Türkiye’nin 1987 yılındaki üyelik başvurusundan günümüze kadar geçen dönemde AB ile ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir ama hiçbir zaman AB üyeliği stratejik hedef olmaktan çıkmamıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde AB ile müzakere tarihinin alınması üzerine, Brüksel’den yurda dönen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da törenlerle karşılanmış, Kızılay Meydanı’nda gündüz vakti havai fişekli tören düzenlenmiştir. Başbakan Erdoğan yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Aydınlık yarınların çağdaş Türkiye’si için çıktığımız yolda hamdolsun, dün müzakere süreciyle ilgili tarihi 3 Ekim olarak almış bulunuyoruz…geçen süre içinde birçok gayretler oldu. Birçok liderin AB yolunda mücadelesi oldu. Aşama aşama şüphesiz bir yerlere gelindi… Bundan sonra şüphesiz önümüzde uzun, zorlu yollar var unutmayın. Bundan sonra ülkemizde demokrasi daha farklı bir şekilde güç bulacaktır…Türkiye çağdaş ülkeler arasındaki yerini almaya başlamıştır alacaktır.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 9 Mayıs 2013 tarihinde kutlanan Avrupa Günü’nde, Avrupa’nın tartışılmaz bir parçası olan Türkiye’nin AB üyeliğinin pek çok konuda AB’ye önemli artılar getireceğini açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda da referandum sürecinde kapıyı kapattığı Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye için stratejik hedef olarak nitelemiştir: “Tarihi, coğrafi ve kültürel olarak yüzyıllardır Avrupa’nın bir parçası olan ülkemiz, stratejik hedef olarak gördüğü AB üyelik sürecini, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışı çerçevesinde devam ettirmek arzusundadır.” Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu 28 Ocak 2015 tarihinde Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefinin stratejik bir hedef olduğunu ve kararlılıkla devam ettirileceğini söylemiştir: “AB bizim için stratejik bir hedeftir. İnşallah öyle veya böyle bir gün mutlaka Türkiye AB’nin üyesi olacaktır.” (Hürriyet, 28.01.2015)

Türkiye’de AB üyeliği hedefinden bir sapma söz konusu değildir. 2001, 2003 ve 2008 yıllarında güncellenerek Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayınlanan AB üyeliği hedefine yönelik Türkiye Ulusal Programı’nın giriş bölümündeki hedefte bir değişiklik olmamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa Birliği ile ilgili temaslarda bulunmak üzere 5 Eylül 2015 tarihinde gittiği Brüksel’de “Avrupa Birliği stratejik hedeftir” demiştir. Dönemin AB Bakanı Volkan Bozkır da 18 Mayıs 2016 tarihinde aynı görüşü açıklamıştır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de “AB bizim için önemli bir çıpa, Batı’dan bir kopuş görmüyorum” tespitinde bulunurken, diğer Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli de “Avrupa, bizim en büyük ekonomik ortaklarımızdan biridir. Bu ticaretten her iki taraf da çıkar sağlıyor. İki tarafın menfaatini yükseltecek şekilde ilişkilerimiz devam edecektir” demiştir.

TBMM Genel Kurulu’nda 24 Mayıs 2016 tarihinde Cumhuriyetin 65, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 7’nci hükümetini sunan Başbakan Yıldırım’ın bu konudaki görüşü şöyledir: “Türkiye’nin, AB’ye tam üyeliğini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. Ancak, AB ile ilişkilerimizi, diğer ilişkilerimizin bir alternatifi değil tamamlayıcısı olarak tanımlıyoruz. Türkiye, AB’ye tam üyelik için bütün sorumluluklarını yerine getirmektedir. Buna karşın AB’nin Türkiye’ye yönelik konjonktürel yaklaşımları ve negatif ayrımcılık anlamına gelen uygulamaların doğru bulmuyoruz.” 

