…
KÖRFEZDE ASİMETRİK SU SAVAŞI VE POTANSİYEL SONUÇLARI
3 Nisan 2026’da Kuveyt Elektrik ve Su Bakanlığı, İran tarafından bir elektrik ve su arıtma tesisinde saldırı düzenlendiğini ve başlangıçta bazı olaylarda “maddi hasar” meydana geldiğini açıklamıştır. Körfez bölgesindeki deniz suyu arıtma tesislerine yönelik saldırıların artma eğilimi savaşın bölgeye yayılması konusundaki endişeleri de artırmıştır. Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Bahreyn, doğal tatlı su kıtlığı içinde ve tuzdan arındırma tesislerine büyük ölçüde bağımlı ülkelerdir. Bu ülkelerin bazılarındaki yeraltı suyu çoğu yerde çok derinlere inmiş veya tuzlanmıştır.Bu nedenle bu ülkelerde içme ve kullanma suyunun %70–100’e yakını desalination tesislerinden gelmektedir. Bu tesislere yönelik saldırıların artacağına yönelik açıklamalar sürmektedir. Bunun gerçekleşmesi bölgede su krizi yaratır. Ancak silahlı çatışmalarda içme suyu altyapısına yönelik saldırıların sadece taktiksel askeri eylemler olmadığı; uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları normlarının sistematik bir şekilde aşınmasını temsil ettiği de unutulmamalıdır. Bu nedenlerle uluslararası toplum ve tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar bu tesislerin askeri hedef haline gelmesini önlemek için eylemlerini yoğunlaştırmalıdır.
Asimetrik savaş aracı olarak deniz suyu arıtma tesisleri
Deniz suyu arıtma tesisleri sivil altyapı olarak kabul edilmesine rağmen, stratejik önemi ve etki alanının büyüklüğü nedeniyle askeri hedef olarak belirlenebilmektedir.Ayrıca bu tesisler drone, füze, sabotaj gibi düşük maliyetli yoğun saldırılar ile çok yüksek etki üretilebilecek hedeflerdir. Bu nedenle bu sistemlere yönelik yapılacak askeri operasyonlar yapılacak saldırının yoğunluğuna ve hedefteki ülkenin aldıkları önlemlere bağlı olarak büyük çöküş ve toplumsal panik etkisi yaratabilirler
Bir savaş döneminde su altyapısına yönelik saldırılar sadece fiziksel değil, psikolojik etkiler de yaratır. Bu nedenle, bir ülkenin su altyapısını hedef almak doğrudan askeri üstünlük sağlamaz, ama siyasi baskı oluşturur ve toplumsal direnci kırılgan hale getirir.
Körfezde su-enerji güvenliği bağlantısı çok yoğun
Deniz suyu arıtma tesisleri yüksek enerji tüketimi olan tesislerdir.Körfez’de çoğu su arıtma tesisi enerji santralleriyle entegredir. Bu nedenle: enerji tesisine saldırı aynı zamanda su sistemine saldırı anlamına da gelir. Körfez’de deniz suyu arıtma tesisleri enerji tesisleri ile birlikte “kritik ulusal güvenlik altyapısı” olarak ele alınır. Bu durum, su ve enerji güvenliğini doğrudan: ulusal güvenlik seviyesine çıkarır.
Enerji ve gıda sistemleri su üretimiyle doğrudan bağlantılı olduğu için bu tesislerin tahrip edilmesi asimetrik savaşta yüksek etki yaratabilir.Bu yüzden bu tesisler özellikle fiziksel su kıtlığı içindeki bölgelerde sadece altyapı değil, “stratejik hayatta kalma varlıkları” olarak düşünülmelidir.
Uluslararası hukuk su altyapısını koruyabilir mi?
Tuzdan arındırma tesisleri de dahil olmak üzere içme suyu altyapısı, sivil nüfusun hayatta kalması için kritik öneme sahip olduğu için uluslararası hukuk kapsamında korunmaktadır. 1949 Cenevre Sözleşmelerine Ek Birinci Protokolün 54. Maddesi, içme suyu tesisleri ve kaynakları da dahil olmak üzere sivil nüfusun hayatta kalması için vazgeçilmez olan nesnelere yönelik saldırıları açıkça yasaklamaktadır.
Haziran 2025 itibarıyla 175 devlet Ek Protokol I’i (API) onaylamıştır. Bununla birlikte, mevcut savaşta yer alan üç ülke Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran, dikkate değer istisnalardır. İsrail protokolü hiç dikkate almamış, ABD ve İran ise imzalamış, ancak yasama organlarından geçirmemişlerdir. Her üç ülke de yakın zamanda kritik su altyapılarını hedef almıştır.
Tuzdan arındırma tesisleri de dahil olmak üzere su altyapısına yönelik saldırılar, son on yıllarda defalarca denenmiştir.Ocak 2025’te İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki tuzdan arındırma tesisini imha ederek, su kuyularını, su alma boru hattını ve jeneratörlerini yerle bir etmiştir. Mart 2026’nın başlarında İsrail yetkilileri, Gazze’nin Güney Denizi tuzdan arındırma tesisini İsrail elektrik şebekesinden ayırmıştır. Yemen merkezli Husi milisleri, Suudi Arabistan’daki El Şukaik’teki tuzdan arındırma tesislerine en az iki kez, birincisi 2019’da ve ikincisi 2022’de olmak üzere saldırmıştır. Daha öncesinde ise Kuveyt, 1990-1991 Körfez Savaşı’nın hemen ardından felaket bir su kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Tuzdan arındırma altyapısının tahrip edilmesi ve Irak’ın Kuveyt kıyılarına kasten petrol boşaltma kararı, deniz suyunu tuzdan arındırmaya elverişsiz hale getirmiştir. Kuveyt yıllarca Suudi Arabistan’dan ithal edilen suya bağımlı kalmıştır.
