Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

SON GAZİ YAKUP SATAR

Türk askeri tarihi mükemmel örneklerle doludur. Bu örneklerin başında “Türk Kurtuluş Savaşı” gelir.

Bu şanlı mücadeleyi bilenler, (NUTUK’u okuyanlar) “Mehmetçik Fenomeni” nin bu savaşlar sayesinde ortaya çıktığını da bilirler.

1. Dünya Savaşı sırasında mehmetçiği ateş altında tanıyan yabancılar ve onu hayretler içerisinde büyük bir hayranlıkla izleyen işgalciler, söz konusu fenomen yakıştırmasını ona lâyık görmüşlerdir.

Yakın tarihimiz, kutlu istiklâl mücadelesi içerisinde fiilen yer almış sayısız kahramanlarla doludur. Bunlardan biri de 110 yıl ömür sürmüş, üç ülke (Rusya-Osmanlı-Türkiye) vatandaşlığı yaşamış, 2008 de kaybettiğimiz, rütbesiz düz piyade neferi, “Son Gazi Kırımlı Yakup SATAR”dır.

Son Gazi Yakup SATAR’ı anlatan kitap, [*] Türkiye Cumhuriyeti’ni yoktan var eden kadro içinde yer almış gerçek çılgın Türklerden birinin ve sonuncusunun öyküsü olarak kaleme alınmış. Anılan eser bununla da kalmamış, Kırım’ın hüzünlü tarihini de harmanlayarak okuyucunun dikkatine sunmuş.

Bu yönüyle bir bakıma bu eserden iki kitap çıkmış demek yanlış olmaz. Biri Kırımlı son gazi Yakup SATAR’ın ibret dolu öyküsü, diğeri Kırım Tatar Türklerinin talihsiz yazgısı ve yokluk, yoksulluk içinde sürdürülen şanlı Türk millî mücadelesi.

Bununla birlikte, “Son Gazi Yakup SATAR’ı” anlatan kitap, 20. Yüzyılın başlarında Türk’ün verdiği şerefli istiklâl mücadelesini, haklı kavgasını, bu kavganın taraflarını sürükleyici, sürükleyici olduğu kadar da duygulandırıcı bir biçimde ve biyografik roman niteliğinde anlatıyor.

Belki de kitabı emsallerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri de bu olsa gerek.

Diğer yandan adı geçen yapıt, zengin bir kaynak taramasına dayalı olarak ortaya çıkarılmış. Kırım üzerindeki acımasız Rus mezalimini, Kırım Tatar Türk halkının çeşitli tarihlerdeki zorunlu göçe tabi tutulmalarını ve Kırım’ın II. Dünya Savaşında Alman işgali nedeniyle Sovyet ve Almanların çapraz ateşine nasıl maruz kaldıklarını gözler önüne sermesi, kitaba ayrı okuma ilgi ve dikkati katmış. Bununla birlikte yazarın yalın bir dil kullanması, okuyucuya kolay okuma imkânı tanımış.

Hayatı

Kırımlı Yakup SATAR 1898 yılında Kırım’ın Akmescit (Simperefol) Vilayetinin Mamak kasabasına bağlı Tavdayır köyünde dünyaya gelmiş bir Tatar Türk’ü.

Beş yaşındayken (1903’de) ailesiyle birlikte Anadolu topraklarına göç ederler. Önce vapurla Sivastopol (Akyar)’dan İstanbul’a, oradan da trenle Eskişehir’e giderler. Eskişehir’i tercih etmelerinin sebebi, ailesinden daha önceki tarihlerde göç eden bir kısım yakın akrabalarının da bu bölgede ikamet ediyor olmasıdır. Aile, Eskişehir’e 80 km. uzaklıktaki Çifteler Kasabasının Başkurt köyüne yerleştirilir.

Henüz yedi yaşındayken salgın hastalıklar nedeniyle 1905’de önce babasını bilahare annesini peşpeşe kaybeder. Yakup ve kardeşine büyük ablası sahip çıkar. Onları alarak kendi yaşadıkları köye götürür. Kırımlı Yakup’un uzun sürecek çileli yaşantısı burada başlar.

