“Ölüm cezası  şiddet kültürünün bir belirtisidir, bir çözüm değildir.”

“The death penalty is a symptom of a culture of violence, not a solution to it.”

Amnesty International

Türkiye, idamı kaldırdıktan sonra geri getirmeyi tartışan az sayıdaki ülkeden biri konumundadır. Tartışmalar 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında başlamış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Temmuz sabahında Atatürk Havalimanı’nda yaptığı konuşma “idam isteriz” sloganlarıyla kesilmiş, Erdoğan sonraki günlerde TBMM’nin idam cezasına yönelik bir yasa çıkarması durumunda kendisinin bunu onaylayacağını açıklamıştır. MHP lideri Devlet Bahçeli‘nin de idam konusundaki “AKP hazırsa MHP dünden vardır” açıklaması üzerine idam konusu ülkenin gündemine girmiştir. O dönemde AK Parti ile MHP’nin TBMM’deki sandalye sayılarının toplamı böyle bir değişikliği gerçekleştirmesi mümkün olmasa da, teklifi halkoylamasına götürmek için yeterliydi. Fakat her iki parti de bu adımı atmamıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakkari’de terör saldırısında şehit edilen asker eşi Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karayaka‘nın Sivas’ta düzenlenen cenaze töreninde idam beklentileri için “Parlamentodan geçtiği anda onaylarım. Bunun için de atacağımız adımlar yakındır” diyerek gündemden düşen idam konusunu yeniden tartışmaya açmıştır. Teröristlerin idam edilmesiyle sorun çözülemez. Çünkü, ABD’de idamın olduğu eyaletlerde idam cezası olmasına rağmen 1990-2016 yıllarında idamlık suçlarda bir azalma olmamıştır. İdam cezasının insanları suç işlemekten caydırıp caydırmadığı, dünya çapında tartışılan bir konudur. Türkiye’de idam cezasının getirilmesi daha çok toplumdaki adalet duygusunu gerçekleştirme amacına yöneliktir. Suçluları vazgeçirmekten ve caydırıcı olmaktan çok, adalet duygusunu tatmin etme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Aşağıdaki tablolarda ABD’de idam cezasını uygulayan ve uygulamayan eyaletlerde cinayet suç oranları verilmiştir. İdam cezasına izin veren eyaletler Tablo:1 de koyu, vermeyen eyaletler açık çubukla gösterilmiştir. Çubukların boyları cinayet suç oranlarını göstermektedir. İdam cezası olmayan eyaletlerdeki cinayet suç oranları, idam cezası olan eyaletlere göre daha düşüktür. Son dönemde bu eyaletler arasındaki suç farkı daha da açılmıştır. Eğitim oranları arttıkça idam işlevsiz duruma gelmektedir. Demek ki idam çözüm değildir. O halde ne yapmalıdır?

Tablo: 1 ABD’de İdam Cezasını Uygulayan ve Uygulamayan Eyaletlerde Cinayet Suç Oranları (1990- 2009)

Adsız2

Kaynak: https://deathpenaltyinfo.org/deterrence-states-without-death-penalty-have-had-consistently-lower-murder-rates

Tablo: 2 ABD’de İdam Cezasını Uygulayan ve Uygulamayan Eyaletlerde Cinayet Suç Oranları (1990- 2016)

Adsız3

Kaynak: https://deathpenaltyinfo.org/deterrence-states-without-death-penalty-have-had-consistently-lower-murder-rates

Türkiye’de eğer terör gibi belli suçları işleyenler için mutlaka idam uygulanacaksa, idam cezası gecikmeli olmalı, psikolojik ceza haline getirilmeli, yaşına göre 10, 15 yıl sonrası için uygulanmalıdır. Bu dönemde suçluların emek gücünden faydalanılmalıdır. Her sabah idam korkusu yaşamak, bir kere idam edilmekten çok daha etkili yöntemdir. Yıllar sonra öldürüleceğinizi bilerek yaşamak kadar etkileyici bir başka bir ceza olamaz. Potansiyel suçlular, sadece öleceklerini değil, ölene kadar çalışmak zorunda kalacaklarını bilecekleri için caydırıcılık faktörü çok daha artar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cenaze töreninde dile getirdiği idam cezasıyla ilgili konuşan Serkan Karakaya idama karşı olduğunu açıklamıştır: “ İdam yasasının getirilmesinin taraftarı değilim. Türk Milleti beni yanlış anlamasın. İdama karşı olma nedenim; idam, o şerefsizlere en basit ve kolay ceza. İdam onlara hafif kalır. 2 dakikada idam sehpasında sallanacaklar, tamam. Ama, benim acım dinmeyecek. Ya da diğer şehit kardeşlerimin ailelerinin acısı dinmeyecek. Onları günahsız insanlar, vatan evlatları nerede şehit olduysa, orada, şehit ailesine teslim edecekler. O zaman daha güzel cezalar olacaktır. Bu nedenle ben idama karşıyım.” Serkan Karakaya’nın önerisi, bu bugünkü hukuk sitemimizde mümkün değildir. Katilleri şehit ailesine teslim etmek hukuk dışıdır.

