…
BİR KÜLT MANTIĞININ GELİŞİMİ VE ANATOMİSİ: NEW CHURCH
Özet: İsveçli Emanuel Swedenborg’un öğretilerine dayanan bir Hristiyan cemaati olan New Church (Yeni Kilise), özellikle ABD’de nitelikli bir kitleye sahiptir. Bu cemaatin öğretilerinin, bazı Müslümanlara ve Reiki uygulayıcılara da uygun düştüğü iddia edilmektedir. En tanınmış takipçisi, ABD’de uzun yıllar şov programları ve kitaplarıyla “üstü kapalı olarak” bu öğretileri çok geniş kitlelere aktaran ünlü Türk asıllı cerrah ve politikacı Mehmet Öz’dür. Emanuel Swedenborg’un; diplomasi, istihbarat dünyası ve İsveç Kralı XII. Charles ile ilişkisi; Osmanlı kontrolünde 5 yıl yaşayan XII. Charles’ın “edinimlerini” ülkesine yansıtması ise hikâyeyi düşünülenden çok daha fazla boyutlu ve ilgi çekici kılmaktadır.
1. Emanuel Swedenborg
Emanuel Swedberg, 1688 yılında İsveç/Stockholm’da doğmuştur.
Babası rahip Jesper Swedberg, Lutherci Hristiyan olmakla birlikte Pietist (katı dogmaları reddeden, yenilenmeci, bireysel inancı önceleyen) ve ruh, melek, şeytan, cin kavramlarını yaşamının içine katan bir inanç tarzı sergilemiş, Kral XI. Charles zamanında bir süre saray vaizi olarak görevlendirilmiştir.
Emanuel Swedberg ise, çocukluğunda başlayan hayal ve rüyalarından etkilenen yapısına rağmen başarılı bir eğitim süreci yaşamıştır. Gençliğinde Hollanda, Fransa, Almanya, en son Büyük Britanya Krallığı’nın başkenti Londra’ya gitmiş ve burada 4 yıl kalmıştır.
1715’te ülkesine dönmüş, 1716’da Kral XII. Charles ile tanışmış, Kral öldükten sonra Kraliçe Ulrika Eleonora tarafından soylu ilan edilmiş ve Swedenborg soyadını kullanmaya başlamıştır.
Başarılı bir bilim insanı ve mühendis olan, hayatının ilk yarısında çeşitli ülkelere giderek bilgi ve görgüsünü geliştiren Emanuel Swedenborg; bilimsel karakteri, yetenekleri ve yaptığı tasarımlarıyla tanınmıştır. Vejetaryenliğin de öncülerindendir.
E. Swedenborg, 1730’lardan itibaren sevilen bir radikal Protestan teolog olarak okültizme yönelmiştir. 1743 sonrası, “gördüğü vizyonları” ve “ruhsal dünyayla kurduğu temasları” referans alan vaazlar vermiş, 50’ye yakın kitabını Latince yazmıştır. 1747’den ölümüne kadar Stockholm, Hollanda ve Londra’da yaşamıştır.
Yüksek bilginin, edinilebilecek bir şey olmayıp tamamen ilhamla gelebileceğini; meleklerle ve ruhlarla konuştuğunu, cennete, cehenneme, Ay’a, bilinen beş gezegene ve Güneş Sistemi dışındaki beş gezegene gittiğini, söz konusu gezegenlerin sakinleriyle de konuştuğunu; Hz. İsa’nın kendisine bilimi bırakıp dine adanmasını söylediğini iddia etmiştir.
Ezoterik iddialarının ve detaylı anlatımlarının çoğu hala teyit edilemez, ciddi bir bölümü bilinenlere ters içerikte görülmektedir. Örneğin, beden dışı yolculuklarını ve gezegenlerin sakinleriyle sohbetlerini “Güneş Sistemimizdeki Gezegenler Üzerine” (De Telluribus in Mundo Nostro Solari) adlı kitabında “belgelediğini” iddia eder.
