Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

BALKANLAR ÜŞÜTSE KAFKASLAR HAPŞIRIR; BALKANLAR, ARNAVUTLUK VE TÜRKİYE

İki büyük dünya savaşının merkezinde yer alan Balkanlar, Arnavutluk’un da bulunduğu yeryüzünün merkezini teşkil eden Avrasya jeopolitiğini batıdan kontrol eden bir konumdadır. Bu stratejik konumuyla Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Arnavutluk’ta meydana gelen son gelişmeleri değerlendirirken coğrafyadaki yeri göz ardı edilmemelidir.

Söz konusu ülkede yaşanılan protestolar, anlık gelişen bir durum değil, siyasi gücün küresel sermaye ile bir süredir iş birliği içinde attıkları adımların sonucu olduğu bir gerçektir.

23 Mayıs 2026 Cumartesi günü, Arnavutluk hükümetinden bölgede devasa bir turistik tesis geliştirme izni alan bir inşaat şirketi tarafından dikenli tellerle çevrilmesini protesto etmek için Narta lagününde toplanan binlerce gösterici, oligarşiyi (mevcut yönetimi), hükümetle bağlantılı yerel iş insanlarını mülklerine yasadışı yollarla el koymakla suçladılar. Protestocuların taşıdığı sloganlardan birinde, “Arnavutluk’un Vlora’sı! Mafyanın değil, oligarşinin değil!” yazıyordu. Tatil köyünü geliştiren Zvernec South Adriatic Development şirketi, Hollanda’da bir tröst şeklinde offshore olarak kayıtlı, ancak gerçek sahipleri bilinmemektedir. ABD medyası projeyi Katar’dan iki milyarder kardeş ve ABD Başkanı Donald TRUMP’ın damadı Jared KUSHNER ile ilişkilendirmektedir. Arnavut halkı, Jared KUSHNER ve Ivanka TRUMP ile bağlantılı bir tatil köyünün inşası için Narta’daki Pishe-Poro plajının gasp edilmesine karşı protesto gösterileri düzenlerken, elde edilen belgilere göre, turizm projesinin arkasında şüpheli geçmişe sahip, cezai işlemlere karışmış ve hâlâ çözülmemiş mülkiyet anlaşmazlıkları bulunan bir şirketler ve bireyler ağı olduğu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, bilgiler, ABD başkanlık ailesinin ardında, İtalyan mafyasıyla bağlantılı olmakla suçlanan bir iş adamı, soruşturulduğu için istifa eden eski bir yargıç, sahtecilikle suçlanan bir avukatın kızı, öldürülen bir iş adamının şirketi ve Arnavutluk’un en büyük oligarklarından Şefket KASTRATİ ile bağlantılı kişiler de dahil olmak üzere yerel bir kişi ve şirket ağı olduğunu göstermektedir.

Arnavutluk, Adriyatik bölgesinin en bakir bölgelerinden biri olan, kumlu plajları ve denize doğru inen dik kayalıklarıyla Zvernec ve Pishe-Poros kıyıları, yıllardır inşaatçılar ve turizm yatırımcıları için ilgi odağı olmuştur.

Bölge, bozulmamış doğası ve flamingolar gibi göçmen kuşlara ev sahipliği yapan lagünü nedeniyle “Koruma Altındaki Saha” statüsüne sahip ve içinde üç doğal anıt, Limopuo lagünü, Manastır adası ve deniz kaplumbağalarının yuva yaptığı nadir kum tepeleri bulunmaktadır.

Bölgenin yapılaşmasının önü 2021 yılında, hükümetin Poro-Narte Çam ekosisteminin koruma statüsünü düşürmesi, alanı 5 bin hektardan fazla küçültmesi ve Akerni’de bir hava alanı inşaatına izin vermesiyle açılmıştır. “Koruma Alanları Yasasında” Mart 2024’te, yapılan tartışmalı değişiklikle beş yıldızlı inşaatın izni verilmiş ve kısa bir süre sonra, Jared KUSHNER Amerikan medyasına Sazan Adası ve Zvernec’e yatırım yapacağını duyurmuştur.

