…
TÜRKİYE’NİN YENİLİKÇİ HİDROPOLİTİKASI VE HİDRO DİPLOMASİSİNİN BÖLGENİN GELECEĞİNE KATKILARI
Özet
Orta Doğu’da sınıraşan su yönetimi konusundaki işbirliği ve iklim değişikliği yönetimi, bölgenin siyasi ve ekonomik geleceği üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olacaktır. Şu anda, yoğunlaşan iklim etkileri ve siyasi istikrarsızlık, hükümetleri acil hareket etmeye zorlamaktadır. Bu ülkelerin iklim eylemini ve su güvenliğini yönetme biçimi, bölgedeki devlet-toplum ilişkilerini yeniden şekillendirecektir. Orta Doğu’da iklim değişikliğine adaptasyon ve etkilerini azaltmaya yönelik işbirliği, iklim değişikliği etkileri yoğunlaştıkça bölgenin siyasi istikrarını ve ekonomik direncini şekillendirmede önemli bir rol oynayacaktır.
Yenilikçi bir hidro diplomasi geniş tabanlı bölgesel iş birliğini de hızlandırabilecektir. Sıfır toplamlı uzun sonuçsuz müzakereler yerine kazan-kazan temelli bir Hidro Diplomasi yeni fırsatlar sunarak ülkelerarasında uzun vadeli iş birliğini güvence altına alabilecektir.
Bu makale, su-petrol takas anlaşmasını kullanan yenilikçi bir hidropolitika ve hidrodiplomasi yaklaşımının, sınıraşan sularda sürdürülebilir işbirliğini ve bölgesel kalkınmayı sağlama konusunda iyi bir model olabileceğini savunmaktadır. Bölgesel kalkınma projesi ile entegre olmuş yenilikçi bir sınıraşan su yönetimi anlayışının, yeni projelerin finansmanını kolaylaştırma, sosyal ve politik açılardan olumlu etkiler yaratma ve iklim değişikliğine karşı bölgesel direnci artırma gibi birçok olumlu etkisi olacaktır.
- Giriş
Türkiye’nin güney komşuları olan Irak ve Suriye ile ilişkileri, bölgedeki çatışmaların yoğunluğu ve IŞİD, PKK ve PYD-SDF gibi terör örgütlerinin etkisi ve diğer bazı nedenlerle uzun süredir sekteye uğramıştır. Bu döneme bir istisna, 2008 yılında Türkiye-Suriye ilişkilerinde yaşanan ve 2011 yılında Suriye’deki iç karışıklıkların başlamasına kadar süren olağanüstü iyileşme dönemi verilebilir. Daha sonra Türkiye, Irak Merkezi Hükümeti ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile çeşitli düzeylerde ilişkilerini sürdürürken, Suriye ile ilişkiler tamamen kesilmiş ve Aralık 2024’te Ahmed Şara tarafından rejimin devrilmesinin ardından yeniden başlamıştır. Bu iç savaş ve karışıklık döneminin sonlarına doğru Türkiye, güney komşularından biri olan Irak ile 2024 yılında önemli bir “Su İşbirliği Çerçeve Anlaşması” imzalamıştır. Bu anlaşma, iki ülke arasında su yönetimi konusunda sadece teknik bir belge olmaktan öte, su, enerji ve ekonomik işbirliğini entegre eden yeni bir modelin ilk adımını oluşturmuştur.
Bu anlaşma, Dicle-Fırat sularının sürdürülebilir yönetimi, Irak’ın su altyapısının modernizasyonu ve Türkiye’nin teknik kapasitesinin Irak’ın projelerine entegrasyonu hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Bu anlaşmayı, Türkiye’nin 21 Temmuz 2025’te 1973 tarihli Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması’ndan tek taraflı olarak çekilmesi izlemiştir. Bu karar, iki ülke arasındaki enerji ilişkilerinin daha geniş çerçevede yeni bir başlangıcı olarak görülebilir. Türkiye’nin Irak’a sunduğu yeni enerji anlaşması taslağı, iki ülke arasındaki enerji ilişkilerini çok boyutlu, stratejik bir düzeye taşımayı amaçlamaktadır. Bölgede planlanan kalkınma yolu projesi de işbirliğinin gelişmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır.