2.Swedenborg’un Yaşamında Başka İzler
ABD’li biyografi yazarı Marsha Keith Schuchard “Emanuel Swedenborg, Secret Agent on Earth and in Heaven: Jacobites, Jews and Freemasons in Early Modern Sweden” (Emanuel Swedenborg, Dünyada ve Cennette Gizli Ajan: Erken Modern İsveç’te Jakobitler, Yahudiler ve Hür Masonlar) isimli kitabında, anılanın yaşamının karanlık yönlerini anlatırken bunların yanı sıra İsveç’in tarihine ve Kral XII. Charles’ın yaşadıklarına ışık tutmaktadır.
Swedenborg, Hattarna (The Hat, Şapkalar) isimli İsveç siyasi partisinin öncü isimlerinden biridir. Şapkalar, Fransa yanlısı olup İngiltere tahtında hak iddia eden Katolik Stewart Hanedanını, aynı zamanda Jakobit Hareketini destekleyen çizgisiyle, Rusya’nın ve Büyük Britanya’da hüküm süren Hanover Hanedanının gücünü kırmayı amaçlamıştır. Söz konusu partinin arka planında istihbarat ağları, Masonik-Kabalacı bağlantılar, Gül-Haç (Rosicrucian) ağları ve gizli diplomatik operasyonlar olduğu değerlendirilir. Jakobitler; 17.-18. yüzyıllarda tahttan indirilen Katolik İngiltere Kralı II. James’i (Latincede Jacobus) ve onun soyundan gelenleri Britanya tahtına geri getirmeyi amaçlayan siyasi-askeri hareketi destekleyen kişilerdir.
İncelenen kitapta Swedenborg’un Avrupa seyahatleri, madencilik ve teoloji “maskesi” altında, aslında Şapkalar Partisi ve Fransa Kralı XV. Louis adına yürütülen “gizli bir istihbarat ve ajanlık faaliyeti” olarak yorumlanmaktadır. Yani Şapkalar, Swedenborg’un hem yeryüzündeki (siyasi, diplomatik) hem de gökyüzündeki (manevi, vizyoner) arayışlarında bir örtü ve lojistik ağ işlevi gören ana yapıdır.
M. K. Schuchard; “Swedenborg’un istihbarat dünyasına girişinin 1710-1713 yılları arasında lisansüstü eğitim için gittiği Londra’da başladığını, İsveç’in Londra Büyükelçiliği görevlisi Kont Carl Gyllenborg tarafından ‘devşirildiğini’; C. Gyllenborg’un Swedenborg’u Paris, Hamburg, Londra ve Amsterdam gibi şehirlere göndererek buralarda Jakobit sempatizanları ve Fransız ajanlarla gizli diplomatik temaslar kurmasını sağladığını, Swedenborg’un Hanover rejimini zayıflatmak amacıyla yürütülen bu uluslararası ağın, kilit kuryelerinden ve bilgi kaynaklarından biri olduğunu” iddia etmiştir.
İsveçli araştırmacı Frans Gustaf Lindh’in de E. Swedenborg’a ait banka ve finans kayıtlarını ortaya çıkardığı, Fransa Kralı XV. Louis’nin Swedenborg’un meşhur mistik yapıtı Arcana Caelestia (Cennet’in Sırları) kitabının isimsiz basımını bizzat finanse ettiği, Swedenborg’un Şapkalar Partisinin ve doğrudan XV. Louis’nin “gizli finans ajanı” olarak çalıştığı yönündeki bilgiler, şahsın örtülü faaliyette bulunduğu bilgisini teyit eder mahiyettedir.
İddialara göre Swedenborg, resmiyette İsveç Krallığı’nın Maden Meclisi’nde görevli bir mühendis iken muazzam bir “endüstriyel casusluk” alanı bulmuştur. Gittiği ülkelerde metalürji, madencilik, navigasyon, gemi yapımı ve yeni mekanik icatlar hakkında incelemeler yapmış, elde ettiği teknolojik gelişimi ve askeri cihaz tasarımlarını hem İsveç ordusunun güçlenmesi hem de müttefikleri olan Fransız-Jakobit askeri kanadının lojistiği için raporlamıştır.
Swedenborg, diplomatik entrikaların döndüğü yeraltı merkezleri görülen İngiltere, Fransa ve Hollanda’daki Mason localarına değil, özellikle Jakobit sürgünleri tarafından kurulan ve Kabalacılığı, Gül-Haç sembolizmini kullanan Fransız-İskoç (Écossais) Mason localarına katılmıştır. Bu gizli kardeşlik bağlarından, resmi diplomatların yakalanacağı durumlarda güvenli bilgi aktarımı sağlamak, şifreli mektuplar iletmek ve sınır geçişlerinde lojistik destek almak için bir casusluk şebekesi gibi yararlanmıştır.
