…
DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE DEĞİŞKENLER VE KIBRIS
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, tarihte hiçbir zaman stratejik değer ve önemini kaybetmemiş, bu niteliği günümüzde de artarak devam etmiştir.
Söz konusu kritik coğrafyaya, son yaşanan Suriye İç çatışmalarında, Rusya-Ukrayna ve ABD-İsrail-İran savaşında, ilgili ülkeler daima ihtiyaç duymuş, aynı zamanda küresel güçlerin de daha fazla hakimiyet kurma, çatışma alanı haline gelmiştir.
Şurası bir gerçektir ki, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) için ise Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Adası, ulusal hak ve çıkarlarımız açısından bir jeopolitik güç alanıdır; güvenliğimizi doğrudan ilgilendirmektedir.
Bölge jeopolitiğinde meydana gelen değişkenler, uluslararası hukuktan kaynaklanan menfaatlerimize yansımaları olumlu ya da olumsuz olacak şekilde gelişmelere neden olmaktadır.
Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz’in kilidi durumunda bulunan ve bölgede sabit uçak gemisi görevini yerine getiren Kıbrıs Adası; Türkiye ve KKTC için özel bir önem arz etmektedir.
Bölgede ve Ada genelinde yaşanılan değişkenlere geçmeden önce özellikle bir konuyu vurgulamakta fayda vardır. Kıbrıs Antlaşmalarının (Garanti Antlaşması, Zürich,11 Şubat 1959) en önemli şartı siyasi ve ekonomik ittifaka ilişkindir;
“Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye,
MADDE 1: Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı üstlenir (taahhüt eder). Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder (sorumluluğunu yüklenir)” şeklindedir.
Antlaşmada yer alan bu açık hükme rağmen Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere emperyalist devletlerle uluslararası hukuka aykırı olarak, garantör devletlerden biri olan Türkiye’nin onayı olmadan çeşitli alanlarda ikili antlaşmalara imzalar atmış, askeri gücünü geliştirmek üzere tedarik faaliyetlerine ve iş birliğine gitmiş, Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta güvenliğini, ulusal çıkarlarını tehdit eder hale gelmiştir.
Yunanistan ve GKRY’nin, Doğu Akdeniz ve Ada’da Uluslararası hukuku ve çıkarlarımızı hiçe sayarak attıkları bazı önemli adımları hatırlayalım:
- GKRY, Rusya ile 4 Ocak 1997’de, Savunma İş birliği Antlaşması imzalayarak S-300 füzelerini satın almış ve Kıbrıs’a konuşlandırmaya kalkışmıştır.
- Rum-Yunan Savunma Doktrini çerçevesinde, 24 Ocak 1998’de, Baf Hava Üssü açılmıştır.
- 25-26 Haziran 1998’de, Yunanistan Cumhurbaşkanı resmi olarak GKRY’ni ziyaret etmiş ve “Kıbrıs Yunan’dır… Trakya’dan Kıbrıs’a Savunma Doktrini geçerli” şeklinde açıklamada bulunmuştur (25 Temmuz 1998’de KKTC’yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Demirel, “Kıbrıs Girit olamaz” demiştir).
- GKRY, 1 Mart 2007’de, Fransa ile Savunma İş birliği Antlaşması imzalamıştır.
- 5 Haziran 2008’de, İngiltere ile Karşılıklı Anlayış Memorandumu imzalamıştır.
- İsrail ile 17 Aralık 2010’da Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Antlaşması imzalamıştır.
- 16 Şubat 2012’de, İsrail ile İsrail Ordusu Deniz ve Hava Kuvvetlerinin, Rum kesiminin karasuları ve hava sahasını kullanmasına izin veren bir anlaşmaya varmıştır.
- 26 Haziran 2013’te Rum Enerji Bakanı, İsrail ve Amerikan şirketleriyle, ABD ve İsrail Büyükelçilerinin gözetiminde, 10 milyar dolarlık doğalgaz sıvılaştırma terminali kurulması konusunda ön anlaşma imzalamıştır.
- Rusya, 2015 yılında, GKRY ile askeri iş birliği anlaşması yapmıştır.
- İngiltere ile GKRY arasında, 2016 yılında, ikili askeri iş birliği programı imzalanmıştır.
- Fransa ile GKRY arasında, 2017 yılında, savunma alanında iş birliği anlaşması yapılmış, 2020 yılında yürürlüğe girmiştir (Antlaşmalara göre Fransa, Evangelos Florakis Deniz Üssü ve Andreas Papandreu Hava Üssünden faydalanmaktadır).
- GKRY bölgesinde, 2020 yılı içinde, ABD’nin 300-500 kadar özel kuvvet unsuru konuşlanmış ve müşterek eğitimler icra etmiştir.
