2016’da Dünya Edebiyatı’nın En Çok Okunan Kitapları

  1. George Orwell (1903 – 1950), 1984 (1949)

 George Orwell (1903 – 1950), 1984 (1949) ile ilgili görsel sonucu

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikayesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader) kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen “düşünce polisi” gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır.

Kitaptaki çiftdüşün tekniğiyle karşıt kavramlar bir arada kullanılarak kişinin bariz gerçeğe aykırı olanı kabul etmesı beklenir. Zira, kitaptaki düzende merkez partiye bağlılığı göstermesi için insanın gerekirse akla aykırı olanı bile doğru bellemesi gerekir.

  1. William Golding (1911 – 1993), Sineklerin Tanrısı (1954)

Sineklerintanrisi.jpg

Sineklerin Tanrısı, Nobel Edebiyat Ödüllü İngiliz romancı ve şair William Golding’in 1954 yılında yazdığı alegorik romanıdır. Özgün adı Lord of the Flies olan roman Türkiye’de özgün adının tam çevirisi olan Sineklerin Tanrısı’nın yanı sıra bazı yayın evleri tarafından İşte Bizim Dünya adıyla da yayımlanmıştı.

Kitap II. Dünya Savaşı’nın ardından yazarın kendi yakın geleceğinde, yani gerçek olmayan bir nükleer savaş sırasında geçer. Mercan Adası’na karşılık olarak; Mercan Adası’ndaki gibi çocukların ve gençlerin iyilik potansiyellerinden bahsetmek yerine, kökenlerimizde olan vahşiliğe dönüşü göstermektedir. William Golding, II. Dünya Savaşı’nda gördüğü had safhadaki vahşetin etkisiyle bu kitabı, başlıca insanın doğası ve içinden gelen kötülüğü sorgulamak üzerine yazmıştır.Başlarda kitap İngiliz halkı tarafından tepki görse de (çocukları kötü gösterdiği için) aynı günlerde 2 sokak çocuğunun masum bir çocuğu sebepsiz yere döverek öldürdüğü için bir anda ilgi odağı olmuştur. 

  1. Albert Camus (1913 – 1960), Yabancı (1942)

Albert Camus (1913 – 1960), Yabancı (1942) ile ilgili görsel sonucu 

Öyküdeki her şey çok kısa bir zaman aralığında olup biter. Cezayir’de, bir rastlantı sonucu, bir Arap’ı öldüren orta sınıftan bir Fransız, Meursault, kendisini adım adım ölüme götüren süreci kayıtsız biçimde izler. Diğer kişilerin adı anılsa da, roman kahramanının adını bile öğrenemeyiz (burada Kafka etkisinden söz edilebilir). Camus’nün yabancısının yabancılaşmasını kendi ağzından şöyle aktarabiliriz; ‘yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (…) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.’ Kitapta, Meursault’un topluma, kendine, ölümü bile kabul edebilecek kadar hayata, kısacası tüm varoluşa yabancılaşması yalın bir dille anlatılır.

  1. Gabriel García Márquez (1928 – 2014), Kırmızı Pazartesi (1981)

Gabriel García Márquez (1928 – 2014), Kırmızı Pazartesi (1981) ile ilgili görsel sonucu

Kolombiyalı büyük yazar Gabriel García Márquez’in 1981’de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Hem Kolombiya’da, hem de yayımlandığı dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülkede sarsıcı etkileri olmuş bir roman. Usta yazar, çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar’ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planını değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin potresini de çiziyor. Böylece, sonuna dek ilgiyle okuyacağınız bu kısa ve ölümsüz roman, bir toplumsal ruhçözümü niteliği de kazanmış oluyor. 

  1. J.D. Salinger (1919 – 2010), Çavdar Tarlasında Çocuklar (1951)

J.D. Salinger (1919 – 2010), Çavdar Tarlasında Çocuklar (1951) ile ilgili görsel sonucu

1919 New York doğumlu yazar Jerome David Salinger, 2010 yılında aramızdan ayrılmıştır. 1951 tarihli Çavdar Tarlasında Çocuklar (özgün adıyla “The Catcher in the Rye” ya da 1967 yılında Adnan Berk’in çevirisi nedeniyle Türkiye’de biline adıyla “Gönülçelen”) romanıyla tanınan yazar özellikle ünlü olduktan sonra münzevi bir hayat yaşamaya başladı. Manhattan’da büyüyen Salinger, lise yıllarında hikaye yazmaya başladı ve 2. Dünya Savaşında görev almadan önce 1940’larda bu öykülerin birçoğunu yayımlattı. İlk romanı olan Çavdar Tarlasında Çocuklar popüler başarıyı hemen yakaladı. Romanın kahramanı Holden Caulfield’de bir ergenin yabancılaşmasını ve masumiyetini kaybedişini anlatması, özellikle ergen okurlar arasında ilham kaynağı oldu. 

