Türk Kurtuluş Savaşı, dört yıl süren Birinci Dünya Harbi’nden altı ay sonra, Yunan Ordusunun 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal etmesiyle başlar ve üç buçuk yıl sürer.

Türk Kurtuluş Savaşı deyince ilk akla Yunanlar ile yaptığımız mücadele gelir. Oysa işin aslı öyle değildir. Milli Mücadele olarak da anılan Türk Kurtuluş Savaşı, eş zamanlı olarak dört cephede cereyan etmiştir. Batıda Yunanlara, doğuda Ermeni ve Gürcü destekli Ruslara, güneyde yine Ermenilerle destekli Fransızlara, kuzey doğuda ise 1923’lere kadar süren Pontus-Rum çetelerine karşı verilen, bununla birlikte yurt içinde 20’ye yakın iç isyan hareketinin bastırıldığı mücadeledir [1]. Bunların içinde en uzun, yorucu ve şanlı olanı kuşkusuz Batı Cephesinde Yunanlarla yapılan mücadeledir.

Batı Cephesindeki mücadele üç safhada mütalâa edilir.

Birincisi DİRENİŞ,

İkincisi DİRİLİŞ,

Üçüncüsü KURTULUŞ’tur.

Direniş Safhası, 06-11 Ocak ve 23 Mart-01 Nisan 1921 tarihlerini kapsayan I. ve  II. İnönü Muharebeleri ile başlar. Söz konusu muharebeler, Türk Kurtuluş Savaşının en çetin, zor ve buhranlı günlerini kapsar.

İnönü Muharebeleri, düşmanın Bursa- İnegöl-Bozüyük istikametinde geliştirdiği keşif amaçlı, mahdut hedefli, kati sonuç alamayacağı taarruzlarının, milli ordunun inatçı savunması karşısında kırılarak geri atıldığı muharebeler olarak tarihe geçer. II. İnönü Muharebesinin bittiği gün, (01 Nisan 1921) Türk Milletinin makûs talihinin yenildiği gündür. Diğer bir ifadeyle Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa’ya hitaben: ’’Siz orda yalnız düşmanı değil, Türk Milletinin de makûs talihini de yendiniz’’ dediği gündür.[2]

  1. ve II. İnönü Muharebeleri, sonuçları itibari ile topyekûn verilen milli mücadele içerisinde çok önemli yer tutar ve aşağıdaki kazançları sağlar.

Birincisi, Batı Cephesinde kazanılan ilk zaferdir. Direnişin ilk sembolüdür. Çanakkale ruhunun yeniden canlanması şeklinde de değerlendirilebilir.

İkincisi, müteakiben yapılacak harekât için milli orduya moral verir ve motivasyon sağlar.

Üçüncüsü, Gazi Meclisin etkinliği ve itibarı artar, hâkimiyeti sağlanır, kendine güveni gelir.

Dördüncüsü, milli orduya ihanet eden Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin tasfiye edilmesini sağlar.

Beşincisi, düzenli orduya geçişin temelleri bu muharebeler neticesinde atılır.

Diriliş Safhası, Sakarya’da kendini gösterir. Sakarya Meydan Muharebesi, bu uzun mücadelenin ortasında yön belirleyici ve kader tayin edici niteliktedir. Bu safhada, Anadolu’yu işgal ve Türkleri yok etmek azim ve kararlığıyla saldıran düşmana gereken karşılık verilmiş, taarruz azmi ve gücü kırılarak Sakarya’da ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Türk Ordusu ise ancak ondan sonradır ki büyük taarruza hazırlanmak için yeterli zamanı ve imkânı bulmuştur.

Türk Ordusu Sakarya’da, 23 Ağustos 1921 tarihinde başlayıp, 13 Eylül 1921 tarihinde sona eren ve 22 gün süren kanlı meydan muharebesinin sonunda, Yunan Ordusunu kesin bir yenilgiye uğratmakla kalmamış, 1683’de Viyana kapılarında başlayan bir gerileyişe ve bir yıkılışın kötü talihine Sakarya’da son vermiştir. Bu nedenledir ki, neresinden bakılırsa bakılsın her bir günü ayrı bir destan olan Sakarya, Türk tarihinde büyük bir değişimi temsil eder, dirilişin sembolüdür ve her yönüyle büyük bir dönemeçtir.[3]

Kurtuluş Safhası, düşmanı Sakarya yenilgisinin şokunu üzerinden atmadan ve yeniden tertip ve düzenlenmesine imkân vermeden bulunduğu mevzilerde imha ederek Anadolu’dan atmak maksadıyla başlatılan karşı taarruz safhasıdır.[4]

Kurtuluş Safhası, 26 Ağustos 1922’de Afyon’da büyük taarruzla başlar, 9 Eylül’de İzmir’de zaferle neticelenir.

26 Ağustosta sabahı saat 05.30 da tüm cephelerde başlayan taarruz hızla gelişme gösterir. Düşman beklemediği anda ve yerde baskına maruz kalarak dağılır, bozguna uğrar ve hızla gerilemeye başlar.

30 Ağustos 1922,  Başkumandanlık Muharebesi olarak tarihe geçer. Düşmanın kalan artıklarını temizlemek için takip harekâtı başlar. Artık Kurtuluşun yolu, diğer bir ifade ile İzmir yolu açılmıştır.

31 Ağustos günü TBMM Başkanı ve Başkumandan Gazi Mustafa Kemal, tarihi şu bildiriyi ve emri yayınlar:

‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları,

Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesinde, düşmanı inanılmaz kısa bir sürede yok ettiniz. Büyük ve soylu milletimizin fedakârlıklarına yaraşır olduğunuzu gösterdiniz. Büyük Türk Milleti geleceğe güvenle bakması konusunda haklıdır. Muharebe meydanlarındaki becerikliliğiniz ve fedakârlıklarınızı yakından görüyor, sizi takip ediyorum. Milletimizin hakkınızda verdiği değere aracılık etmek görevini, arkasını bırakmayarak yerine getireceğiz. ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!….’’[5]

30Ağustos Zaferi, Büyük Türk Milletinin kendine güvenini yükselttiği, milli güç ve ruhunun yeniden canlanmasını sağladığı, Misak-ı Milliyi gerçekleştirdiği yeni Türk devletinin temeli ve uygarlık yolunun en büyük köprüsü olduğu, neticede uygarca yaşamaya lâyık ve kudretli olduğunu bütün dünyaya kabul ettirdiği eşsiz bir zaferdir.

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal, Nutuk’ta 30 Ağustos Zaferini şöyle tanımlar:

‘’Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış bu harekât, Türk Ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kez daha geçiren muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk Milletinin hürriyet düşüncesi ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri ortaya çıkaran bir milletin evlâdı ve bu ordunun Başkumandanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.’’[6]

Evet, Türk Kurtuluş Savaşı zaferle neticelenmişti ama bundan sonra Cumhuriyetin ilânı ile başlayacak ve ardından uygarlık mücadelesi ile devam edilecek ve daha yapılacak birçok iş vardı. Onları da bir başka yazıda ele alacağız.

KAYNAKÇA

[1] Prof. Dr. Hamza Eroğlu, TÜRK İNKILÂP TAİHİ

[2] NUTUK, S.473

[3] İbrahim Artuç, BÜYÜK DÖNEMEÇ, Kastaş Yayınları

[4]İbrahim Artuç. BÜYÜK TAARRUZ, Başkomutan Meydan Muharebesi, Kastaş Yayınları

[5] Prof. Dr. İsmail Kayabalı-Cemender Arslanoğlu, DORUK-TÜRK ORDUSU TARİHİ

[6]NUTUK, S.544