Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliğiyle ilgili 16 Nisan’daki referandumdan “evet” çıkması durumunda, idam cezasının Meclis’in gündemine getirileceğini ve muhalefetin desteklememesi durumunda  bununla ilgili bir halk oylaması yapılacağını  açıklamıştır. Evet Platformu’nun Şanlıurfa’daki mitinginde   Cumhurbaşkanı katılımcıların  idam isteriz yönündeki sloganlarına  destek vermiştir: 16 Nisan’da  evetle sandıklar patladığı takdirde hemen ardından parlamentoya idamla ilgili karar taslağı inşallah gelecek.. bir referandum da onun için yaparız.”

Sayın Cumhurbaşkanı, Avrupa Birliği’nin kırmızıçizgisi olan idamın geri getirilmesi durumunda Türkiye’nin üyelik sürecinin durabileceği uyarısına da açıklık getirmiştir: “Öyleyse parlamento kararını verecek, ondan sonra da idam çıkacak… Hans ne derse desin, Helga ne derse desin, benim için önemli olan Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice ne der, o önemli.”

Daha önce 26 Temmuz 2016 tarihinde de Türkiye’de halkın 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası idam dediğini, bu talebin getirileceği yerin de Parlamento olduğunu açıklamış, Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nın açılışında  da “İdam isteriz” sloganlarına cevaben “İdam inşallah, Parlamentodan bu da geçer. Yakın, yakın, merak etmeyin” demişti.

Başbakan Binali Yıldırım idam konusunda daha ihtiyatlıdır. Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı “AKP idam teklifine hazırsa MHP dünden vardır. Gelin bu işi bitirelim” çağrısını şöyle cevaplandırmıştı: “Diğer partilerle uzlaşma sağlanırsa geriye doğru işlemeyecek şekilde sınırlandırılmış düzenleme yapılabilir.”  Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş  idam ve anayasa değişikliği ile ilgili olarak AK Parti’nin tek başına bir şey yapamayacağını açıklamıştı.

İdam, Türkiye AB ilişkilerinde mihenk taşıdır.

Ankara Anlaşması’nda öngörülen Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de dâhil 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol, 29 Temmuz 2005 tarihinde imzalanmıştır. Böylece Türkiye, AB tarafından kendisinden istenen iki şartı da yerine getirmiştir. 

Şartlardan ilki, Türk Ceza Kanunu’nun onaylanarak yürürlüğe sokulmasıydı.  Çünkü hiçbir AB üyesinde idam cezası yoktu. Türkiye bu şartı 26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Ceza Kanunu ile yerine getirmiştir.  İdam, ilk önce 2001 yılında savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışındaki suçlar için, 3 Ağustos 2002’de ise savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar dışındaki suçlar için kaldırılmış, 7 Mayıs 2004 tarihli 5170 sayılı kanun ile de  anayasadan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmıştır. 

İdamla ilgili olarak daha önce yayınlanan yazımda da (7 Kasım 2016)  belirttiğim gibi Türkiye Avrupa Konseyi üyesi bir ülkedir. Konsey üyesi ülkeler için idam cezası 1983 yılında yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) Ek 6 No.’lu Protokol ve 2002’de yürürlüğe giren 13 No.’lu Protokol ile kaldırılmıştır. 6 No.’lu Protokol barış dönemi, 13 No.’lu Protokol ise hem barış hem de savaş döneminde idam cezasını yasaklamıştır. 6. No’lu Protokol’e 47 Avrupa Konseyi üyesinden Rusya dışında 46 üye ülke taraftır. Rusya Protokolü imzalamış, fakat onaylamamıştır ama idam cezasını uygulamayacağını açıklamıştır. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya ise 13 No.’lu Protokole taraf değildir.

