Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

ORTAK RAPOR AÇIKLANDI

Terörsüz Türkiye projesi kapsamında, TBMM çatısı altında kurulan “Millî Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu”nun günlerdir merakla beklenen ortak raporu nihayet açıklandı.

Yedi bölüm halinde açıklanan rapor, söz konusu komisyonda “2 ret, 1 çekimser ve 47 kabul oyu” ile kabul edildi.

Raporun tamamına bakıldığında dikkat çeken ilk nokta, her ne kadar başlangıçta toplumsal bütünleşmeyi öngören hümanist duygu, düşünce ve bakış açısıyla hazırlanmış olsa da 5 Ağustos 2025’de faaliyete geçen komisyonun daha başlangıçta, kuruluş aşamasında yapılan tartışmaların aynısı, ortak raporun açıklanması esnasında da ortaya çıktı.

Denilebilir ki, anılan komisyonun çalışmaları tartışmayla başladı, faaliyetinin sonu da tartışmayla bitti.

Tartışma, herhangi bir meselenin gerçek değerini ortaya çıkarmak ve bir sonuca ulaşmak için yapılır.

Oysa komisyon raporuna konulan şerhler ve bazı maddelere yapılan itirazlar, yaklaşık yedi ay süren bu komisyonun çalışmalarından, milletin ve memleketin yararına sağlıklı bir sonuç çıkmayacağına işaret ettiğini peşinen belirtmemiz yanlış olmaz.

Bahse konu komisyon çalışmaları “Terörsüz Türkiye” sürecinin birinci safhası olarak kabul edilebilir. Asıl sürecin TBMM Genel Kurulunun yapacağı çalışmalarla devam edeceği yönündedir.

Bu sürecin de oldukça uzun süreceği ve zaman alacağı yönünde görüşler ağırlıkta, genel gidişat ise, daha bu köprünün altından çok suların akacağı yönündedir.

Raporun Maddeleri

Raporun başlıkları şöyle açıklandı:

1.Komisyon çalışmaları

2.Komisyonun temel hedefleri

3.Türk-Kürt kardeşliği tarihi

4.Komisyonda dinlenen kişilerin analizleri

5.Terör örgütü PKK’nin kendini feshetmesi

6.Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri

7.Demokratikleşmeye yönelik öneriler

Yukardaki madde başlıklarına bakıldığında 5, 6 ve özellikle 7’inci maddelerin dikkat çektiği ve müteakip çalışmaların bu maddeler üzerinde yoğunlaşacağı görülüyor.

Rapor esas itibariyle üzerinde uzlaşılan ve uzlaşılamayan maddeler olarak iki başlık altında mütalâa ediliyor.

Uzlaşılan maddeler

Üzerinde uzlaşılan konuların, ilk etapta daha ziyade hukuki düzenlemeleri içeren konu başlıkları olduğu göze çarpıyor. Örneğin “Kayyım” meselesi gibi. Şartlı tahliye konusunu içeren ceza ve infaz yasalarında yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeler gibi.

Raporda, “Umut Hakkı” tavsiye mahiyetinde yer aldı.

Türkiye’de umut hakkından bahsedebilmek için, hukuk sisteminizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) öngördüğü hukuk sitemine ve evrensel hukuk normlarına sahip olmanız lazım. Bugün halihazır koşullarda, Anayasa Mahkemesinin kararlarının bile uygulanmadığı bir hukuk düzeninde hayata geçirilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir.

Uzlaşılmayan konular

Üzerinde uzlaşma sağlanamayan konuların, meselenin esasını teşkil eden konular olarak gündeme gelmesi bekleniyor.

Burada DEM isimli Partinin komisyonun son toplantısındaki yaptığı çıkışlar ve rapora koyduğu şerhlerin süreci oldukça zorlayacağını gösteriyor.

