Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

TÜRKİYE’NİN SU RİSKİ, SU YÖNETİMİ VE ORTADOĞU’DA SU GÜVENLİĞİ

Bir ülkenin su stresi yaşayıp yaşamadığı, uluslararası kabul gören tanımlanmış göstergelere göre belirlenir. Bu göstergeler; kişi başına düşen yıllık su miktarının 1000 – 1700 m³ arasında olması, toplam yenilenebilir su kullanımının oranının %50 – 75 (yüksek stres) arasında olması ve ekolojik ihtiyaçlar üzerinden bakılarak su çekiminin %40’ın üzerinde olması olarak alınmaktadır.

Birinci kritere göre Türkiye yaklaşık ~1300 m³/kişi/yıl ile su stresi yaşayan ülkeler arasında sayılmaktadır. Ayrıca yenilenebilir su kullanım oranı bazı havzalarda %70–80’e çıkmakta, bu da yerel düzeyde “çok yüksek stres” anlamına gelmektedir. Ekolojik ihtiyaçları esas alarak belirlenen kritere göre de birçok havzamızda su çekimi %40’ın üzerindedir.

Bu kriterlere göre Türkiye genel olarak kişi başına yıllık su miktarı 1300 m3/kişi-yıl olan, toplam su kullanımı yaklaşık %40–50 seviyesinde bulunan ve ekolojik akışlar dikkate alındığında birçok havzada %40 üzerinde kullanıma sahip bir ülkedir. Bu da Türkiye’yi genel olarak su stresi yaşayan bir ülke kategorisine sokmaktadır. Konu nehir havzası ölçeğinde ele alındığında, bazı nehir havzalarımız çok yüksek su stresi yaşayan bölgeler kategorisine girmektedir. Sonuç olarak Türkiye miktar, kullanım baskısı ve mekânsal dengesizlik açılarından Su Stresi yaşayan bir ülke kategorisindedir. Ancak Konya Kapalı Havzası, Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes havzası, Marmara Havzası, Fırat-Dicle’nin güney kesimleri ve Seyhan-Ceyhan havzaları su kıtlığı (water scarcity) eşiğine doğru yaklaşmaktadır.

Orta vadede Türkiye’nin su rezervleri

İklim değişikliği projeksiyonlarına göre 20-50 yılda ülkemizde toplam yağışta özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege’de %10–30 arasında azalma olacağı öngörülüyor. Bu da akışlarda %20 %40 oranında azalması anlamına geliyor. Yağış rejiminde ise mevsimsel kaymalar ile ani ve şiddetli kısa süreli yağışlarda artış şeklinde değişmeler olacağı tahmin edilmektedir.

 Yeraltı sularının durumu

Yeraltı sularımızın yaklaşık %90’ı tahsis edilmiş durumda. Bunun yanı sıra izinsiz -ruhsatsız olarak açılan kuyulardan da aşırı çekimler yapılıyor. Bazı havzalarımızda tahsis miktarları emniyetli çekim rezervlerini aşıyor. Yeraltı sularımızda birçok havzada beslenim-çekim dengesi bozulmuş durumda. Bu da yeraltı su seviyelerinin hızla düşmesine neden oluyor. Bu düşüş özellikle Orta Anadolu’da, Konya’da bazı yörelerde 200 m’ye kadar ulaşmış durumda. Yapılan araştırmalar Yeraltı suyu seviyelerinin yaklaşık 70-100 m düşmesi durumunda yüzey suları ile besleniminin kesilebileceğini ortaya koyuyor. Bu durum ülkemizde yeraltı suyu seviyelerindeki düşüşün bazı bölgelerde kaynağın beslenme ve yenilenebilme özelliğini ortadan kaldıracak kadar kritik bir noktada olduğunu gösteriyor.

Mevcut su yönetimi modeli

Türkiye’de mevcut su yönetimi modelinin radikal bir düzenlemeye ihtiyacı bulunuyor. Bu kapsamda yenilikçi bir bakış açısı ile kurumsal, yasal ve yönetsel düzenlemelerin yapılması gerekli. Nüfus artışı, kirlilik ve iklim değişikliği su kaynaklarımızı baskılıyor. Geçen yıl birçok ilimizde su kesintileri yapılmak zorunda kalındı. Mevcut su kullanım alışkanlıklarımız ve yönetim anlayışımız ile su kaynaklarımızın sürdürülebilir olarak yönetilmesi zorlaştı. Bu nedenle suda arz ve talebi birlikte yönetme anlayışına geçmeliyiz. Nehir havzası ölçeğinde katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için kurumsal kapasitemizi geliştirmeliyiz. Teknolojik gelişmeleri kullanarak su yönetiminde dijital dönüşümü gerçekleştirmeliyiz.