Saldırılar artarsa ne olur ?
Bu tür saldırıların artması durumunda bunun sonuçları hem bölgesel su kıtlığı hem de uluslararası insan hakları normları düzeyinde ciddi erozyon şeklinde olacaktır. Körfez bölgesinde yaşayan toplumun neredeyse tamamı bu sistemlere bağımlıdır. Bu ülkelerdeki deniz suyu arıtma tesislerinin çoğu merkezi olup az sayıda tesisin tahrip edilmesi kısa sürede milyonlarca insanı etkileyebilir.Geniş kitleleri etkilemeleri nedeniyle bu saldırılar toplumsal istikrarın bozulmasında önemli rol oynar. Suyun talebi sürekli ve sektörel kullanımı çok fazla olduğu için yedek rezervler çabuk tükenir ve alternatif üretim uzun süre alabilir.
Tüm bu nedenlerle bu tesislerin yoğun bir şekilde hedef alınması savaşın daha üst bir aşamaya geçtiğinin işareti olur ve çatışmayı potansiyel olarak genişletir. Yeni savaş konseptinde füzelerin ve dronların çok daha etkin bir şekilde kullanılmasıyla tesislerin nokta hedefi olarak vurulması daha da kolaylaşmıştır. Bu tesisleri hedef alarak başlayan bir saldırı saldırıya uğrayan ülkeye aynı tip tesislere misilleme yapma meşruiyeti de tanıyacağından savaşın etki alanı hızla kitleselleşebilir. Bu gelişmelere bağlı olarak ülkede iç karışık riski de artabilir.
Savaşta ve askeri operasyonlarda içme suyu altyapısına yönelik saldırılar yalnızca taktiksel askeri eylemler değildir. Bu saldırılar uluslararası hukuk ve insan hakları normlarının sistematik bir şekilde aşındığını da ortaya koyar. Bu tür saldırılar, yaşam ve sağlık hakkının yanı sıra daha geniş olarak insan güvenliğini de doğrudan ihlal eder. Bu olayların artan sıklığı, suyun ortak bir kaynaktan jeopolitik bir araca ve giderek artan bir şekilde savaş silahına dönüştürüldüğü yapısal bir değişime de işaret etmektedir.
Ne Yapılmalı ?
Ortadoğu’da su tesislerini de hedef alan bir askeri stratejinin bir sonraki hedefinin ne olacağı sorusu çok endişe vericidir. Bu durum bölgede kitlesel imha silahlarının kullanılacağının bile düşünülmesine yol açar. Körfez’deki tehlikeli tırmanış trendi uluslararası hukuk uzmanlarını da endişeye sürüklemiştir. 100’den fazla uluslararası hukuk uzmanı, Ortadoğu’daki savaşta ABD, İsrail ve İran’ın uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal ettiğini düşündükleri durumlara ilişkin “derin endişelerini” dile getiren bir açık mektubu imzaladı.Bu çabaların artırılarak sürmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı su organizasyonları, Dünya Su Konseyi ve uluslararası tüm su kuruluşları, suyun asla askeri hedef olmaması gerektiğini daha etkili bir şekilde ifade etmelidir.21. yüzyılın yeni savaş konsepti. Füze,drone vb. silahlarla su ve enerji altyapısının açık, korumasız ve kolay vurulabilen bir askeri hedef haline getirmiştir.
Bu tesislerin saldırılara karşı korunması için askeri tedbirlerin artırılması,arıtma tesislerinin modüler olarak yapılıp hedefin küçültülmesi,hasarın azaltılması ve onarımının daha kolay yapılması gibi önlemler alınabilir. Bunlar devletlerin ulusal savunma planları kapsamında alınabilecek önlemlerdir. Ancak savaşta ve barışta suya ulaşım hakkı uluslararası ölçekte kabul görmeli ve savunulmalıdır. İnsanlık bütün kurum ve kuruluşları ile savaşta su tesislerinin tahrip edilmesini önleyecek bir toplumsal baskı yaratmalıdır.
Eğer uluslararası çabalar su sistemlerinin askeri hedef olarak tahrip edilmesini engelleyemezse, dünya insan haklarında elde ettiği önemli kazanımları kaybetmenin eşiğinde olacaktır. Bu tür saldırıların giderek normalleşmesi, daha geniş bir normatif gerilemeyi ve sivil koruma rejiminin zayıflamasını doğuracaktır. Bu gelişmeler, suyun sadece iyi yönetilmesi gereken bir kaynak değil, uluslararası ölçekte hem hukuksal hem de jeopolitik olarak korunması gereken stratejik bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.
Dursun Yıldız
Direktör
SPD Hidropolitik Akademi Merkezi
5 Nisan 2026
- KÖRFEZDE ASİMETRİK SU SAVAŞI VE POTANSİYEL SONUÇLARI - 6 Nisan 2026
- JEOPOLİTİKTEN TEKNO-JEOPOLİTİĞE GEÇİŞ - 21 Şubat 2026
- 21. YÜZYILDA YENİ HİDRO-JEOPOLİTİK GELİŞMELER - 11 Şubat 2026
- TÜRKİYE IRAK İLİŞKİLERİNDE YENİLİKÇİ SU-ENERJİ İŞ BİRLİĞİ YAKLAŞIMI - 5 Şubat 2026
- TÜRKİYE’NİN YENİLİKÇİ HİDROPOLİTİKASI VE HİDRO DİPLOMASİSİNİN BÖLGENİN GELECEĞİNE KATKILARI - 29 Ocak 2026