BUMERANG ETKİSİ: PAKİSTAN-AFGANİSTAN ÇATIŞMASININ ARKA PLANI
Neler Oluyor?
Hatırlanacağı üzere Şubat ayının son günlerinde Pakistan ve Afganistan güvenlik güçleri arasında sınırı teşkil eden Durand hattı boyunca yeniden çatışmalar yaşanmaya başladı. Pakistan Savunma Bakanlığının “Sabrımız taştı; Afganistan ile açık savaşa girdik” açıklamasıyla iki ülke arasında bir süredir gergin olan ilişkilerin sıcak bir çatışmaya dönüştüğü ilan edildi. Ancak Pakistan’ın beyanatının topyekûn bir savaş ilanı değil caydırma maksatlı bir söylem olduğunun altını öncelikle çizelim.
Basında yer alan haberlerden sınır hattı boyunca yaşanan karşılıklı saldırılar yanında Kabil, Kandahar, Paktia, Nangarhar, Khost ve Paktika’da bazı noktaların Pakistan tarafından bombalandığı öğrenildi. Afganistan yönetimi de Pakistan’a dron saldırıları ile karşılık verdi. Çatışmalarda iki tarafın da ciddi kayıplar verdiği yönünde haberler alınıyor. İki ülke arasındaki sınır kapıları da kapatıldı.
Taraflar çatışmanın nedenleri hakkında birbirini suçlarken, Taliban yetkilileri Pakistan’ın uçakları ve nükleer silahları varsa kendilerinin de intihar komandolarının olduğu şeklinde tehdit savurdular.
ABD ve İsrail’in İran saldırısının gölgesinde kalan Pakistan-Afganistan çatışması düşük yoğunlukta da olsa devam etmektedir. Nitekim BM Genel Sekreterliği Pakistan ile Afganistan arasındaki çatışmaların tırmanmasından ve bu durumun sivil nüfus üzerindeki etkisinden derin endişe duyduklarını belirtti.
Pakistan-Afganistan İlişkilerindeki İniş-Çıkışlar
Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını kazanması sonrasında Müslümanlar iki bölgeye toplanarak çok acı ve sancılı bir süreç sonunda Pakistan adı altında bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Burada Pakistan adının Pencap, Afganistan, Keşmir, İndus, Sind bölgelerinin baş harfleri ile Belucistan’ın son hecesinin birleşmesinden oluştuğunu vurgulayalım.
Pakistan adının içinde Afgan bölgesinin geçmesi rastlantı değildir. Pakistan’ın kuzey bölgesinde 35-40 milyon civarında Afgan yani Peştun nüfus yaşamaktadır. Bu rakam Afganistan’da yaşayan Peştun nüfusun iki katına yakındır. Bu günkü Afganistan-Pakistan sınırının iki tarafında kalan bölge tarihsel olarak Peştunların yaşadığı ve Peştun milliyetçileri tarafından büyük Peştunistan olarak anılan bir bölgedir. Aslında Pakistan kurulmadan önce kuzeydeki Peştun bölgesinin bir bölümü Afganistan toprağıydı ve hatta Pakistan’ın Peşaver kenti bir zamanlar Afganistan’ın kışlık başkenti idi.
Ancak İngilizler bölgeyi önce Sihlere vermiş ve sonra Durand Hattının kabulü ile bu günkü sınır oluşmuştu. Afgan milliyetçileri bu sınırı asla tanımamışlardır. Hatta Kral Amanullah HAN komutasındaki Afgan Ordusu 1918-1919’da Hayber Geçidini aşarak Peşaver ve civarını ele geçirmişse de İngilizlerin baskısıyla geri çekilmiştir. Dolayısıyla iki ülke arasında çözülmemiş bir sınır sorunu vardır.
Bağımsızlığını 1947’de kazanan Hindistan bölünürken ülkedeki Peştunlar Afganistan’la birleşmek istemişler; bu gerçekleşmeyince bağımsızlık talep etmişlerdir. BM ise Peştunlara Hindistan ya da Pakistan’a katılma seçeneklerini sunmuştur. Peştunlar da Müslüman olduğu için Pakistan’ı tercih etmek zorunda kaldılar.
Pakistan Peştunlarının bağımsızlık fikri hep canlı kaldı ve 1949’da Peştunistan adı altında bağımsızlıklarını ilan ettiler. Afganistan bu bağımsızlığı derhal tanıdı. Fakat Pakistan hükümeti bağımsızlık hareketini İngiltere’nin yardımıyla bastırdı.