Hükümet Programının 133’ncü sayfasında Avrupa Birliği ile ilişkiler ile ilgili paragrafta AB üyeliği stratejik hedef olarak belirlenmiştir: “Ülkemizin stratejik bir hedef olarak belirlediği AB üyeliği doğrultusundaki kararlılığını ve bu meyanda, esasen halkımızın yaşam standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunacak olan reform sürecini daha da ileri götürmek hususunda irademizi korumaktayız. AB katılım sürecinde siyasi nedenlerden kaynaklanan tıkanıklıkların aşılması ve katılım müzakerelerinin yeni fasıllar açılarak canlandırılması yönündeki çalışmalarımıza devam edeceğiz…AB katılım müzakereleri ve müktesebata uyum çalışmalarının sürdürülmesi, katılım öncesi mali yardımların etkin şekilde kullanılması ve Türkiye’nin yeni AB iletişim stratejisinin uygulanması öncelikli hedeflerimiz arasında yer alacaktır.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 9 Ocak 2017 tarihindeki “Türkiye’nin olmadığı Avrupa eksiktir” açıklaması, AB ile iplerin kopma noktasına gelmediğini göstermektedir. Başbakan Binali Yıldırım 21 Ağustos 2017 tarihinde Singapur’da Türkiye’nin temel dış politika eksenleri bugün de güncelliğini koruduğunu açıklamıştır: “Avrupa Birliği, ülkemiz için stratejik hedef olmayı sürdürüyor. AB ile çok boyutlu ve köklü ilişkilerimiz var. AB ile Gümrük Birliği içinde olan tek aday ülkeyiz. Türkiye, AB’nin beşinci büyük ticaret ortağı ve AB ile ticaretimiz yaklaşık 146 milyar dolar seviyesindedir. Gümrük Birliği’ni güncelleyerek ticaret hacmini iki katına çıkarmayı hedefliyoruz ve bunun başarılabileceğini öngörüyoruz.”

AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik İşbirliği Toplantısı, 9 Aralık 2017 tarihinde Türk hükümetinden üç bakanın katılımıyla Brüksel’de gerçekleştirilmiştir. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin Avrupa Birliği’nin de çıkarına olduğunu belirterek şunları söylemiştir: “Alman arkadaşlarımız güncellemeyi yavaşlatmaya çalışıyorlar. Hayrete düşüyoruz. AB üyelik sürecine ivme kazandırmaya hazırız… Hukukun üstünlüğü, demokratik standartların yükseltilmesi ve bireysel özgürlükler konusundaki taahhütlerimiz geçerli. Hükümetimiz AB üyelik sürecine ivme kazandırmaya kararlıdır. AB’yi değişimin motor gücü olarak görüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan Roma ziyareti öncesinde İtalyan La Stampa gazetesine 4 Şubat 2018 tarihinde verdiği röportajda Türkiye’nin hedefinin üyelik olduğunu açıklamıştır: “Türkiye aday ülke olarak yükümlülüklerini yerine getiriyor ancak üyelik süreci bizim tek başımıza ilerletebileceğimiz bir süreç değil. AB’nin de üzerine düşeni yapması gerekir. Her şeyden önce bize verilen sözlerin tutulması lazım. AB katılım müzakerelerinde hem önümüzü tıkıyor hem de sürecin ilerlememesinin sorumlusu bizmiş gibi gösteriyor. Bu haksızlıktır. AB üyesi bazı ülkelerin Türkiye için farklı alternatifleri gündeme getirmeleri de bir haksızlıktır. Türkiye’nin arzusu, AB’ye tam üyeliktir. Bunun dışındaki seçenekler, bizleri tatmin etmekten uzaktır. AB’den beklentimiz, önümüzdeki suni engellerin bir an önce kaldırılması ve yapıcı bir tutum izlenmesidir. Türkiye’nin üyeliği iç siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.”  (http://aa.com.tr/tr/dunya/cumhurbaskani-erdogan-abden-beklentimiz-onumuzdeki-suni-engellerin-kaldirilmasi-/1054022)

Avrupa Birliği üyeliği Türkiye için bir stratejik hedeftir ama Fransa, Almanya ve Avusturya gibi bazı AB üyeleri, Türkiye’yi üye olarak alma konusunda isteksizdir. Fakat bu ülkeler Türkiye’nin başka denizlere yelken açmasını da istemezler. AB Devlet ve Hükümet Başkanları 17 Aralık 2004 tarihinde şu kararı almışlardır: Eğer Türkiye AB’ye üye olamazsa, Türkiye’nin AB kurumlarına demirlenmesi söz konusudur. (…is fully anchored in the European structures) Demirlemek şu demektir: “Avrupa Birliği’ne eğer üye olamayacaksanız, AB’den fazla uzaklara da gitmeyin.”