- İklim Değişikliğinin Artan Etkileri
Dünya Hava Durumu Atıf Servisi’ne (World Weather Attribution Service) göre, bölgedde ortalama sıcaklıkların iki derece artması, Suriye ve Irak’ta her beş yılda bir, İran’da ise her iki yılda bir şiddetli kuraklıklara neden olabilecektir. Suriye’deki 2007-2010 yılları arasında yaşanan çok şiddetli kuraklık 1,5 milyon kişinin kentlere göçünde neden olmuştur. Ardından gelen 2011-2014 kuraklığı gıda güvensizliğini arttırmıştır.2019’dan itibaren yeniden şiddetlenen kuraklıklar ve artan sıcaklıklar, ülkede yapısal kırılganlığı derinleştirmiştir. Çeşitli bilimsel çalışmalarda, bölgede ortalama yağışların 2050 yılına kadar %10-15 oranında azalacağı tahmin edilmektedir. ACSAD ve ESCWA tarafından hazırlanan Fırat Nehri Havzasında iklim değişikliği etkileri raporunda (4) bölge için iklim değişikliği projeksiyonları oluşturmak amacıyla kullanılan altı küresel iklim modelinde 1995-2014 dönemi temel dönem olarak kabul edilmiş, 2021-2040 dönemi kısa vadeli dönem ve 2041-2060 dönemi orta vadeli dönem olarak belirlenmiştir.
Havzada yağışların orta vadede %10’a kadar azalacağı ve buharlaşmanın ise artacağı tahmin edilmektedir. Fırat bölgesinde iklim değişikliğinin GSYİH üzerindeki etkisini değerlendiren modelleme çalışmasına göre (4) kısa vadede, Irak’taki Fırat havzasında kişi başına düşen GSYİH’deki ortalama azalma %3,4 olup, en çok etkilenen bölgelerde bu oran %4,6’ya kadar çıkmaktadır. Orta vadede, kişi başına düşen GSYİH’nin, iklim değişikliğinin olmadığı bir senaryoya kıyasla %15,2 daha düşük olabileceği belirtilmektedir. En çok etkilenen bölgelerin GSYİH kayıplarının %20’ye kadar çıkabileceği tahmin edilmektedir.
Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki Fırat havzasında, sıcaklık artışlarından kaynaklanan ortalama ekonomik kayıpların kısa vadede kişi başına düşen GSYİH’nin %1,2’si ve orta vadede kişi başına düşen GSYİH’nin %6,6’sı kadar olacağı tahmin edilmektedir (4).
ACSAD ve ESCWA Raporunda İklim değişikliğinin etkilerine yönelik hiçbir önlem alınmazsa tarımsal verimliliğin de olumsuz etkileneceği öngörülmektedir. Tarım sektörünün brüt katma değerinin (GVA) kısa vadede ortalama %3,5-%5 daha düşük olacağı öngörülmektedir. Orta vadede tarımsal verimliliğin, ek sıcaklık artışlarının olmadığı bir döneme kıyasla %16,4 %20,5 daha düşük olacağı tahmin edilmektedir. Fırat havzasının Suriye bölümünde, ise ortalama tarımsal verimliliğin kısa vadede %1,5 ve orta vadede %8,2 daha düşük olabileceği öngörülmektedir.
Yapılan tüm çalışmalar bölgede iklim değişikliği etkilerinin dikkate alınmaması ve bu konuda işbirliğinin gözardı edilmesi sonucunda bölgenin istikrarsız bir geleceğe mahkûm olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
- Çok Katmanlı Yenilikçi Hidro Diplomasi
Su diplomasisi genellikle antlaşmalar, müzakereler veya nehir havzası kuruluşları üzerinden tanımlanır. Bu resmi süreçler önemlidir, ancak resmin yalnızca bir kısmını yansıtırlar. Literatür, su diplomasisinin çoklu, örtüşen katmanlar aracılığıyla gerçekleşmesi gereğini vurgulamaktadır. Bunlardan ilki, yukarı havza-aşağı havza ülkeleri arasındaki siyasi ilişkilerin beklentileri şekillendirdiği uluslararası dinamiklerdir. İkincisi, altyapı, tarım, enerji ve ekonomik kalkınma politikalarının havza ve bölgesel sonuçları etkilediği ulusal önceliklerdir. Üçüncüsü, süreklilik sağlayan ve siyasi belirsizlik dönemlerinde bile işbirliğinin sürdürülmesine yardımcı olan havza düzeyindeki kurumlardır. Dördüncüsü ise yerel düzeyde suyu yöneten ve etkili anlaşmalar için sosyal temeli oluşturan topluluk düzeyindeki sistemlerdir.