  1. Franz Kafka (1883 – 1924), Dönüşüm (1915)

Franz Kafka (1883 – 1924), Dönüşüm (1915) ile ilgili görsel sonucu

Kafkanın 1915 yılında yayımlanan Dönüşüm adlı anlatısı, yazarın anlatım sanatının gerçek anlamda doruklarına varmış olduğu bir yapıttır. Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen anlatı, aynı zamanda genelde toplumun kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş akışına bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı biçimde dile getirir. Gregor Samsanın başkalaşması, bir böceğe dönüşmesi, salt bir çarkın kaskatı dişlisi, eleştirmeyen, ama yalnızca boyun eğen bir toplum teki olmaktan çıkma anlamını taşır; böylece böcekleşen’in yazgısı, elbet toplumca dışlanmaktadır. 

  1. Aldous Leonard Huxley (1894 – 1963), Cesur Yeni Dünya (1932)

1932’de Aldous Huxley topyekun manipülasyon (öjenizm ve hipnopedya (uykuda öğretim)) yoluyla mükemmel mutluluğun gerçekleştirildiği distopik bir toplumu resmeden Cesur Yeni Dünya’yı yayınladı. Kitap, öjenizm konusundaki heyecanın en yüksek seviyesinde bulunduğu sıralarda yazılmıştı. Dünya Devleti’nin istikrarı, biyolojik mühendislik ve insanı her yönden koşullandırmanın terkibiyle sağlanır. Bu devletin standartlaştırılmış iki milyar yurttaşı sadece on bin soyadını paylaşır, dünyaya da doğarak gelmemişlerdir, önceden belirlenmiş rollerini yerine getirmek üzere ‘kuluçka’dan çıkarılmışlardır. Tüm dünyaya yayılmış laboratuvarlarda insan ırkını kusursuzluğa ulaştırmıştır. Alfa-artı mandarin sınıfından, ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış Epsilon-eksi yarı moronlara kadar insanlar, önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilir ve eğitilirler. Politik gövdedeki hücrelerden öte bir şey değillerdir. Çocuklukta edilgen itaatin, maddi tüketimin ve önüne gelenle düşünmeden yatıp kalkmanın erdemleri hipnopedya (uykuda öğretim) yoluyla telkin edilir. İleriki yaşamlarında Dünya Devleti’nin yurttaşlarına ücretsiz somalar, hükümetçe onaylanmış haplar verilir ve sürü halinde Cemaat Terennümleri ve Dayanışma Ayinleri için (ki rutin olarak sefahat âlemiyle sona ererler) toplanırlar. Hayatın her yönü toplumsal yarar düzeyine indirgenmiştir.  

  1. Stefan Zweig (1881 – 1942), Satranç (1941)

Stefan Zweig

“Yaklaşık yedi hamle sonra Czentovic uzunca bir düşünmenin ardınan gözlerini kaldırdı ve konuştu:

“Beraberlik”.

Bir an müthiş bir sessizlik oldu. Birdenbire dalgaların hışırtısı duyuldu. Salondaki radyoda çalan caz müziği odaya yayılıyor: gezinti güvertesinde atılan adımlar bile ayrımsanıyor; pencerelerin aralığında dolaşan rüzgarın hafif esintisi hissediliyordu. Herkes soluğunu tutmuştu; herşey birdenbire olmuştu ve hepimiz bu meçhul adamın, iradesiyle neredeyse kaybedilmiş bir partiyi, dünya şampiyonunu zorlayarak geri almasından ve olanaksızı gerçekleştirmiş olmasından hala ürkmüş durumdaydık.”

  1. John Verdon (1942 – ), Aklından Bir Sayı Tut (2011)

Aklından Bir Sayı Tut

Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Aklından herhangi bir sayı tut – 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.” Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: “Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin… küçük zarfı aç.”

“Aldıklarını geri vereceksin

Vermiş olduklarını aldığın zaman.

Biliyorum ne düşündüğünü,

Ne zaman uyuduğunu,

Nereye gittiğini,

Nereye gideceğini.

Seninle bir randevumuz var,

Bay 658.”

Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap – Aklından Bir Sayı Tut kolay kolay unutmayacağınız bir roman.

  1. Adam Fawer (1970 – ), Olasılıksız (2006)

Adam Fawer (1970 – ), Olasılıksız (2006) ile ilgili görsel sonucu

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parka baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..