- Mısır, İsrail, Yunanistan, GKRY, İtalya ve Ürdün, 14 Ocak 2019’da Doğu Akdeniz Doğal Gaz Formunu kurmuştur.
- GKRY ile Ürdün arasında, 2020 yılında, savunma ve güvenlik alanında iş birliği programını yenileme kararı almıştır.
- ABD, 2020-2022 arasında, Uluslararası Askeri Eğitim ve Öğretim Yardımı (IMET) kapsamında, GKRY’ne yaklaşık 1,5 milyon dolar aktarmıştır. ABD, Yunanistan, Rum askerleri ortak tatbikatlar icra etmektedir. Son olarak ABD, GKRY’ne askeri ambargoyu kaldırmıştır.
- Küresel güçler, GKRY ile Türkiye ve KKTC’nin deniz yetki alanlarını hiçe sayarak Doğu Akdeniz havzasında bulunan hidrokarbon yataklarına sahip olmak üzere, yine uluslararası hukuka aykırı olarak, farklı tarihlerde anlaşmalar yapmış, arama izni vermiştir.
- GKRY, Yunanistan, İsrail arasında 2 Ocak 2020’de EastMed Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi Antlaşması Atina’da imzalanmıştır.
- Mısır, Yunanistan, GKRY arasında, 2021 yılında, askeri iş birliği anlaşması imzalanmıştır.
- GKRY ile BAE arasında, 2021 yılında, savunma ve askeri iş birliği memorandumu imzalanmıştır.
- Fransa, GKRY ile yaptığı yeni askeri anlaşmalarla ile hava ve deniz üslerinden faydalanma kolaylığını elde etmiştir.
- GKRY; Mısır, Lübnan, İsrail ve Yunanistan arasında farklı tarihlerde, Akdeniz’e ilişkin MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) anlaşmaları yapmıştır.
- GKRY, Yunanistan ve İsrail arasında elektrik şebekelerinin birbirine bağlanmasına yönelik mutabakat zaptı imzalanmıştır.
- Yunanistan ve İsrail arasında 31 Ağustos 2026’da Tel Aviv’de “Aşil Kalkanı” (İsrail’den füze savunma ve insansız hava aracı teknolojilerini içeren 3,5 milyar avroluk tedarik paketi) olarak adlandırılan savunma anlaşması imzalanmıştır.
- Yunanistan, 22 Aralık 2025 tarihinde Kudüs’te, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail ile “Ortak Eylem Planı”, İsrail ile 2026 için “Savunma İşbirliği Programı” imzalanmıştır.
Yunistan ve Rumların, uluslararası hukuka aykırı ve tek yanlı olarak yaptıkları, yukarıda bazıları belirtilen anlaşma ve girişimler; hukuki anlamda geçersiz ve hükümsüz olmasına rağmen, Türkiye ve KKTC haklılığını dünyaya kabul ettirememektedir. Kısacası Yunanistan ile GKRY ve onu destekleyen, işbirliği içinde bulunan ülkeler uluslararası hukuku ve antlaşmaları tanımamakta, yok sayarak Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye ile KKTC’ye tehdit teşkil edecek şekilde gelişmelere neden olmaktadır.
Yunanistan ile GKRY, Türkiye ve KKTC aleyhinde olacak bu girişimlerini ABD-AB ve diğer küresel güçlerden cesaret alarak yapmaktadır.
Suriye krizi, ABD-İsrail-İran ile Ukrayna-Rusya savaşı Doğu Akdeniz’in stratejik önemini bir kez daha göstermiştir.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta stratejik güç dengesi, yukarıda bazıları belirtilen değişkenler sonucu her geçen gün, Türkiye ve KKTC’nin hak ve menfaatleri göz ardı edilerek bozulmaktadır.
Bu gelişmeleri değerlendirdiğimizde Türkiye, siyasi, ekonomik çıkarlarını korumak ve bölgedeki güvenliğini sağlamak maksadıyla, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta var olan stratejik güç dengesini korumak ve devam ettirmek zorundadır.
Kıbrıs’ta, 1968 yılında başlayan ve 58 yıl devam eden görüşmelerden bir sonuç çıkmamıştır. Anlaşma girişimlerinin beyhude olduğu bir gerçektir. Kıbrıs’ta anlaşma sonucu bir statüye karar verilmesi ancak Yunan-Rum tarafının bütün isteklerinin, enosisin kabul edilmesi ile gerçekleşebilir. Türkiye ve KKTC için böyle bir sonucun kabul edilmesi ise mümkün değildir.
Emperyalist Batı, tarihi süreç içinde, Türkiye’yi, batıda Ege’den tamamen soyutlayarak Anadolu’ya hapsetme gayretinde olmuş, aynı stratejik hedefini güneyde Doğu Akdeniz’de de gerçekleştirmek suretiyle “denizi olmayan yarımada devleti” durumuna düşürmeye çalışmaktadır. Türkiye, küresel güçlerin söz konusu girişimlerine dur demek ve bölgesinde tesis ettiği jeopolitik dengenin değişimine izin vermeden ulusal hak ve menfaatlerini korumak zorundadır.