Bu çok katmanlı bakış açısı, iklim krizi, demografik değişiklikler ve siyasi istikrarsızlığın sınıraşan kaynaklar üzerinde ek baskı oluşturduğu bölgelerde özellikle önemlidir. Her katman diğerlerini etkiler ve başarılı bir su diplomasisi, bu karşılıklı bağlantıları tanımaya ve yönetmeye bağlı olarak gerçekleştirilebilir.
Harita 1.Dicle ve Fırat Nehirleri Havzası
- Bölgesel İşbirliğine Yönelik Yeni Hidropolitik Yaklaşım
Türkiye’nin Fırat-Dicle havzasındaki yenilikçi hidropolitiği ve çok katmanlı diplomasi yaklaşımı, kıyıdaş ülkelerarasındaki işbirliğini güçlendirmeye yönelik önemli bir adımdır.
Ulusal kalkınma öncelikleri bölgesel su ilişkilerini şekillendirebilir ve diplomasi bu önceliklerle birlikte gelişir. Örneğin, hidroelektrik, sulama ve bölgesel kalkınmaya kapsamlı yatırımlar yapmış bir yukarı havza ülkesi olarak Türkiye, uzun zamandır aşağı havzadaki su mevcudiyetini etkilemiştir. Ancak zamanla, Türkiye’nin yaklaşımı, öncelikle ulusal odaklı bir kalkınma stratejisinden, giderek faydaların paylaşımına ve teknik ve ekonomik işbirliğinin artırılmasına yönelik bir yaklaşıma doğru evrilmiştir. Bu evrim, değişen bölgesel dinamiklerin etkisinin ve ortak kırılganlıkların giderek daha fazla farkına varılması ile havzanın uzun vadeli sürdürülebilir su yönetimine ve bölgesel işbirliğine duyulan ihtiyacı yansıtmaktadır.
Türkiye ve Irak arasında yakın zamanda imzalanan iş birliği anlaşmaları bu değişimi göstermektedir. İki ülke, Irak’ta su biriktirme ve çevirme yapıları, sulama sistemi iyileştirmeleri ve arazi yönetimi de dahil olmak üzere suyla ilgili büyük altyapı proje ve inşaatlarını desteklemek için mekanizmalar oluşturmuştur. Bu anlaşmalar, uzun vadeli ekonomik ortaklıklara bağlı ortak finansman düzenlemeleriyle desteklenmektedir. Bu gelişmeler, ülkelerin ulusal stratejileri ve bölgesel diplomasi ile olan ilişkisini de ortaya koymaktadır. Uygun bir zamanda yeni yatırımlar, finansman sağlama ve teknik işbirlikleri, ortak çıkarları güçlendiren ve siyasi taahhütleri pratik sonuçlara dönüştürmeye yardımcı olan diplomasi araçları haline gelebilmektedir. Fırat-Dicle havzasında iklim değişikliği baskıları arttıkça, bu tür iş birliğine dayalı yaklaşımlara duyulan ihtiyaç da artmaktadır. Bu da ülkelerin sıfır toplamlı uzun ve verimsiz müzakere süreçlerini kazan kazan anlayışına yönelik yenilikçi politikalar üzerinden işbirliklerine dönüştürmesinin önünü açmaktadır.
- Suyun Faydalarının Paylaşımı İçin İşbirliği Yaklaşımı
Fırat Dicle havzası ülkeleri arasında su-enerji-gıda/toprak bağlantı bir yaklaşımın gereği ve önemi açıktır. Bu bağlamdaki müzakereler doğası gereği karmaşık, çok katmanlı uzun sürelere yayılmaktadır. Paydaşlar, bazen yanlış yorumlamalardan, sınırlı teknik bilgiden veya tarihsel duyarlılıktan kaynaklanan beklenmedik tutumlar da sergileyebilmektedir. Bu süreçlerde zaman içinde anlayış, güven ve uyum oluşturmak için retorikten ziyade kanıta dayalı ikna yaklaşımı da önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle bu süreçlerde başarı için siyasi irade, gayret ve hedef birliği esastır. Fırat Dicle havzası gibi dünyada birçok havza, su, enerji, gıda ve çevresel güvenlik bağlantısını kapsamlı bir şekilde ele alan sınır ötesi su yönetimi işbirliğine ihtiyaç duymaktadır. Bunun gerçekleşebilmesi için suyun miktar olarak paylaşımına odaklanan katı, geleneksel yaklaşım yerine, bölgesel kalkınma projeleri odaklı, tüm kaynakların sürdürülebilir kullanımını önceleyen daha esnek ve yenilikçi bir işbirliği yaklaşımı gereklidir.