Bu durum, taraflar arasında imzalanmış olan Ankara Anlaşması ile Katma Protokol’e aykırıdır. Ayrıca Ermeni diasporasının iddialarının aynı tarihte Brüksel’de Türkiye’nin önüne büyük bir engel olarak çıkarıldığı da unutulmamalıdır. Avrupa Birliği Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye iki dayatmada bulunmuştur. Bunlar; Türkiye’nin AB’ye girmesi için sözde Ermeni soykırımını tanıması ve Ermenistan’la sınır kapısını açmasıdır. Avrupa Parlamentosu’nun Ermenistan’ın propagandası altında kalarak sözde Ermeni soykırımını Türkiye’nin tanıması için almış olduğu 5 kararı da unutmamak gerekir.

AB üyeliğinin stratejik hedef olduğu belirtilmektedir ama bu hedef sözde kalmamalıdır. 23 Şubat 2018 tarihinde Brüksel’de bir araya gelen 27 AB üyesi ülkenin devlet ve hükümet başkanları Birliğin uzun vadeli bütçesi konusunu ve AB’nin uzun vadeli bütçesini ve 2020 sonrası AB Çok Yıllı Mali Çerçevesi’ni belirleyecek politika önceliklerini görüşmüşlerdir. Çok Yıllı Mali Çerçeve; AB bütçesinde yer alan harcama kalemlerine ilişkin ödeneklerin yedi yıllık dönemler itibarıyla ve yıllık tavanların önceden belirlenerek kaynakların AB’nin politika öncelikleri doğrultusunda dağılımını sağlamayı amaçlamaktadır.

AB’nin uygulanmakta olan 2014-2020 Dönemi Mali Çerçevesi yaklaşık 1 trilyon Euro’dur. 2021-2028 dönemi AB bütçesinde Türkiye’nin üyeliği için tahsisat konulmazsa, bu dönemde AB üyeliği gerçekleşmeyecek demektir. Bu durumda 1959 yılından bu yana AB kapısında bekletilen Türkiye için AB stratejik hedef olmaktan çıkar, İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur. Türkiye de o dünyada yerini alır” sözü Türkiye için geçerli olur. Bu süreçte Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma modeli Türkiye’ye yol gösterebilir. Ama bu yol, Batı dünyasından kopmak olmamalıdır.

Türkiye’nin küreselleşen dünyadaki yerini sağlıklı bir şekilde belirlemek, kısa ve uzun vadeli  değerlendirmelerinde bulunmak, çağdaş bir ülke olmak için büyük önem taşımaktadır. Türkiye, dünya ekonomisi ile bütünleşme çabası içinde olan gelişme yolundaki ülkeler arasındadır. Avrupa kıtasında olmayan ülkelerden farkı, Batı’nın siyasi ve ekonomik kuruluşlarının tamamına yakınına üye, diğerleriyle çok yakın ilişki içinde bulunmasıdır. Önemli fark, coğrafi konumu ile ilgilidir. Türkiye bulunduğu bölgede Karadeniz Ekonomik İşbirliği Kuruluşu ile İslam Konferansı Kuruluşu’na üyedir, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile yakın ilişkiler içindedir. Türkiye’nin değişen dünya şartlarına uyum sağlaması ve dünya ekonomisiyle  bütünleşebilmesi için orta ve uzun vadeli stratejilere ihtiyacı vardır. Bu stratejiler içinde Türkiye’nin Batı dünyasından ayrılmasına yol açabilecek Avrasya Ekonomik Birliği (Gümrük Birliği) ve de Şanghay İşbirliği Kuruluşu ya da bazı akademisyenlerin tanımlamasıyla Altay Birliği yer almamaktadır.