Birinci askerlik hayatı (Irak Cehesi ve Bağdat’ta esaret yılları)

Kırımlı Yakup SATAR’ın askerlik serüveni erken başlar. Sebebi Osmanlının bir oldu bittiyle kendisini I. Dünya Savaşı içinde bulmasıdır.

Ocak 1915’de henüz 17 yaşındayken, 1914’ün Kasım ayında Osmanlı Padişahı 5. Mehmet Reşat’ın ilan ettiği ‘’Cihad-ı Mukaddes’’ gereği kendisini Eskişehir Askerlik Şubesinin kapısında bulur ve işlemlerinin ardından İstanbul’daki Selimiye Kışlasına sevk edilir.

Her ne kadar süvari sınıfına ayrılmayı çok istese de piyade sınıfına ayrılır ve makinalı tüfek nişancısı olarak eğitilir. Acemi eğitimi süresince aynı zamanda İstanbul’daki ayrı bir kışlada gaz bombası ve zehirli kimyasal silah ve buna karşı koruma eğitimi alır.

Acemi eğitimini müteakip Haziran 1915’de Irak Cephesine gönderilir. Bu cephede Bağdat güneyinde Selman-ı Pak ve Kut-ül Amare’de İngilizlere karşı çarpışır. İngilizler başlangıçta ağır bir mağlubiyete uğrayarak geri çekilmek zorunda kalır. Kut-ül Amare zaferi, Osmanlı Ordusunun I. Dünya Savaşında kazandığı son başarılardan biridir.

Ne var ki, Aralık 1916’ya gelindiğinde, İngilizler Bağdat’ı almak için kuzey istikametinde ileri harekâta başlarlar. Osmanlı Ordusu personel ve lojistik desteğindeki zafiyetler nedeniyle Bağdat’a kadar geri çekilir. Bağdat Mart 1917’de İngilizlerin eline geçer.

Irak Cephesi savaşta Türk Ordusunun hüsrana uğradığı ilk cephedir. Bağdat düşmana terkedilince bu kez tüm Türk Birlikleri Bağdat’ın 100 km. kuzeyine, bilahare İngilizlerin ilerlemelerine karşı koyamayarak daha da kuzeye Musul’a kadar çekilirler.

İngilizler Musul’a kadar olan bölgeyi ele geçirirler. Nihayet Musul’da Kasım 1918’de elden çıkar, artık savaş fiilen kaybedilmiştir. İçlerinde Kırımlı Piyade Yakup’unda bulunduğu 13 bin civarındaki Osmanlı askeri İngilizlere esir düşer. Söz konusu esaret Bağdat’ta iki yıl (Ocak 1919-1921) devam eder.

İkinci askerlik hayatı (Batı Cephesinde Millî Orduya katılışı, Kütahya- Eskişehir Muharebeleri, Sakarya Savaşı, Büyük Taarruz)

İki yıllık esaret dönemi Ocak 1921’de sona erer. Bağdat’taki tüm esirler aynı tarihte bir gemiyle İstanbul’a gönderilir. Kırımlı Yakup İstanbul’a ayak basar basmaz hayal kırıklığına uğrar. İstanbul 16 Mart 1920’ de İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Anlı şanlı Osmanlı Padişahı ve İslam Halifesi, işgal ordularının kuklası haline gelmiş zavallı ve acz içerisinde bir yönetici görünümündedir. Zira Padişah ve avanesi işgalcilerin emrinde, verilen her talimatı uyguluyor ve düşmanla birlikte hareket ediyorlardı. Bu durum Yakup’u çok üzmüştü.

Memleket işgal altındayken Bağdat’tan gelen esir askerler için terhis edilme kararı verilir. Bu karar işgalcilerin verdiği bir karardır ve Padişah da ancak bunu uygulamakla görevlidir.

