12 Mayıs Hemşireler Gününün bu tarihte anılmasının sebebi kurucu Florence Nightingale’in (1820-1910) doğduğu günün 12 Mayıs olmasıdır.

Türkiye’de ise 1911 yılında ilk hemşirelik kursları Kızılay (Hilal-i Ahmer Cemiyeti) tarafından başlatılmıştır. Bu kursların ardından eğitimini tamamlayan hemşireler, 1912 – 1914 Balkan Savaşları ve 1914 – 1918 Birinci Dünya Savaşında hasta, yaralı asker ve vatandaşlara hizmet etmiştir.

Cumhuriyet sonrası ilk hemşirelik okulu İstanbul’da ve ardından 1939’da Ankara’da, Askeri Hemşirelik Okulu olarak açılmıştır.

Verem Savaş Derneğinin 1943 yılında kurulmasının ardından Sağlık Bakanlığı 1946’dan itibaren pek çok ilde hemşirelik okulları açmaya başlamıştır. Günümüzde bu okullar 4 yıllık kolejlere dönüştürülmüştür. Kolej ve lise mezunlarına 4 yıllık eğitim veren okullar da hala faaliyettedir.

 

İLK TÜRK HEMŞİRESİ SAFİYE HÜSEYİN
1912 yılında açılan hemşirelik kursundan ilk mezun olan hemşireler içinde yer alan Safiye Hüseyin, yaptığı hizmetler ve gösterdiği üstün çabası ile Türkiye’nin ilk hemşiresi olarak anılıyor. İngiltere’de deniz ataşeliği görevinde bulunan Ahmet Paşa’nın kızı olan ve Avrupa’da eğitim görmüş Safiye Hüseyin, uluslararası alanda katılığı kongre ve toplantılarda Osmanlı Devleti’ni en iyi şekilde temsil etmiş, yabancı ülkelerde sayısız konferans vermiş ve birçok devlet tarafından onur nişanı ile ödüllendirilmişti.

1912’li yıllarda Kızılay’ın açtığı kursu bitiren ve Çanakkale Savaşları’na gönüllü hemşire olarak giden Safiye Hüseyin, Balkan Savaşları’nda hemşirelik yaptığı için Çanakkale’de yaralanan askerlerin tedavisi için hazırlanan Reşit Paşa Vapuru’nda baş hemşire olarak görevlendirildi. Vapur, yaralılara ilk müdahaleyi yaptıktan sonra İstanbul’a gidiyor ve yaralıları hastanelere aktarıp, mühimmat ve erzak ile tekrar cepheye dönüyordu. Görevi sırasında Türk askerleri kadar yaralanan yabancı askerlerin de tedavisini yapan Safiye Hüseyin bir anısında, “Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti. Gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları en tesirli kelimelerden biri de budur: ‘Su’. Hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derce dikkat ederdik. Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen ‘öleceğim’ diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu. Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm. Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim. Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın. Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın. Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki, bir müddet sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü” diyordu.

Safiye Hüseyin, Kurtuluş Savaşı’nın ardından hayatını hemşireliğe adamış, ömrünün geri kalanını hemşirelikle ilgili yazılar ve konferanslar vererek geçirmişti. Safiye Hüseyin, 1964 yılında 83 yaşında gözlerini yine hemşirelerin kucağında kapadı.

Hemşirelik sevgi, saygı, bilgi, beceri, özveri ve onur gerektiren kutsal bir meslektir. Dünyadaki her toplumun bu mesleğin önemine saygı duyması ve farkında olması gerekmektedir.