…
ABD- TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİİ İLİŞKİLERİ
2026 yılı itibariyle ABD-Türkiye savunma sanayii ilişkilerinin olası yönelimine ilişkin çeşitli öngörü ve değerlendirmeler yapılmakla birlikte ikinci başkanlık dönemini sürdüren ABD Başkanı Donald TRUMP’ın öngörülemez ve alışılmışın dışında seyreden liderlik tarzı, bu alanda analiz üreten kişi, kurum ve hatta devletlerin değerlendirmelerini dahi yanıltıcı hale getirebilmektedir. Bu çerçevede Türkiye-ABD ikili ilişkileri Trump’ın ilk döneminde belirgin bir bozulma sürecine girmiş, Biden yönetimi sırasında görece bir duraklama evresi yaşamış; Trump’ın ikinci döneminde ise Trump’ın liderlik tarzının öngörülemezliği sebebiyle ilişkiler yönetilmesi ve öngörülmesi giderek güçleşen bir hal almıştır. İkili ilişkilerin bu noktaya evrilmesinde, her iki ülke liderinin sorunların çözümünde kurumsal diplomatik mekanizmaları büyük ölçüde devre dışı bırakarak, telefon diplomasisi ya da doğrudan liderler arası görüşmeler sonrasında alınan kararları önceleyen bir yaklaşım benimsemelerinin, sürecin Türkiye aleyhine sonuçlar doğuracak şekilde ilerlemesinde etkili olduğu ileri sürülebilir.
Türk Savunma Sanayii
Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye olmasının ardından, güvenlik mimarisini ve buna bağlı olarak silah, malzeme ve teçhizat tedarikini büyük ölçüde ABD’ye dayalı bir çerçevede şekillendirmiş; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teşkili ve modernizasyon süreci bu bağımlılık ilişkisi doğrultusunda ilerlemiştir. Bu çerçevede, askerî eğitim faaliyetleri de söz konusu yapının ayrılmaz bir unsuru olarak ABD merkezli sistemle bütünleşmiştir. Tarihsel gelişim içinde hepimizin şahit olduğu çeşitli bölgesel çatışma ve kutuplaşmalardan ülkemiz de nasibini almıştır. Özellikle, Kıbrıs’ta soydaşlarımıza uygulanan baskı ve sonrasında yapılan katliamlar neticesinde, başarıyla uyguladığımız 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD’nin uygulamaya koyduğu silah ambargosu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât bağımsızlığı için yerli savunma sanayinin ne denli önemli olduğu acı tecrübelerle anlaşılmıştır. Şu anda Türk savunma sanayisinin bel kemiğini oluşturan ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN ve TUSAŞ gibi TSK Güçlendirme Vakfı şirketleri bu ihtiyaçlara istinaden oluşturulmuştur. Şu anda ülkemizde savunma sanayi sektöründe çeşitli alanlarda hem ARGE çalışması hem de üretim yapan dünya klasmanında yarışabilecek, gururumuz olan şirketlerimiz bulunmaktadır.
