çıkmıştır. ‘’Veda’’ adlı dört kutsal kitaptan biri olan Samaveda; dünyanın en eski notaya alınmış ezgilerini barındırmaktadır.. Zamanla Hint müziği karmaşık bir yapıya kavuşmuştur. Melodi çizgisini simgeleyen Raga ses dizileri ve ritmi belirleyen Tala ritmik kalıpları ile ruhani boyutlar genişletilmiştir. En eski ve geleneksel çalgıları Vina’ dır. Şikara, Sitar ve Rebab da diğer önemli çalgılar arasındadır. En ilginç çalgıları da Ramsinga ‘dır. Ramsinga denilen bu büyük boru, ağırlığından ötürü tavana asılıp çalınmaktadır.

Çin’de müzik, dünya görüşüne ilişkin bir felsefe olarak şekillenmiş, M.Ö. 3000 yıllarına kadar Çin kültüründe müziğin tanımı, kalbin sesi ve evrenin imgesi olarak yapılmıştır. Konfüçyüs, müziğin toplum üzerindeki eğitici ve düzenleyici yönüne parmak basmıştır. Çin kültünün ilk evresi tarih öncesi çağlardan başlayarak Şang ve Çu sülalelerini kapsar. Kazılarda Şang sülalesinden kalma iyi korunmuş çanlar, çıngıraklar, Çu sülalesinden kalma çalgı kalıntıları bulunmuştur. Çin müziğinde ana ses “FA” dır. 5 ses düzeni vardır ve hiçbir nota bir diğerine bağımlı değildir. Eski Çin çalgıları; davul, zil, sistron, bambu flüt, ağız orgu ve çeşitli gonglarla ve çanlardan oluşur.

 

*ORTAÇAĞ DÖNEMİ

(M.S. 200 – 15.yy’a kadar)

Ortaçağ, Hıristiyanlığın gelişme yıllarından, XV. yy başlarına dek etkisini sürdüren, geniş bir dönemi kapsar. Bu dönemin Karanlık Çağ olarak da anılmasının nedeni, kilisenin bağnaz egemenliğinde, dünyasal zevklerden yoksun bırakılmış, araştırma, keşfetme, kendini ve çevresini tanıma özgürlüğü elinden alınmış, insanın yalnız ölümden sonrasına hazırlık yapması gereken kutsal bir ortama güdümlenmiş olmasıdır.

Hıristiyan Katolik Kilisenin ilk papazları kilise içine çalgısal müziğinin girmesini yasaklamışlardır. Çünkü İlkçağa ait müziğin putperestliği ve dünyasal zevkleri çağrıştırdığı düşünülmüştür ve putperestlikle müzik arasında bir bağ olduğu ileri sürülmüştür.

Müzik; tek sesli, kutsal, Tanrı’ya adanmış, duaları kolay ezberletmeye yarayan, ayinlere tılsımlı bir ortam katan araçtır. Böylece kendilerinden önceki müziği yasaklayıp, var olan nota benzeri belgeleri de yok eden Ortaçağ papazları, yüzyıllar boyuca müzik sanatını, kilise koroları ve tek sesli ilahilerle kendi egemenlikleri altında tutmuşlardır.

Batıda ilk dini müziği oluşturan kişi Milano piskoposu Ambrosius’dur. Ambrosius, bilinen halk ezgilerini dinsel içerikli sözlerle birleştirmiştir. Halk ezgilerinin ritmik yapısındaki bu derlemeler Ambrosius Ezgileri olarak anılır. Halk müziğinin Ambrosius’la kiliseye sızması giderek kaygı verici olmaya başlamış ve 6.yy da papa olan Aziz Gregorius, o güne dek yaygınlaşmış tüm ilahileri derleyip, halk ezgilerinden arındırılmış ve ciddi dinsel müzik geleceğinin yerleşmesine öncü olmuştur. Hıristiyan dünyasında tören müziğinin biçimlenmesi ve belli bir yöntemde birleşip netliğe kavuşması Gregorius Ezgilerinde kendini bulmuştur. Gregorius ,Schola Cantorum adı ile bir müzik okulu kurmuş,bu okullarda kilise koroları için çocuklar yetiştirmiştir.Neuma adlı alfabe harflerinden oluşan nota işaretleri ile ilahileri yazdırıp kalıcılığını sağlamıştır. Hıristiyan kiliselerine eğitimli şarkıcı papazlar gönderip törenlerde aynı ezgilerin okunmasını sağlayarak müziğe birleşik bir kimlik kazandırmıştır.

