Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

DÜNYAYI ETKİLEYEN SAVAŞTA İKİ AY GERİDE KALDI

ABD, İSRAİL – İRAN savaşı ikinci ayını geride bıraktı.

Tüm dünyayı etkileyen, bilhassa küresel petrol fiyatlarının ekonomik faturasının ağır olduğu savaşın seyri ve akıbeti hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak, işlerin mütecaviz (saldırgan) tarafın istediği gibi gitmediğini ve plânlanan hedeflere ulaşamadıklarını peşinen söyleyebiliriz.

Bu savaşta başlangıçta yapılan stratejik hataların, sonradan alınacak önlemlerle giderilemediği ve telafi edilemeyeceği gerçeği ortaya çıktı.

Mütecaviz tarafın başlangıçtaki maksat ve niyetinin dışında meydana gelen gelişmeler, özellikle “Hürmüz Boğazı”nda yaşanan olaylar ABD ve küçük ortağını zora soktu. Gelinen noktadaki emareler, savaşın uzaması riskini ortaya çıkardı.

ABD Hürmüz Boğazının harbin “ağırlık merkezi” olduğunun farkına varamadı, önceden hesap edemedi. Kritik arazi konumundaki bu bölge için sonradan “İran Boğazı” tabirini kullanmaya başladı.

Öyleki Hürmüz nedeniyle, başlangıçta ortaya koyduğu siyasi ve askeri hedeflerden sapma yapmak zorunda kaldı. Tüm dikkat ve enerjisi ile Hürmüz’e odaklanmaya başladı.

Savaşın çehresi “Asimetrik Savaşa” dönüştü. İran, Hürmüz coğrafyasının kendisine bahşettiği avantajdan yararlanmasını ve bu avantajı kullanmasını bildi.

Bununla birlikte İran tarafı kendi açısından çok doğru ve yerinde bir iş yaparak, körfez ülkelerini sürekli vurdu ve baskı altında tutarak, asimetrik savaşın olmazsa olmaz koşulu olan “düşmanın hassas taraflarını istismar” etti.

Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman) bize göre ABD’nin yumuşak karnı ve hassas tarafını oluşturmaktadır. Söz konusu ülkelerin bu savaşla birlikte uğradıkları zararın bölgede ve hatta Ortadoğu’da “Antiemperyalist ve Anti-Amerikancı” bir dalganın doğmasına ve hızla yayılmasına neden olabilir. Amerika’nın bu bölgelerde yıllarca sürdürdüğü caydırıcılık sona erebilir.  

ABD’nin başlangıçtaki hedefleri

-İran rejimini değiştirmek,

-Nükleer imkân kabiliyetini ve zenginleştirilmiş uranyum kapasitesini ortadan kaldırmak,

-Balistik füzelerini ve bu konuyla ilgili tehdidi etkisiz hale getirmek.

Şimdi yukardaki hedeflerin yerine, “Hürmüz Boğazının açık tutulması” hedefi ön plâna çıktı. Hürmüz’ün İran tarafından kapatılması ABD’nin plânlarını alt üst etti.

Kara Harekâtı tehdidi bir işe yaramadı. Bu harekât türünün personel zayiatını artıracağı gerekçesiyle ve riskli olması nedeniyle, kara harekâtına karşı çıkan önemli makamlardaki üst düzey generalleri istifa etti. Buna rağmen önümüzdeki dönemde ABD kara harekâtında ısrar ederse hüsrana uğraması kaçınılmaz olur. Tıpkı Afganistan’da uğradıkları akıbete uğrayacakları aşikârdır.

Taraflar arasındaki iki hafta önce alınan ateşkes kararının ardından, savaşta yeni bir döneme girildi. Sözde ateşkes olmasına rağmen İsrail, Lübnan’daki operasyonlarına hiç ara vermedi. Sözde meşru müdafaa hakkı gerekçesi ile saldırılarına halen devam ediyor.

Bu satırların yazıldığı sırada ABD Başkanı Trump’ın ateşkesi süresiz uzattığı haberi geldi. İran’a uygulanan deniz ablukasının ise devam edeceğini duyurdu.

Yapılan hatalar

ABD’nin, savaşın başlangıcında tespit ettiği hedeflerin eksik olduğu, ilerleyen günlerde “Hürmüz Boğazı” faktörünün ön plâna çıktığı, savaşın asıl siyasi hedefinin Hürmüz Boğazının açık tutulması olduğu, dolayısıyla stratejik hesap hatası yaptığı ortaya çıkmıştır.