ABD ile Gerilim
Türkiye, özellikle Türk Hava Kuvvetleri’nin modernizasyon ihtiyaçları doğrultusunda, 1990’lı yıllarda üretici üye statüsüyle dahil olduğu ve 116 adet uçak tedarik etmeyi taahhüt ettiği F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (Joint Strike Fighter- JSF) projesine ilişkin yükümlülüklerini sözleşmelerle güvence altına almıştır. Ancak Türkiye’nin 2019 yılında acil savunma ihtiyaçları kapsamında Rusya’dan S-400 uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi tedarik etmesi, ABD yönetimi tarafından CAATSA yaptırımlarının uygulanmasına gerekçe olarak gösterilerek, Trump’ın ilk başkanlık dönemi sırasında Türkiye, söz konusu projeden çıkarılmıştır. Söz konusu tarihten itibaren mesele, farklı ABD makamları tarafından belirli aralıklarla gündeme getirilmekte; ancak bu girişimler, kalıcı ve somut bir çözüm üretmekten ziyade çözüm arayışı varmış izlenimi yaratmakla sınırlı kalmaktadır. Buna ilişkin son örnek, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Tom BARRACK’ın 10 Aralık 2025 tarihinde X platformu üzerinden yaptığı açıklamadır. Barrack, söz konusu paylaşımında, Türkiye’nin F-35 programına yeniden katılımı ile Rusya’dan tedarik edilen S-400 hava savunma sisteminin elde bulundurulmasına ilişkin olarak iki ülke arasında görüşmelerin devam ettiğini teyit etmiş; ayrıca bu meselenin dört-altı ay içinde çözüme kavuşturulabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, Donald TRUMP ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN arasındaki olumlu ilişkinin, F-35 uçaklarının tedariki konusunda yapıcı ve verimli görüşmelere imkân tanıdığı yönündeki değerlendirme de aynı tarihte Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna aktarılmıştır. 2019 yılından itibaren yılan hikayesine dönen F-35 tedarikinin S-400’e bağlanması konusunun 2026 yılında da Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak sıcak tutulup taviz için kullanılabileceği de hatıra gelmelidir.
S-400 Hava Sistemleri konusunda, Cumhurbaşkanı’nın 12 Aralık 2025 tarihinde Türkmenistan ziyareti kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir PUTİN ile gerçekleştirdiği ikili görüşmede, bunların Rusya’ya iade edilmesi ihtimalinin de ele alındığına dair haberler yer almıştır. Ancak, resmî makamlar tarafından yapılan açıklamalarda bu hususun açık ve net biçimde teyit edilmediği görülmektedir. Öte yandan Tom BARRACK’ın S-400 meselesinin dört ila altı ay gibi bir süre içerisinde çözülebileceğine yönelik açıklamasının hemen ardından bu yönde haberlerin gündeme gelmesi haberlerin güvenirliğini sorgulatmaktadır. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın en fazla ihtiyaç duyduğu zamanda, tedariki ısrarla beklenen 40 adet F-16 V dosyasının Pentagon’un tozlu raflarında uygun bir zamanı gelsin diye bekletildiği akla gelmektedir.
Eurofighter Alımı
Yeni nesil uçaklara olan ihtiyacın karşılanması yönündeki çabalar geç de olsa sonuç vermiş, bu çerçevede Avrupa’da 3 ülkenin katılımı ile oluşturulan konsorsiyumun ürettiği Eurofighter Typoon muharip uçaklara ilişkin karşılıklı imzalar atılarak 20+20 uçağın tedarik süreci başlatılmıştır. Uçak ile birlikte gerek duyulan; eğitim, mühimmat, yedek parça, milli silahların entegrasyonu gibi hususların da anlaşma kapsamında olduğu yetkililerce açıklanmıştır. Birleşik Krallık’tan alınacak uçaklara ilaveten Katar ve Umman’dan da toplam 24 adet ilk versiyonlarının temin edileceği belirtilmiştir. Bu uçaklar hem fiyat hem de idame-işletme yönüyle F-16’lara nazaran daha pahalı olsa da Türk Hava Kuvvetlerinin hava savunma gücüne büyük katkı sağlayabileceği düşünülerek bunların tedariği yoluna gidilmiştir. Birleşik Krallık’tan Eurofighter tedariki neticesinde, daha önce ABD ile yapılan çeşitli girişimlerde bulunulmasına rağmen, F- 35 JSF projesinden çıkarılmamızla birlikte paraları dahi ödenen uçakların verilmemesi, F-16V tedarikinin çeşitli bahanelerle ABD Kongresi engeline takılması sonucu ilişkiler en düşük seviyelere gerilemiştir. Artık Eurofighter’ların alınması konusunda anlaşmaya varıldığına göre F-16V’ların alınmasına gerek kalmadığını da söylemek mümkündür. Elbette bu sonuca göre özellikle 90’lı yıllardan itibaren katkıda bulunduğumuz F-35 JSF projesinden dışlanmamız sonucunda kaybedilen yetenekler ile savunma sanayi firmalarının almış oldukları parça üretimlerinin ortadan kalkması, o dönem için yıllık 7- 8 Milyar dolarlık getirinin bugün itibariyle belki de 15-20 milyar dolar civarına ulaşması hem yitirilen yetenekler hem de uğranılan kayıplar yönüyle oldukça dikkat çekicidir. Ayrıca, Eurofighter uçaklarının alınması sonucu ortaya çıkan sistem farklılıkları nedeniyle ilave yatırım maliyetlerinin kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak olması yüzleşilmesi gereken bir gerçektir.