Bu konuda bir hatırlatma yapmak isterim. Büyük Kaçış (Prison Break), ABD yapımı bir aksiyon dizisidir. Senaryosu Paul Scheuring tarafından yazılan 2005 yılında ekranlara gelen dizide, idama mahkum edilmiş Lincoln’ü hapishaneden kurtarmaya çalışan kardeşi Michael’ın verdiği mücadele anlatılır. Dizide, aktör Dominic Purcell tarafından canlandırılan Lincoln Burrows’un elektrikli sandalye üzerinde idam edildiği sahne dikkat çekicidir. Dizide idama mahkum edilen kişi, devletin çıkarları için oyuna getirilmiş masum biridir. Lincoln, Başkan yardımcısının kardeşini öldürmekle suçlanmış ve büyük bir komplonun kurbanı olmuştur. Dizi, idamın ne kadar tehlikeli bir ceza olduğu üzerine kurulmuştur.

Uluslararası Af Örgütü’ne (Amnesty International) göre ABD’de 1973 yılından bu yana ölüm cezasına çarptırılan 160 mahkum, daha sonra masumiyet gerekçesiyle infaz edilmemiştir. Diğerleri, suçluluklarıyla ilgili ciddi şüphelere rağmen idam edilmiştir. 1973 yılından buyana ülke genelinde 151 kişi suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır. Sadece 2003 yılında 10 suçlu sanık hatalı yargı kararları sebebiyle idam edilmemiştir. (https://www.amnestyusa.org/issues/death-penalty/death-penalty-facts/death-penalty-and-innocence/)

ABD’de 2007 yılından sonra New York, New Jersey, New Mexico, Illionis, Connecticut ve Maryland eyaletlerinde ölüm cezası kaldırılmıştır. 23 eyalette son 10 yılda idam gerçekleştirilmemiştir. 2014 yılında Washington Post ve ABC News tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında Amerikalıların yüzde 42’si idam cezasına destek vermiştir. ABD’de idam edilen 139 yabancının 91’nin ülkesinde idam cezası bulunmamaktadır. 2014 yılında sadece 7 eyalette (Missouri, Texsas, Florida, Oklahoma, Georgia, Arizona, Ohio) idam cezası infaz edilmiştir.

ABD’de 31 eyalette (Alabama, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Florida, Georgia, Idaho, Indiana, Kansas, Kentucky, Louisiana, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, North Carolina, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, South Carolina, South Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Virginia, Washington, Wyoming, U.S. Government, U.S. Military) idam cezası uygulanmaktadır. Alaska, Connecticut, Delaware, District of Columbia, Hawaii, Illinois, Iowa, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, New Jersey, New Mexico, New York, North Dakota, Rhode Island, Vermont, West Virginia, Wisconsin eyaletlerinde ise idam cezası kaldırılmıştır. (http://www.naacpldf.org/files/case_issue/DRUSASummer2017.pdf) USA Death Penalty Information Center verilerine göre 1 Temmuz 2017 tarihine kadar ABD’de 2817 infaz gerçekleşmiştir: Beyaz 1,196 (%42,46), siyah 1,168 (%41,46), Latin 373 (%13,24), Yerli 26 (0,92), Asyalı 53 (1,88), Bilinmeyen 1 (0,04), Erkek 2.764 (%98,12), Kadın 53 (%1,88). Zaman içinde infazlarda azalma olmuştur. 1996 yılında 315 olan infaz 2014’de 73’e gerilemiştir.

Kaynak: https://deathpenaltyinfo.org/50-Facts

Türkiye’de bugün “ idam idam” diyen grup, 1960’lı yıllarda rahmetli Menderes, Polatkan ve Zorlu idama mahkum edildiğinde idama karşı çıkmışlardı. Bu çelişkiyi anlamak mümkün değildir. Topkapı Anıt Mezar’da geçen yıl Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edilişlerinin 56’ncı yıl dönümü anma etkinliği konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “İdamlar, yapılanlar yanlıştı” diyerek şunları söylemiştir: “Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı idam ettiniz de Türkiye ne kazandı?”

Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamlarını ardından ders alınmadığı için Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam cezaları 24 Nisan 1972‘de TBMM’de yapılan oylamada kesinleşmiş, 6 Mayıs 1972‘de infaz gerçekleşmiştir. TBMM’deki 450 milletvekilinden 323’ü oy kullanmış, 273 kabul, 48 ret oyu çıkmıştır. 2 çekimsere karşı 118 milletvekili oylamaya katılmamıştır. O dönemde idama olumlu oy verenler bugünlerde acaba ne düşünmektedirler, merak etmekteyim.

Bir araştırma şirketi (http://www.konsensus.com.tr/idam-cezasi-geri-getirilsin-mi/ ) “idam cezası geri getirilsin mi?” konusunda yaptığı araştırmasında katılanlara “yeniden idam cezasının getirilmesini ister misiniz, istemez misiniz?” sorusunu sormuştur. Soruya, araştırmaya katılan 1.502 kişinin yüzde 3,9’u “bilmiyorum” cevabını verirken yüzde 0,5’i cevap vermemiştir. Soruya cevap verme oranı yüzde 95,6’dır. Soruya cevap verenlerin yüzde 62’si yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini”, yüzde 32’si “istemediğini” belirtmiştir. İdam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı ise yüzde 6’dır.

1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde oyunu AK Parti’ye veren seçmenlerin yüzde 83’ü yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini”, yüzde 13’ü “istemediğini” belirtmiştir. Bu grup içerisinde idam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı ise yüzde 4’tür. Erken genel seçimlerde oyunu CHP’ye veren seçmenlerin yüzde 35’i yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini”, yüzde 59’u “istemediğini” açıklamıştır. Bu grupta idam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı da yüzde 6’dır.

