Yöneticisinin, performansından memnun olduğunu düşünürken işten çıkartılanlar.

Çocuklarının yıllardır uyuşturucu kullandığını öğrenen aileler.

Sorgusuzca güvendiği iş ortağı tarafından dolandırılanlar ve benzer yaşam hikâyeleri…

Sürekli şaşırıyoruz. Sürprizlerle yaşıyoruz. Bir bilinmezden diğerine doğru sürekli bir devinim içindeyiz sanki.  Her gün içimizden biri, “Nasıl göremedim, nasıl fark edemedim?” diye sorguluyor kendini…

Oysa hayatımızdaki hemen her olay mutlaka gelişini haber veriyor. “Dikkat” işaretleri yanıp sönüyor. Gören gözlerle bakabildiğimizde, önümüzdeki sahne netleşiyor. Ama çoğunlukla göremiyoruz, fark edemiyoruz. Neyse ki dikkat yeteneğimizi, seçici algımızı ve farkındalığımızı geliştirmenin yolları var. Yaşadığımız sadece geçici bir körlük hali ve bunun çaresi de mevcut; önce yakın çevremizin farkına varmak ve farkındalıkla yaşamaya karar vermek.

Yaşadığınız hayatta çevrenizde olup bitenlerin ne kadar farkındasınız? Sizi bekleyen tehlikeleri ve fırsatları öngörebiliyor musunuz? Hayatınızın bir hedefi ve bu hedefe ulaşmak için bir planınız var mı? Vizyon, politika ve strateji geliştirmeyi biliyor musunuz?

Eğer bunlardan habersizseniz hayatınız durgun bir sudaki saman çöpü gibi çevresel etkilere tabi demektir. Sürüklenip gidersiniz. Başınıza gelenlere “kader” deyip geçerseniz, ne istediğinizi bilmeden hayatınız boyunca istemediğiniz şeyler yaşarsınız.

Durum farkındalığımızı artırabildiğimiz takdirde, mevcut tehditleri, önümüze çıkan ya da çıkması muhtemel fırsatları belirlememiz ve bunlardan yararlanmamız daha olası olacaktır.

Peki, “Durum Farkındalığı” nedir?

Bu kavram, ilk defa Birinci Dünya Savaşı sırasında Oswald Boelke (Oswald Boelcke 1. Dünya Savaşı sırasında 40’tan fazla zaferi kazanan Alman havacılık tarihinin büyük pilotlarından birisiydi. Oswald Boelcke havacılar tarafından hala benimsenen ve savaş pilotlarına durumsal farkındalık kazandırmayı hedefleyen Boelcke’nin Diktası denen sekiz kuralı geliştirmiştir.  1. dünya savaşı sırasında pek çok alman pilot Boelcke’nin ilkeleriyle eğitilmiştir. Bunlardan en ünlüsü ise Manfred Von Richthofen ya da daha iyi bilinen adıyla Kızıl Baron’dur.) tarafından düşmandan önce durumun farkına varmak ve böylece üstünlük kazanmak amacı ile geliştirilmiştir.

1980’lere kadar akademik çevrelerde pek ilgi görmeyen bu kavram 1980’lerden itibaren özellikle hava trafik kontrolörlerinin daha iyi durum farkındalığına ihtiyaç duyduğunun anlaşılması üzerine yeniden gündeme gelmiştir. Daha sonra iş yeri güvenliği, insan yaşamı ve uluslararası ilişkiler gibi alanların da konusu olmuştur.

Durum farkındalığı, bir beden kabiliyeti olmaktan çok zihin işidir. Akıl yürütme sürecidir. Bu sürecin ana unsurları, algılama, bilgi toplama ve sezgilerine güvenmektir. Çevrenizde bulunan unsurların yer ve zaman bakımından algılanması, anlamlandırılması ve geleceğe ilişkin statülerinin değerlendirilmesi olarak da tanımlanabilir.

Durumsal farkındalık, karmaşık ve dinamik hale gelen kişisel ve kamusal yaşamda önemli bir çevre algısı yaratarak karar vericilerin doğru ve zamanında karar vermesine yardım eder. Durumsal farkındalığı yüksek birey; varsayımları ayırt eder, gizli değerleri fark eder, kanıtları ve sonuçları değerlendirir, sonuca göre eylemler gerçekleştirir,  kendisini ve bulunduğu çevreyi güven altına alır.

Çevremizdeki insanlar arasındaki bazı kişilerin normal olarak anlaşılması zor tehlike sinyallerini ya da fırsatları daha kurnazca algıladığına şahit olmuşuzdur. Bunu genelde o kişilerin daha zeki olduğu şeklinde kabulleniriz. Ancak, yapılan anketler pek çok kişinin bu sezgilere sahip olduğu, önceden bunları sezdiği halde önemsemediğini ortaya koymuştur.

