Yeni Anayasa değişikliğine paralel ‘Başkanlık Sistemi’ üzerindeki tartışmalar yoğun olarak sürdürülüyor. Ülke gündemi adeta bunun üzerine odaklanmış durumda. Oysa Türkiye, hali hazırda içerde ve dışarda ağır sorunlarla karşı karşıya. Bunların başında güvenlik ve terör sorunu geliyor. Bununla birlikte, ekonomik sorunların habercisi olan yabancı para gibi bazı göstergelerin hiç de iç açıcı olmayan durumları, ülkede huzur, refah ve  güveni tehdit etmeye devam ediyor.

Ülkede iş başında olan siyasi irade, TBMM’de dördüncü parti konumundaki  bir diğer siyasi parti ile sözde uzlaşarak ve yeni Anayasa taslağı üzerinde anlaşarak TBMM’ne sundular. Bunun en önemli sonucu ülkede siyasi sistem değişikliğini öngören başkanlık sistemine geçilmek istenmesi.

Oysa ana muhalefeti temsil eden siyasi parti bu çalışmanın dışında. Asıl çarpıklık burada başlıyor. Anayasanın tanımı literatürde, ‘Ülke üzerindeki egemenlik haklarının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen toplumsal sözleşme ve temel uzlaşma metinleri’ olarak geçer.

Türkiye’nin bünyesine ‘Başkanlık Sistemi’mi? yoksa mevcut ‘Parlamenter Sistem’mi daha uygun olur? sorusu üzerinde tartışmalar devam ederken, ister istemez dünya üzerinde bu sistemlerle idare edilen ülkelerin durumu akıllara geliyor.

Dünya üzerindeki Başkanlık Sistemi yönetilen devletlerin  temel işlevlerindeki performansı, değişik parametreler esas alınarak ortaya konulmuştur.

Söz konusu parametreler; başarısız devletler endeksine göre, insani gelişme endeksine göre, yolsuzluk-hırsızlık endeksine göre, küresel barış endeksine göre, basın hürriyeti endeksine göre değerlendirilmiş ve bir sonuca ulaşılmıştır.

Günümüzde  devletlerin siyasal idare yöntemlerine göre başarı/başarısızlık durumlarını belirlemek için birçok çalışma ve endeks kullanılmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı ‘Peace For Fund’ tarafından hazırlanan başarısız devletler (Failed States) endeksidir. Başkanlık sisteminin başarı karnesinin doldurulmasında ilk veri grubu, başarısız devletler endeksidir. Buna göre, en kötü durumdaki 20 ülkenin üçü hariç (Irak, Pakistan, Etiyopya), Güney Asya, Afrika ve Sahra Altı Afrika ülkelerinden 17 ülkenin tamamı  başkanlık sistemi ile idare edilmektedir. [1]

İkinci veri grubu, insan gelişme endeksidir. Bu endekse göre, değerlendirmeye tabi tutulan 20 ülkeden son on sıradaki ülkelerin tamamı başkanlık sistemi ile, en gelişmiş durumda olan baştaki on ülkenin ise, ABD hariç hepsi parlamenter sisteme sahiptir. [2]

Üçüncü veri grubunu teşkil eden yolsuzluk endeksine göre en temiz 10 ülke parlamenter sisteme, yolsuzluk ve hırsızlığın diz boyu olduğu son on ülkenin Irak hariç dokuzu tek parti, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine sahiptir. Başkanlık sistemlerinin kısa sürede yozlaşarak yolsuzlukla karakterize edilen ‘kleptokrat yönetimler’e dönüştüğü sık görülen bir olgudur. [3]

Dördüncü veri grubu olarak belirlenen endeks çerçevesinde, barıştan yoksun şiddet, çatışma ve korku içinde yaşayan en kötü durumdaki on ülke aslında şaşırtıcı değildir. Irak ve Pakistan hariç, geri kalanlar başkanlık ve yarı başkanlıkla yönetilmektedir.[4]

Son olarak basın özgürlüğünün en ileri düzeyde olduğu ilk on ülkenin tamamı parlamenter sisteme, en kötü durumda bulunan ülkeler ise başkanlık, yarı başkanlık ve tek parti totaliter rejime sahip ülkelerdir.[5]