Seçimlerde oyunu MHP’ye veren seçmenlerin yüzde 73’ü yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini,” yüzde 20’si “istemediğini” açıklamıştır. Bu kitle içerisinde idam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı ise yüzde 7’dir. Oyunu HDP’ye veren seçmenlerin yüzde 33’ü yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini”, yüzde 55’i “istemediğini” söylemiştir. Bu seçmenler içerisinde idam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı yüzde 12’dir. Seçimlerde oyunu diğer bir partiye veren seçmenlerin yüzde 65’i yeniden idam cezasının getirilmesini “istediğini”, yüzde 23’ü “istemediğini” belirtmiştir. İdam cezasının geri getirilmesini “ne istediğini ne istemediğini” söyleyenlerin oranı ise yüzde 12’dir.

Araştırma, Konsensus Araştırma ve Danışmanlık tarafından “Türkiye Gündemi Araştırması Aboneleri” için gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın saha çalışması 11.08.2016 – 03.09.2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma genelinde Türkiye 18 yaş üstü nüfusu temsil etme yeteneğine sahip toplam 1.502 kişi ile telefon anketi yöntemi uygulanarak 81 ilde gerçekleştirilmiştir.

Uluslararası Af Örgütü’nün 2 Nisan 2018 tarihli raporuna göre 2017 yılında 23 ülkede idam cezası yürürlüktedir. (https://www.amnesty.org/en/latest/news/2018/04/death-penalty-facts-and-figures-2017/, https://www.amnesty.org/download/Documents/ACT5079552018ENGLISH.PDF) Bu rakam 2016 yılına göre yüzde 4 (1,032) ve 2015 yılına göre de yüzde 39 oranında azalmıştır. 2015 yılında 1989’dan bu yana en yüksek infaz (1,663) gerçekleştirilmiştir. Çoğu infaz Çin, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Pakistan’da olmuştur. Çin, dünyada en fazla idamın yapıldığı ülkedir. Bu idamlar arasında çok sayıda Uygur Türkü de vardır. 2017 verilerine göre dünyada 106 ülkenin yasalarında idam cezası yoktur. 7 ülkede sadece askeri suçlar için idam cezası vardır.

Çin’deki ölüm cezasının gerçek boyutu, veriler devlet sırrı olduğu için bilinmemektedir. Açıklanan 993 rakamı, Çin’de gerçekleştirilmiş olduğuna inanılan binlerce infazı kapsamamaktadır. Çin hariç, rapor edilen tüm idamların yüzde 84’ü yukarıda sayılan 4 ülkeye aittir. 1990 yılından bu yana Uluslararası Af Örgütü 9 ülkede çocuk suçlularının 138 infazını belgelemiştir. Bu ülkeler; Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, İran, Nijerya, Pakistan, Suudi Arabistan, Sudan, ABD ve Yemen’dir. 2017 yılında Çin, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Pakistan’da en çok çocuk idamı gerçekleşmiştir.

İdam geri gelirse, Türkiye Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılır, Avrupa Birliği ile ilişkilere nokta konur, Türkiye Batı’dan uzaklaşarak Şanghay İşbirliği Kuruluşu ile Avrasya Ekonomik Birliğine doğru yelken açar, Çin, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Pakistan ile de aynı kategoride yer alır. Bu sebeple ben, Sayın Cumhurbaşkanının idam konusundaki açıklamalarını siyasetçi kimliği ile söylediğini tahmin ediyorum. Çünkü, 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken genel seçimlerde oyunu AK Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 83’ü yeniden idam cezasının getirilmesini istediğini, yüzde 13’ü istemediğini belirtmiştir.

1999 yılında Abdullah Öcalan yakalanıp idama mahkûm edildiğinde büyük bir tartışma yaşanmıştır. DSP, MHP ve ANAP döneminde mahkemenin idam kararı oylanmak üzere Meclis’e gitse kabul edilecekti. MHP lideri Devlet Bahçeli, koalisyon içi diplomasi ile tezkerenin Meclis’e gönderilmemesine ve bekleme süresinin başlamasına razı olmuştur. Bahçeli’nin kararıyla 3 Kasım 2002’de MHP’yi Meclis dışında bırakacak erken seçime giderken 1 Ağustos 2002 tarihinde Meclis’te oylama yapılmıştır. Oylamada AK Partililer Bahçeli’ye “idamı Meclis’e getir, destek verelim başbakan ol” demiş olmalarına rağmen idam cezasının kalkması için oy kullanmışlardır. Çünkü AK Parti o dönemde askeri vesayetin kalkmasının AB özgürlükleri ile sağlanacağına inanmıştı.

Türkiye’de idam konusunda liderlerin görüşü konjonktüre göre değişmektedir. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan 10 Haziran 2002 partisinin Silivri İlçe Başkanlığı’nın açılışında Avrupa Birliği’ne giden yoldaki bütün engellerin kaldırılması gerektiğini söylemiş, idama karşı çıkmıştır:  ”Türkiye, artık AB’nin kenar mahallesi olmaktan kurtarılmalı. İdam cezası tamamen kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız. Erdoğan, MHP’nin hükümetten çekilmesi durumunda DSP-ANAP koalisyonunu destekleyeceklerini açıklamıştır: ”Yeter ki, Kasım ayında seçime gidelim.”