Durum farkındalığının yarattığı disiplin, siz meşgul ve aklınız başka yerde iken bile hislerinize ve çevrede olanlara duyarsız kalmama alışkanlığını öğretir. Günlük hayatta her an karşımıza çıkabilecek tehdit ve fırsatların yer ve zaman bakımından algılanması, anlamlandırılması, yorumlanması, en doğru kararın uygulanması ile bireysel ve kurumsal alanda en yüksek kazanımın elde edilmesini sağlar. Yaşamın her alanındaki olgular için kolayca adapte edilebilen bir düşünce yapısını temel alır.

“Hayatınızın üçte biri uykuda geçer, önemli olan geri kalanında yeterince uyanık olmaktır.”

Bu konudan habersiz bir kişi, karşılaştığı durumları ne, neden, nasıl ve ne olacak gibi temel sorular ile karşılar ve bu soruların cevaplarına göre eylemlerini planlar. Ancak, farkındalığı yüksek bir birey, bu tür problemlere durumsal farkındalık ile yaklaşır.

Durum Farkındalığı, kilo vermekte zorlanan bir kişiden, arkadaşlarına hayır diyemeyen bir kişiye, en iyi iki CV arasından birisini seçmekte zorlanan bir insan kaynakları yöneticisine kadar tüm meslekler ve problem çözümlerinde kullanılabilir. Kişinin veya kurumun karşılaştığı tüm soru ve sorunlar karşısında rahatlıkla kullanabileceği bir yaratıcı düşünceyi geliştirme disiplinidir.  

Durum farkındalığının beş seviyesi vardır;

– Tedbirsiz durum,

– Gevşek farkındalık,

– Odaklı farkındalık,

– Yüksek alarm,

– Koma.

Aslında farkındalıktan bahsedeceksek ikinci, üçüncü ve dördüncü seviyeleri dikkate almamız gerekecek. Zira birinci ve beşinci seviyede farkındalık yok derecesindedir.

Birinci seviyede yaklaşan durum hiç fark edilmemiş, beşinci seviyede ise artık durum ihtimal olmaktan çıkmıştır. Sonuç doğuran eylemin bire bir içindeyiz ve tedbir alma veya müdahale şansımız yok demektir. İşte pek çok birey birinci aşamadan doğrudan beşinci aşamaya yani tedbirsiz durumdan koma haline geçmektedir.

İlk seviyeye örnek, tanıdık bir çevrede ailenizle birlikte şarkılar söyleyerek araba sürerken, çevreye çok ilgi göstermeme halidir. Böyle bir durumda yoldaki sürpriz bir çukura girebilir ya da önünüze aniden çıkan bir şeye çarpabilirsiniz.

İkinci seviyede gevşek de olsa bir tehlike farkındalığı vardır. Arabanızla kavşağa yaklaştığınızda “diğer yoldan yaklaşan bir araba var mı?” diye kontrol etmek ihtiyacı duyarsınız. Kaza yapmamak için dikkatlisinizdir ama bu dikkat dağılırsa a, örneğin telefonla konuşmaya dalarsanız birinci seviyeye dönersiniz.

Üçüncü durumda ise yolun tehlikeli olduğunu biliyorsunuz ve örneğin arabanızın buzda kayabileceğini düşünerek dikkatli sürüyorsunuz. İki elinizle direksiyona sarılmış, hem yoldaki buza, hem de etraftaki arabalara odaklanmış durumdasınız. Yoldan gözünüzü ayıramadığınız bu durumda ne telefona bakacak ne de arabada müzik dinleyecek durumdasınız, çünkü dikkatinizin dağılabileceğinin farkındasınız. Ancak böyle bir sürüş sizi çabuk yorar ve stresli yapar. Uzun ve topyekûn yoğunlaşma isteyen bu durum enerjinizi çabuk bitirebilir.

Yüksek alarm durumuna geçtiğinizde ise artık vücut adrenalin salgılamasını artırmıştır ve bir yandan dua ediyorsunuzdur. Araba kırmızı ışıkta kavşağı geçmiştir, kaza olmak üzeredir ama hala frenlere basmak ve durumu kontrol altına almak için zamanınız vardır. Olmak ya da olmamak denen o ince çizginin üzerindesiniz demektir.

Beşinci seviye olan koma durumunda ise artık ya uyuyakalmış ya da donup kaldığınızdan reaksiyon gösterecek durumda değilsinizdir. Şokta olduğunuzdan beyin duruma müdahale edecek değerlendirmeyi yapamaz. Bu durumdaki kişiler, olanların başına geldiğine inanamaz ve mağdur değil, daha çok izleyici olduğunu sanırlar. Karşı koyacak durumda olmadıklarını ve zamanın çok uzun geldiğini söylerler.

“Durum farkındalığı, paranoyak ya da takıntılı bir şekilde endişeli olmak değildir.”