Bu durumla bağlantılı olarak harekâtın plânlanan süresinin, harbin siyasi ve askeri hedeflerinin ele geçirilmesi ile (vazifenin başarılması ile) orantılı olmadığı görülmüştür.

Bu gelişmeler, ABD’yi Hürmüz faktörü nedeniyle geri adım atmak zorunda bırakmıştır.

ABD Hürmüz Boğazının önemini idrak edememiştir. Buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın açılması karşılığında ateşkes isteyen taraf olma durumunda kalmıştır.

İran’ın iç cephesinin sağlamlığı konusunda yanılgıya düşülmüştür. Bu durum, ABD’nin küresel hakimiyetini sorgulanır hale getirmiştir.

Müzmin rejim muhalifleri bile kenetlenerek tüm dünyaya İran’ın güçlü bir iç cepheye sahip olduğu görüntüsü verilmiştir. İran’ın savaşma azim ve iradesi kırılamadığı için, rejim değişikliği hedefine de ulaşılamamıştır.

Trump’ın kara harekâtında ısrarı, orduda hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Bazı üst düzey komuta kademesinin istifası, akabinde kendi atadığı komutanları göreve getirmesi, savaşın seyrini olumsuz etkilen bir diğer faktör olmuştur, ordu içinde sıkıntı yaratmıştır.

Başkan Trump’ın sık sık karar değiştirmesi, zenginleştirilmiş uranyumun ABD’ye teslim edileceği gibi gerçek dışı yalan beyanları, çelişkili ve tutarsız açıklamaları ve zikzakları kamuoyunda güvensizlik yaratmış ve Amerikan kamuoyu desteğini önemli ölçüde kaybetmiştir.

Savaşın maliyeti her geçen gün artmaktadır. Bu durum ABD yönetimini düşündüren diğer bir husustur. Uzmanlar Afganistan ve Irak’ta yaklaşık beş trilyon dolar harcandığını, benzer harcamanın İran için yapılmasına Amerikan ekonomisinin tahammül gösteremeyeceği görüşündedir. Kamuoyunda atılan taşın, ürkütülen kurbağaya değip değmeyeceği, diğer bir ifade ile harcanan çabanın, yol açtığı zarara değip değmediği tartışılmaktadır.

Savaş nedeniyle artan mal ve hizmet maliyetlerinin ve buna bağlı fiyat artışlarının Amerikan halkını bezdirdiği ve savaş karşıtlarının her geçen gün arttığı gözlemlenmektedir.

Alınması gereken dersler

-Savaşın başladığı Şubat sonundan itibaren, ateşkesin ilan edildiği 40 günlük döneme kadar geçen sürede, asimetrik savaşın bundan sonra da giderek önem kazanacağını,

-Bölgesel çatışma risklerinin ön plâna çıkacağını,

-Hedef seçiminin, stratejinin çok önemli anahtarı olduğu gerçeğinin bir kez daha gün yüzüne çıktığını,

-Harbin başlangıcında yapılan stratejik hataların, sonradan alınan taktik önlemlerle giderilemediği prensibine bir kez daha tanıklık edildiğini,

-Ülkelerin iç cephelerinin öneminin anlaşıldığını,

-Plânlanan harekât süresinin, harbin “hedef prensibi” ile mütenasip olmasının göz ardı edilmemesi gerektiğini,

-Teknolojik gelişmeler ne kadar ileri düzeyde ve üstün olursa olsun, en tehlikeli silahın bizzat insan faktörü olduğu gerçeği ile yüzleşildiğini,

-Etnik ve mezhepsel çatışmaların (terörün) tüm dünyayı tehdit etmeye devam edeceğini,

-Kitle imha silahların yaygınlaşmasının ve füze tehdidinin daha da artacağını,

-Bu kapsamda, uzun menzilli hava savunma silah sistemlerinin bir ülke için, özellikle Türkiye için temin ve tedarikinin öne çıktığını değerlendirmek mümkündür.

Türkiye’nin savunma sanayi faaliyetleri yeniden değerlendirilmelidir

Türkiye savunma sanayinde son yıllarda çok ciddi gelişmeler kaydetmiştir. Ne var ki, günümüz savaş koşullarında yetersiz kalmaktadır. Bu savaşla birlikte alınan dersler kapsamında savunma sanayimiz yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır.

Türkiye, savunma ihtiyaçlarının plânlanmasında belirleyici unsur olarak, halen devam eden akıbeti meçhul ABD-İran savaşından ders çıkarmalıdır. 