Başkanlık sistemi ve parlamenter sistem hakkında çeşitli kategorilerde yapılan bilimsel araştırmaların neticesi yukarıya çıkarılmıştır. Ortaya çıkan tablo, devletlerin başarılı/başarısız ölçütlerine göre parlamenter sistemin, başkanlık sistemine göre daha üstün olduğunu tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Diğer taraftan, başkanlık sistemine sahip ülkelerde ortaya çıkan ortak bir olgu dikkat çekmektedir. 1960’lardan itibaren sosyal antropolojinin etkisiyle geleneksel otorite ilgi çekmeye başlamıştır. Söz konusu ilgi, kurallara değil kişiyedir. [6] Bu durum, modern devlet anlayışına ters düşen, devlet kurumlarının rolü ve davranışları hakkında güvensizlikle karakterize edilen siyasi otorite şeklidir. Buna literatürde ‘patrimonyalizm’ denir. Bu bakış açısına göre iktidar sahibi ülkenin mutlak hâkimidir. Sultan Abdülhamit devrinde resmi anlayışa göre devlet ve ülke padişahın şahsi mülkü kabul edilirdi. Bir yerlere gelen insanlar için meşruiyet kaynağı hükümdarın lütfuna nail olmuş olmaktı. Osmanlı Devleti’nde siyasi iktidar, kanun ve her çeşit meşrûlaştırma hakkı, mutlak şekilde patrimonyal bir hükümdarın elinde toplanmıştı. [7]

 

Son 10-15 yılda toplumsal kutuplaşmanın had safhaya ulaşması, bölgedeki istikrarsızlıklar sonucu artan mevcut iç ve dış güvenlik sorunlarının yoğun olarak yaşanması, siyasetçilerin uzlaşmaz tutumu nedeniyle milli iradenin yok olması ve topluma  yerleşen rantiyeci zihniyet, bugün Türkiye’yi kırılgan bir ülke haline getirmiştir. Bu trajik durum,  başkanlık sistemi gibi ucu açık akıbeti meçhul bir siyasi dayatma ve zorlama ile sergilenen zihniyetle düzeltilemez.

 

Bu noktada Prof. H.Levent Köker’e kulak verelim:

Başkanlık sisteminde yürütme gücünün doğrudan halk oyuyla seçilen ‘başkan’da toplanması, yürütmenin ‘güçlü’ olması demek değildir. Örneğin ABD’de başkan, parlamenter sistemdeki başbakana göre ‘güçsüz’dür. Çünkü kritik bütün kararları Senato’nun onayına tâbidir. ABD modelinden saparak başkanın gücünü artıran ve büyük çoğunluğu Lâtin Amerika ülkelerinde görülen başkanlık sistemi örnekleri ise ‘istikrarsız’ sistemler olmuş, sıklıkla darbeci rejimlere veya diktatörlüklere dönüşmüştür. Şili, BrezilyaArjantin gibi iyi bilinen geçmişin faşist rejim örneklerinin yanısıra, bunun bugün en iyi örneklerinden biri, hiç de iyi bir demokratik sicile sahip bulunmayan ve maalesef Türkiye’de de örnek alınmaya çalışılan Meksika’dır.[8]

 

Dünya üzerinde 70 in üzerinde ülke zayıflık ve başarısızlık ikazı vermektedir. Türkiye’de bu söz konusu 70 ülkenin içine dahildir. [9]

Bugün Türkiye’de yeni bir siyasal sistem kurulması ve siyasal kültürün kurumlaşmasının önünde ideolojik olarak  iki büyük engel vardır. Biri ‘şeriatçı islâmcılık’,  diğeri ‘ırkçı kürtçülük’tür.

Türkiye halen karşı karşıya kaldığı bu iki önemli meselesinin üstesinden gelmeden ve çözüme kavuşturmadan, başkanlık sistemi gibi yeni bir siyasal sistemin kurulması ile vakit kaybetmemelidir.

Türkiye’de esas sorun, Osmanlının patrimonyal âdetlerini bir tarafa atıp, rasyonel modern devlet yapısını getirmektir.[10]  Bu da ancak Türkiye gibi kırılgan bir ülkede halen sahip olduğu parlamenter sistemle ve bu sistemin geliştirilmesiyle mümkün olur.

 

 

[1] Başarısız Devletler – Oktay Bingöl, Barış Yayınları,2016, S.134

[2] A.g.e., S.134

[3]A.g.e.,S.135

[4]A.g.e,S.136

[5]A.g.e,S.137

[6]A.g.e.S.123

[7]Osmanlı ve Modern Türkiye – Halil İnalcık – Timaş Yayınları,2013,S.233 

[8] http://www.milliyet.com.tr/m.asik,30.01.2016

[9] Başarısız Devletler – Oktay Bingöl, Barış Yayınları,2016,S.290-291

[10] Osmanlı ve Modern Türkiye – Halil İnalcık – Timaş Yayınları,2013,235