Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

KIBRIS’TA BU DEFA FARKLI OLACAK MI?

Kıbrıs Rum tarafında meclis seçimlerinin yapılmasından sonra Ada’nın geleceğine ilişkin görüşmelerin yeniden başlatılarak sonuca varılması için BM Genel Sekreterinin girişimleri ile yeni bir süreç başlatılmıştır.

2017 yılında, Crans Montana’da, Türk tarafının Annan Planında verilen tavizlerden daha da fazlasını vermesine rağmen, Rum tarafı, son günde “garantilerin kaldırılması, Ada’da bulunan askerlerin tamamen çekilmesi” gibi kabul edilemeyecek talepleri öne sürerek masadan kalkmış, bir anlaşmaya varılmasının önünü kesmiştir.

Bunun üzerine BM Genel Sekreteri, “Bu defa farklı olacak” vurgusunu yapmış, bugüne kadar yapılan görüşmelerde de birçok defa aynı görüşünü ifade etmiştir.

Yeniden başlayan Kıbrıs görüşme trafiğinde durum, bu defa gerçekten farklı olacak mıdır?

Yunan-Rum tarafı, 2017 yılından bugüne yaptıkları çeşitli açıklamalarda öne sürdükleri tezlerde bir değişiklik görülmemektedir. Ada’nın tek hâkimi, egemen tarafı gibi davranmaya, Türk halkını azınlık olarak görmeye devam etmektedir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kıbrıs Garanti ve İttifak Anlaşmalarına tamamen aykırı olarak, Kıbrıs Türk halkının haklarını da gasp ederek ve yok sayarak Doğu Akdeniz’de “bölgesel aktör” olma iddiasıyla çok sayıda ülkeyle askeri iş birliğine gitmiş, özellikle ABD, Yunanistan, İsrail, Fransa ve Hindistan ile son dönemde söz konusu faaliyetlerini artırmıştır.

GKRY, son 15 yılda ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Çekya, Ermenistan, Fransa, Hindistan, Ürdün, Mısır ve Yunanistan ile çeşitli askeri ittifak, iş birliği, askeri teknoloji transferi ile deniz ve hava üslerinin kullandırılması gibi konularda anlaşma, protokol veya yol haritası zaptı imzalamıştır. İsrail ile son iki yılda askeri iş birliğini artıran GKRY, bu süreçte imzalanan protokol ve anlaşmalarla, iki tarafın ortak hava-deniz tatbikatları yapmasını, eğitim, çalışma grupları ve stratejik diyalogun geliştirilmesini hedeflemiştir. Bu kapsamda, GKRY, İsrail ve Yunanistan’la “hızlı müdahale gücü” (2.000 asker) adı altında ortak bir tugay kurmayı kararlaştırmıştır. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası GKRY’deki egemen İngiliz üssü Akrotiri’ye (Ağrotur) insansız hava aracı (İHA) düşmesinin ardından Rum lider Hristodulidis’in Avrupa ülkelerinden yardım çağrısına ilk yanıt veren ülkelerden birisi de Fransa olmuştur. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel MACRON’un 23 Nisan’da GKRY’ye ziyaretinde masaya yatırılan SOFA anlaşması, Paris ile Lefkoşa arasında imzalanmıştır. Anlaşma, Fransız askerinin çeşitli koşullarda GKRY’de konuşlanmasının yolunu açmıştır. İki tarafın savunma bakanlarının imzaladığı anlaşma, Fransa’ya GKRY’deki üsleri ve askeri altyapıyı da kullanma imkânı tanımaktadır. Rum yönetimi ile Fransa arasında imzalanan SOFA, 1960 Garanti Anlaşması’nın açık bir ihlalidir. Garantör devletlerin (Türkiye, Yunanistan ve İngiltere) onayı olmadan Kıbrıs’a daimî yabancı askeri varlık yerleştirilmesi adada hukuki ve siyasi statüyü hedef almaktadır.[1]

Bununla birlikte, Rum tarafı, Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayarak, bugüne kadar çeşitli tarihlerde, ABD ve uluslararası petrol şirketlerine Doğu Akdeniz’in hidrokarbon yataklarında arama ruhsatları vermiş, vermeye de devam etmektedir.

Ayrıca, Rum yönetimi Baf’taki Andreas Papandreu hava üssü ile Larnaka’daki Evangelos Florakis deniz üssünü geliştirme çalışmalarının 2027’de başlayıp 2030’da tamamlanacağını açıklamıştır. Proje kapsamında, pistlerin genişletilmesi, liman derinliğinin artırılması ve modern güvenlik sistemlerinin kurulması hedeflenmektedir. Hava üssünün ABD tarafından geliştirileceği, deniz üssünü geliştirme çalışmalarının ise Fransız uzmanlar eşliğinde devam ettiğini açıklanmıştır.[2]

Rum tarafının tek taraflı söz konusu girişimleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) görmezden gelerek, Kıbrıs Anlaşmalarına ve uluslararası hukuka tamamen aykırı eylemlerdir. Diğer taraftan, Rum yönetimi, Ada’da Türklerle birlikte yaşamayı düşünüyorsa, anlaşma hedefinde ise neden hala diğer ülkelerle anlaşmalar yaparak yükümlülük içine girmektedir?