İlk planlara göre, Zvernec’te Narta lagününü denizden ayıran yeşil kuşak boyunca yaklaşık 10.000 konaklama birimi inşa edilecektir. Ağustos 2024’te, Hollandalı bir vakıf olan “Dutch Trust Management BV”nin yönetimi altındaki bir dizi paravan şirketin kontrol ettiği “Zvernec South Adriatic Development” şirketi kurulmuştur.

Bu offshore zincirindeki şirketlerden biri olan “Blue Industries Investment Holding BV”, Arnavutluk’tan hisseleri yüzde 25’i geçmediği için isimleri yasal olarak gizlenen beş kişiye aittir. Şirket, kuruluşundan sekiz ay sonra Jared KUSHNER‘in duyurduğu bölgelerde Arnavutluk Ulusal Arazi ve Su Konseyi‘nden iki imar izni almıştır.

Arnavutluk Bölgesel Kalkınma Ajansı (AZHT)‘den elde edilen belgeler, Pishe Poro’da 2,5 hektarlık bir alanda 47 bin metrekarelik bir inşaat öngören ve 2,6 milyar lek (31,5 milyon ABD doları) yatırım beyan edilen bir izin başvurusunun yapıldığını göstermektedir. Off Shore şirketi, Zvernec ve Narte’de 2,5 milyon metrekareden fazla, yani 251 hektarlık arazinin sahibi olan kişi ve şirketlerle ticari sözleşmeler imzalanmıştır. AZHT belgeleri ve bir dizi mahkeme kararı, bu mülklerin kökeninin, ABD’de yaşayan tartışmalı Vloralı iş adamı Artur SHEHU ve ailesinin eski avukatı, birçok kez belge sahteciliğiyle suçlanan Pellumb PETRİTAJ ile yakından bağlantılı olduğunu göstermektedir.[1]

Bu kısa açıklamadan da anlaşılacağı üzere, işin içinde Yahudilerin de bulunduğu küresel sermaye ve bununla iş birliği yapan yerel siyaset-mafya-kaynağı belirsiz sermaye gücü olduğu görülmektedir. Vatanlarına son derece bağlı olan Arnavut vatandaşların da “Arnavutluk satılık değildir” diye gösterilerde haykırması boşuna değildir.

Bir haftadır devam eden protesto gösterilerine, nüfusu yaklaşık 3 milyon olan Arnavutluk’ta, 500 bine yakın vatandaşın katıldığı bildirilmektedir. Şayet bu projelerden geri adım atılmaz, halkın istekleri dikkate alınmazsa, protesto gösterileri artarak devam edebilir ve iç istikrarın bozulmasıyla önce ülkeyi müteakiben bölgeyi etkileyecek bir krize yol açabilir. Bunun göstergelerinden biri de Balkan ülkelerinde yaşayan Arnavut vatandaşlarının bulundukları ülkelerde, Avrupa ülkelerinin başkentlerinde ve ABD’de protesto gösterileri düzenliyor olmasıdır.

Arnavutluk, Balkanlar’da en önemli konuma sahip ülkelerden biridir. Adriyatik ve Doğu Akdeniz’i kontrol eden stratejik coğrafyada yer almaktadır. Bu nedenle ülke merkezli yaşanabilecek siyasi ve güvenlik krizi bütün bölgeyi ateşe verme potansiyeline sahiptir.

Balkanlar, aynı zamanda, yeryüzünün merkezini teşkil eden Avrasya jeopolitiğini batıdan kontrol eder. Karadeniz-Akdeniz Hattını ele geçirmek ya da elde bulundurmak isteyen emperyalist güçler, öncelikle Balkanlara hâkim olma stratejisini izler.

Balkan yarımadası, geçmişte, Çarlık Rusya’sı, Avusturya- Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, müteakiben Rusya, İngiltere, Fransa, Osmanlı arasında rekabet alanı halindeydi. Balkan Savaşları sonucunda Türkler, ana vatanı olan Yarımada’dan Doğu Trakya-Anadolu’ya sürülmesi sonucunda ardı ardına devletler kurulmuş, ancak, bu devletler bir güvenlik ve huzur içinde yaşama şansını bulamamışlardır.

