Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

 

Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki kampını Sincar’a taşımasının ardından TSK’nin bölgeye operasyon gerçekleştirerek kampı imha etmesi, PKK ASALA işbirliğini yok etmek, ABD ve Rusya desteğiyle unutulan Sykes-Picot Anlaşması’nın gündeme getirilmesini önlemek için mi yapıldı sorusunu akla getirmektedir. Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almıştır. Ermenistan Milli Marşı’nda ”Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır. Bu durumda Ermenistan; PKK, PYD ve Barzani ile birlikte Sykes-Picot Anlaşması sınırlarını mı hayal ediyor?

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Yunanlılar, Bulgarlar ve Sırplar Osmanlıdan bağımsızlık kazanınca, Ermeniler de benzer şekilde bağımsızlık elde etmek amacıyla İstanbul’dan Van’a kadar dernekler kurup silahlanmaya başladılar. Mart 1915’de Rusya, Doğu Anadolu’ya girince Rusya’nın desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915 de Van’da isyan çıkarmıştır.

İsyan Van’dan Anadolu’ya sıçrayınca, Osmanlı zorunlu göç kararı (tehcir)  almıştır. Karar sadece Ortodoks Ermenilerine uygulanmış, isyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler tehcir dışında tutulmuştur. İsyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 kadar Ermeni aydınını da Çankırı ve Ayaş’a sürgüne göndermiştir. 24 Nisan sürgünleri daha sonra İstanbul’a sağ salim geri gelmiştir.

Ermeniler, Osmanlı dönemini içeren sözde soykırımdan Türkiye Cumhuriyetini sorumlu tutmak için yeni bir tanımlama getirmişlerdir. 1915-1918 olaylarını şimdi 1915-1923 yılına kadar yaymak istemektedirler. Ermenistan, 3T (Tanıma-Tazminat-Toprak) stratejisi ile sözde Ermeni soykırımını Türkiye Cumhuriyetine yükleme peşindedir. Böylece, sözde Ermeni soykırımına karşılık Türkiye’den toprak talep etmenin yollarını aramaktadırlar.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında mağlup Osmanlı devleti ile imzalanan Sevr (Sevres)  Anlaşması ile (Md.88-93) Osmanlı Devleti Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyacak, Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecekti. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson 22 Kasım 1920‘de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a vermiştir. Günümüzde de aynı oyun sahneye konulmaya çalışılmaktadır.

Sevr Anlaşması’nda Kürt bölgesi 62-64’ncü maddelerde yer almıştır. İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerlerse Milletler Cemiyeti’ne bağımsızlık için başvurabilecekti.

Sykes-Picot, 29 Nisan 1916 tarihinde Kut’ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmalı Devleti’nin 6’ncı Ordusu karşısında yenilmesinden 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli bir anlaşmadır. Gerçekleşmemiştir ama 10 Ağustos 1920  Sevr (Sevres) Anlaşması’nın temelini oluşturur. Çünkü Sevr’de, büyük Ermenistan ve büyük Kürdistan vardır. Aşağıdaki ilk haritada Sykes-Picot’daki, diğer haritada ise Sevr’deki paylaşım yer almıştır.

            skys picot                  Sevr_Antlaşması_Türkçe

Anlaşmaya göre; Rusya’ya Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı, Fransa’ya Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, İngiltere’ye Hayfa ve Akra limanları ile Bağdat, Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir. Fransa ile İngiltere’ye bırakılan topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacaktır. İskenderun serbest liman olacak, Filistin’de kutsal yerleşim yeri olduğundan bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

1917 Devriminden sonra Rusya paylaşımdan vazgeçmiş, Lev Trocki gizli olan bu anlaşmanın bir kopyasını 24 Kasım 1917‘de İzvestiya gazetesinde yayınlamıştır.

Geçmişte PKK ve ASALA terör örgütleri işbirliği içinde olmuşlardır. Çünkü her iki terör örgütü de Türkiye’den toprak talep etmektedir. Yukarıdaki haritalar dururken Türkiye ağzıyla kuş tutsa bile, ne Ermenilere ve ne de şimdi müttefikimiz olan yukarıdaki haritaları düzenleyen ülkelere ve de bu ülkelerde yaşayan Ermeni diasporasına yaranamaz, ASALA terör örgütü kurbanı Türk diplomatlarını ise kimse hatırlamaz.

ASALA Türk diplomatlarını şehit ederek amacına ulaşmak istiyordu. PKK ise Türkiye’den toprak koparmak için terörü bir araç olarak kullanmaktadır.

Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar Cirit, bir salonda otururken, Ermeni terörizminin kurbanı olmuş, saldırıyı ASALA üstlenerek ilk defa bu cinayetle adını duyurmuştur. ASALA’nın 16 Şubat 1976 tarihinde Lübnan’da şehit ettiği Oktar Cirit’in eşinin, olayın üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen duyduğu hüznü açıklayan mektubunu paylaşmak istiyorum: “Please devote at least a few minutes to read this email of an old woman, who was widowed at a very young age and bereaved of love and affection. It has been more than forty years since I lost my husband to the barbarity of hatred. I believe I will carry this trauma until the end of my life.” Ms. Gulen Cirit, Widow of Armenian Justice Commandos (ASALA) Terrorism.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Nisan’da Feriköy Surp Vartanants Kilisesi’nde düzenlenen 24 Nisan ayinine mesaj göndererek  “Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimi sunuyorum”  demiştir ama acaba militan Ermeni diasporasını ne kadar etkileyebilmiştir?  Cumhurbaşkanı 2014 yılında  Başbakan iken 1915 olaylarının 99’ncu yıldönümü için  yazılı bir mesaj yayınlayarak hayatını kaybeden Ermenilerin torunlarına da taziye dileklerini iletmiştir ama bunun karşılığı gelmemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde jeopolitik ve jeostratejik konumlarından dolayı geçmişte ve de günümüzde çeşitli ülke ve grupların çıkarları olmuştur. Bu çıkarlar zaman zaman örtüşmüş, zaman zaman çatışmıştır. Ermeni terör örgütü ASALA 1973 yılında ortaya çıkarak, 1974 Kıbrıs barış harekâtından sonra yurt dışındaki temsilciliklerimize ve diplomatlarımıza yönelik sabotaj ve suikastlar gerçekleştirmiş, 1984 yılına kadar eylemlerini sürdürmüş, bu yıldan sonra yerini PKK terör örgütüne bırakmıştır. 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK Eruh’ta ilk eylemini gerçekleştirmiştir.

PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl Hafta ve 24 Nisanı da Ermenilerin soykırım günü ilan etmiştir. 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA ortak basın toplantısı düzenlemiştir.

Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından büyük Ermenistan fikrine katkılarından dolayı onur üyeliğine seçilmiştir. 4 Haziran 1993’de Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütleri mensupları batı Beyrut’ta bulunan PKK merkezinde toplantı yapmıştır. Tüm bunlar, düşmanımın düşmanı benim dostumdur görüşünün çok ötesinde PKK ve ASALA bilinçli işbirliğinin göstergeleridir.

ASALA ve PKK terör örgütlerinin arkasında, bu örgütleri kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesini istemeyen güçler vardır.

Osmanlı devletini parçalamak amacıyla Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmış, onları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmişlerdir. Osmanlı devletinde Ermeniler askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulmuş, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve yönetimde önemli yerlere gelmişlerdir. Devlete bağlı, Türklerle kaynaşmış olduklarından Ermeniler millet-i sadıka olarak kabul edilmiştir.

Türkiye; bir taraftan PKK terör örgütü ile mücadele ederken, aynı zamanda Sevr ve Sykes Picot’yu gerçekleştirmeyi amaçlayanlarla da mücadele etmekte, her 24 Nisan’da ABD Başkanın ağzına acaba ne diyecek diye bakmaktadır.

Ermeni diasporası  da boş durmamaktadır. ABD’de yaşayan Ermeniler Amerika’nın yeni Cumhurbaşkanı Donald Trump’a sözde Ermeni soykırımının tanınması konusunda mektup yazmışlardır. Amerikalı Ermeniler adına  Prof. Hovhannes Pillikian tarafından 18 Ocak 2017 tarihinde yazılmış iftira dolu  mektubu (Open Letter to President Trump Of the American Armenians), özet olarak yazmam mümkün değildir

(http://www.armenianlife.com/2017/01/18/open-letter-to-president-trump-of-the-american-armenians/)

Benzer bir mektubu Almanya Neumünster Meclis Üyesi Refik Mor da yazma teşebbüsünde bulunmuştur. Daha önce İngiliz parlamenter Flather’e ve Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile Fransa Anayasa Komisyonu üyelerine yazdığı mektuplardan sonuç almıştır. Almanya Parlamentosu Bundestag’a yazdığı mektuptan da cevap beklemektedir.

Buna karşılık devlet olarak ne yapılmaktadır? Bence yeterince aktif olunmamaktadır.