Türkiye ve Irak arasındaki su ve enerji alanındaki işbirliği yaklaşımı bölge geneli için genişletilmesi gereken böyle bir başlangıç adımı olmuştur. Bu kapsamda akış aşağısındaki ülkelere sadece daha fazla su tahsis edilmesi ile sınırlı kalmamalı, aynı zamanda su-enerji-gıda-çevre bağlantısını, sürdürülebilir su yönetimini, ortak projeleri, su verimliliğini, teknolojik iş birliğini ve enerji ve yatırım boyutlarını kapsayan daha geniş bir vizyona oturtulmalıdır. Bu vizyon, klasik su diplomasisi modelini “kaynak paylaşımı”nın dar alanından çıkartarak “kaynak yönetimi, enerji çevre, iklim değişikliği gibi birçok alanda bölgesel işbirliği ve kalkınma hedefli bir stratejiye dönüştürme potansiyeline sahiptir.
- Yeni Bir Hidro Diplomasi Çerçevesi
Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan raporlar ve bilimsel çalışmalar dünyanın birçok bölgesinde iklim değişikliği, kuraklık, çölleşme, su krizi gibi risklerin artmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kapsamda bugüne kadar daha çok suyun miktar olarak tahsisini önceleyen sınır ötesi su müzakeresi artık suyun enerji, gıda güvencesi ve ekonomik işbirliğiyle bağlantılı fayda paylaşımına odaklanmalıdır. Kıyıdaş ülkeler arasında su yönetimi alanından başlamak üzere reaktif diplomasiden stratejik diplomasiye geçiş, Orta Doğu gibi baskının hızla artmakta olduğu bazı bölgeler için sadece gerekli olmayıp aynı zamanda gelecek için hayati önem taşımaktadır.
Stratejik diplomasi, bölgesel olarak faydalı projeler geliştirmek ve kalıcı işbirlikleri yaratan su-enerji-gıda bağlantılı (WEF Nexus) anlaşmaları teşvik etmek için daha geniş tabanlı bir yaklaşım benimsemelidir. Yeni ve yenilikçi bir hidro diplomasi, akademi ve politika bağlantılarını içeren Dolaylı Su Diplomasisini (Track two water diplomacy) de güçlendirmeyi gerektirir. Bu nedenle, kıyıdaş ülkeler arasındaki akademi ve politika ağları hem rasyonel hem de irrasyonel paydaş tepkilerini anlayabilmek ve öngörebilmek için birbirleriyle daha fazla ilişkili içinde olmalıdır. Çünkü her paydaş etkileşimi, güvenilirliği güçlendirmek, asimetrileri azaltmak ve uzun vadeli işbirliğini güvence altına almak için bir fırsattır. Bölgede tüm bu hususları dikkate alan yeni bir diplomasi sürecinin devamında büyük fayda bulunmaktadır.
- Irak-Türkiye Su Diplomasisi
Sınır ötesi suların yönetimi, Irak-Türkiye ilişkilerinde sadece teknik değil, aynı zamanda jeopolitik bir mesele olarak da ele alınmalıdır. Irak’la sınıraşan su yönetimi konusu, Irak’ın enerji, gıda, çevre güvenliği, sosyo-ekonomik kalkınma ve sosyal refahı gibi birçok alanı doğrudan ilgilendirmektedir. Irak’ın güneyinde, özellikle Basra çevresinde, azalan nehir akışları daha yüksek tuzluluğa, tarımsal verimde azalmaya ve yerel halk arasında ekonomik ve sosyal gerilimlere yol açmaktadır. Bu nedenle, çeşitli temel eksikliklere rağmen, su diplomasisi Irak-Türkiye ilişkilerinde devam etmiş ve son zamanlarda önemli ilerleme kaydetmiştir. Dicle-Fırat Havzası’ndaki azalan akış rejimi, “yönetilmesi gereken bir süreci ve çok yönlü diplomatik işbirliğinin artırılması ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Irak son yıllarda aşırı kuraklıklarla karşı karşıya kalmış ve zaman zaman Türkiye’den ilave su bırakılmasını talep etmiştir. Son olarak 1 Temmuz 2025’te, Irak Parlamento Başkanı Mahmud MEŞHEDANİ’nin Ankara ziyaretinin ardından Türkiye, Dicle Nehri’nden saniyede 420 metreküp su tahliyesine başlamıştır. Türkiye, yaşanan kurak dönemlerde Irak’ın ilave su taleplerini aksatmadan karşılamaktadır. Bu durum, iki ülke arasındaki yeni su diplomasisinin somut sonuçlarını göstermektedir.