Başbakan Bülent Ecevit ise MHP dışında, TBMM’de grubu bulunan muhalefet partileriyle gerekli oy sağlanırsa idam sorununun kendiliğinden çözüleceğini söylemiştir: “İdam konusu dışında herhangi konuda hükümet ortakları arasında bir sorun olmayacağına inanıyorum. MHP’nin idam konusunda tavrı belli… Çünkü idam konusunun bütün AB üyeleri için ‘olmazsa olmaz’ bir koşul olduğu belli. Bunu Sayın Bahçeli de biliyor. Geleneksel devlet anlayışı içinde bu soruna çözüm getirmeye Sayın Bahçeli’nin de katkıda bulunacağına inanıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Temmuz 2016 tarihinde Alman ARD televizyonuna verdiği demeçte şunları söylemiştir: “Parlamentoya bu talep gelir, Parlamento kabul eder veya etmez. Ederse bununla ilgili adımlar atılır ama etmezse o zaman da söyleyecek hiçbir şeyimiz yok. Burada bir gerçeği vurgulayalım: Bakınız şu anda biz 53 senedir Avrupa Birliği’nin kapısındayız. Biz idam cezasını kaldırdık. İdam cezasını kaldırdık da ne değişti?”

Cumhurbaşkanı anayasa değişikliğiyle ilgili 16 Nisan’da evet çıkması durumunda idam cezasının Meclis’in gündemine getirileceğini ve muhalefetin desteklememesi durumunda bununla ilgili bir halkoylaması yapılacağını açıklamış ve 2002 yılındaki görüşünü terketmiş, Evet Platformu’nun Şanlıurfa’daki mitinginde katılımcıların idam isteriz yönündeki sloganlarına destek vermiştir: “16 Nisan’da evetle sandıklar patladığı takdirde hemen ardından parlamentoya idamla ilgili karar taslağı inşallah gelecek.. bir referandum da onun için yaparız.”

Aslında Erdoğan ”Türkiye, artık AB’nin kenar mahallesi olmaktan kurtarılmalı. İdam cezası tamamen kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız” derken haklıydı. Çünkü, idam ile AB üyeliği hiçbir zaman yan yana gelemezdi. Avrupa Birliği ile ilgili temaslarda bulunmak üzere 5 Eylül 2005 tarihinde Brüksel’de “Avrupa’nın kaderini ve geleceğini Türkiye’den ayrı düşünmek mümkün değildir. AB ile müzakere sürecimizin suni siyasi engellerden arındırılarak tekrar canlandırılması gerektiğini belirttim” dedikten sonra şu doğru tespiti yapmıştır: “Avrupa Birliği stratejik hedeftir.” 

Fakat Sayın Erdoğan Başbakan iken 18 Temmuz 2012 tarihinde Rusya’ya yaptığı ziyarette Putin’e söylediği sözler yukarıdaki görüşü ile çelişmektedir: “Zaman zaman bize takılıyorsun. AB’de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şanghay Beşlisi’ne dahil edin, biz de AB’yi gözden geçirelim şeklinde bir latife yaptım.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Günü dolayısıyla 9 Mayıs 2015, 2016 ve 2017 tarihlerinde yayımladığı mesajlarda AB üyeliğinin Türkiye için bir stratejik hedef olduğunu açıklamış, İtalya ziyareti öncesi La Stampa gazetesine 4 Şubat 2018 tarihinde verdiği röportajda,  “Türkiye’nin arzusu, AB’ye tam üyeliktir. Bunun dışındaki seçenekler, bizleri tatmin etmekten uzaktır…Türkiye’nin üyeliği iç siyasi hesaplara kurban edilmemelidir”   demiştir. Avrupa Birliği’nin üst düzey yetkilileriyle bir araya geleceği Varna’daki toplantılara katılmak üzere 26 Mart 2018 tarihinde İstanbul’dan ayrılan Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısındaki görüşü de şöyledir: “AB’ye tam üyelik stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor.

Sayın Cumhurbaşkanı, Avrupa Birliği’nin kırmızı çizgisi olan idamın geri getirilmesi durumunda Türkiye’nin üyelik sürecinin durabileceği uyarısına da açıklık getirmiştir: “Öyleyse parlamento kararını verecek, ondan sonra da idam çıkacak… Hans ne derse desin, Helga ne derse desin, benim için önemli olan Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice ne der, o önemli.” 26 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de halkın 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası idam dediğini, bu talebin getirileceği yerin de Meclis olduğunu açıklamış, Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nın açılışında da idam isteriz sloganlarına cevaben şu açıklamayı yapmıştır: “İdam inşallah, Parlamentodan bu da geçer. Yakın, yakın, merak etmeyin.”

İdam, hassas bir konudur. Devamlı idam konusunu gündeme getirirseniz, Türkiye’nin Batı dünyası ile ilişkileri tehlikeye girer. Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın sözcüsü, idam cezası geldiği takdirde Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinin sona erdirileceğini 18 Nisan 2017 tarihinde açıklamıştır. Jagland’ın sözcüsü Daniel Höltgen ise “Türkiye idam cezası getirip uygulamaya koyarsa bu, üyeliğin sonu anlamına gelir” demiştir. Çünkü, 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde hiçbir üye ülkede idam cezası yoktur. Belarus’un Konsey üyeliği idam cezası bulunduğu gerekçesiyle ertelenmektedir.

Höltgen, “Her zaman şunu dedik: Belarus’un üye olabilmesi için en azından bir moratoryum yayınlaması gerek” demiştir. Üye ülke Rusya’da böyle bir moratoryum söz konusudur. Höltgen, Türkiye’nin üyelikten çıkarılmasının hukuksal olmaktan çok siyasi bir sorun olduğunu açıklamıştır. Avrupa Konseyi üyelerinin üçte ikisinin oyu ile üye bir ülke üyelikten çıkarabilmektedir. Höltgen şu tespiti yapmıştır: “Türkiye’nin idam cezası yönünde atacağı her adım Türkiye ve Avrupa için bir geri adım olacaktır.” Avrupa Konseyi’ni Avrupa Birliği Konseyi ile karıştırmamak gerekir. Belarus ve Vatikan dışında kalan Avrupa ülkelerinin tamamı Avrupa Konseyi üyesidir.