Savunma Sanayiinin Gereklilikleri
2025 yılında yakın çevremizde ortaya çıkan kısa süreli çatışmalarda, insanlı sistemlerin özellikle İran-İsrail ve Pakistan-Hindistan savaşlarında öne çıktığı ve savaşın sona erdirilmesinde belirleyici unsur olduğu görülmüştür. Fakat, günümüzde artık ülkeler bireysel veya konsorsiyum oluşturarak çeşitli tip ve yeteneklere sahip insansız savaş uçakları ile sadece bir kez kullanılacak ucuz maliyetli, üzerine patlayıcı monte edilebilen dronlar geliştirmeye başlamışlardır. Bu dronlar Rusya-Ukrayna savaşında günlük rutinde kullanılmakta, her gün yüzlercesi karşılıklı olarak atılmaktadır. Ülkemiz, son yıllarda terörle mücadele konusunda ihtiyaç duyduğumuz, ancak ABD Kongresi engeline takılarak çeşitli bahanelerle vermediği MQ serisi SİHA’ların daha da gelişmişini üretme yeteneğine kavuşmuştur. Başlangıçta yerlilik oranı düşük olmasına rağmen gelinen aşamada bu oranlar yapılan resmi açıklamalara göre yüzde 80 seviyelerine ulaşmıştır. Bu oran, yüzde olarak yüksek görüldüğünden başarılı olarak değerlendirilmesine karşın, bazı kritik parçaların dışarıdan alınması üretimi süren bu sistemlerin idamesi için bir tehdit olarak ortada durmaktadır. Geçmişte buna benzer sıkıntılar, Fırtına obüsleri, Uydu projeleri, İHA/SİHA kamera sistemlerinde sıklıkla yaşanmıştır. Yine bu konuyla bağlantılı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanını ziyareti esnasında, 27 Eylül 2025 tarihinde Dışişleri Bakanı Hakan FİDAN’nın basın açıklamasında KAAN’ın motorları ABD Kongresi’nde bekliyor, onların lisansı durmuş durumda ve bu hususun müttefiklik ruhuna, stratejik ortaklık ruhuna yakışmadığı’’ yolundaki söylemleri de ortadadır. Türk savunma sanayii kapsamında geliştirilen helikopter ve mühimmat projelerinin son yıllarda art arda envantere alınmasıyla birlikte, dışa bağımlılığın giderek azaldığı yönündeki anlatılar bazı medya programlarında sıklıkla dile getirilmektedir. Bu çerçevede, ABD ile ilişkilerin arzu edilen düzeyde seyretmemesi ile yerli üretim kapasitesinin millî imkânlar doğrultusunda çeşitlendirilerek geliştirilmesi ve seri üretime geçirilmesi arasında ters yönlü bir ilişki kurmanın, analitik açıdan rasyonel bir değerlendirme sunduğu ifade edilebilir. Bütün bu olumsuzlukların yaşandığı ve ilişkilerin bozulduğu bu dönemin, iki ülke arasında bölgeye yönelik çıkar çatışmasıyla doğru orantılı olduğu da söylenebilir.