Günümüzde Pakistan sınırları içindeki Afgan yani Peştun bölgeleri özerk bir yönetim altındadır. Afganistan sınırı boyunca uzanan bu bölgeye Federal Yönetilen Aşiret Bölgeleri (FATA) deniliyor. İslamabad’daki merkezi hükümetin Pakistan’ın en yoksul ve eğitimsiz nüfusunu barındıran bu bölge üzerindeki yetkisi ve etkisi kısıtlıdır. Halk geleneksel aşiret yapısı içinde yönetilmekte ve yönetimde şeriat kuralları uygulanmaktadır.
Pakistan geçmişte Peştun sorununu bloklar arası Soğuk Savaş rekabetinden yararlanarak çözmeyi denemiştir. Devlet Başkanı General Ziya ül HAK Sovyetlerin sıcak denizlere inmesini engelleme bağlamında S.S.C.B.’nin Afganistan’daki varlığına şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre Sovyetler Afganistan’da kaldıkça Pakistan’a da el atacak ve ülke parçalanabilecektir. Bu yüzden Pakistan’ın tüm olanaklarını, işgale direnen Afgan mücahitlerinin emrine vermiştir. Kendisinden sonra gelen Pakistan yönetimleri de General Ziya’nın Afganistan’daki radikal dinci Peştun örgütlerini destekleme geleneğini devam ettirmişlerdir.
Buna karşılık her dönemin Afgan liderleri de Peştun milliyetçisi ve Pakistan karşıtı bir politika izlemişlerdir. Bu politikanın bir gereği olarak Pakistan’daki Peştunlar ve Belucilerin ayrılıkçı eğilimlerini açık ya da gizli olarak desteklemişlerdir.
Pakistan ve Taliban’ın Olağan Dışı Ortaklığı
Taliban, Sovyetler çekildikten sonra Afganistan’da başlayan iç savaş ortamında A.B.D.’nin yönlendirmesi, Suudilerin finansal desteği ve Pakistan istihbaratının bizzat gözetimi altında kurulmuştur. Taliban projesinin başında dönemin Pakistan İçişleri Bakanı Peştun asıllı General Nasrullah BABÜR vardır.
Kendisi de sonradan radikal dincilerin suikastine uğrayacak olan Benazir BUTTO bile ikinci başbakanlığı döneminde Taliban’ı Afganistan’ın istikrarı için tek seçenek olarak görüp desteklemiştir. Pakistan, 1996-2001 arasındaki Taliban yönetimini resmen tanıyan üç ülkeden biridir. Taliban’ın gücünün zirvesinde olduğu yıllarda örgüt kadrolarının en az üçte biri Pakistan uyruklu ya da Pakistan üzerinden Afganistan’a aktarılan militanlardan oluşmaktaydı.
ABD himayesinde kurulan Hamid KARZAİ ve Eşref GANİ hükümetleri döneminde Taliban dâhil muhalif grupların ana üsleri Pakistan topraklarında konuşlanmıştır.
Pakistan’ın Orta Asya ülkeleri ile çok yoğun ticari ilişkileri vardır. Bu yüzden kuzeye Afganistan üzerinden geçen ticaret yollarının açık ve güvenli olması için Kabil’de Pakistan kontrolünde bir yönetimin olması istenmektedir. Bir de Afganistan istikrara kavuşursa Pakistan’daki Afgan mülteciler ülkelerine dönebileceklerdir. Kabil’de dost bir Peştun iktidarı kurulmasını sağlamak, Peştun ayrılıkçılığını kontrol etmenin yollarından biridir. Ayrıca Pakistan Keşmir’deki mücadelede radikal örgütlerin insan gücü ve çatışma tecrübesinden yararlanmaktadır. Bu örgütlerin başında da Taliban gelmektedir.
Pakistan işte bu nedenlerle Taliban’ı kurmuş ve desteklemiştir. Oysa Taliban Peştun milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapmaktadır. Taliban’ın başarıları Pakistan İslamcılarının da radikalleşmesine, yolsuzluk, kaçakçılık ve uyuşturucu işinin Pakistan içinde yayılmasına, Pakistan ordusu ve istihbaratında Peştun ve radikal dinci etkisinin artmasına yol açmıştır. Pakistan’ın Taliban’a desteği Peştun milliyetçiliğinin her iki ülkede de yükselmesine neden olmuş ve iki ülkedeki Peştunları birleştirerek aradaki fiziki sınırı adeta ortadan kaldırmıştır. Afganistan Talibanı’nın destek ve etkisiyle Pakistan’da katı İslami bir rejim kurmayı amaçlayan Tahrik-i Taliban örgütü 1998’den bu yana faaliyette olup, Pakistan devletine karşı silahlı mücadele yürütmektedir.