Kırımlı P. Er Yakup 1921 Ocak ayında memleketi Eskişehir’e terhis mahiyetinde izine gönderilir. Bir süre sonra, Anadolu’da işgalci düşmana karşı yeni bir isyan ateşi yakıldığını, başında Mustafa Kemal Paşa isminde bir komutanın olduğunu, Ankara’da bir millî meclis (Gazi Meclis) açıldığını öğrenir. Bu haber onu çok memnun ve mutlu eder.

1921 yılı Mayıs ayının başında Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele Ordusunun neferi olmak üzere gönüllü olarak tekrar Eskişehir Askerlik Şubesinin yolunu tutar. Gönlünden süvari sınıfına ayrılmak geçer, ancak Irak Cephesinde kazandığı tecrübeden dolayı yine makinalı tüfek nişancısı olarak bu kez Batı Cephesine tertip edilir. Süvari sınıfına ayrılamamak, askerlik hizmeti boyunca içinde uhde olarak kalacaktır.

Her ne kadar Batı Cephesinde Kurtuluş Savaşının en kritik ve en zor günlerinin yaşandığı I. ve II. İnönü Muharebelerinde düşman geriye püskürtülerek ilerlemesine izin verilmemiş olsa da Yunan Ordusunun inatçı taarruzi harekâtla Ankara’yı ele geçirme hedefi değişmemiştir. Bu kez sıklet merkezini güneye kaydırırlar ve düşman taarruzları Kütahya- Eskişehir istikametinde hızla gelişme gösterir, bu bölgedeki mevziler kaybedilir. Düşman Kütahya ve Eskişehir’i işgal eder. Durumun vahameti karşısında Mustafa Kemal Paşa derhal cepheye gelir. Cephe Komutanı İsmet Paşa ile yaptıkları durum değerlendirmesi sonunda Ordunun Sakarya’nın doğusuna (90-100 km.) çekilme direktifi verilir.

Tüm birlikler verilen direktif gereği 16 Temmuz’dan itibaren çekilmeye başlar. Geri çekilme esnasında Kırımlı Yakup’un aklı fikri, acaba ne haldeler? diye köyde bıraktığı ailesinde kalır.

Tarihi çekilmeyi müteakip, 5 Ağustos 1921’de Gazi Meclis’in kabul ve tasvibiyle ‘’Başkomutanlık’’ görevini deruhte eden (üzerine alan) Mustafa Kemal Paşa’nın Mecliste, ‘’Düşmanı Anadolu’nun harim-i ismetinde boğacağız’’ dediği ve verdiği sözü tutacağı, 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 arasında 22 gün 22 gece sürecek, dünyanın en kanlı muharebesi “Sakarya Meydan Muharebesi” yaşanır.

Kırımlı Piyade Eri Yakup, Irak Cephesinde olduğu gibi, daha da tecrübe kazanarak katıldığı Batı Cephesinde de makinalı tüfeği ile mebzul miktarda düşman (İngiliz, Yunan) askerini saf dışı ettiğini ve etkisiz hale getirdiğini hatıralarında anlatır.

Bundan sonra mağlup olan düşman Sakarya’nın batısına çekilerek kuzeyden güneye Eskişehir-Kütahya-Afyon hattında savunma düzenine geçer.

Şimdi artık Anadolu’yu tamamen düşmandan temizleme zamanı gelmiştir. Bir yıl süren hazırlığı müteakip, Türk Ordusu 26 Ağustos 1922 sabahı “Büyük Taarruzu” başlatarak kesin sonuçlu muharebeye girişir. Düşman kısa sürede bozguna uğratılır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Eylül’de verdiği “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz İleri” direktifi ile takip harekâtı başlar. 9 Eylül 1922’de İzmir’e girilir.

Mustafa Kemal’in askeri Kırımlı Piyade Yakup gerek Afyon’a gerekse İzmir’e süvari birlikleri hariç, ilk giren piyade neferlerindendir.

Büyük Taarruz Oğuz-Ata soyunun, Batının Türklere karşı giriştiği son haçlı hayalini tarihin derinliklerine gömdüğü harekât olarak tarihe geçer.