İdam, Türkiye AB ilişkilerinde mihenk taşıdır. Ankara Anlaşması’nda öngörülen Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de dahil 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol, 29 Temmuz 2005 tarihinde imzalanmıştır. Böylece Türkiye, AB tarafından kendisinden istenen iki şartı da yerine getirmiştir. Şartlardan önemlisi Türk Ceza Kanunu’nun onaylanarak yürürlüğe sokulmasıydı. Çünkü hiçbir AB üyesinde idam cezası yoktu.

7 Mayıs 2004 tarihinde 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, yapılan gizli oylamadan sonra kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 38’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası madde metninden çıkartılmış, onuncu fıkrası ile son fıkrası değiştirilmiştir: “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.” Böylece Anayasanın 38’nci maddesindeki “Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez” hükmü “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez” şekline dönüştürülmüştür.26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen 5237 sayılı Ceza Kanunu ile de şart yerine getirilmiştir.

Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi üyesi ülkeler idam cezasını, Türkiye’den çok önce kaldırmışlardır. 1983 yılında yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ek 6 No’lu Protokol ve 2002’de yürürlüğe giren 13 No’lu Protokol ile idam yasaklanmıştır. AİHS 6 No’lu Protokol’e 47 Avrupa Konseyi üyesinden Rusya dışında 46 ülke taraftır. Rusya Protokolü imzalamış, fakat onaylamamıştır ama idam cezasını uygulamayacağını açıklamıştır. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya ise 13 No’lu Protokole taraf değildir. 12 Kasım 2003 tarihinde AK Parti Hükümeti önce 6 No’lu Protokole, 23 Şubat 2006 tarihinde de 13 No’lu Protokole taraf olmuştur.

Türkiye bu protokolleri imzalarken Abdullah Öcalan’ı da kapsayan terör suçlularının idam cezasını kaldıran süreçte önemeli gelişmeler olmuştur. MHP`nin de ortağı olduğu 57’nci hükümet döneminde 3 Ekim 2001 tarihinde yasalaşan ve idam cezası ile ilgili Anayasa maddesini değiştiren 4709 sayılı Yasa, (RG: 17.10.2001) Anayasa’nın başlangıç metni ile 33 maddesinde değişiklik yapmıştır. Anayasa değişikliği, oylamaya katılan 494 milletvekilinden 474’nün oyuyla kabul edilmiştir. 16 milletvekili ret oyu kullanmıştır. 1 çekimser, 2 geçersiz, 1 de boş oy çıkmıştır. Yasa’nın 15’nci maddesi şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38 inci maddesine aşağıdaki fıkra yedinci fıkra olarak eklenmiş, mevcut beşinci ve altıncı fıkralarından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.”

57’nci hükümet döneminde bu defa Anayasa değişikliği ile yasaların uyumu açısından çeşitli yasalarda değişiklik yapılmasına ilişkin 3 Ağustos 2002 tarihli 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa (RG: 09.08.2002) kabul edilmiştir. “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları hariç olmak üzere, 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 7.1.1932 tarihli ve 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununda yer alan idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür.”

2004 Haziran ayında Başbakan Recep Tayip Erdoğan imzası ile TBMM Başkanlığı`na aşağıdaki yazı gönderilmiştir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 21.06.2004 tarihinde kararlaştırılan ‘Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’ ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir. Gereğini arz ederim. Genel Gerekçe: Bilindiği üzere, 7.5.2004 tarihli ve 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla, Anayasanın 15, 17 ve 87’nci maddelerinde yapılan değişikliklerle ölüm cezaları Anayasadan çıkartılmıştır. Bu başvuru ile başlayan süreç sonucunda 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul edilen 5218 sayılı kanun ile 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun tüm ilgili maddelerindeki ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ile değiştirilerek Anayasaya ek olarak Türk Ceza kanunundaki ölüm cezaları da fiilen kaldırılmıştır.”

Özetle, ölüm cezaları anayasadan 7 Mayıs 2004 tarihinde çıkarılmıştır. 14 Temmuz 2004 tarih ve 5218 sayılı Yasa ile de idam cezası her koşulda mutlak olarak kaldırılmış, tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir.

Protokollerin AİHS’nin parçası olduğu ve sözleşmenin maddelerinin protokollere de uygulanacağı kesindir. Protokollerden çıkmak isteyen ülke AİHS’den çekilmek zorundadır. AİHS’nin 58’inci maddesine göre Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne 6 ay önceden ihbarda bulunarak AİHS’den çekilmek mümkündür. AİHS’den çekilen ülkenin Avrupa Konseyi üyeliği sona ermektedir. Avrupa Konseyi’nden ayrılmak, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi alanlarda Batı standartlarından uzaklaşmasına ve AB ile bağlarının kopmasına yol açar. İdamın Venedik Komisyonu’nda, Kopenhag siyasi kriterleri arasında yeri yoktur. Türkiye’nin idam cezasını kaldırmasını sağlayan en önemli sebep, Avrupa Birliği’nden ve Avrupa değerler sisteminden kopmamaktır.