Ülkemizin içinde bulunduğu bölgede ve hemen yanı başında cereyan eden savaştaki gelişmeler ve gelecekte olması muhtemel değişimler göz önüne alınarak, harp araç ve silahlarının sorgulanması zorunlu bir ihtiyaçtır.

Dünya üzerinde sıcak çatışmaların yaşandığı yerler yakın çevremizdedir. Türkiye’nin bu gelişmeleri gözlemleyerek kendi savunma konseptini yeniden değerlendirmesi, güncellemesi ve hazırlıklarını buna göre yapması elzemdir.

Bu kapsamda, çatışmaların havada yaşandığı, hava hava-hava füze (AAM) saldırıları ve siber savaş tehdidi için yeni hava silahlarına ihtiyaç ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin daha güçlü, uzun menzilli hava savunma roket ve füze sistemlerine ihtiyacı vardır.

Alçaktan uçan İHA, SİHA ve seyir füzelerine karşı hava savunma kabiliyetimiz arttırılmalıdır.

Hava platformlarının modernizasyonu ve envantere yeni nesil uçakların dahil edilmesi hayati bir husustur.

Konvansiyonel savaşın gerektirdiği hava nakil araçlarındaki çeviklik manevra sürat ve taşıma kapasitelerinin artırılması zaruri bir ihtiyaçtır. Bununla birlikte envanterdeki taarruz helikopteri nicelik ve niteliği artırılmalıdır.

Düşmanın komuta kontrol sistemlerini çökertecek elektronik ve siber savaş kabiliyetinin arttırılması gereklidir.

Özel harekât ve operasyon icra eden birliklerinin sayı, teçhizat ve eğitimlerinin güçlendirilmesi önemlidir.

Manevra kabiliyeti ve ateş gücü yüksek hafif zırhlı araçlara ihtiyaç devam etmektedir. Bu kapsamda tasarlanan Altay ana muharebe tankı projesinde seri üretim süreci ve faaliyetine hız verilmelidir. 

Değerlendirme ve sonuç

İran, ABD’yi bulunduğu konumda ve yerde değil, kendi istediği yerde (Hürmüz’de) mağlup etmesini bilmiştir.

ABD’nin Hürmüz Boğazında yaşadığı kriz ve savaş nedeniyle bölge ülkelerinin maruz kaldığı zarar hem körfez ülkelerinde hem de Ortadoğu’da itibarını ve güvenirliliğini sorgulanır hale getirmiştir.

Bu bölgede vaki olabilecek Amerikan karşıtlığı “Anti-Amerikanizm” duygular ve politikalar, ABD’nin geleneksel uluslararası politikalarını, dolayısıyla çıkarlarını tartışmalı hale getirebileceği, kendiliğinden oluşabilecek muhalefet ile birlikte ABD ve İsrail’e karşı kin, nefret ve husumete dönüşebileceği, ABD gibi dünyanın en güçlü ordusunda önemli makamlardaki kişileri  savaş devam ederken görevden almanın, İran’a verdiği hasar, zayiat ve kayıplardan daha vahim sonuçlar doğurabileceği, icra edeceği muhtemel kara harekâtı neticesinde, Afganistan benzeri bir akıbetle karşı karşıya kalabileceği değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan, dünya petrol fiyatlarının ekonomik göstergelere olumsuz yansıması sonucunda inisiyatif İran tarafına geçmiştir. Bununla birlikte İran misilleme kapasitesini hâlâ sürdürmektedir.

İran’ın kendi halkına hesap verme gibi bir derdi yoktur. Oysa Amerikan halkı Trump’ı ciddi şekilde sorgulamaktadır. Pentagon’daki muhalefetin ve savaş karşıtlarının sayısının her geçen gün artmakta olduğu ve ABD kamuoyunda her 10 kişiden 7’sinin savaşa karşı olduğu aşikârdır.

En büyük kaybeden ise dünyada soykırım damgası yiyen İsrail’dir.

Bir tarafta “Son İran’lı ölene kadar savaşırız, savaşacağız!” diyen ve halkına hesap verme gibi bir derdi olmayan İran ve ona inanmış bir kitle, diğer tarafta ise kamuoyu desteğini yitirmiş, her 10 kişiden 7’sinin karşı çıktığı bir savaş süreci, halkına hesap verme zorunda kalan ve halkının güvenini kaybetmiş, prestiji ve itibarı sarsılmış bir ABD yönetimi ve onun Başkanı. Ayrıca tüm dünya nezdinde katil ve soykırımcı damgası yiyen İsrail ve Netenyahu.

Bu savaştan sizce hangi taraf daha kazançlı çıkar?