Sonuç olarak Türkiye, kendisi için yaşamsal öneme sahip Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta jeopolitik güç dengesini kendi lehine olacak şekilde devam ettirmek, uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini korumak, milli hedeflerini gerçekleştirmek maksadıyla, yeni bir stratejik plan çerçevesinde KKTC ile birlikte atacağı adımları bir eylem planına dönüştürmeli ve uygulamaya koymalıdır. Türkiye, planın ilk adımları olarak;
- Toplumlararası Kıbrıs görüşmelerinde, daha önce ilan edildiği gibi “egemen eşit iki devlet, eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonu” tezinden ödün vermeden süreci yönetmelidir.
- KKTC’nin egemen bir devlet olarak dünyada tanınması girişimlerine ağırlık verirken aynı zamanda siyasi, ekonomik ve güvenlik alanları başta olmak üzere çeşitli konularda entegrasyona gitmelidir.
- Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesini ilgili devletlerle görüşerek (KKTC ile 21 Eylül 2011 tarihinde Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Antlaşması imzalamıştır) bir bütün olarak ivedilikle ilan etmelidir.
- Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarında (KKTC’nin dahil) hidrokarbon sahalarında yeniden arama ve sondaj faaliyetlerine başlamalıdır.
- Ada’da, geçici ve daimî kullanım imkanını sağlayacak askeri deniz ve hava üsleri kurmalıdır.
- Uluslararası antlaşmalardan doğan haklarının bir sonucu olarak, Ada’da bulunan Kara Kuvvetleri unsurlarının konuş ve kuruluşlarını ihtiyaca göre güncellemeli, kışlalarını birer üs anlayışıyla yenilemeli, yapılandırmalıdır.
- Türkiye ile KKTC arasında deniz altından geçecek Doğal Gaz Boru Hattı sisteminin inşa edilmesine yönelik çalışmalara bir an önce başlanmalıdır.
- Su Temini Projesi kapsamında, Türkiye’den Geçitköy Barajı’na gelen su, tarımsal sulama kapsamında, Güzelyurt tarım bölgesine ulaşmıştır. KKTC’nin tarımda gelişimine katkı sunacak diğer tarım alanlarının da sulanması projeleri ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Doğu Akdeniz, küresel güçlerin çatıştığı dünya güç merkezlerinin içinde önemli bir jeostratejik değere sahiptir. Bölgede ve Kıbrıs’ın jeopolitiğinde meydana gelebilecek her değişim Türkiye’yi ve KKTC’yi yakından ilgilendirecektir.
Kıbrıs konusu, bizim için hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, jeopolitik bir meseleye dönüşmüştür. Çünkü, Doğu Akdeniz ve Ada’ya göz diken küresel güçler, emperyalist emellerini gerçekleştirmek için artık hukuk tanımamakta, uluslararası antlaşmaları hiçe saymaktadır. Bunun bir sonucu olarak, bölgemizde barış, istikrar ve güvenlik her geçen gün daha da bozulmakta, yaşanan gelişmeler ülkemizi yakinen tehdit etmektedir. Türkiye, bu durumu dikkate alarak hareket etmek, yeni bir strateji belirlemek zorundadır.
Doğu Akdeniz bizim hayat sahamızdır. Bölgede 15 Kasım 1983’te yeni bir Türk devleti; KKTC ilan edilmiştir, sahip çıkılmalıdır.
- DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE DEĞİŞKENLER VE KIBRIS - 21 Eylül 2026
- TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ NİÇİN GEREKLİ? - 1 Temmuz 2026
- KIBRIS’TA BU DEFA FARKLI OLACAK MI? - 11 Haziran 2026
- BALKANLAR ÜŞÜTSE KAFKASLAR HAPŞIRIR; BALKANLAR, ARNAVUTLUK VE TÜRKİYE - 8 Haziran 2026
- DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNDE DEĞİŞİMLER, RİSKLER VE KIBRIS - 1 Mayıs 2026
- FIRSATÇI EMPERYALİST ÜLKELERİN, İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN KIBRIS MERKEZLİ DOĞU AKDENİZ’DE YIĞINAKLANMASI - 15 Mart 2026
- KÜRESEL EMPERYALİSTLERİN EN BÜYÜK YALANI; DEMOKRASİ, BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK - 7 Mart 2026
- KIBRIS KONUSUNDA FİKİR AYRILIĞI MI VAR? - 22 Şubat 2026
- KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - 26 Ekim 2025
- KIBRIS KONUSUNDA TÜRK TARAFINA BASKI MI VAR? - 4 Ekim 2025