Türkiye tercihini, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Batı dünyasından yana yapmıştır. Avrupa Birliği ile ilişkilerde çeşitli faktörlerin etkisiyle meydana gelen olumsuz gelişmeler sebebiyle Türkiye’nin son 200 yıldır Batı’ya dönük yüzünü, Şanghay İşbirliği Kuruluşu ve Avrasya Ekonomik (Gümrük)  Birliği gibi Rusya ve Çin’in siyasi ve ekonomik etkinliğinde olan kuruluşlara yöneltmesi bir alternatif olarak değerlendirilemez. Bu sebeple Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin Pamukkale’de 13 Aralık 2014 tarihinde düzenlenen Serbest Bölgeler Çalıştay’ında yaptığı konuşmada  “Avrasya Gümrük Birliği, Türkiye için vazgeçilmezdir. Biz orada olmak zorundayız. Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde olmak zorundayız. Orta Afrika Birliği denen… birliğin içinde yer almak zorundayız”  açıklaması, gerçekçi değildir. 

Çünkü, Ankara Anlaşması ve Katma Protokol değişmediği sürece GATT/WTO kuralları gereğince Türkiye aynı anda iki farklı gümrük birliği içinde olamaz. Zaten Bakan Zeybekçi’nin 20 Mart 2017 tarihinde “Türkiye’nin yolculuğu, Avrupalı dostları ile birlikte medeniyet yolculuğudur” açıklaması, önceki görüşü ile çelişmektedir. AB üyesi ülkeler ve özellikle Almanya ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler hiçbir zaman Avrasya Gümrük (Ekonomik) Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırılamaz. Orta Asya ülkeleri ile ekonomik ilişkileri karşılıklı olarak geliştirmek ile gümrük birliği gibi ileri seviyede bir ekonomik entegrasyona gitmek, başka şeylerdir.

AB-Türkiye Gümrük Birliği, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde bir aşamadır. AB’ye üye olunursa Türkiye; egemenlik yetkilerinin kısmen devredildiği, alınan ortak kararlara tüm üye ülkelerin uymak zorunda bulundukları, Batılı anlamda demokrasi ile yönetilen, üyelik için ekonomik (Maastricht) ve siyasi (Kopenhag) kriterleri yerine getiren, ekonomik entegrasyona (bütünleşmeye) dayanan ve sadece Avrupalı ülkelerden oluşan bir uluslararası kuruluşa katılacaktır. Avrasya Ekonomik (Gümrük) Birliği çok farklı bir kuruluştur.

Türkiye, AB için önemli bir stratejik ortaktır. Türkiye’siz bir AB, zayıf bir küresel güç olmaya adaydır. Avrasya Gümrük Birliğine girmek, bu pazarı kaybetmek demektir. Bu gelişme, Türkiye’nin ihracatını ve de döviz gelirlerini olumsuz etkileyerek cari açığın büyümesine yol açar. Avrupa Birliği Türkiye’nin açık ara birinci ticari ortağıdır. Günümüzde Türkiye ve AB arasında Gümrük Birliği çerçevesinde gelişmiş güçlü ticaret ve yatırım ilişkileri vardır.

AB, Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların ana kaynağıdır. Avrupalı şirketler otomotivden enerjiye, haberleşmeden mali hizmetlere çeşitli sektörlere yatırım yapmaktadır. Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye stokunun üçte ikisi AB ülkeleri kaynaklıdır. Avrupa Birliği Türk şirketlerin ana yatırım adresi olmuştur. Son beş yılda Türkiye kaynaklı doğrudan yatırımların yarısından fazlası (%57) AB üyesi ülkelere gitmiştir. Avrupa’da Türk sermayesiyle kurulmuş yaklaşık 150 bin şirkette 630 bin kişi çalışmaktadır. Dışişleri Bakanlığı’na göre yurtdışında yaşayan 5 milyonu aşkın Türk toplumunun yaklaşık 4 milyonu Batı Avrupa (AB) ülkelerindedir.

15 Aralık 2016 tarihinde düzenlenen AB Liderler Zirvesi sonrasında liderler, AB-Türkiye mutabakatına bağlılıklarını yineleyerek, anlaşmanın tüm unsurlarının uygulanmasının önemini vurgulamıştır: “AB Konseyi, AB-Türkiye mutabakatına olan bağlığını yineler ve tüm unsurlarının ve tam ve ayrım yapılmadan uygulanmasının önemini altını çizer.”  AB Komisyonu tarafından yapılan açıklamada “Demokrasi ile temel hak ve özgürlüklere olan saygı anlaşmanın önemli bir parçası olacaktır” ifadelerine yer verilmiştir.