Günümüzde de söz konusu stratejik alanda egemen hale gelmek için emperyalist devletler büyük bir rekabet içindedir. Almanya, Fransa, İtalya, ABD gücünü konumlandırma mücadelesinde iken İngiltere, Almanya karşısında Fransa ile ittifak halinde bulunmaktadır. İsrail ise Yahudi lobileri, küresel sermaye ve Fransa, ABD gibi ülkeler üzerinden Balkan devletlerinde bir güç yapılanmasına gitmektedir.

Avrupa Birliği (AB), özellikle Rusya ve Çin’in Balkan ülkeleri üzerinde artan etkisinin önüne geçmek için altı ülkenin (Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan ve Karadağ) tam üyelik sürecini hızlandırmaya hazırlanmaktadır. En son Karadağ’da yapılan AB zirvesinde bu konu masaya yatırılmıştır.

Balkanları bölerek Osmanlı hegemonyasından kurtaran Batı emperyalizmi, bu kez AB görünümünde, geçmişten itibaren Balkanlardaki küçük ve Hristiyan ülkeleri kendi şemsiyesi altında bir araya getirebilmenin arayışı içindedir. Böylece Balkan bölgesinde Batı Avrupa ağırlıklı yeniden yapılanma dönemi, AB çatısı altında gerçekleşmeye başlamıştır.[2] Yapılanma önümüzdeki dönemde de devam edecektir.

Küresel ve Yahudi sermayesinin, Arnavutluk’un yanında Yunanistan’ın Kalamata bölgesinde yine geniş alanları içeren emlak alma girişimleri bulunmaktadır. İsrail sermayesinin sahip olmaya çalıştığı Vlora/Arnavutluk- Kalamata/Yunanistan hattı, birbirini bütünleyen, Adriyatik, İyon Denizi kuşağına hâkim, Doğu Akdeniz’i kuzeyden kontrol eden siyasi, ekonomik ve askerî açıdan stratejik öneme sahip bir bölgedir.

Sırbistan’da da arkasında İsrail firmalarının olduğu değerlendirilen benzer emlak alımı girişimler bulunmaktadır.  Örnek olarak, Sırbistan, Jared KUSHNER ile bağlantılı olan Belgrad’da önerilen Trump Tower geliştirme projesini onaylamayı reddetmiştir.

İsrail’in emperyalist devletlerle iş birliği içinde Kıbrıs’tan başlayarak Balkanlara uzanan hâkim olma gayretinin ana nedeni, Karadeniz-Akdeniz Hattını batıdan kontrol altına almak, Avrasya jeopolitiğinde güçlü bir aktör haline gelmektir. Hedef; kendisini her aşamada engel teşkil eden Türkiye’dir.

Çünkü, Balkan ülkelerinin şu anki oluşturduğu statükonun bozulmasıyla meydana gelebilecek güven bunalımı ve istikrarsızlık, bölge dışı aktörlerin burada egemenlik kurması, bölgesel bir güç olan Türkiye’yi yakından etkileyecektir.

Dolayısıyla, emperyalist güçlerin yüzyıllardır rekabet alanı haline gelmesi ve desteklemeleri ile yerleşen mikro milliyetçilik sonucunda Balkanlar, çok parçalanmış, küçük ve sorunlu devletlerin oluştuğu bir yapıya dönüşmüştür. Her devletin, Büyük Arnavutluk, Büyük Yunanistan, Büyük Bulgaristan gibi “büyük olma hayali” vardır.

Bu bölgede tesis edilen statükonun korunması ve geçmişten gelen ülkeler arasındaki sorunların yeni krizlere yol açmadan istikrar ve güvenliğin sağlanması Türkiye için jeopolitik bir önem taşımaktadır.

Atatürk’ün zamanında Balkan Paktının kurulmasının ana sebebi, Türkiye’nin güvenliğini önceleyen Balkan ülkelerini kapsayan jeopolitik güç alanın yaratılmasıdır.

Bölgenin Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü olması, yüzyıllarca birlikte yaşamanın oluşturduğu kültür birlikteliği ve halen bu coğrafyada yaşayan Türklerin varlığı, Balkan ülkeleri ile jeoekonomik ve jeokültürel ilişkilerin kurulmasını ve devam ettirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum, aynı zamanda, Karadeniz-Akdeniz Hattında yer alan ülkemizin bölgesel bir güç olarak varlığını devam ettirmesinin de bir gereğidir.