- Sonuçlar
İklim değişikliği nedeniyle artacak olan bölgedeki su, enerji gıda güvencesi riskleri yalnızca çevresel ve yerel sorunlar yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla bölgesel barış ve istikrarı da olumsuz etkileyecektir.
Türkiye-Irak Su ve Enerji İşbirliği Çerçeve Anlaşması (2024), “petrol-su işbirliği” modeliyle uyumlu olarak bölgesel hidropolitik dönüşüme yönelik önemli bir adım şeklinde değerlendirilebilir. Bununla birlikte, bölgenin jeopolitik görünümü, ülkeler arasında karşılıklı güven ve karşılıklı bağımlılığın hızla geliştirilmesine ve hidropolitik ilişkilerin kısa sürede fayda üretmesine uygun değildir. Bu kapsamda yapılan anlaşmaların hızı ve etkinliği, çok sayıda bölgesel ve uluslararası faktöre de bağlıdır. Kurumsal kapasitedeki farklılıklar ve iki ülke arasındaki koordinasyon eksikliği, petrol gelirlerindeki dalgalanmalar ve iklim değişikliğinin etkileri gibi konular da ilerlemeye yönelik bazı riskler ve zorluklar olarak değerlendirilebilir. Ancak tüm bu zorluklara rağmen bölge işbirliğine zorunlu olup bu işbirliğinin hızla uygulamaya geçirilmesi gereklidir.
Özetle, Orta Doğu’da iklim değişikliği ve diğer jeopolitik riskler artmaktadır. Bu nedenle, Fırat ve Dicle Havzası ülkeleri kısa vadeli, sıfır toplamlı klasik hidropolitik yaklaşımdan daha geniş bir vizyonla bölgesel iş birliğine geçmelidir. Dolaylı diplomatik ilişkiler kapsamında sivil toplum, akademi ve uzmanlar, bölgesel iş birliğini teşvik etmek için klasik kriz analizlerinden uzaklaşarak yenilikçi bir iş birliği vizyonuna yönelmelidir. Türkiye’nin Yeni Yenilikçi Hidropolitik ve Hidro Diplomasi girişimi, bölgesel iş birliğini artırmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, iklim değişikliği ve jeopolitik risklerin artması da dikkate alınarak bu başlangıç bölge ülkeleri tarafından hassasiyetle değerlendirilmelidir. Orta Doğu’da işbirliğine yönelik arayışlar geçmiş deneyimleri de göz önüne almak zorundadır. Bu kapsamda bölgede sınıraşan suların sürdürülebilir su yönetimine yönelik daha yenilikçi, vizyoner bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır.
Dursun YILDIZ
Su Politikaları Derneği Direktörü
Hidropolitik Akademi Merkezi-Türkiye
Kaynaklar
[1] Yıldız D (2025) “An Innovative Approach to Water-Energy Cooperation in Türkiye-Iraq Relations” World Water Management, Diplomacy & Science News- 2025-10021 available at https://www.academia.edu/144651425/An_Innovative_Approach_to_Water_Energy_Cooperation_in_T%C3%BCrkiye_Iraq_Relations
[2] Feyzullah Tuna Aygün 2025 “Türkiye-Irak Enerji Sektöründe Yeni Dönemin Başlangıcı: Kapsamlı İş Birliği Arayışı” 31.07.2025 https://orsam.org.tr/yayinlar/turkiye-irak-enerji-sektorunde-yeni-donemin-baslangici-kapsamli-is-birligi-arayisi/
[3] Mohammadreza Joufar,Hamidreza Mohammadi. Analysis of the crisis in the hydropolitics of the Islamic world, a case study of Iran and Turkiye’s “GAP” and “DAP” projects.Journal of Political Studies of the Islamic World.
[4] Arab Center for the Studies of Arid Zones and Dry Lands (ACSAD) and United Nations Economic and Social Commission for Western Asia (ESCWA). 2021. Impact of Climate Change on Shared Water Resources in the Euphrates River Basin. RICCAR Technical Report, Beirut. E/ESCWA/CL1.CCS/2021/RICCAR/TechnicalReport.11