Bu çerçevede özellikle; Suriye’de, Türkiye’nin terör örgütü PKK’nın uzantısı SDG’nin 2026 yılının ikinci haftasında ABD tarafından ani bir strateji değişikliği ile merkezi Suriye hükümetine siyasi ve askeri yönüyle entegre olması dikte edilmiştir. Bugüne kadar Suriye yönetimlerinde söz hakkı ve kimlikleri dahi tanınmayan Kürtlere bir anlaşma kapsamında savunma bakan yardımcılığı, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere merkezi hükümetin polis-askeri gücünün girişinin engellenmesinin yer alması ve bu durumun örtülü bir federasyon gibi algılanması dikkate alınmalıdır. ABD’nin Doğu Akdeniz’de sürekli güç bulundurarak hem İsrail’e destek vererek çevre ülkelere gözdağı vermesi, hem de 30 Aralık tarihinde Florida/ABD’de Trump-Netanyahu görüşmesinde yapılan açıklamada yer alan, eğer F-35’ler Türkiye’ye verilirse uçakların İsrail’e karşı kullanılmaması şartının sözleşme kapsamına alınacağı ifadesi önemlidir. Kıbrıs Rum kesiminin silahlanması için ambargonun kaldırıp, KKTC’ye baskı uygulanması için güneyde üsler teşkil edilmesi ve Doğu Akdeniz bölgesinde hidrokarbon yataklarının Türkiye’yi dışlayacak platformlar tarafından değerlendirilmesi konusunda girişimlerde bulunulmasını yakından izlemek gerekir.
ABD, Yunanistan’a açık destek vererek, Türkiye sınırına yakın üsler inşa etmesi ve bizden esirgediği ve Türkiye’ye satmadığı F-16V ve F-35 uçaklarını hiçbir engele takılmadan Yunanistan’a satılmasına onay vermesi dikkat çekicidir. KAAN için başlangıç üretiminde ihtiyaç duyulan F110 motorlarının tedariki Kongre bahanesiyle askıya alınması endişe vericidir. Karadeniz’deki diğer NATO ülkelerini de teşvik etmek suretiyle, Montrö’yü aşındırmaya yönelik girişimlere yeşil ışık yakılması Türkiye açısından kabul edilemez faaliyet olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç
Türkiye–ABD savunma sanayii ilişkilerinin, bozulma sürecinin kısmen başladığı Barack OBAMA dönemi sonrasından itibaren gelinen aşamada tarihsel olarak en sorunlu seviyesine ulaştığı ifade edilebilir. Özellikle Donald TRUMP’ın ilk başkanlık döneminde, iki ülke arasındaki sorunların resmî söylemde aşılmakta olduğu vurgusu öne çıkarılmış olsa da bu dönemde CAATSA yaptırımları fiilen yürürlüğe konulmuş; Türkiye F-35 programından çıkarılmış ve çok sayıda Türk savunma sanayii firması ile yetkili, söz konusu yaptırımların doğrudan muhatabı hâline gelmiştir. Takiben Biden döneminde ilişkiler durağan bir seviyede kalmış, o dönemde F-16 V tedariki gündeme getirilmiş, karşılıklı sözler verilmiş, ancak varılan noktada Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliklerine Ankara tarafından onay verilmiş olmasına rağmen, F16V’lerin tedariki konusunda bir ilerleme kaydedilmemiştir. İkinci Trump döneminin de Türkiye–ABD ikili ilişkileri açısından parlak bir tablo sunduğunu söylemek güçtür. Mevcut tedarik sorunları büyük ölçüde devam etmekte, CAATSA yaptırımları ise olduğu gibi yürürlükte kalmayı sürdürmektedir. 2026 yılı itibarıyla ilişkilerde köklü ve çarpıcı bir dönüşüm yaşanması ihtimali sınırlı görünmekle birlikte, ikili ilişkilerde ilerleme beklentisi taşıyan aktörlerin, ABD’nin Türkiye’den beklentilerinin mahiyetini doğru okuyabilmeleri önem arz etmektedir. Bu bağlamda, Ankara nezdindeki ABD Büyükelçisi Tom BARRACK’ın zaman zaman resmî diplomatik üslubun ötesine geçen ve adeta bölgesel bir yetki alanı varsayımıyla yapılan açıklamalarının satır aralarında yer alan Amerikan taleplerinin dikkatle analiz edilmesi gerekmektedir.
Nihat KÖKMEN
(E) Hava Korgeneral
- ABD- TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİİ İLİŞKİLERİ - 12 Şubat 2026