Ordudan terhisi ve terhisten sonraki hayatı

Mudanya Mütarekesinin ardından Orduda terhis dönemi başlar. Mustafa Kemal’in askerlerinden Kırımlı P. Er Yakup SATAR kritik personel olması nedeniyle başlangıçta terhis edilmez. Makinalı tüfeğine hakimiyeti ve yetişmiş usta bir nişancı olması gerekçesiyle bir süre daha muvazzaflık hizmetinde tutulur. Nihayet Ocak 1915’de 17 yaşındayken giydiği şerefli üniformayı 26 yaşında 5 Şubat 1924’de çıkarır. Tam dokuz yıl askerlik hizmeti yaptıktan sonra terhis olur.

Terhis olduktan sonra Eskişehir’e gelir. Haziran 1929’da Meryem Hanım ile evlenir. Bu evlilikte altı çocuğu olur. Uzun yıllar ticaretle uğraşır. 1962’de emekli olur. Bundan sonra mazbut ve mütevazı bir hayat sürer.

Son dönemi doğup büyüdüğü toprakların özlemiyle geçer.

Son Gazi Yakup’un vefatından önce Kurtuluş Savaşı ile ilgili söylediği şu sözleriyle tarihe geçer:

“Düşman sadece Yunan gâvuru değildi ki yavrum… İngiliz’i vardı, Fransız’ı vardı, İtalyan’ı vardı, Rusya’sı vardı, Ermenisi vardı, ….Bir de bunlara yardım eden bizim hocalar vardı, şeyhler vardı, ağalar vardı, hainler vardı… Vardı da vardı…

Çok şükür bizim bir Allah’ımız vardı,

Bir de Mustafa Kemal Paşa’mız …’’

Son İstiklâl Savaşı Gazisi terhisli P. Er Yakup SATAR 110 yaşında iken, gerçek çılgın Türklerin sonuncusu olarak 2 Nisan 2008’de hayata veda eder.

Ruhu şâd mekânı cennet olsun…

Son Söz

“Son Gazi Yakup SATAR” isimli eseri okuduktan sonra Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK’ün az sözle çok şey ifade eden, kısa, özlü ve derin anlamlı şu veciz sözü hafızalarda yeniden canlanıyor:

‘’Türk evlâdı ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’’

Türk Kurtuluş Savaşını romansı bir dille anlatan, “Şu Çılgın Türkler” adlı belgesel-romanı en çok satanlar listesinde yerini alan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödül sahibi merhum Turgut ÖZAKMAN, anılan kitabın önsözünde söylediği:

“Gençlerimize uzun zamandır millî mücadeleyi gerektiği gibi anlatamıyoruz. Bu yüzden şimdiki birçok orta yaşlılar da millî mücadeleyi iyi bilmiyor. Bilmemek oranı gittikçe artıyor. O görkemli olayı eski, soluk fotoğraflara benzettik. Oysa Cumhuriyetimiz o mücadelenin ürünü ve kaçınılmaz sonucudur. Yeni devletin kuruluş felsefesini o mücadele belirlemiştir. Anadolu’nun aydınlanması, birliği ve yurttaşlık bilinci o büyük mücadeleyle başlamıştır. O dönem bilinmeden bugünü okuyamayız, yarını göremeyiz.

Millî mücadelenin emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşı olduğu anlatılmadığı için gençlerimiz başkalarının kurtuluş mücadelelerine imrendiler. Kendi tarihlerine, kendi kahramanlarına yabancılaştılar.” sözüne kulak vermeli, bundan ders çıkarmalı ve yetişecek çocuklarımıza, gençlerimize Türk Milletinin mensubu olmakla iftihar etmelerini ve ecdadımızı tanımalarını anlatmalıyız.

[*] SON GAZİ YAKUP SATAR (30 Ağustos Zafer Bayramının 100. Yıl Anısına) – İlyas AKTARAN – 2. Baskı-Galeati Yayınları, 2023