ABD’de 13. Ermeni Yalanlarına Son ve Şehit Diplomatlarımızı Anma Mitingi’nin 30 Nisan’da New York’un Times Meydanında gerçekleştirilmiş olması çok önemlidir. Haziran 2016 da Almanya  Ermeni soykırımı tasarısını Federal Meclis kabul etmiştir ama Türkiye Almanya’ya  yönelik Büyükelçi’nin geri çağrılması dışında etkin bir eylem yapamamıştır. Ekim 2016’da Fransa’da sözde Ermeni soykırım iddialarını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören yasa Senato da kabul edilmiştir. Perinçek, AİHM’de görülen davayı kazandığı için yasa  uygulamaya konamamıştır. Mahkeme, 1915  olaylarının tartışma konusu yapılabileceğini, Ermeni iddialarının reddinin cezalandırılmasına ilişkin yasaların ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini onaylamıştır.

Son yıllarda Türkiye lehinde tek karar Ocak 2017 de Danimarka Parlamentosu (Folketing) tarafından alınmıştır ama bu tamamen bizim dışımızda bizim lehine gerçekleşmiştir. Parlamento; sorunun tarihi belgelerin tarihçilere açılarak serbest tarih araştırmaları yoluyla çözülmesini, tarihi olaylar hakkında Parlamento’nun hüküm vermeme geleneğini devam ettireceği hakkında karar almıştır.

Sözde soykırımı yalanlayan az sayıdaki yayına yakında bir yenisi eklenmiştir. Ermeni belgeleriyle 1915’i açıklayan belgesel. Çoğu, kapalı tutulan Ermeni arşivlerinden  ve tanıklarla desteklenen belgeselde  Prof. Dr. Heath Lowry‘nin 1987 yılında yaptığı röportajlar ilk defa yayınlanmıştır. Belgeselde; kaçan, saklanan, ölümden dönen tanıkların aktardıkları, işittikleri değil, gözleriyle gördükleri yer almaktadır. Yönetmen Serkan Koç tarafından hazırlanan belgesel, Vimeo adlı internet sitesinden tüm dünyanın erişimine açılmış, Prof. Dr. Aziz Sancar ve Orgeneral İlker Başbuğ’dan tam not almıştır.

Sözde soykırım iddiaları Türkiye’nin dış politikasını sürekli baskı altında tutmakta, Türkiye’ye yönelik psikolojik baskı yapılması için bazı ülkelere fırsatlar vermekte ve Türkiye’nin AB üyeliği önünde bir engel oluşturmaktadır. Ermeni diasporasının iddiaları 17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de Türkiye’nin önüne engel olarak çıkmıştır. Avrupa Birliği Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye iki dayatmada bulunmuş ve Türkiye’nin AB’ye girmesi için Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması ve Türkiye’nin Ermenistan’la sınır kapısını açmasını istemiştir. Kararda, Karabağ konusunda uzlaşmaz bir politika izleyen ve Hocalı’da gerçek anlamda soykırım yapan Ermenistan’a atıf bile yapılmamıştır.

Türkiye-Ermenistan yakınlaşması aşağıdaki hukuki düzenlemeler yapılarak ortadan kaldırılmadığı, söylemler düzeltilmediği ve sözde Ermeni soykırımı yalanı gündemden düşmediği sürece Türkiye’nin AB üyesi olması mümkün değildir.

  • Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin 23 Ağustos 1990tarihli Bağımsızlık Bildirisi’nin 12’nci maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir”
  • Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını” açıklamış ve taahhüt etmiştir.
  • 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası’nda “Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisi’ndeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı” bir anayasa hükmü olmuştur. Soykırım yalanının uluslararası alanda tanınmasının Ermenistan’ın dış politika hedefi olduğu belirtilmiştir.
  • Erivan´da yapılan Gelişen Ermenistan Partisi’nin 4’ncü Kurultayına katılan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, “Bağımsızlık Karabağ halkının seçimidir. Uluslararası hukuk dahi bu konuda farklı yaklaşım ortaya koyamaz”demiştir.
  • Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almıştır.
  • Ermenistan Milli Marşı’nda ”topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır.
  • Karabağ’da katliam yapan Ermeni kuvvetlere komutanlık yapan bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’dır.
  • Sarkisyan İngiliz yazar Thomas De Waal’a, “Hocalı’dan önce Azeriler bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermenilerin sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu- stereotipi- ( zekâ geriliği) kırmayı başardık” demiştir.

1933’de Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı Yahudi kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler için geçerliliğini koruduğu sürece, sözde Ermeni soykırımı gündemden düşmeyecek, Ermenilerin ve PKK’nın Türkiye aleyhine faaliyetleri de son bulmayacaktır.