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic, idam cezasının düşünülemez olduğunu şöyle açıklamıştır: “İdam cezası bulunan ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil.” TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop “Yasadan sonra suç işlenirse idam cezası uygulanır. Temel prensip kanunlar geriye işlemez. Yasa çıktıktan sonra ikinci bir darbe girişimi olursa uygulanır “ görüşündedir. Avrupa’da idam cezası uygulayan tek ülke Belarus’tur.

TBMM’nin 23 Nisan 1920’de açılmasından idam cezasının en son 1984 yılında uygulanmasına kadar büyük çoğunluğu ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 1960 darbesi, 71 muhtırası ve 1980 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü olmak üzere 712 kişiye TBMM tarafından onaylanan ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin idam kararları dahil değildir.

İdam cezasının kaldırma sürecinde Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı dava önemli rol oynamıştır. AİHM, karar verilene kadar Öcalan’ın idam edilmemesini öngören ihtiyati tedbir kararı kabul ettiği için Ecevit Hükümeti karara uyarak Öcalan’ı idam etmemiştir. İdam cezası yukarıda değindiğimiz gibi Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999 tarihinde onaylanmasıyla kesinleşmiştir. Fakat Başbakanlık kararı TBMM’ye göndermediğinden ve de kararın uygulanması için gereken yasa çıkmadığından uygulama ertelenmiştir.

Öcalan’ın avukatları 16 Şubat 1999’da AİHM’ye başvurmuş, Kasım 1999’da AİHM’nin 1. Dairesi ihtiyati tedbir kararı vermiştir. Kararda, AİHM’nin davayı inceleyebilmesini sağlayabilmek amacıyla idam cezasının uygulanmaması öngörülmüştür. Türkiye karara uymayı kabul etmiştir. AİHM’nin Büyük Dairesi 12 Mayıs 2005 tarihinde kararını açıkladığında Türkiye idam cezasını kaldırmış, 6 No’lu protokolü onaylamış, 13 No’lu protokolü ise imzalamıştır.

İdam cezasının geriye dönüşü yoktur. Eğer 27 Mayıs 1960 öncesinde idam cezası kaldırılmış olsaydı, rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmemiş olacaktı. Menderes’in infaz fotoğraflarını çeken İsmail Şenyüz, benim çektiğim ve Menderes infaza götürülürken arkadan gösteren resmi görünce binbaşı eşi olan kapı komşum hanımın şu tespitini aktarmaktadır: “Kıyamamış yüzünden çekmeye arkasından çekmiş demiş.” Şenyüz vefattan sonra neden fotoğraf yayınlanmadığını şöyle açıklamıştır: “Halkın acıma duygusunu galeyana getirmemek için yayınlamadılar.”

Türk halkı AB vizelerinin kalkmasını, Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemektedir. Hiçbir AB üyesi ülkede idam cezası yoktur. Halk istiyor diye idam cezası gelirse, Türkiye AB üyesi olamaz. Bu sebeple Ahmet Hakan’ın ifadesiyle siyasilere “boşuna gaz verilmesin.” SBF’den arkadaşım, eski Başbakan Mesut Yılmaz idam gelirse 7 maddede ne olacağını şöyle açıklamıştır: Sözleşme ihlal edilir, Avrupa Konseyi üyeliği biter, suçluları iade sözleşmesi ihlal edilir, müzakereler dondurulur, Avrupa iade etmez, evrensel hukuktan kopulur, Beyaz Rusya’nın (Belarus) gerisine düşeriz.

Vatandaşın “asın asın” diyerek siyasilere baskı yapmasına siyasiler kulak tıkamalıdır. Eğer yanlış bir kararla kişi idam edilir ve sonra idam kararının yanlışlığı ortaya çıkarsa, idam edileni geri getirmek mümkün değildir. Bu konuda Akif Beki’nin “Ya sapık diye asılsaydı” başlıklı yazısını idam isteyenler mutlaka okumalıdır. Çünkü meydanlarda seslerini yükseltenler, bilgi sahibi olmadan fikir sahibidirler. Bu tür popülist söylemler ülkeye zarar verir. Abdülkadir Selvi 3 Kasım 2016 tarihli yazısında “Öcalan için kesinleşmiş cezası nedeniyle eskiye yürüyemeyecek” demiştir.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in idam konusunda 25 Temmuz 2016 tarihinde “İdam cezasının olduğu bir ülkenin AB’de yeri olamaz” dediğini unutmayalım. Hem AB’ye üye olmak ve hem de idam isteyeceksin. Bu yaman çelişki hiçbir medeni ülkede yoktur. Aksi durumda Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekir. AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı bu süreçte son noktayı koymuştur: “İnsanların kafasını karıştırmaya gerek yok!”

Bu sürçte önemli bir diğer konu da şudur: Türkiye FETÖ terör örgütünün başını ABD’den istemektedir. Eğer idam cezası geri gelirse ABD bu iadeyi yapmaz. Yasa çıksa bile FETÖ elebaşı idam edilemez. Bu konuda halkın kafasının karıştırılmamasının herkesin lehine olduğu unutulmamalıdır. İdam cezasını kaldıran ülkeler sıklıkla dünya basınında haber olur. Fakat bunun tersini görmek kolay değildir. Ekim 2017’de kurulan İYİ Parti’nin lideri Meral Akşener de 24 Haziran’daki seçimlerden dört ay önce “İdam çözüm değil. İdam meselesi gündem değiştirmek için ortaya atılıyor. Kalıcı caydırıcılık olmalı” açıklamasını dikkate almak gerekir.