X.yy sonlarına doğru Avrupa’nın hemen her yönden istila tehdidi altında olması korunmayı kolaylaştıran yeni bir yönetim sisteminin doğmasına yol açtı. Feodalite rejimi ve onunla ortaya çıkan Şövalyelik… Bu köklü politik değişme dünya görüşünde de değişiklik yarattı. Doğal olarak müzikte de köklü bir değişim yarattı.

Önceleri Şövalyeler sadece savaşçı özellikleri olan soylulardı. Haçlı Seferleri, onları uzak bölgeleri ve yeni bir yaşam biçimini tanımalarına yol açtı. Bu yeni yaşam biçimi, günlük gerçekleri bütün şiddeti ile vurguluyordu: Savaşın gücü, uzak bölgelerdeki serüvenler, savaşta kurulan dostluklar, yaşamın değeri ve sevgi gibi bireysel duygu ve düşünceler gibi kışkırtıcı temalar din adamlarının etkisini zayıflattı. Böylece o zamana kadar etkin olan kilise müziğine hiç benzemeyen bir tür oluştu. Savaşta kamp ateşinin yanında söylenen bu şarkılar, önce soyluların, sonra halkın yaşamına taşındı. Savaş dönüşünde yolu bir şatoya düşen ve orada gecelemek isteyen gezgin şövalye onuruna yemek verilirdi. Küçük Arp’ının ya da Gigua’sının eşliğinde yarı konuşma yarı şarkı söyleme tarzındaki şiirini ya da jestli şarkısını tamamlayan şövalyeye şatonun genç kızı değerli bir çiçek sunardı. Dinleyenlere bilinmedik bir dünyanın kapısını aralayan bu şarkılara pek çok öğe karışmıştır: Gezgin şarkıcının ülkesini halk şarkıları ile doğuda olsun, batıda olsun gördüğü, yaşadığı bütün ülkelerin ezgileri…

Katı kuramcılık anlayışı ile yazılan kilise müziğinin karşısında halk müziğini XI. yy’dan başlayarak başlatan bu şövalye, saz şairlerine ve gezgin şarkıcılara buluşçu anlamında “Troubadour” dendi.Troubadour’lara ilk kez orta Fransa’da rastlandı. Prens Troubadour’lar ve şövalyeler olduğu gibi şatodan şatoya dolaşarak müziğini dinleten gezgin şarkıcılar da vardı. Giderek Avrupa’ya yayılan gezgin şarkıcılar çeşitli adlarla anıldılar: Orta Fransa’dakilere Troubadour, Kuzey Fransa’dakilere Trouvere, Almanya’dakilere Minnesinger, İtalya’dakilere Travatore dendi. İngiltere’de Harper, İspanya’da Travador diye anıldılar. Bunlar canlı tarih gibiydiler. Gördükleri her şeyi müzikleri anlatıyorlardı. Ortak konuları, ulaşamadıkları gizli bir aşkı, müzik sözleri ile dile getirmektir. Hem çalarlar, hem söylerler, hem şiir okur, hem de dans ederlerdi. Kimi bedenine taktığı zillerle çalgısına bir boyut daha katar, kimi de müziğin eşliğinde hokkabazlık, soytarılık yapıp, tek kişilik oyun sergilerdi. Troubadourların dünyasını zenginleştiren olay, Haçlı Seferleri ile Avrupa’ya taşınan Arap müziği ve çalgılarının etkisidir Din dışı ezgilerde soylu ve seçkin bir zihniyet, dramatik bir eylem ve çok incelmiş bir sanat zevki yansır. Bunların genel özellikleri:

  • Armonize edilmiş ve işliklidirler
  • Ölçülü ve Gregorian şarkılara oranla çok daha kuvvetli bir ritme sahiptirler.
  • Müzikte cümleler oldukça düzenlidir.
  • Ses sınırları geniştir.
  • Din dışı melodilerde milliyetçilik duyguları göze çarpmaktadır.
  • Latin şarkıları hariç metinler genellikle halk dili ile yazılmıştır.