İnsanlar uzun süre bir tehlike durumuna odaklanmış (üçüncü seviye) şekilde davranamaz. Alarm durumu, vücut tüm enerjisini bitirmeden hemen önce kısa süre devam edebilir. Durum farkındalığı için doğru seviyeye karar vermek önemlidir. Vücudumuz ve aklımız genellikle gevşek bir ortamda olmak ister.

Her gün uykuda geçirdiğimiz ortalama sekiz saatte zaten koma durumundayız. Evde TV seyrederken ya da kitap okurken de birinci seviyede yani çevreyi pek umursamaz haldeyiz.

Akşam yürüyüşe çıkmış isek karanlık sokaklardan yürürken ikinci duruma geçer, potansiyel tehditlere karşı dikkatli oluruz.

Birinci durumda tedbirsiz olduğumuzdan çocuğunuz aniden yola fırlayıp, bir arabanın altında kalabilir. Bu durumda tehlikeden kaçınma şansınız yoktur; ya tehlikeyi görmediniz, ya da panik yaptığınızdan reaksiyon gösteremiyorsunuzdur. Bunun sebebi, bazılarının akıl kabiliyetinin hızla birinci durumdan dördüncü duruma geçecek ayarlamayı yapamamasıdır. Bu, araba kaza yapmak üzere iken fren yapamamak, direksiyonu tamamen bırakmak gibi bir durumdur. Zihinsel geçişi yapamadığı için kişi şoka girer ve donar yani koma durumuna geçer. Bu durum farkındalığının ve hazırlığın olmadığı pek çok suç ortamında da meydana gelir. Bu eğitimle bile geliştirilebilecek bir durum olmayabilir. Çok eğitimli kişilerin bile birinci durumdan dördüncü duruma geçemedikleri görülmüştür.

İnsan vücudu sürekli stres altında yaşayacak şekilde dizayn edilmemiştir. Bu yüzden, genellikle stres ve yorgunluktan uzak olan gevşek farkındalık tercih edilmelidir. Bir yandan hayatın tadını çıkarırken diğer yandan etkili bir seviyede kişisel güvenliğinizi bu seviyede sağlayabilirsiniz. Kontrol dışı iseniz stres ve sürekli salgılanmaya devam eden adrenalin vücut ve akıl sağlığı için iyi değildir ve güvenliğinizi olumsuz etkiler. Bu nedenle ne sürekli odaklanmış ne de alarm durumunda olmak çaredir. Bu durum hem zahmetlidir hem de sizi kuvvetten düşürür. Bir tehlikenin her an ortaya çıkabileceği potansiyel tehlike bölgesinde olsanız bile gevşek farkındalık ile normal olmayan bir durum belirlediğinizde odaklanmış farkındalığa geçebilirsiniz. Eğer bu durumun zararsız olduğunu anlarsanız gevşek farkındalığa dönersiniz, muhtemel bir tehdit ise önceden görmek size tedbir alma imkânı yaratır. Böylece tehlike bölgesine girmeden uzaklaşma şansını kullanabilirsiniz. Potansiyel tehdit gerçek olmuyorsa bile odaklanmış farkındalık sizi daha hazırlıklı yapar ve yüksek alarm durumuna geçmenizi kolaylaştırır.

Biraz önce de değindiğimiz gibi “Tedbirsiz durum” ve “Koma” halinde ise Durum Farkındalığından söz edilemez. Zira tedbirsiz durumda algılama tamamen kapalıdır, koma halinde ise artık yapacak hiçbir şey kalmamıştır.

Dolayısıyla, Durum farkındalığı için en iyi yöntemlerden biri iyi bir izleyici olmak ve çevreyi algılayabilmek, yeni karşılaşılan ortamlarda ne olup bittiğini önceden gözlemlemektir. Durum farkındalığı egzersizleri sizi gevşek durum farkındalığında bile bilinçsizce de olsa daha farkındalığı yüksek bir birey yapacaktır.

Çevreye ve tehlikelere aşina olmanız da önemli bir faktördür. Böylece hangi tehditlerden kaçınabileceğinize, hangilerine karşı kendinizi savunmanız gerektiğine daha kolay karar verebilirsiniz.

Buraya kadar Durumsal farkındalık konusuna kısa bir giriş yaptık ve farkındalık derecelerini inceledik. Hedeflenen ise, herkesin günlük hayatını normal bir şekilde devam ettirirken bilinçaltında sürekli ikinci seviyede kalabilmesini, üçüncü ve dördüncü seviyelerde bilinçli kararlar verebilmesini ve asla beşinci seviyeye maruz kalmamasını sağlamaktır.

Bir başka yazımızda ise bu konuda bireysel olarak yapabileceklerimiz nelerdir, ne tür egzersizlerle durum farkındalığımızı artırabiliriz sorularının yanıtlarını arayacak, durumsal farkındalığa giden yolun aşamalarını sizlerle paylaşacağız.

Sağlıcakla ve farkındalıkla kalın.