Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

KIBRIS KONUSUNDA FİKİR AYRILIĞI MI VAR?

Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılması için 60 yıla yakın bir süredir görüşmeler sürdürülmektedir.

Rumların, 1963 yılından itibaren Türkleri önce azınlık durumuna düşürme sonra da tamamen yok etme, bütün Ada’yı ele geçirerek tek başına hâkim olma anlayışında ve yaklaşımında, bugüne kadar bir değişiklik olmamıştır. Tek ve değişmez hedefleri vardır; Türksüz Kıbrıs.

KKTC’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, Kıbrıs konusunda anlaşmaya varmak maksadıyla, son günlerde bir görüşmeler süreci başlatılmıştır. Önümüzdeki dönemde de bu görüşme trafiğinin artarak devam edeceği beklenmektedir.

Görüşmelerden sonra yapılan açıklamalarda Rum tezlerinde bir değişiklik olmadığı görülmekte, Türk tarafı olarak, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) yetkililerince dile getirilen tezlerde ise ayrılığı çağrıştıran söylemlerin varlığı dikkat çekmektedir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), son dönemde, “2017’deki Crans Montana’da kaldığımız yerden başlayalım” fikrini ileri sürmektedir. Hatırlamakta fayda var; Rum tarafı, 2017 yılındaki Crans Montana görüşmelerinde;

  • Kıbrıslı Türklerle eşitlik zemininde yetki paylaşımını reddetmiş,
  • Kendisini Ada’nın tek sahibi, Kıbrıs Türk halkını ise azınlık olarak gören tutumunu devam ettirmiş,
  • KKTC’yi Türkiye’nin garantörlüğünden koparıp, Türkiye’nin sağladığı güvenceden mahrum bırakmayı istemiş,
  • Türk askerinin Ada’dan tamamen çekilmesini talep etmiştir.

Türk tarafının, 2017’de, anlaşma zemininin sağlanması için verdiği tavizlere karşın Rum tarafı yukarıda sıralanan ve kabul görmesi mümkün olmayan istekleri gündeme getirerek masadan kalkmış ve bir anlaşma yapılmasının önünü kesmiştir. Bugün de yaklaşımlarında en ufak bir anlayış farklılığı bulunmamaktadır.

Türkiye, Crans Montana görüşmesinden sonra “federasyonu esas alan bir görüşmede bulunmayacağını, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletin iş birliğine dayalı uzlaşı vizyonunu” açıklamış, Türk tarafının çözüme ilişkin benimsediği esası da TBMM Genel Kurulunda, Kıbrıs Barış Harekatının 50’nci yıl dönümünde (2024 yılında) kabul edilen tezkerede açıkça vurgulamıştır; 

        “…İki devletli çözüm siyaseti, Akdeniz bölgesinde istikrar ve kalıcı barışı sağlamanın da yegâne yoludur. Ada’da iki ayrı halkın ve iki ayrı devletin varlığı daha fazla göz ardı edilmemelidir. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik teşebbüslerin, bu gerçek üzerine inşa edilmesi şarttır. Kıbrıs Türk Devleti’nin, uluslararası toplumun bağımsız ve eşit egemen bir üyesi olarak hak ettiği yeri alması daha fazla tehir edilemez…”. 

Türkiye’nin söylemlerinde bugüne kadar bir farklılık bulunmamaktadır. Buna karşın KKTC Cumhurbaşkanı Tufan ERHÜRMAN, Türkiye’nin açıkça ilan ettiği “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devlet” tezi yerine “siyasi eşitlik” temelinde görüşmeleri yürüteceğini ve Türkiye ile yakın iş birliği içinde olduklarını sıklıkla ifade etmektedir.

Diğer taraftan, Rum müzakereci Menelaos MENELAU, “Kıbrıs Türk tarafının iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümüyle doğrudan bağlantılı siyasi eşitliğe atıfta bulunulmasının iki devletli çözüm tezinden dönüş sinyalleri verdiği” açıklamasında bulunmuştur.

 KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin ERTUĞRULOĞLU ise, 20 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında;

  • “Cumhurbaşkanı Tufan ERHÜRMAN’ın Türkiye ile istişare içinde hareket ettiği yönündeki söylemlerin doğru olmadığını, ERHÜRMAN’ın izlediği Kıbrıs politikasının Kıbrıslı Türklerin “zaman ve statü kaybetmesine” yol açtığını,
  • Siyasi eşitlik” ve “egemen eşitlik” kavramlarının karıştırıldığını,
  • “Siyasi eşitlik tabii ki hakkımızdır. Ama bu siyasi eşitliğin bir anlamı olabilmesi için bunun egemen eşitliğe dayandırılması gerekir. Başka türlü siyasi eşitliğin bir anlamı yoktur.”
  • Eşit egemenlik” ifadesiyle tek devlete işaret ettiğini, bu yaklaşımın iki devletli çözüm anlayışıyla örtüşmediğini,
  • Eşit egemenlik tek devlettir, tek egemenliktir. Toprak bütünlüğü vardır, tek uluslararası kişiliği vardır.
  • Egemen eşitlik değil de eşit egemenlik savunuyorsa, cumhurbaşkanı olduğu devletin ortadan kaldırılmasını hedefliyor demektirşeklinde görüşlerini ifade etmiştir.

Rum tarafının 60 yıldır dile getirdiği tezlerinden vazgeçmediği ortada iken, yukarıda belirtilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye ve KKTC tarafından savunulan tezlerde, son zamanlarda bir ikilem oluştuğu, kafa karışıklığının yaşandığı görülmektedir. Bu nedenle, Kıbrıs konusunda öngörülen statüde “egemen eşitlik” ile “siyasi eşitlik” kavramlarının temelini oluşturan esasların ne olduğu konusu açık olarak ortaya konulmalıdır.

Türkiye ve KKTC, bu olumsuz havanın bir an önce giderilmesi için ifade edilen görüşlerinde anlayış birliği sağlayarak iç ve dünya kamuoyuna birlik ve beraberlik içinde bulunduğu mesajını vermelidir. Aksi taktirde, fikir ve eylemde bölünmüşlük, Kıbrıs davasına zarar verebilecek konuma dönüşebilir.

Unutmayalım, Türkiye-KKTC için Kıbrıs davası, “milli davadır”. Milli davalar siyaset üstü konumda bulunmak zorundadır. Hem Türkiye hem de KKTC makamları ve kamuoyu, önümüzdeki süreçte, “milli dava anlayışı” yaklaşımıyla aydınlatılmalı, görüşmelerde güç ve fikir birliği oluşturularak ayrışmadan ziyade birleştirici bir strateji izlemelidir.

Türkiye ve KKTC’nin, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla, Kıbrıs davasında elde edilen kazanımlarından geri adım atması düşünülemez. KKTC’nin varlığı ve bekası, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye için hayati önem taşımaktadır.