Son dönemde basında yer alan çocuk istismarı ve cinayeti haberlerinin artışı sonrasında AKP Sözcüsü Mahir Ünal’ın, 3 Temmuz’da “Çocuk istismarına karşılık yeni dönemde idam ve hadımı düşünüp tartışacağız”  açıklaması eğer siyasi bir çıkış değilse, idamın geri gelmesinin uluslararası sonuçları dikkate alınmadan yapılmış olabilir.

Uluslararası Af Örgütü’nün idam karşıtı kampanyasının danışmanı Chiara Sangiorgio, idamı cezasını kaldırdıktan sonra geri getiren 6 ülke olduğunu açıklamıştır. Brezilya‘da idam cezası 1882’de kaldırılmış, askeri darbe sonrası 1969’da geri getirilen ceza, ülke diktatörlükten kurtulduktan sonra 1988 yılında askeri suçlar hariç tutularak yeniden mevzuat dışına çıkarılmıştır. Arjantin‘de askeri darbenin ardından 1976’da yürürlüğe giren idam cezası, cunta dönemi sonrası 1984’te askeri suçlar dışında, 2008’de ise tamamen kaldırılmıştır.

Askeri darbe ile idam cezasını geri getiren bir diğer ülke Gambiya’dır. 1993 yılında idamı yasaklayan ülke, 1994’teki darbeden bir yıl sonra cezayı geri getirmiştir. 2016 yılındaki seçimi kazanan Adama Barrow 2018 yılı başında idam cezalarının infazlarını durdurduğunu açıklamış ve idamın kaldırılmasına yönelik Birleşmiş Milletler Anlaşmasını imzalayarak hedefinin idamı tamamen kaldırmak olduğunu söylemiştir.

Brezilya, Arjantin ve Gambiya askeri yönetimde idam cezasını yasallaştırırken, 3 ülkede sivil yönetimler idam cezasını getirmiştir.1985 yılında idamı yasallaştıran Nepal, 1990’da idamı kaldırmıştır. 1987’de idam cezasını kaldıran Filipinler, 1993’te idamı geri getirip, 2006’da yeniden yasaklamıştır. Papua Yeni Gine ise sivil yönetim altında idam cezasını kaldırdıktan sonra geri getiren ve daha sonra kaldırmayan ülkedir. Ülkede, 1970’te kaldırılan idam cezası 1991’de geri getirilse de, ABD’deki Cornell Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Dünya Çapında İdam Cezası Araştırma Merkezi verilerine göre 1954 yılından bu yana Papua Yeni Gine’de kimsenin ölüm cezası infaz edilmemiştir.

Türkiye, idamı yasaklamaya yönelik iki uluslararası anlaşmaya imza atmıştır. Bunlardan biri, Avrupa Konseyi üyelerinin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 13 Numaralı Protokolü’dür. Bugüne kadar hiçbir Avrupa ülkesi bu Protokolü imzaladıktan sonra imzasını geri çekmemiştir. BM Sözleşmesi’nden çekilmeyi deneyen tek ülke Kuzey Kore’dir.

Bir diğer anlaşma ise, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerden 86’sının imzaladığı Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2 Numaralı Protokolü’dür. Protokolü imzalayan ülkelerin imzasını geri çekmesine yönelik bir mekanizma yoktur. Protokolü imzalayan bir ülkenin daha sonra idam uygulamasını geri getirmesinin hiçbir yolu bulunmamaktadır. Protokolü imzaladıktan sonra tekrar idam cezasını getiren ülke, bu anlaşmadan çekilme hakkı olmadığı için uluslararası anlaşmaları ihlal etmiş sayılır. Chiara Sangiorgio, Türkiye’nin idamı geri getirmesi için anlaşmadan çekilmesini sağlayacak bir mekanizmanın olmadığını açıklamıştır.

Bugüne kadar Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni imzaladıktan sonra sözleşmeden geri çekilmeye çalışan tek ülke Kuzey Kore olmuştur. Bu ülke 1997 yılında BM’ye 1981’de imzaladığı sözleşmeden geri çekileceğini bildirmiştir ama BM ülkeye böyle bir hakkı bulunmadığını bildirmiştir. İdam tartışmalarının yeniden başladığı 2016’da TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, idamın “vakti gelince konuşulacak” bir konu olduğunu söylemiştir.

İdamın kaldırılabilmesi için uluslararası anlaşmaları Türk yasalarından üstün tutan anayasanın 90’ncı maddesinin yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

İdam cezası anayasaya eklenirse, mahkemeler 90’ncı maddenin uluslararası anlaşmaları yasalardan üstün tutarken anayasadan üstün tutmadığı şeklinde bir yorumla idam cezasının uygulanmasını sağlayabilir. Bu görüşe Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu karşı çıkmıştır: “90. maddenin yorumlanması özgürlükler lehine bir yorumu beraberinde getiriyor: haklar ve özgürlükler lehine daha güçlü bir düzenleme varsa o uygulanmalı anlamında. Hele ki böyle bir yaşam hakkı söz konusu olduğu zaman yaşam hakkını değil de normlar hiyerarşisinin en tartışmalı yönünü öne çıkarmak, insan haklarına dayanan rejim anlayışına yabancı olmak anlamına geliyor.”