 Fırat–Dicle havzasının güvenliği

Fırat Dicle nehirlerinin yukarı havzasında Türkiye, aşağı havzasında ise Suriye, Irak ve kısmen de İran’ın yer aldığını görüyoruz. Fırat Dicle havzasında gelecekte barış ve istikrarın mı yoksa savaş ve çatışmanın mı etkili olacağı hususu birçok siyasi, jeopolitik ve hidropolitik gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Ancak konuyu Fırat Dicle havzası olarak ele aldığımızda Fırat Dicle havzasının kaos içinde istikrarla tanımlanan Orta Doğu bölgesinde yer aldığı unutulmamalıdır. Konu Fırat Dicle Havzasının hidropolitik geleceği olarak ele alındığında havzada iklim değişikliğinin etkisi belirleyici faktörlerin en önemlisi olacaktır. Yapılan projeksiyonlar 2040 yılından sonra iklim değişikliği etkisinin Fırat Dicle havzasında sınıraşan su yönetimini daha zor duruma sokacağı ortaya koymaktadır. Bu faktör bölgenin siyasi kırılganlığı ve çatışma yoğun özelliği dikkate alındığında gerilimi tetikleyici bir etki yapacaktır. Bu gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği doğrudan suyun paylaşımı nedeniyle olmayacaktır. Havzada gelecekte gerilimin çatışmaya dönme olasılığı çok yüksektir. Ancak bu çatışmanın temel nedeni su olmayacak; su paylaşımında ise bölgenin artan jeopolitik önemi etkili olacaktır.

 Havzada Su Paylaşımı ve Irak ile Su Çerçeve Anlaşması

Türkiye ile aşağı havzadaki Suriye ve Irak’ın su paylaşımı konusunun nereye evrilebileceği hususunda iklim değişikliği etkisi kadar bu ülkelerdeki siyasi gelişmeler de etkili olacaktır. Ancak bölgede su iş birliğini olumlu yönde etkileyen gelişmeler de mevcuttur. Türkiye son iki yıl içinde Irak ile imzaladığı Su-Enerji iş birliği çerçeve anlaşması ile suyun ülkeler arasında miktar olarak paylaşımını daha farklı bir anlayışa taşımıştır. Türkiye–Irak su–enerji iş birliği yaklaşımı, klasik “su paylaşımı” modelinden farklı olarak entegre bir kalkınma ve hidropolitik iş birliği modelidir. Özellikle 22 Nisan 2024 tarihli anlaşma ve 2025’te kurulan finans mekanizması bu yaklaşımı somut hale getirmiştir. Bu anlamda su, sıfır toplamlı bir anlaşmazlık konusu olmaktan çıkmakta ve kazan kazan anlayışı ile ele alınan bir iş birliği aracına dönüşmektedir.

 Bu anlayışın sürmesi, ülkeler arasında diğer alanlarda da iş birliğinin gelişmesine bağlı olacaktır. Böylece bölgede su, tahsis veya paylaşımdan daha çok enerji-su iş birliği modeli içinde ele alınacak bir kaynak olabilir. Bu modelin etkisi sadece iki ülke ile sınırlı olmayıp Suriye için de potansiyel model oluşturarak üçlü iş birliği zemini yaratabilir

Ortadoğu’da GAP’ın ve Suyun artan stratejik önemi

GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) sadece bir su ve enerji projesi değil; aynı zamanda çok boyutlu bir bölgesel dönüşüm aracıdır. Bu yüzden etkilerini anlamak için GAP’ı “tek başına sulama veya elektrik üretimi” olarak değil, bir bölgesel denge mekanizması olarak da görmek gerekir. GAP, ayrıca sınırlarımızın dışında da etki alanı olacak olan bir projedir. Proje aynı zamanda tüm bölgenin gıda güvencesinin sigortası ve bölgesel iş birliğinin anahtarıdır. GAP sadece ülkemizde bölgesel eşitsizliği azaltmayacak, aynı zamanda sınırlarımızın dışında yeni ekonomik, sosyal ve hidropolitik dengeler oluşturabilecek bir proje özelliğindedir.

Bu kapsamda GAP sadece Türkiye’nin değil, komşu bölge ülkelerinin gıda güvencesi açısından da stratejik bir kaldıraçtır. GAP bölgede “su, tarımsal üretim, ticaret ve istikrar zinciri içinde önemli rol oynayabilir. GAP Fırat-Dicle havzasında iklim değişikliğinin su ve gıda güvencesi üzerindeki etkilerini azaltacaktır. Bölgede gıda güvencesinin sağlanması üzerinden bölgesel iş birliğine büyük katkıda bulunabilir.

Su Ortadoğu’da tam olarak petrolün yerini almayacak, ancak petrole yakın düzeyde stratejik bir güç unsuruna dönüşecektir. Hatta bazı açılardan daha kritik hale gelebilir.

Bir kaynağın güç unsuru olabilmesi için kontrol edilebilir olması, bağımlılık yaratması ve alternatifsiz olması gerekir. Su kaynağı bu üç özelliği de petrolden daha fazla taşımaktadır. Ancak petrol küresel ölçekte gelir getiren jeoekonomik güç sağlarken su bölgesel etkisi olan jeopolitik ve güvenlik gücü üretir. Su güvenliği su sorunu yaşanan bölgelerde istikrarın temel unsuru olur.

Son dönemde Suriye ve Irak’ta yaşanan karışıklıklar sonrasında istikrar sağlanmaya çalışılırken, suyun en az petrol kadar dikkate alınan bir doğal kaynak olduğu görülmüştür. Bu anlamda su, Ortadoğu’da stratejik doğal kaynak olarak petrolün yerini tam olarak almayacak ama bölgenin istikrar ve güvenlik denkleminde petrolden daha önemli bir rol oynayacaktır. Su kaynakları önümüzdeki dönemde Ortadoğu’da geçmişten daha kritik bir güvenlik ve istikrar unsuru olacaktır.

İnş. Müh. Dursun YILDIZ

Su Politikaları Uzmanı

Su Politikaları Derneği Başkanı