Türkiye’nin idam cezasını kaldırması, Abdullah Öcalan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı dava sonucunda olmuştur. AİHM, karar verilene kadar Öcalan’ın idam edilmemesini öngören ihtiyati tedbir kararı kabul ettiği için Ecevit Hükümeti karara uyarak Öcalan’ı idam etmemiştir. 12 Kasım 2003 tarihinde AK Parti Hükümeti önce 6. No’lu Protokole, 23 Şubat 2006 tarihinde de 13 No’lu Protokole taraf olmuş, daha sonra Anayasa ve TCK’nın ilgili maddeleri değiştirilmiştir.

Türkiye’nin idam cezasına geri dönmesinin önünde hukuksal ve siyasal güçlükler vardır.

6 ve 13 No.’lu protokollerle üstlendiği taahhütler sebebiyle bu protokollerden çekilmek gerekir. Fakat protokollerde fesih ile ilgili hüküm yoktur. Protokollerin AİHS’nin parçası olduğu ve sözleşmenin maddelerinin protokollere de uygulanacağı kesindir. Protokollerden çıkmak isteyen ülke AİHS’den çekilmek zorundadır. AİHS’nin 58’inci maddesine göre Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne 6 ay önceden ihbarda bulunarak AİHS’den çekilmek mümkündür. AİHS’den çekilen ülkenin Avrupa Konseyi üyeliği sona ermektedir.

Avrupa Konseyi’nden ayrılmak, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi alanlarda Batı standartlarından uzaklaşması ve AB ile bağlarının kopmasına yol açar.

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic, idam cezasının düşünülemez olduğunu şöyle açıklamıştır: “İdam cezası bulunan ülkeyi AB üyeliğine kabul etmemiz mümkün değil.” TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop “Yasadan sonra suç işlenirse idam cezası uygulanır. Temel prensip kanunlar geriye işlemez. Yasa çıktıktan sonra ikinci bir darbe girişimi olursa uygulanır “ görüşündedir.

Türkiye’de ölüm cezası 1984 yılından bu yana fiilen ve 2004’ten sonra da hukuken uygulanmamaktadır.

Ölüm cezası önce 2001’de savaş tehdidi ve terör suçları dışındaki suçlar için, 3 Ağustos 2002’de “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” şartı ile kaldırılmıştır. 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 sayılı Yasa ile Türk Ceza Kanunu’ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmıştır. 

Türkiye’de 1920 yılında Meclisin kuruluşundan 1984 yılında kaldırılmasına kadar büyük çoğunluğu ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 1960 darbesi, 71 muhtırası ve 1980 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü olmak üzere 712 kişiye TBMM tarafından onaylanan ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin idam kararları dâhil değildir.

2002 yılındaki Yasa ile fiilen uygulanmamış olan tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir. Bunlar arasında Öcalan’ın 29 Haziran 1999’da çarptırıldığı, 25 Kasım 1999’da Yargıtay tarafından onanan ölüm cezası da vardır.

ABD’de 50 eyaletten 31’inde idam cezası uygulanmaktadır. USA Death Penalty Information Center verilerine göre 1977-2015 yılları arasında 7.870 kişi idam edilmiş, 2016 yılı sonuna kadar 15 idamın 2017’de 14, 2018’de 8, 2019’da ise 7 idamın infazı için karar alınmıştır. Avrupa’da idam cezası uygulayan tek ülke Belarus’tur.

Günümüzde 58 ülkede halen ölüm cezası bulunmaktadır. 98 ülke ölüm cezasını hukuken, 7’si savaş suçları ve istisnai durumlar dışında, 35’i ise fiilen kaldırmıştır. Uluslararası Af Örgütü 140 ülkeyi hukuken ya da fiilen idam karşıtı, 58 ülkeyi idam taraftarı olarak sınıflandırmaktadır.

İdam cezasının geriye dönüşü yoktur.

Eğer 27 Mayıs 1960 öncesinde idam cezası kaldırılmış olsaydı, rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmemiş olacaktı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 27 Mayıs Darbesi’nin ardından idam edilenlerin 55’nci yılında idamları kınamıştır.