 

Gezgin şarkıcıların sanatı, halk müziğinin ciddi müzikte açtığı ilk gediktir ve Gregor şarkısına karşı, Avrupa müziğinin bundan böyle giderek artan bir hızla gelişmek üzere doğuşudur. Ortaçağı izleyerek ve Rönesans’a varan Gotik dönem içinde, çoksesliliğinin gelişim süreci gerçekleşmiştir. Mimaride yüksek kuleli yapıları, özgün üsluplu katedralleri ve geniş meydanları ile anılan Gotik Çağ, müzikte de aynı döneme adını verir. Kilise, XII. yy’da ilk kez çok sesli müziği koşullu olarak kabul eder. Çok sesle gelen süslemeler, tapınma törenindeki ciddiyeti incitmemelidir. Dinsel müzikte çokseslilik, Paris’teki Notre-dame Katedralinde başlar. Bu dönemde uyumlu şarkı söyleme biçimi olan, ‘Organun Tarzı’ ortaya çıkmıştır. Müziğe derinlik kazandıran iki ya da daha çok sayıda ezgi çizgisinin Organum yöntemiyle eşzamanlı olarak birleşmesi müzik sanatını perspektif kazanmasına ilk adımlarıdır.

İtalya Toskana’da Arezzo katedralinde rahip Guido, 1030 yılında koro çocuklarına duaları ezberletmek için bir yöntem bulur. Her yeni sesin bir öncekinden daha yüksek başladığı bir halk ezgisi öğretir. Sonra bunu Latince ve dinsel içerikli bir metne çevirir. Elinin parmaklarındaki girinti ve çıkıntılara metnin ilk hecelerini yazar. Böylece bir gam dizisinin sekiz notasını birden sergilemiş olur:

Ut queant laxis (ut sonradan DO olacaktır)

Re sonare fibris.

Mi ra gestorum,

Fa muli tourum,

Sol ve polluti,

La biİ reatum,

Sa ncte Joannes (sonradan Sİ olacaktır).

 

Bu yöntem müzik tarihinde ‘’Guido’nun Eli’’ olarak anılır.

 

ORTAÇAĞ DÖNEMİNİ  ŞU ŞEKİLDE ÖZETLEYEBİLİRİZ:

–          Hıristiyan kilise müziğinin ilk oluşumunda İbrani müziği ve ayinlerinin önemli etkileri olmuştur.

–          Ortaçağ papazları yüzyıllar boyunca tek sesli ilahiler ve kilise koroları yoluyla müzik sanatını egemenlikleri altında tutmuşlar.

–          Kiliseye girmesine izin verilen ilk çalgı ORG olmuş.

–          Romalı filozof Boethius ( M.S. 480-524) sesleri A,B,C,D,E,F,G harfleriyle ifade eden bir çeşit nota yazısı kullanmış.

–          4.yy’da Milano Piskoposu Aziz Ambrosius ( 340-397) halk ezgilerini dinsel içerikli sözlerle birleştirmiş.

–          6.yy’da Roma’da yaşayan Papa Aziz Gregorius (540-607), o güne dek yaygınlaşmış tüm ilahileri derleyip halk ezgilerinden arındırmış, böylelikle oluşturduğu Gregorius Ezgileri ile ciddi ve gösterişsiz bir müzik anlayışını kilisede egemen kılmış.

–          9.yy’dan itibaren çoksesli müziğin temelleri atılmaya başlanmış. Çoksesli müziğin batıdaki ilk örneği olan ORGANUM, bu yüzyılda ortaya çıkmış.

–          Boethius’un harf yazısından sonra NEUMA adıyla bilinen başka bir nota yazısı ortaya çıkmış.

–          11.yy başlarında Guido d’Arezzo (990-1050) bugünkü notanın temelini oluşturacak olan müzik yazısını bulmuş. Nota ve dizek kavramını müzik tarihine getiren ilk kişi olmuş.

–          11.yy’a kadar müzikte kilisenin mutlak egemenliği söz konusu iken bu yüzyılın başından itibaren din dışı müzik de varlığını açıkça hissettirmeye başlamıştır.

–          11.yy ile 13.yy arasında şövalyelik geleneğiyle birlikte din dışı konulu ezgiler ortaya çıkmıştır. Bu gezgin ozanlara TROUBADOUR denilmektedir. Haçlı seferleriyle Avrupa’ya taşınan doğu çalgıları, bu ozanların dünyasını daha da zenginleştirmiştir.

–          12.yy’dan 13.yy’a doğru görsel sanatlarda derinlik ve perspektif olayının gündeme gelmesi, müzikte çoksesliliğin gelişmesine katkı sağlamıştır.