Bu kapsamda DEM Parti, İmralı Süreci’ne ilişkin komisyon raporuna “terör” kavramlarının kullanılmasına itiraz ederek şerh düştü. Söz konusu parti, sürecin “Terörsüz Türkiye” değil “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılması gerektiğini savundu. Kürt meselesinin terörle tanımlanamayacağını söyleyen DEM, rapor dilinin tek taraflı olduğunu anadil ve demokratikleşme temelinde ele alınmasını istedi.

Diğer taraftan adı geçen partinin TBMM’de yapılacak müteakip çalışmalarda, terörist başının özgürlüğünün sağlanmasını ve Anayasanın 42 ve 66. Maddelerini işaret eden düzenlemelerin hayata geçirilmesini savundu.

Değerlendirme

Türkiye’nin yıllardır terör ve şiddetten başını kaldıramamış olması, bulunduğu jeopolitik konumu nedeniyledir.

“Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) halen devam etmektedir.  Bu proje devam ettiği sürece PKK’nın silah bıraktığı düşünülemez. Zira dış faktörler (US’rail) buna engeldir. Bu kapsamda, bünyesinde PKK’yı da barındıran “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) bileşenleri de silahlarını bırakmamış ve lağvedilmemiştir. Bu gerekçelerle Ortadoğu’da devam eden çatışmaların bitmeyeceği ve Türkiye’nin bunun dışında kalmasının mümkün olamayacağı,

DEM Partisinin “Terörsüz Türkiye” kavramına açıkça karşı olduğunu beyan ettiği, bununla da yetinmeyip “Kürt sorunu”na vurgu yaparak sözde barış ve demokratik toplum özlemini ısıtıp ısıtıp tekrar gündeme getirdiği, bununla birlikte Cumhuriyet ve Lozan’la ilgili problemleri olduğu, hatta Türkiye’nin üniter yapısını tanımadığı ve etnik temelde ayrımcılığı çözüm olarak sunan ve bölücülüğü meşrulaştırmasının bu sürecin tıkanmasına yol açacağı,

Diğer yandan, komisyon raporunun oy çoğunluğu ile kabul görmesine rağmen bu sürecin, toplumun maşeri vicdanında yer bulmadığı, söz konusu raporun kamuoyu tarafından inandırıcılıktan uzakta görüldüğü, ortak devlet aklının kabul edemeyeceği gelişmelere tanıklık edildiği ve toplumun kahir ekseriyetinin rızası olmadığı için başarısızlıkla sonuçlanacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç

Dünya üzerinde üç kıtanın birleşim/kesişim noktasındaki stratejik konumu nedeniyle, tarih öncesi çağlardan bu yana birçok medeniyetin beşiği olan Anadolu, aynı zamanda binlerce yıllık kültürel zenginliği ve geçmişiyle sayısız uygarlığa da ev sahipliği yapmıştır.

Uygarlığın doğduğu Anadolu toprakları zengin su havzalarıyla, enerji nakil hatlarıyla, üç tarafı denizlerle çevrili, üç kıtanın ortasında konumlanmış ve aynı anda dört mevsimin bir arada yaşandığı coğrafi bir bölge olarak halen dünya üzerinde ilgi odağı konumunu sürdürmektedir.

Bu topraklarda yaşayan Anadolu insanının çoğulcu ve toleranslı anlayışı, fazilet ve feraseti, yüzyıllardır ortak tarih ve kültürünün ürünüdür.

Dün Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün arkasında bir ve beraber olan Türk Milletinin, bugün ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak ve kollamak imkân kabiliyetindedir. 

Tekrarlamakta fayda var. Türk Milleti ve siyaseti, millî ve üniter yapısının bozulması ve parçalanmasına göz yumacak, beka ve toprak bütünlüğüne vaki saldırılara müsaade edecek, razı olacak veya rıza gösterecek bir millet değildir.

Türk Milleti’nin en ağır sözü, henüz söylemediği sözdür.