Suriye’de uygulanmakta olan ateşkes kırılgan bir yapıya sahip olmasına, çatışan tarafların birbirlerini ateşkesi ihlal ettikleri yönünde şikayet etmelerine rağmen çatışmaların dikkat çekici seviyede azaldığını görüyoruz.

 

Suriyeliler karşı, dış güçler ısrarlı

Diğer taraftan BM gözetiminde başlatılan Esad rejimi ile muhalifler arasında ara verilen ve 14 Mart’ta yeniden başlaması öngörülen barış görüşmeleri bağlamında Esad’ın kaderinden sonra üzerinde en çok görüşülen konu Suriye’nin yönetim yapısı. Ne Esad yönetimi ne de muhalifler şu aşamada Suriye’nin bölünmesini ya da federatif bir yapıya kavuşmasını istemiyorlar. ABD onaylı S.Arabistan ve Türkiye destekli sözde ılımlı muhalifler böyle bir federatif yapı olasılılığın ortaya çıkması halinde askeri olarak da karşı çıkacaklarını söylüyorlar.

Bununla birlikte Esad, Eylül 2015’teki bir röportajında, federal bir Suriye’yi dışlamadı ancak buna Suriyelilerin karar vereceğini söyledi. Suriye kuzeyindeki PKK terör örgütünün Suriye yapılanması PYD yönetiminin ise zaten ilan ettikleri kanton yönetimi olduğu gibi özerk Kürt bölgesini istedikleri her açıklamalarına yansımaktadır. Barzani Suriye kuzeyindeki Kürt oluşumları özerk bölge oluşturmaları konusunda teşvik etmekte ve desteklemektedir. Haziran 2015’te açığa çıkan S.Arabistan-İsrail arasındaki gizli görüşmelerde mutabık kalınan yedi maddelik planın biri de Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır ki bu Irak ve Suriye’nin (tabi ki Türkiye’nin) bölünmesinden başka bir şey değildir. Ayrıca, El Cezire ile söyleşisinde BM’nin Suriye özel temsilcisi Stefan De Mistura “Suriyelilerin Suriye’nin bölünmesine karşı çıktığını ancak federal yapının taraflar arasındaki müzakerelerde / barış görüşmelerinde ele alınabileceğini” söylediğini de biliyoruz.

Bütün bunların yanında, adı açıklanmayan bir BMGK diplomatına göre Rusya dahil birçok büyük batılı ülke Suriye’nin federal bir yapıya kavuşmasını konuşuyor ve bu görüşlerini De Mistura’ya aktardılar bile.  Söz konusu açıklamanın diğer BMGK diplomatlarınca da teyit edildiği bildiriliyor.

Anlaşılan o ki Suriyeliler değil ama bölgeyi dizayn etmek üzere bölgede bulunan güçler “şimdilik” bölünmeden bahsetmeden Suriye’nin yönetim yapısını federatif bir yapıya dönüştürmek için perde arkasında bir mutabakata varmışlar. Bu görüşü söz konusu büyük ülkeler adına belki de en üst perdeden ve açıkça ifade eden kişi ise Amerikalı emekli Oramiral James Stavridis oldu.

 

NATO Komutanı: Suriye’nin parçalanması masaya gelmeli

NATO’nun bir önceki komutanı emekli Oramiral James Stavridis artık Suriye’yi parçalamayı masaya yatırmanın zamanı geldi dedi. Stavridis iki gün önce yayımlanan makalesinde Suriye’nin bölünmesinin bazı yan etkilerinin olacağının, bazı aktörlerin buna karşı çıktığının bilinmesine rağmen mevcut durum itibariyle Suriye’yi bölmek daha olumlu sonuçlar getirecektir dedi.  Suriye’nin bölünmesi için Yugoslavya gibi hızla keskin bir bölünmeden, Irak gibi gevşek federal yapıya (ki artık bölünmüş bir Irak için sayılı günler vardır) kadar değişik seçeneklerin bulunduğunu belirtiyor. Stavridis, Suriye’nin Esad (veya takipçisi) tarafından yönetilecek denize çıkışı kontrol eden batı bölge, merkezde ılımlı Sünni bir yönetim, kuzey ve doğuda bir Kürt bölgesi olarak bölünebileceğini öngörüyor.