–          Kilise çoksesliliği ilk kez 12.yy’da kabul etmiştir.

–          13.yy’ın çoksesli ve en önemli vokal biçimi MOTET olmuştur.

–          14.yy’a gelindiğinde motetler hızla din dışına kaymış, böylece BALAD, RONDO gibi yeni biçimler oluşmuştur. Kanon, çoksesliliğin gelişmesinde önemli bir teknik araç olmuştur.

ORTAÇAĞ MÜZİSYENLERİ

  • Saint Ambrise: 340-397. Milano-Piskoposu. Batıda ilk dini müziği oluşturan kişi olarak tanınır.
  • Saint Gregorian: 540-604. papa buünkü Batı müzik yazısını ve sisteminin temellerini atan kişi.
  • Saint Isidorus: 570-636. İspanyol rahip. Armoni hakkında bilgiler vermiştir.
  • Bede: 672-732. İngiliz rahip.
  • Remigius Altisiodorensis: Fransız din adamı. Tarihleri kesin olmamakla beraber dokuzuncu yüzyılın sonları ile onuncu yüzyılın başlarında yaşamıştır.
  • Reginon: 840-915. alman din adamı.
  • Odon: Öl. 942. Fransız din adamı. Günümüz şifreli müzik yazısının kurucudur.
  • Guido d’arezzo: 995-1050. Fransız din adamı. Günümüz müzik yazısında kullanılan “porte” kavramının kısmen de olsa ilk yaratıcısı.
  • Berno Augiensis: Öl.1048. Reichenau rahibi. Aralık kavramları ile ilgili çalışmalarıyla tanınır.
  • Hermannus Contrctus: 1013-1054. İtalyan din adamı. Roma’nın kurtuluşunda 1054 yılına kadar geçen olayları anlatan kitabında müzik tarihi ve teorisi hakkında değerli bilgiler bulunmaktadır.
  • Johannes Cottonlus: On birinci yüzyıl sonlarında ve on ikinci yüzyıl başlarında yetişmiş bir İngiliz müzik yazarıdır

 

*RÖNESANS DÖNEMİ

(1450 – 1600)

Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş” demektir. Rönesans müziği dönemi, sıradan insan yaşamında müziğin tekrar değerlendirilmesi ile yeni düşüncelerin doğma dönemidir. Bu dönemde insanlar kendi yaşamları ile dünyayı  kurarken yaptıkları heyecan verici keşifleri müziğe yansıttı.

Rönesans’ın yaşam sevinci, dansları, danslar da çalgıları arttırdı. Bu dönemde yeni çalgılar icat edildiği gibi, eski çalgıların da sesleri büyütüldü ve zenginleştirildi; org, klavsen, lavta, arp, flüt, yan-flüt, kornet, trompet ve tabii ki viyola bu döneme damgalarını vurdular. Ritmi güçlendirmek amacıyla vurmalı çalgıların da bu gelişime katılmasıyla büyük davullar, ziller, üçgenler ile defler dönemin orkestralarındaki yerlerini aldılar. Ancak yine de Rönesans dönemi bestelerinin en belirgin özelliği, çalgıların aynı anda başlayıp aynı anda eseri bitirmeleri olarak anlatılabilir. Ses şiddeti hep aynı ayardadır.

Rönesans döneminde ilk kez yazılı müzik kullanılabilir hale geldi, insanlar bestecilerin eserlerini evleri ile kiliselerinde öğrendi. Enstrümantal ile dans müziği popülerdi. Müzisyenler kendi geçmişlerinden çok sanatları ile tanınmaya başladılar.

Rönesans dönemi ile birlikte çoksesliliğin ilk büyük eserleri de ortaya çıkmaya başladı. 16. yüzyılda artık din dışı eserlerde, şiirle müzik bir araya gelerek daha uzun soluklu besteler yapılmaya başlandı.

Rönesans, müziğin bütün kültür hayatında büyük önem taşıdığı bir çağ olmuştur. Çünkü bir erkeğin aydın olsun, sanatçı, bilgin ya da diplomat olsun müzik teorisini bilmesi, pratiğini yapmış olması gerekiyordu. Bir saray adamının, bilgilerinin yanı sıra müzikçi olması ile çalgı çalması baş koşuldu. Başka bir deyişle müzik bambaşka bir değer ile anlam taşımaktaydı.