Bütün bu gelişmelere rağmen Türkiye ve KKTC yetkilileri, iyi niyetle, görüşmelerin yeniden başlaması doğrultusunda beyanlarda bulunmaktadır.

Türkiye ve KKTC, 2017 Crans-Montana görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, “artık bundan sonra federasyon tezinin terk edildiğini, egemen eşit iki devlet ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonunun esas alınacağını” açıkça ilan etmiştir.

Son gelinen aşamada, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan ERHÜRMAN, dört maddelik müzakere metodu öne sürerek, bunlarda mutabık kalınırsa müzakere sürecine başlanabileceğini belirtmiştir. Söz konusu dört madde:

  1. Siyasi eşitlik pazarlık konusu haline getirilmeyecek,
  2. Müzakerelerin başlangıç ve bitiş tarihi belli olacak,
  3. Geçmişteki yakınlaşmalar teyit edilecek,
  4. Rum tarafının masayı terk etmesi hâlinde Türk tarafı statükoya dönmeyecek şeklindedir.

Birinci madde “siyasi eşitlik” kabul edilmeden diğer maddelere geçilmeyeceğini ön şart olarak vurgulamıştır.

Yunan-Rum tarafı, müzakereler sürecinde ve varılacak bir anlaşma aşamasında;

  • Enosis emellerinden vazgeçecekler mi?
  • 1963 yılında, gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında kendi imzaladıkları bu zamana kadar ki bütün anlaşmaları (askeri ve deniz yetki anlaşmaları dahil) yok sayacaklar mı?
  • Kıbrıs Türk halkının, 1963 yılından itibaren uğradığı zarar ve kayıplarını tazmin edecek mi (1964, BM Ortega Raporunda Türklerin uğradığı bütün zarar ve kayıplar belirtilmiştir)?
  • Ada’da Türk halkını azınlık görmekten vazgeçip eşit statüde bir halk olarak tanıyacak mı?
  • 1878 yılından bugüne kadar, çeşitli yollarla, hukuka aykırı olarak ele geçirdiği “Türk Vakıf Mallarını” iade edecek mi?
  • Kıbrıs Anlaşmaları ile teşkil edilen statü gereğince, garantör ülkelerin haricindeki bütün ülkelerin adadaki varlıklarının (askeri üs, birlik, tesisler dahil) sona ermesini ve Ada’yı terk etmesini onaylayacak mı?
  • Türk tarafının ilan ettiği “egemen eşit iki devlet ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonunu” uygun gören bir anlaşmaya yanaşacak mı?

Yunan-Rum ikilisinin yaptığı bütün resmî açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, söz konusu alanlarda geri adım atabileceğine yönelik en ufak bir söylem mevcut değildir.

Dolayısıyla, bu defa BM Genel Sekreterinin de söylediği gibi Kıbrıs konusundaki anlaşma zemini gerçekten farklı olmalıdır. Çünkü Yunan-Rum ikilisinin istediği tavizlerin sınırı yoktur. Enosis gerçekleşirse istekleri son bulacaktır.

Kıbrıs konusunda, Türk tarafının Annan planına evet demesine, 2017 yılında Crans Montana’da anlaşma zemini yaratmak uğruna verdiği bütün tavizlere rağmen, Yunan-Rum ikilisi daima anlaşmadan kaçan taraf olmuştur. Rum kesimi, başta ABD, emperyalist diğer ülkeler ve AB’ye sırtını dayayarak Kıbrıs’ta sürekli taviz koparma çabası içinde olmuştur. Genel stratejisi, her kazandığını cebine koyarak yeni taviz koparma, oyalama üzerinedir.

Rum yönetimi, artık, Ada’da tek egemen taraf gibi hareket etmekten vazgeçmeli, Kıbrıs’ta Türk halkının varlığını eşit statüde kabul etmelidir.

Türkiye ve KKTC, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta, var olan jeopolitik denge ile güvenlik ortamının bozulmasına izin vermeden, uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve çıkarlarını gözetmek zorundadır.   

Sonuç olarak, Kıbrıs’ta kalıcı, sürdürülebilir bir anlaşma için Türkiye ve KKTC, ilan ettiği “egemen eşit iki devlet ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonunu” temel almaya devam etmeli ve bundan taviz vermemelidir.

Kıbrıs, hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, jeopolitik bir meseleye dönüşmüştür. Ada, Doğu Akdeniz’in kilit taşıdır. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in güvenliği, Türkiye’nin, KKTC’nin ve Türk halkının güvenliğidir; ayrı düşünülemez, bir bütündür. Bu nedenle, KKTC egemen, bağımsız bir devlet olarak, varlığını ilelebet sürdürmelidir.

Unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türk halkı, özgür ve bağımsız yaşamak için, 1878’den bugüne, çok bedeller ödemiş, çok acılar çekmiştir.

E. Tümgeneral Taci KURUL 

Ankara / 11.6.2026

Kaynakça:

[1] https://www.cgtnturk.com/gkryden-pes-pese-askeri-anlasmalar-turkiye-karsiti-cephe-hatti-mi-oluyor (E.T.: 11.6.2026)

[2] https://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n600713-guney-kibrista-hava-ve-deniz-usleriyle-ilgili-calismalar-2027de-baslayacak-2030da-tamamlanmasi-planlaniyor (E.T.: 11.6.2026)