Stavridis, Suriye’nin aniden bölünmesinin yaratacağı sıkıntıları gidermek üzere yeni oluşturulacak bölgesel yönetimlere geniş yetkilerin verildiği Şam merkezli çok zayıf bir Suriye’yi öneriyor. Bu şekilde dizayn edilecek Suriye’nin geçici süreyle hüküm süreceğini söyleyen Stavridis bölgede şartların oluşmasıyla kısa vadede tam parçalanmanın daha rahat gerçekleşeceğini belirtiyor. (Stavridis’in bu önerileri aslında bizim aylar önce yazılarımızda belirttiğimiz ve ABD’nin planı olarak ortaya koyduğumuz senaryonun kritik görevler yapmış bir Amerikalı’nın ağzından da teyit edilmesidir). Stavridis bu planı ortaya koyarken ABD Dışişleri Bakanının geçen hafta söylediği “B Planımız var” sözüne de atıf yaparak ABD yönetiminde bunun konuşulduğunu da ima ediyor.

Peki Stavridis söyledi diye böyle bir şey gerçekleşir mi? Stavridis ABD’nin askeri karar mekanizmasında kritik görevlerde bulunmuştur, emekli olmasına rağmen söyledikleri ve yazdıklarıyla Amerikalı karar vericileri etkileyebilecek konumda olduğu gibi, Amerikan devletinin işleyişi gereği yönetime ait fikirlerin kamuoyuna duyurulmasına aracılık edecek bir pozisyondadır.

Stavridis’in Temmuz 2015’ten sonra yazdığı 3 yazıda NATO’nun Suriye krizine müdahale etmesi ve bu kapsamda Türkiye’ye NATO kuvvetlerinin yerleştirilmesi gerektiğini belirtmiş, İncirlik Mutabakatının NATO’nun Suriye’de ağırlığını koyması ve etkisini genişletmesi için önemli bir fırsat yaratacağını söylemiş ve maddeler halinde yapılması gerekenleri sıralamıştı. Bunlar arasında savaş uçaklarının yanında NATO AWACS uçaklarının, füze sistemlerinin, Doğu Akdeniz’e savaş gemilerinin konuşlandırılmasını, Türkiye-Suriye sınırının Türkiye tarafında Amerikalı general komutasında NATO Özel Kuvvetler birliğinin konuşlanması gibi önerileri vardı. Geçen süre gösteriyor ki Stavridis’in önerileri birer birer hayata geçiriliyor. Hatta NATO hızını alamadı ve Ege’ye de yerleşerek operasyonlara bile başladı.

 

Irak-Suriye tek bir harekat alanı

IŞİD terör örgütünün Haziran 2014’te Irak’ı işgaliyle başlayan süreç Irak ve Suriye’yi tek bir harekat alanına dönüştürmüştür. Dolayısıyla Irak’taki gelişmeleri Suriye’den, Suriye’deki gelişmeleri Irak’taki gelişmelerden ayrı ele almak yanlış olacaktır. Irak anayasasının bölgesel yönetimlere büyük yetkiler tanıyan yapısı bugün Irak’ı bölünme noktasına getirmiştir ve Irak’ın Şii, Kürt ve Sünni devletçiklere ayrılması sadece zamanlama meselesidir.

Bu bağlamda Suriye bölünüyor çıkışları bastırmak için Suriye’de de Irak gibi gevşek bir federatif yapının oluşturulması kısa vadede Suriye’nin de parçalanacağının somut bir işaretidir.

 

Sonuç olarak;

 

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bölgede 1916 Sykes-Picot düzeninden 2016 Kerry-Lavrov dengesine gelinmiştir. Bu durum bölgedeki dengeler konusunda yüzde yüzlük bir anlaşma anlamına gelmese de Irak’tan sonra Suriye’de de ilk etapta bir federatif yapı oluşturulması bu anlaşmanın ana maddelerinden biri gibi gözükmektedir. Dolayısıyla sadece eski NATO Komutanı Stavridis dedi diye Suriye’nin parçalanması mutlaka gerçekleşir diyemeyiz. Ama Stavridis’in ABD’nin (Batı’nın) aklındaki planı seslendirdiği ve BM kulislerinden sızdırılan senaryolar dikkate alındığında, Starvridis’in bu önerileri (ki bizim de aylar önce yazılarımızla deşifre ettiğimiz bir senaryodur) yavaş yavaş ve hazmettire hazmettire bölgede uygulanacaktır. Kırılgan ateşkesle birlikte kesik kesik de olsa yürütülen barış görüşmelerinde ortam, bölge dışı aktörlerin Suriye’nin geleceğine ilişkin sızdırılan görüşleri bu öngörüyü teyit etmektedir.

Şimdi Türkiye’nin karar vericileri Türkiye’nin bekasına ve çıkarlarına uygun politikaları belirleyebilmek için şu soruların cevabını belirleyip zorundadır: ABD dahil bölge dışı aktörlerin Suriye’yi parçalama planı Türkiye’nin çıkarına mıdır? Değilse; Türkiye, bölgede halen ABD ile ABD’nin planın finansörleri olan S.Arabistan ve Katar gibi ülkelerle Suriye üzerinde ittifak yapmaya devam edecek mi?