…
ORTADOĞU’DA VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER
ABD-İran savaşı hakkında kısa bir değerlendirme
Savaş üzerinden bir hafta geçti.
Bu süre savaşın akıbeti hakkında kısa bir değerlendirme yapılabilmesi için yeterli.
İlk olarak öncelikle mütecaviz (saldırgan) tarafın, ‘’Vazifesi’’ ne? ‘’Maksat’’ ve ‘’Niyeti’’ ne? Ona bakalım.
Maksat: ABD ve İsrail (Us’rail), taktik ve operatif seviyede, İran’da halihazırdaki yönetim modelini değiştirerek, diğer bir ifadeyle ulus-devlet yapısını bozarak, yerine Irak ve Suriye’de yaptığı gibi çok uluslu gruplardan oluşan, kendisine müzahir özerk yapılar tesis etmek, kukla yapılar oluşturmak. (Bu aynı zamanda BOP’un vazifesi) Stratejik seviyede, Çin’in yükselen gücüne karşı koymak, Asya-Pasifiği kontrol etmek, Rusya’ya göz dağı vermek. Yani dünya üzerinde, beş bin yıllık savaş tarihinin vazgeçilmezi olan “güç” olgusunu elde bulundurmak, başkalarına bırakmamak.
Niyet: İran’da arzu edilen sistem, tipik Osmanlı devlet sistemine benzer bir yapı oluşturmak.
T.C. Devleti’ne “meşruiyetinizi biz veriyoruz” diyen Tom BARRACK isimli Amerikalı diplomat, Osmanlı devlet sistemine dönmemiz gerektiğini bize de tavsiye etmişti.
Osmanlıda çok uluslu bir devlet modeli vardı. Devleti oluşturan unsurlar, kendi içinde özerkti.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Ortadoğu’da bölünmedik devlet bırakmadı. Şimdi İran’ı da bölmeye çalışıyorlar.
İkinci olarak, Türkiye’nin yaklaşık iki kat toprak büyüklüğüne sahip İran haritasına bakarak değerlendirme yapmak lazım.
İran coğrafyası çok dağlık ve engebeli bir karaktere sahiptir. Afganistan arazisine benzer coğrafi özellikler taşır. Irak ve Suriye gibi kolaylıkla işgal edilebilecek araziye sahip değildir. Bu nedenle, mütecavizin muhtemel bir düzenli kara harekâtına engel teşkil eder. Halihazırda İran’a düzenlenen balistik füze ve hava harekâtı ile büyük hasar verilebilir, ancak II. Körfez Savaşında olduğu gibi fiilen işgal edilemez.
Her ne kadar mevcut muharebe gücü bakımından mütecaviz taraf (Us’rail) bariz üstünlüğe sahip ise de İran gibi köklü tarih ve millete sahip bir ülkeye sadece uzun menzilli füze veya hava harekâtı icra ederek bu savaşı kazanmasının mümkün olamayacağı muhakkaktır.
O takdirde yukarda belirtilen vazifeyi başarmak için geriye iki hareket tarzı kalır.
Birincisi, İran’ın iç cephesini çökertmek suretiyle başarıya ulaşmak.
İkincisi, Bölgedeki etnik unsurlar (PJAK+PKK+PÇDK+YPG gibi Kürt terörist gruplar) ile radikal İslamcı terör örgütlerini (IŞİD) kullanarak Gayri Nizami Harp (GNH) usul ve yöntemleri uygulamak. Bu riskli bir hareket tarzıdır. Nitelik ve nicelik bakımından yeterli olmaz. Maksadın tahakkukunu sağlamaz. Karakteri icabı GNH uzun süreceği için mütecaviz tarafından tercih edilmeyeceğini değerlendirmek mümkün.
Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir.’’ der.
İran’ın iç cephesi günümüzde sorunludur. Mütecanis (homojen) yapı göstermez. Bu durum ülke içinde kutuplaşmaya neden olmuştur. Molla rejim karşıtları ile mevcut rejim savunucuları yıllardır karşı karşıyadır, sürekli çatışırlar. Etnik ve siyasal ayrışma, İran iç cephesinin zaaf içinde olduğuna delalet eder. Mevcut ordusu çift başlıdır. Molla rejimi tarafından kendilerine özgü teşkil edilen devrim muhafızları başlı başına güvenlik sorunudur. Çok ciddi istihbarat zafiyeti içindedir. Savaşın daha ilk gününde dini lideri ile birlikte üst düzey güvenlikten sorumlu kadrolarının yok edilmesi savaşın gidişatında etkili olmuştur. Ayrıca ekonomik olarak ülkenin içinde bulunduğu koşullar, bu savaşı uzun sürdürecek imkân ve kabiliyette değildir.
Bu görüşler ışığında, savaşın bitmesini İran iç cephesinin göstereceği tutumun belirleyeceği, mütecavizin uzun menzilli füze atmakla bu savaşta başarı kazanmasının mümkün görülmediği, ancak iç cephesinin çökertildiği, ülkede vaki olabilecek iç çatışma ve karışıklık neticesinde ve buna paralel olarak mevcut rejimin yıkılması durumunda maksadın tahakkuk edebileceği değerlendirilmektedir.