Kaboğlu’nun idam konusundaki görüşü açıktır: “Türkiye bu günlerde uluslararası topluma açıkça ve diplomatik olmayan bir dille meydan okuyor. Oysa 1980 darbesinden sonra bile Avrupa Konseyi Türkiye’nin üyeliğini askıya almayı tartışırken, askeri yönetim ‘Biz olağan yönetime geçeceğiz’ dedi ve Türkiye, Konsey’in üyesi olarak kaldı. Askeri yönetimin bile sergilemediği bir tavrın bugün sergileniyor olması tabii ki üzerinde çok yoğun biçimde durulması gereken bir husus. Acaba gerçekten Batı, Türkiye’ye haksız bir şekilde yüklendiği için mi Türkiye Batı’ya bu kadar diplomatik olmayan bir dille meydan okuyor, yoksa Türkiye yöneticileri bir eksen kaymasını bilinçli olarak göz önüne alıp, kriz ortamını değerlendirip Batı’yla mesafeyi genişletip o eksen kaymasını Doğu’ya doğru tamamlamayı mı tasarlıyor?”

İdam cezasının halkoylamasına götürülmesi ihtimalini de değerlendiren Kaboğlu şunları söylemiştir: “Temel hak ve özgürlüklerin, hele hele yaşam hakkı temelindeki bir hakkın referanduma sunulmasının sakıncalarını insan hakları öğretisi sürekli işliyor. Halktan bir talep olduğunu varsaysak bile yöneticiler kendilerine lider sıfatı veriyorsa, halk istese bile kendileri idam cezasını savunmuyorsa, ‘Benim çağdaş, insancıl anlayışım idam cezasıyla bağdaşmamaktadır, darbe girişimcilerine hukuk devletinin en ağır yaptırımlarını uygulayacağız ama idam olmamalıdır’ diyebilmelidir. Halka güvenen liderler bunu söyleyebilirler”. Türkiye’de idamın, aşamalı olarak Bülent Ecevit’in 1999’da kurduğu DSP-MHP-ANAP hükümetiyle kaldırılmaya başladığını ve 2002’de iktidara gelen AKP döneminde tamamen kaldırıldığını hatırlatan Kaboğlu, “Öncelikle sorgulanması gereken husus, Türkiye’nin bu kazanımları bir anda elinin tersiyle itip itemeyeceği olmalı” demiştir.

Türkiye’de 1920’de Meclisin kuruluşundan, 1984’te ölüm cezalarının fiilen kaldırılmasına kadar geçen 64 yıllık dönemde çoğunlukla ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 60 darbesi, 71 muhtırası ve 80 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü 712 kişiye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanan ve infazı gerçekleştirilen ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin, Meclis’i devre dışı bırakarak aldığı idam kararları dahil değildir. Meclise gelmeden İstiklal Mahkemeleri tarafından verilen 1,500 – 2,000 civarında idam kararı bulunduğu tahmin edilmektedir.

İdam cezası uygulanan son mahkum, 25 Ekim 1984’te infaz edilen Hıdır Arslan’dır. Ekim 1984’ten itibaren mahkemeler tarafından verilen ölüm cezaları Meclis’te onaylanmadığı için infaz edilmemiştir.1991 yılında çıkarılan bir afla 500 civarında ölüm cezası dosyası, 10 yıl ağır hapse dönüştürülmüş, 2002 yılındaki yasayla da fiilen uygulanmamış olan tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir. Bunlar arasında, Öcalan’ın 29 Haziran 1999’da çarptırıldığı, 25 Kasım 1999’da Yargıtay tarafından onanan ölüm cezası da var.

Ben; Kenan Evren’in 12 Eylül darbesi sonrası gündeme gelen “asmayalım da besleyelim mi?” popülizm söylemlerinin milliyetçi muhafazakar seçmeni aynı çatı altında tutmak için ortaya atıldığını, Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylemlerine baktığımızda bu işi ciddiye almadığını, fakat AK Parti seçmeninin de gönlünü hoş tutmak istediğini düşünüyorum. Aksi zaten düşünülemez. Çünkü hem AB’ye üye olmak için çaba gösterip “AB stratejik hedefimizdir” diyeceksin, sonra da “vatandaş idam istiyor” diye idamı geri getireceksin. Ateşle barutun yan yana gelmesi mümkün değilse, idamı kabul eden bir ülkenin de AB ve Avrupa Konseyi üyesi olması mümkün değildir.

Bu çelişki “halk öyle istiyor” söylemiyle açıklanamaz. İdam cezasının geri getirilmesi hükümet ile hükümetin AB hedefleri arasında ciddi bir engel oluşturmaktadır. AB üyeliği hükümet programında yazılı dururken idam tartışmaları yapmak, havanda su dövmeye benzer. Son infazın yapılmasının üzerinden 34 yıl geçmiştir. Abdullah Öcalan’ın idam cezasına çarptırılmasından 19 yıl sonra tekrar idamın konuşulmaya başlanması, demokratik değerlerden ve medeni dünyadan kopuş demektir.

Eğer Avrupa’dan kopmak, Avrupa Konseyi’nden çıkarılmak ve de Avrupa değerlerinden uzaklaşmak isteniyorsa, idam cezasını Meclisten geçirmek mümkün olabilir. Bu da Türkiye’nin ekseninin Doğu’ya kayması demektir. Zaten bazıları Türkiye için Doğu’ya giden gemide Batı’ya koşan ülke benzetmesi yapıyorlardı. İdam çıkarsa, Doğu’ya giden geminin içinde Batı’ya koşmanın bir anlamı kalmaz. Bu durumda Doğu’ya giden gemide Doğu’ya daha hızlı ulaşabilmek için koşarsınız ama nereye kadar? Koşacağınız mesafe geminin boyu ile sınırlıdır. Eğer bu sınırlı alanda Doğu sizi kabul ederse sorun yoktur. Eğer etmezse, hedefe ulaşmadan açıkta kalırsınız.