RÖNESANS MÜZİĞİNİN ÖZELLİKLERİNİ ŞÖYLE SIRALAYABİLİRİZ:

  • Yeniden doğuş demektir.
  • Kilise baskısından uzaklaşan müzik, bireyselliğe doğru bir eğilim göstermiştir.
  • Duygusal, doğal ve sıcak bir anlatım tarzı oluşmuş, dans müzikleri ve din dışı şarkılar gündeme gelmiştir.
  • A capella korolar ( çalgı eşliği olmayan korolar) önem kazanmıştır.
  • Çalgılar çeşitlenmiş, adlarını danslardan alan çalgı müzikleri oluşmuştur. ( Fantasia, Canzona gibi…)
  • Tahta ve bakır üflemeli, klavyeli ve telli çalgılar yanında Türklerin Avrupa’ya tanıttığı Kös benzeri vurmalı çalgılar hızla yayılmaya başlamıştır.
  • Din dışı koro eseri olan MADRİGAL bu dönemde ortaya çıkmıştır.

 

*BAROK DÖNEM

(1600 – 1750 )

Barok, 1600-1750 yılları arasındaki müzik eserlerinin karmaşık, aşırı süslü, abartılı gibi özelliklerini anlatan bie terimdir. Soyluların beğenisini yansıtan bir saray sanatıdır.

Barok Dönem özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

  •  Din dışı ezgiler ön plana çıkmıştır.
  •  Kilise dizilerinin yerini majör-minör diziler almıştır.
  •  Çalgı müziği ses müziğinin önüne geçmiştir.
  •  Operanın gelişimi bu dönemde başlamıştır.
  •  Dönemin en önemli çalgısı klavsendir.
  •  Telli çalgılar grubuna keman katılmıştır.
  •  Roma, Venedik ve Napoli Okulları kurulmuştur.

 

Barok Dönemin başlıca müzik biçimleri şunlardır:

  • Opera
  • Oratoryo
  • Sonat
  • Konçerto
  • Süit
  • Füg
  • Prelüde
  • Passion
  • Kantat

 

BAROK DÖNEM BESTECİLERİ

  • Vivaldi
  • Bach
  • Haendel
  • Corelli
  • Monteverdi
  • Lully
  • Couperin
  • Rameau
  • Scarlatti
  • Teleman

 

*KLASİK DÖNEM

(1750-1830)

1700’lerin ortaları ile 1800’ler arası klasik müzik için çok önemli bir çağdır ve ‘Aydınlanma Çağı’ olarak anılır.

Klasik Dönem, müzik tarihine, teknik karmaşayı yenmiş ve doğallığa ulaşmış, yalınlaşmış bir dönem olarak geçmektedir.

 

Klasik Dönem Müziğinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Uzun cümleli, süslü ve gösterişli barok müzik, yerini sade bir müzik anlayışına bırakmıştır.
  • Müzik cümleleri ve temalar kısa ve nettir.
  • Günümüzdeki senfonik orkestra biçimi bu dönemde ortaya çıkmıştır.
  • Orkestranın tını, nüans ve ritmle ilgili bütün sorunları deneysel çalışmalarla çözümlenmiş, yalın ve kesin kurallara bağlanmıştır.
  • Klavsenin yerini piyano almıştır.
  • Senfoni ortaya çıkmıştır.
  • Opera yaygınlaşmış ve 18.yy’da operanın en önemli temsilcisi Mozart olmuştur.
  • Bütün armoni kuralları bu dönemde konmuştur.
  • Müzik saray ve kiliseden çıkmış, halkla bütünleşmeye başlamıştır.

 

Klasik Dönemin sonat, senfoni ve opera gibi belli başlı müzik biçimlerinin ve müzik tekniklerinin geliştirilmesi, üç önemli müzik merkezinde olmuştur. Bunlar;

  • Manheim Okulu
  • Bach’ın Oğulları
  • Viyana Klasikleri ( Mozart, Haydn ve Beethoven, Viyana Klasikleri olarak adlandırılırlar.)

 

KLASİK DÖNEM BESTECİLERİ

  • Haydn
  • Mozart
  • Beethoven
  • Clementi
  • Gluck

 

*ROMANTİK DÖNEM

( 1830-1900)

19. yy ile birlikte besteciler eserlerini yazarken romantik romanlar ve dramalardan etkilenmeye başlamışlardır. Bu, özellikle opera ve senfonik şiirde göze çarpmaktadır.

Ludwig Van Beethoven dünyanın ilk romantiği kabul edilir ve hem klasik hem romantik dönem bestecisidir.