Emperyalizmin bölgeye dört koldan saldırısı
Türkiye tarafına gelecek olursak, Irak bölündü, Suriye parçalanıyor, derken beklenen İran saldırısı da başladı ve devam ediyor.
Emperyalist çete Irak, Suriye ve İran’a karşı icra ettiği fiziki saldırıyı, Türkiye’ye tek bir kurşun sıkmadan yapmak istiyor. Bunun için Türkiye’deki müzminleşmiş siyasal Kürt etnik sorununu, “Barış, demokrasi ve kardeşlik projesi” adı altında gerçekleştirmek niyetinde.
İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini iddia edenler, aslında Türkiye’ye sıranın silahla değil, dayatılan çözüm süreci kapsamında “yeni Anayasa” ile getirilmek istendiğinin farkında değil.
Kırk yıldır yapamadıklarını siyaseten yapmak istiyorlar
Emperyalist çetenin amacı bellidir. Irak, Suriye ve İran’dan sonra Türkiye’yi özerk bölgelere ayırarak üniter yapısını bozmaktır.
ABD Ankara Büyükelçisi Barrack: “Ulus devleti ve Atatürk’ü unutun, Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir.” diyor. Terörist başı da aynı şeyi söylüyor. Terminoloji birliği dikkat çekici.
Lâfı dolandırmadan, eğip bükmeden meselenin esasını ve özünü söyleyelim:
Türkiye’deki bölücü ve yıkıcı güruh diyor ki,
“Biz, emperyalizmin maşası olarak ülkeyi bölmek ve parçalamak, Türkiye’nin ulus devlet yapısını yıkmak ve ilerde kurulacak dört parçalı Kürdistan’a ilhak ederek özerklik elde etmek için asker, polis, güvenlik korucusu, bebek, öğretmen, hasta ve yaşlı demeden 15 bin insanı katlettik, 20 binden fazla insanı sakat bıraktık, yaklaşık 2 trilyon dolarınızı heba ettik. Ama olmadı başaramadık. Hadi şimdi gelin barışalım.
Bakın silahlarımızı bıraktık, örgütü de tasfiye ettik, hadi sizde sürecin en başında beri istek ve taleplerimizi yeni bir Anayasa yaparak kabul edin, Sayın Öcalan’a özgürlük verin.”
Yukardaki metaforik ifade, üniter devletin yok edilmesi esasına dayanır.
Etnik bölücüler açıkça, bu ihanet sürecinin sonunda, çözüm olarak Türkiye’nin etnik ve mezhepsel temelde parça parça bölünüp Lübnanlaştırılmasını öneriyor.
TBMM “Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi” komisyonunun ortak raporunda geçen ifadeler ise, bunun anayasal zeminini oluşturmak için yeni Anayasa yapma zorunluluğunu vurguluyor.
Özetle, aslında yapılmak istenen şey, etnik bölücülere ve elebaşısına, 40 yıldır devam eden şiddete, teröre ve hain bir katile siyasi kimlik ve meşruiyet kazandırma çabasından başka bir şey değildir.
Türkiye büyük bir beka sorunuyla karşı karşıyadır
Batının taşeronu ve azılı katili terörist başının 27 Şubat 2026’da İmralı’dan gönderdiği mesajında göz ardı edilmemesi gereken, bir cümle var. “Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil, devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır.” diyor.
Bu söylem, açıkça Osmanlı devlet sistemine geri dönülmesi talebidir. BOP’un istediği de zaten budur. Derhal reddedilmesi gerekir.
Osmanlı bir millet değildi. Çeşitli milletlerden teşkil edilmiş bir devletler topluluğu idi. Tıpkı eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) gibi çok kolay çözüldü.
Sonuç
Bir olayı plânlayan veya kurgulayanlar, muhakkak müteakip olayları veya olacakları da plânlamış ve kurgulamışlardır.
Bu plân ve kurguların hiçbiri T.C. Devletinin millî, üniter ve lâik yapısını kapsamaz, kapsayamaz.
Türkiye’de ki etnik bölücülerin bugünkü talep ve istekleri, dilek ve temennileri, tepeden tırnağa yeniden Anayasa yapmayı zorunlu kılar.
T.C. Devletinin bölünmesini plânlayan ve kurgulayanlar Türk Milletini henüz tanımayanlardır.
Gerek terörist başının gerekse onun siyasi uzantısı güruhun bölücü ve ayrıştırıcı istek ve taleplerinin hiçbirinin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir.
- ORTADOĞU’DA VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER - 6 Mart 2026
- “TÜRKLÜK” BİR ÇATI KAVRAMDIR - 26 Şubat 2026
- ORTAK RAPOR AÇIKLANDI - 19 Şubat 2026
- YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ TAMAM MI DEVAM MI? - 6 Ocak 2026
- 4 OCAK DİYARBAKIR MİTİNGİ - 31 Aralık 2025
- TERÖRSÜZ TÜRKİYE NASIL OLUR? - 15 Aralık 2025
- TARİH- HUKUK İLİŞKİSİ - 11 Aralık 2025
- BÖLÜCÜ ÖRGÜT ATEŞLE OYNAMAYA BAŞLADI - 4 Aralık 2025
- CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİNDEN VAZGEÇMEK - 20 Kasım 2025
- 10 KASIM 1938’DEN BUGÜNE - 9 Kasım 2025