BB Davutoğlu’nun İran ziyareti geç olsa da yapılmış olması önemlidir. İran’a yönelik yaptırımların kalkmasıyla birlikte gerek İran’a yapılan (Çin devlet başkanı) gerekse Ruhani’nin Avrupa’ya (İtalya ve Fransa) yaptığı ziyaretlere bakılırsa hem geç kalındığını görüyoruz hem de ekonomik içerik olarak çok somut olmadığını söyleyebiliriz.

Fakat BB Davutoğlu’nun İran’daki basın açıklamalarında söylediği “bölgemizin kaderini bölge dışı aktörlere bırakmamalıyız” ifadesi çok önemliydi. Açıklamaların basına yansımasına bakılırsa evet hemen hemen hepsinin bu cümleyi verdiğini bazılarının da haber başlığı olarak kullandığını görüyoruz. Peki BB Davutoğlu neden bu cümleyi kullandı diye bakıldığında açıklamalarındaki çok önemli bir ifadenin basında göz ardı edildiğini ve BB Davutoğlu’nun önemli bir mesajının atlandığını görüyoruz.

BB Davutoğlu’nun İran – Türkiye İş Forumu sonrasındaki kısa basın toplantısında bir gazetecinin sorusu üzerine BB Davutoğlu “Suriye’de İran’la farklılıklarımız olduğunu biliyoruz. Bunları da ele aldık. Kimin nerede hata yaptığına değil şu anda ne yapmak gerektiğini ele aldık “ dedikten sonra Suriye’de görüş ayrılıklarını en azından tespit etme yönünde beş noktada birliktelik olduğunu anlattı ve şu kritik ifadeleri söyledi : Son dönemde bölge dışı aktörlerin kapalı kapılar ardında bir takım planlamalar içine girdikleri anlaşılıyor…. Biz buna karşı Suriye’ye komşu bütün ülkeler, Suudi Arabistan ve İran’la birlikte, bölge dışı aktörlerin tek başlarına belirleyici olmayacakları şekilde istişare etmelerine önem veriyoruz….. Uluslararası basında Suriye’nin kaç parçaya ayrılacağı spekülasyonları yapılıyor… “ ifadelerini kullandı.

Böylece İran CB Birinci Yardımcısı Cihangiri ile yaptığı basın toplantısında ve İran-Türkiye iş forumunda kullandığı “bölgemizin kaderini böle dışı aktörlere bırakamayız” ifadesinin neden söylendiği de ortaya çıkmış oldu. Aslında BB Davutoğlu bu açıklamasıyla bir itirafda da bulunmuş oldu.  O da; Türkiye’nin de içinde olduğu ve birlikte hareket ettiği ABD liderliğindeki koalisyonun (ABD ve Avrupalı ortakları) bölgeye yönelik gizli planlarının olduğunun anlaşıldığının itiraf edilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu Türkiye’nin IŞİD’le mücadele kapsamında “aldatıldığının” ifadesidir. (Bu aldatılmanın devamının Avrupa’ya yönelik Suriyeli mülteci akışının engellenmesi karşılığında vize olaylığı sağlanması konusunda da yaşanacağının emareleri de maalesef gelmeye başlamıştır.)

BB Davutoğlu bölgenin kaderine bölge ülkeleri karar vermelidir ya da liderlik etmelidir, bölge ülkeleri işbirliği yapmalıdır diyerek aslında bugüne kadar Türkiye’nin Ortadoğu ve özelinde Suriye politikası yanlıştır diyenleri de haklı çıkarmıştır. Bununla birlikte BB Davutoğlu her ne kadar bölge ülkeleri işbirliği yapmalı derken S.Arabistan’ı ismen anarken halen Esad’ı (ya da Şam yönetimi) ya da Bağdat yönetimini muhatap alıp almama ya da işbirliğine katma konusunu dile getirmemiş olması yukarıdaki söyleminin lafta kalacağının bir emaresi gibi gözükmektedir.

Eğer Türkiye BB Davutoğlu’nun söylediği (bölgemizin kaderini böle dışı aktörlere bırakamayız) cümlesinin gereğini yapmak, bölgede söz sahibi olmak ve bölgeyi şekillendirmede etkin olmak istiyorsa S.Arabistan’dan önce Şam ve Bağdat yönetimlerini bu işbirliğine katmalıdır. Çünkü bölgenin yaşadığı istikrarsızlığın göbeğinde Türkiye ve İran’ın yanı sıra bu iki merkezdeki yönetimler de vardır. Onları dışlayarak sonuca ulaşmak, bölge dışı aktörlerin planlarını bozmak mümkün değildir.

BB Davutoğlu’nın bölgemizin kaderini böle dışı aktörlere bırakamayız açıklamasının yapıldığı yeri (Sadabat Sarayı) simgesel olarak da önemli görüyorum. Ve eğer Türkiye özellikle Suriye’de Esad’a yönelik tavrını (ki Türkiye bu konuda artık yapayalnız kalmıştır) değiştirirse, BB Davutoğlu’nun bu açıklamasının bölgesel barışa ve bölgenin dizaynına katkı sağlamada yeni bir Sadabat Paktı ya da Sadabat Paktı benzeri bir oluşumun da başlangıç noktası olabilir.