Weber, Brahms, Tchaikovsky, Bruckner, Schubert ve Rossini, ilk katıksız Romantikler Kuşağı olarak bilinir ve Romantik Dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır. Bu bestecilerin 1830’ larda ölmesiyle İkinci Kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.1803-1813 yılları arasında doğan Berlioz, Chopin, Glinka, Liszt, Mendelssohn, Schumann, Verdi ve Wagner gibi besteciler ise İkinci Kuşak Romantiklerdir.

Bu dönemde olağanüstü senfoniler, liedler, koral müzikler, operalar, uvertürler, konçertolaryazılmış ve yorumlanmıştır. Özellikle Verdi’nin operaları bugün bile hayranlıkla dinlenmektedir. Dönemin sonlarına doğru atağa geçen BALE türü ise klasik müziğe dansın eşsiz güzelliğini getirmiştir.

Dönemin en gözde çalgısı piyano olmuştur. Besteciler, çalgılarının olanaklarını çok iyi tanıdıklarından kendi parlak yetenekleriyle çalgının tüm sınırlarını zorlamışlardır. Ancak tarihe adını gerçekten bileğinin hakkıyla yazdıran kemen virtüözü PAGANİNİ’ nin yeteneği öylesine olağanüstüdür ki şeytanla işbirliği yaptığı inancı almış yürümüştür. Çağının çok ilerisinde olan bu keman ustasının yazdığı ve yorumladığı eserleri aynı ustalıkla seslendirebilecek kemancı, bugün bile yok denecek kadar azdır.

Romantik Dönem müziğinde özellikle şu unsurlar dikkat çekmektedir:

  • Uzun ve açıklayıcı melodiler
  • Renkli armoni
  • Çalgıların çeşitliliği
  • Ritmdeki özgürlük ve esneklik

 

ROMANTİK DÖNEM BESTECİLERİ

  • Schubert
  • Chopin
  • Bizet
  • Tchaikovsky
  • Verdi
  • Korsakov
  • Paganini

 

*ÇAĞDAŞ ( MODERN ) DÖNEM

( 1900- …)

20. yy, müzikte her türlü sınırın bilinçli olarak zorlanmadır. Teknikte, ifadede, biçimde, stilde, içerikte, özde tüm geleneksel kurallar eğilip bükülmeye, eriyip çökmeye başlamıştır. Besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine, birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir. Bu dönemdeki müzik, Alman-Avusturya Romantizmine ve onun temsil ettiği her şeye bir başkaldırıyı simgeler.

20. yy, besteci ve yorumcuların birbirlerinden etkilendikleri ve herhangi bir akıma bağlı kaldıkları bir dönem değil, aksine birbirlerinden tamamen bağımsız, gerçekçi ve ait olduğu kültürün köklerine inen sanatçıların çağı olmuştur.

Bu dönemde sadece orkestral müzikte değil, sahne müziklerinde de yenilikler yapılmıştır. I. Dünya Savaşı sonrası bazı bestecilerin eserlerinde caz esintileri görülmektedir. Örneğin; Stravinsky – Ragtime…

Bilimdeki gelişmelere paralel olarak radyo, konser salonlarına gidemeyen milyonları dinleyici haline getirmiştir. Randall Thampson’un Süleyman ve Belkıs Operası, radyo istasyonları tarafından telif ödenerek yayınlanmıştır.

1929’ dan itibaren sesli çekilmeye başlayan sinema filmleri, bestecilere yeni imkanlar yaratmıştır. Fonografın icadı ile dünyanın en izole bölgelerinde bile insanlara müziği istedikleri repertuarla dinleme imkânı yaratılmıştır. Son olarak televizyon, kitle iletişimini en üst düzeye çıkarmıştır.

Bu dönem bestecileri ‘an’ faktörünün ve biraz da şansın devreye girdiği bir tür olan RASTLANTISAL MÜZİK yapmışlardır. Yorumlaması kişiden kişiye değişen bu tür müzikte şans ve tesadüf öğeleri yanında grafik semboller kullanılmıştır.

 

ÇAĞDAŞ DÖNEM BESTECİLERİ

  • Puccini
  • Ravel
  • Rodrigo
  • Strauss
  • Stravinsky
  • Orff
  • Gershwin
  • Shostakovich
  • Bartok
  • Debussy
  • Prokofiev
  • Rachmaninov