Atatürk döneminde, Balkan Paktı’nın (1934) kurulma sürecinde, Balkan Birliği’nin ilk konferansı, 1930’da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk’un katılımıyla Atina’da yapılmıştır. Konferansta birtakım kararlar alınmıştır. Balkan Birliği hakkında verilen Genel Karar şu şekildedir:

Balkan Birliği egemen devletlerden kuruludur, buna katılan devletlerin egemenlik haklarına halel getirmez. Doğrudan doğruya görüşme ve anlaşma, sistematik bir iş birliği yolu ile ve müşterek uygarlık unsurlarını bir araya getirmek suretiyle aralarındaki barış bağlarını kuvvetlendirmek ister”.

Konferansta birtakım kanunların birleştirilmesi kararına varılır. Bunlar:

  • Kültürel yakınlaşma,
  • İktisadi yakınlaşma,
  • Her türlü ulaştırma ilişkilerinin geliştirilmesi,
  • Sosyal politika alanında iş birliği yapılmasıdır.[3]

Türkiye, geçmişte yapıldığı gibi, Balkan ülkeleri ile anlaşmazlık sahalarının dışında, halen yürüttüğü faaliyet alanlarına ilave olarak, benzer konularda iş birliğine gitmelidir.

Türkiye ve Balkanlar arasındaki ilişkilerin geleceğe dönük olarak geliştirilebilmesi için, Türk Devletinin kesinlikle “kalıcı ve kurumlaşmış bir Balkan politikasına” ihtiyaç vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği bir anlamda Balkan bölgesinin kaderi ile aynı doğrultudadır.[4]

Balkanlar ve Kafkaslar, merkezi bölgeler olarak kavimler kapısıdır.[5] Türkiye’nin merkezinde yer alan bu stratejik iki alanda hakimiyet mücadelesi hiçbir zaman bitmemiştir; devam edecektir. “Balkanlar üşütse Kafkaslar hapşırır” deyişi boşuna değildir.

Jeopolitiğin bir sonucu olarak Türkiye, Balkanlarda, bölge ülkeleri ile statüyü koruyarak toprak bütünlüklerini esas alan ilkeli, kurumsal, uzun vadeyi içeren iş birliğine gitmek zorundadır. Çünkü, üç kıtanın arasında bir geçiş bölgesi olan Balkanlar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de jeopolitik rekabet alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin bölgeden geri durma seçeneği yoktur.

Bölgesel bir güç olarak Türkiye, balkanizasyon[6] sürecinin dışında kalmak, istikrar ve güvenliğinin devamlılığını sağlamak maksadıyla, kuzey-güney eksenini bütünleyen batı-doğu eksenini, kendi gücü ve iradesiyle jeopolitik bir güç alanı oluşturarak kontrol etmek zorundadır.

Em. Tümgeneral Taci KURUL

Ankara/7.6.2026

 KAYNAKÇA

[1] https://kisadalga.net/haber/dunya/arnavutluktaki-trump-ailesine-ait-tatil-koyunun-arkasinda-kim-var-138457 (E.T.: 6.6.2026)

[2] Prof. Dr. Anıl Çeçen, Türkiye ve Balkanlar, Astana Yayınları, 1’inci Baskı, Ankara, 2016, s. 41

[3] Aptülahat Akşin, Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, Türk Tarih Kurumu, 2’nci Baskı, Ankara, 2019, s. 262

[4] Prof. Dr. Anıl Çeçen, Türkiye ve Balkanlar, Astana Yayınları, 1’inci Baskı, Ankara, 2016, s. 14, 31

[5] Prof. Dr. Anıl Çeçen, Türkiye ve Balkanlar, Astana Yayınları, 1’inci Baskı, Ankara, 2016, s. 18

[6] Balkanizasyon, ilk kez Balkanlar’da meydana gelen küçük etnik yapılanmaların daha sonraları mikro milliyetçiliğe dönüşmesiyle beraber, büyük devlet ya da imparatorluk düzeninin parçalanmasını ifade eder. (Prof. Dr. Anıl Çeçen, age, s. 36)