Tarih 18 Mart 1985..

İran-Irak Savaşı devam etmektedir. ABD’nin desteğini arkasına alan Saddam, pilot ve yedek parça yokluğundan havalanamayan İran Hava Kuvvetleri’nin zafiyetinden istifade etmek için hava saldırılarına başlayacağını ve İran üzerinde uçan sivil uçakları da vuracağını açıklamıştır.

Saddam, 48 saat süre verir ve İran’da yaşayan tüm yabancıların ülkeyi terk etmesi çağrısında bulunur. İran’daki misafir ülke vatandaşları can havli ile kendi ülkelerinden gelen uçaklarla ülkeyi terk eder. Ama Japonya uçak gönderemez ve uçaklarda yer bulamayan 215 Japon Tahran’da mahsur kalır.

Durum Japonlar için son derece umutsuz bir halde iken; Ankara, Türkler ve Japonlar için ayrı ayrı olmak üzere iki uçak gönderir. Ancak, Japonlar tek uçağa sığmayınca, Türk yolcular önceliği verir ve iki uçak ta Japonları Ankara’ya taşır. Tabii, arkasından Tahran’daki Türkler de tahliye edilir.

Buraya kadar durumu izleyen Japon Hükümeti ve halkı, Türkiye’nin bu ani yardımına bir anlam veremez ve Ankara’ya teşekkür ettikten sonra bu jestin nedenini sorar.

Çok ilginç bir cevap alır; Türkiye, 1890’da Oshima Adası açıklarında batan Ertuğrul Fırkateyni’ne Japon hükümeti ve halkının yardımını unutmamıştır. Bu durum, Japon halkını çok etkiler. Bu noktadan sonra iki ülkenin trajik-romantik dostluğu daha da artacaktır.

Ertuğrul Fırkateyni’nin gönderiliş amacı Osmanlı Devleti ile Japonya arasındaki ilişkileri daha da kuvvetlendirmek ve Japon İmparatoru’nun yeğeni Prens Komatsu’nıun 1887 yılında İstanbul’a yaptığı ziyareti iadeydi.

Dönüş yolunda fırtınaya yakalanarak Pasifik Okyanusu’na gömülen gemide, firkateyn komutanı Tuğamiral Osman Paşa da dâhil olmak üzere 527 (609 kişiden 13’ü kazadan önce koleradan vefat etmişti) denizcimiz şehit olmuş, sadece 69 kişi sağ kurtulabilmişti.

Japon makamları ve yakın adadaki köylüler, faciadan sonra kurtulanların sağlıklarına kavuşmaları ve en iyi şekilde barınmaları için olağanüstü bir ilgi göstermişti. Japon Hükümeti, kazazede personelimizi ve şehitlerin olay yerinden toplanabilen eşyalarını iki gemi ile İstanbul’a gönderir.

Türk Japon ilişkilerinde dostluğu perçinleyen üçüncü trajik olay, 17 Ağustos 1999’daki Marmara depremi ile yaşanır. Japonlar, deprem bölgesine yardım gönderen ilk ülke olmakla kalmaz, deprem kurtarma çalışmalarının sonuna kadar da kalırlar yani son ayrılan ülke olurlar.

Japonlar, Marmara depreminde ilk ve en fazla yardımı sağlayan ülke de olmuştur. Askeri gemilerle Adapazarı’na 1000 konutluk prefabrik ev temin ederler. Japon kaptan, “İran’da 215 Japon vatandaşının kurtarılmasından sonra sıra bizde der” ve toplanan yardımları İstanbul’a kadar getirir.

Japon halkı bağış kampanyası başlatmıştır. Japonlar depremde anne ve babalarını kaybeden çocuklara Türk-Japon Vakfı aracılığı ile verilmek üzere 2 milyon dolar civarında burs sağlar. O dönemde müttefikimiz ABD yönetimi sadece işe yaramaz birkaç bin çadır önerir ve Birinci Ordu Komutanlığı reddeder.

Türk-Japon ilişkilerinde kader ağlarını örmeye devam etmektedir. Bu sefer, 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’nın doğusunda 9.1 şiddetinde büyük bir deprem meydana gelmiştir. Türkiye derhal Bursa Akut kurtarma ekibini gönderir ve Japonya’ya yardım ekibi gönderen ilk ülke olur.

Tsunami nedeni ile bölgedeki nükleer santralin de zarar görmesi üzerine, radyasyon korkusu ile diğer ülkelerin kurtarma ekipleri aniden Japonya’dan kaçarlar. Ancak, Türk kurtarma ekibi kişisel korunma kıyafetleri ile felaket bölgesinde sonuna kadar kalır ve son ayrılan ekip olur.

Türk-Japon ilişkilerinde son 30 yılda trajik olmayan güzel gelişmeler de yaşandı. Bunların çoğu Japonya’nın Türkiye’deki büyük alt-yapı projelerine verdiği destek (uzun dönemli kredi) ile ilgilidir. Bunlar arasında, Boğaz Köprüsü ve Marmaray Projesi başta gelmektedir.

Coğrafya ülkelerinin kaderini belirler. Bundan kastedilen genellikle ülkelerin komşuları veya yakın coğrafyasıdır. Türkiye ve Japonya ise dünyanın iki ucundaki ülkelerin dostluğuna örnek teşkil ediyorlar.

Dünyada yaklaşık 7.5 milyar insan yaşamakta ve bunun sadece 882 milyonluk kısmı deprem bölgesinde yaşamaktadır. Deprem ülkeleri içinde başı Japonya ve Türkiye çekmektedir. Bu ortak tehdit, Japonya ve Türkiye’yi kurumsal olarak da bir araya getirdi.

Zaten yukarıda anlattıklarımızın genel çerçevesini Japon Yardım Kuruluşu JICA’nın Esenyurt Üniversitesi’nin düzenlediği Doğal Afet Semineri’nde verdiği bilgilerden öğrendik.

Japon Anayasası’nda “Ancak dünyadaki diğer insanlar refah içinde ülkenin güvenlik içinde olacağı” yazılı. Bu yüzden her gereken her yerde fakirlikle mücadele ediyor, projeleri destekliyor. Örneğin İstanbul’un Anadolu yakasında içme suyunu projesini destekliyor, Türkiye’deki 3.5 milyon Suriyeli göçmen için maddi yardım yapıyor.

Japonya, kültürel olarak da hümanist ve insanlığa dost bir ülke. Bu kültürü bir örnek ile açıklayalım. Şu anda dünyada teknolojik olarak en öne çıkan proje; robotlar ve yapay zekânın birleştirilmesi çalışmaları. Peki, ülkeler bunu hangi amaçlar ile kullanmak istiyor;

– Amerikalılar, yeni bir tür savaşçı ve silah olarak geleceğin savaşlarında,

– Almanlar, robot işçi olarak geleceğin (karanlık) fabrikalarında,

– Japonlar ise yaşlılara ilaç versin diye huzur ve bakım evlerinde.

Türkiye ve Japonya, uluslararası dostluk bakımından iki örnek ülkeyi temsil ediyor. Umarız bu dostluk dünyaya örnek olur ve artık daha çok insanlığa birlikte hizmet etmek için geliştirilen ortak projelerle devam eder.