Menderes’in infaz fotoğraflarını çeken İsmail Şenyüz, Menderes infaza götürülürken arkadan gösteren resmi görünce binbaşı eşi olan kapı komşusu hanımın şu tespitini aktarmaktadır: “Kıyamamış yüzünden çekmeye arkasından çekmiş demiş.” Şenyüz vefattan sonra neden fotoğraf yayınlanmadığını şöyle açıklamıştır: “Halkın acıma duygusunu galeyana getirmemek için yayınlamadılar.”

Türk halkı AB vizelerinin kalkmasını, Türkiye’nin AB üyesi olmasını da istemektedir. 1960 yılından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri iki istisna dışında AB üyeliğini savunmaktadır. Ama hiçbir AB üyesi ülkede idam cezası yoktur. Halk istiyor diye idam cezası gelirse, Türkiye AB üyesi olamaz.

Bu sebeple Ahmet Hakan’ın ifadesiyle siyasilere “boşuna gaz verilmesin.” SBF’den arkadaşım, eski başbakan Mesut Yılmaz idam gelirse 7 maddede ne olacağını Ahmet Hakan’a açıklamıştır: Sözleşme ihlal edilir, Avrupa Konseyi üyeliği biter, suçluları iade sözleşmesi ihlal edilir, müzakereler dondurulur, Avrupa iade etmez, evrensel hukuktan kopulur, Beyaz Rusya’nın gerisine düşeriz.

Vatandaş “asın asın” diyerek siyasilere baskı yapıyor ama kimin asılacağı sorusuna cevap vermiyor. Eğer bir yanlış kararla kişi idam edilir ve sonra idam kararının yanlışlığı ortaya çıkarsa, idam edileni geri getirmek mümkün değildir. Bu konuda Akif Beki’nin “Ya sapık diye asılsaydı” başlıklı yazısını idam isteyenler mutlaka okumalıdır. Çünkü meydanlarda seslerini yükseltenler, bilgi sahibi olmadan fikir sahibidirler. Bu tür popülist söylemler ülkeye zarar verir. Abdülkadir Selvi 3 Kasım 2016 tarihli yazısında “Öcalan için kesinleşmiş cezası nedeniyle eskiye yürüyemeyecek”  demektedir.

Türkiye’de Avrupa’da yabancı düşmanlığı ile oy avcılığı yapanları ve minare konusunda halk oylaması isteyenleri neden eleştiriyoruz? Başbakan Yıldırım’ın “Kardeşim senin çizgine mizgine biz bakmayız. Kırmızı çizgiyi millet çizer bizde millet. Senin çizginin ne hükmü var? Senin çizginin üzerine bir çizgi de biz çizeriz. Bırakın bu işleri” açıklaması Türk halkının hoşuna gidebilir ama Türkiye bu gezegende tek başına bir ülke değildir.

İdam cezasının geri gelmesi durumunda Avrupa Konseyi ile ilişkiler kopabilir, AB üyelik süreci dondurulabilir. Her iki kuruluş Türkiye açısından vazgeçilmezdir. Aksi bir durum, Türkiye’de eksen tartışmalarını gündeme getirir. Bu eksen hiçbir zaman Şanghay İşbirliği Kuruluşu, Avrasya Ekonomik (Gümrük) Birliği ya da bazı akademisyen siyasetçilerin önerdikleri gibi Altay Birliği (?) olamaz. Türkler, Batı’ya yönelmiş bir millettir, Orta Asya’dan çıktıktan sonra daima Batı’ya göç etmiştir.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in idam konusunda 25 Temmuz 2016 tarihinde  “İdam cezasının olduğu bir ülkenin AB’de yeri olamaz” dediğini unutmayalım.

Hem AB’ye üye olmak ve hem de idam isteyeceksin. Bu yaman çelişki hiçbir medeni ülkede yoktur. Aksi durumda Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekir ki bu da Türkiye’de eksen kayması tartışmasını gündeme getirir. Söze son noktayı AK Parti Grup Başkanvekili Prof. Dr. Naci Bostancı koymuştur: “İnsanların kafasını karıştırmaya gerek yok!”