Afganistan ve Pakistan Talibanları Pencaplıların hâkim olduğu Pakistan ordusuna düşmandır. Nitekim Pakistan ordusu sözde müttefiki Taliban ve türevlerine karşı verdiği mücadelede binlerce kayıp vermiştir. Bu duruma bakınca Pakistan’ın Taliban’la ilişkisi hem olağan dışı hem de maliyetli bir ilişkidir.
Pakistan’ın Taliban’a Verdiği Desteğin Bumerang Etkisi
Hatırlayalım; Taliban’ın Afganistan’da yönetimi 2021’de ikinci kez ele geçirmesi Pakistan’da adeta zafer havası yarattı. Pencşir’deki son Tacik direnişini ortadan kaldırmaya çalışan Taliban’a Pakistan’ın hava desteği bile sağladığı iddia edildi. Dahası Pakistan Başbakanı BM Genel Kurulunda Taliban yönetimine uluslararası destek istemekte sakınca görmedi.
Ancak zaman geçip Taliban iktidarını görece sağlamlaştırdıkça Afganistan ve Pakistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklar yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. Siyasette yoğun olarak dini motifleri kullanan bir yapı olmasına rağmen temelde bir Peştun örgütü olan Taliban’ın milliyetçi yanı daha bir görünür hale geldi.
Taliban yönetimi “Büyük Peştunistan” ideali doğrultusunda Pakistan’ın Peştun bölgesiyle olan ilişkilerini artırarak Pakistan devletine karşı mücadele eden Tehrik-i Taliban örgütüne olan desteğini sürdürdü. Bu yüzden Pakistan Taliban yönetimini kendisine karşı savaşan terör örgütlerine Afganistan topraklarında üs sağlamakla suçluyor.
Taliban yönetimi ayrıca Pakistan’ın düşmanı Hindistan ile çok yakın ilişkiler geliştirdi. Bu durumdan haklı olarak rahatsız olan Pakistan yönetimi, Taliban’ın adeta Hindistan adına bir vekâlet savaşı yürüttüğünü ve böylece Hindistan’ın Pakistan’ı kuzeyden kuşattığını düşünüyor. Nitekim tüm bölge ülkeleri Pakistan-Afganistan çatışmasında taraflara itidal çağrısı yaparken, Hindistan yönetimi Pakistan’ın Afganistan’a karşı saldırgan tutumunu kınadığını açıkladı.
Pakistan’ın Çin ile olan yakın ilişkileri dikkate alındığında, düz mantıkla ABD’nin bu çatışmada Taliban tarafında konumlanması gerekirdi. Ancak Başkan Trump çatışmaya ABD tarafından müdahale edilip edilmeyeceği sorusuna Pakistan yönetimiyle harika ilişkileri olduğu şeklinde cevap verdi. Bu ifadeden Afganistan-Pakistan çatışmasının sınırlı kalacağından emin olan ABD yönetiminin İran harekâtı nedeniyle dikkatini dağıtmak istemediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ABD’liler Pakistan’ın Taliban’ı bir miktar hırpalamasını da istiyor olabilirler.
Pakistan’ın desteğiyle kurulan Taliban siyasal hedeflerine şiddet ve terör yöntemlerini kullanarak ulaşan bir örgüttür. Pakistan bu ilişkide Taliban’ın ideoloji ve yöntemlerinin uzun dönemde kendisini nasıl etkileyeceğine bakmayıp kısa vadeli çıkarları doğrultusunda hareket etti. Ancak görünen o ki bu hesap doğru çıkmadı. Teröre verilen desteğin er ya da geç vereni vurduğu gerçeği bir kez daha kanıtlanmış oldu. Dolayısıyla Pakistan-Taliban arasında dostluktan düşmanlığa evrilen bu ilişkiden çıkarılacak birçok ders vardır.
Taliban ideolojisi ve iktidarının güçlenmesi çok önemli bir bölge ülkesi olan Pakistan için ciddi bir beka sorunu yaratma potansiyeli taşıyor. Bunun biraz da sorumlusu Taliban’a kol kanat geren geçmiş Pakistan hükümetleridir. Sonuçta nükleer güce sahip Pakistan’ın olası istikrarsızlığı ne bölge ne de dünya barışına hizmet eder. Bu yüzden Pakistan-Afganistan çatışmasının sona erdirilmesi ve iki ülke arasındaki sorunların adil ve barışçı yollarla çözülmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Barış her iki ülke halkının yararına olduğu kadar bölgesel ve küresel güvenliğe de katkı sağlayacaktır.
Dr. Ali Rıza KUĞU
- BUMERANG ETKİSİ: PAKİSTAN-AFGANİSTAN ÇATIŞMASININ ARKA PLANI - 3 Mart 2026
- SURİYE’DE OLANLAR VE OLASI GELİŞMELER - 13 Aralık 2024