Bir maden mühendisi ve anatomi araştırmacısı olan Swedenborg; madenlerin yaydığı manyetik dalgalar gibi insan beyninin ve bedeninin de dışarıya titreşimler yaydığı fikrine ulaşmıştır. Geliştirdiği fizyognomi (yüz hatlarından karakter analizi) ve zihin okuma-telepati becerileriyle, diplomatik toplantılarda siyasi rakiplerinin ve yabancı diplomatların gerçek niyetlerini deşifre edebilmiştir.
Swedenborg’un iddia edilen tüm bu özellikleri, “usta istihbaratçı” sıfatını hak eder niteliktedir. Ancak tarihi açıdan bakıldığında, Swedenborg’un gizli bir ajan olmasından ziyade, dönemin “aristokratik diplomatik ağlarının bir parçası” olduğu, hatta takipçilerinin bu özelliğinden bile rahatsızlık duyarak dile getirmemeyi tercih ettikleri, daha fazla kabul görmektedir.
3.XII. Charles ve İsveç’e Taşıdığı Osmanlı Kültürü
Kral XII. Charles, Poltava Savaşı’nı kaybettikten sonra 1709-1713 arasında Sultan III. Ahmed’in hükümdarlığındaki Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmış, Bender (Tighina, günümüzde Moldova/Dinyester Nehri batısı) ve Edirne’de 5 yıl kalmış, bu süreçte Osmanlı devlet yapısını, kültürünü ve askeri lojistiğini yakından incelemiştir. Osmanlıda “Demirbaş Şarl” adıyla anılması bu dönemde başlamıştır.
“Emanuel Swedenborg, Secret Agent on Earth and in Heaven: Jacobites, Jews and Freemasons in Early Modern Sweden” adlı kitapta; E. Swedenborg ve XII. Charles ile ilgili gelişmeler ve ilişkiler, ülkelerin dini yapıları temelinde aktarılırken, Masonluğun-Masonların etkileri de vurgulanmakta hatta Selanikli Yahudilerden olan Sabatay Sevi takipçilerinin İslam’a dönme sürecinden de bahsedilmektedir.
XII. Charles’ın “Türkiye’de çeşitli kesimlerin dini değerlerine vakıf olması sonucu, dini inançlarında bir ılımlı yapıya ulaştığı” öne sürülmektedir. Zira Kral ve beraberindeki heyet, İsveç’e döndüklerinde, yanlarında hatırı sayılır bir Osmanlı-Türk kültürel etkisiyle, Doğu tıbbına ve tasavvufuna dair bilgiler götürmüştür.
Kral, Osmanlı’daki “sadrazamlık” ve “divan” sisteminden esinlenerek İsveç hükümetini bakanlıklara bölmüş ve devlet işlerini daha merkeziyetçi bir yapıya kavuşturmuştur. Ayrıca Osmanlı’da gördüğü, halkın devlet görevlilerini şikâyet edebilmesine ve haksızlıkların denetlenebilmesine olanak tanıyan yasal mekanizmalardan etkilenerek “ombudsmanlık kurumunu” (Högste Ombudsmannen-Yüce Şansölye Vekili) oluşturmuştur.
Kral, Osmanlı topraklarından ayrılırken arkasında devasa bir borç yükü bıraktığından, İstanbul ve Edirne’deki tefeciler, Yahudi ve Müslüman tüccarlar ile onlara eşlik eden Osmanlı askerlerinden oluşan kalabalık bir heyet, alacaklarını tahsil etmek üzere Kral’ın peşinden İsveç’e gitmiştir. XII. Charles, Karlskrona ve Stockholm gibi şehirlere yerleşen bu Müslüman ve Musevi alacaklı grubunun ülkede güvenle yaşamasını sağlamış, Müslümanların kendi inançlarını özgürce yaşamalarına, ibadet etmelerine ve dini ritüellerini gerçekleştirmelerine güvence vermiş, bu topluluk, İsveç tarihindeki ilk organize Müslüman-Türk nüfusunu oluşturmuştur. Hatta Müslüman asker ve tüccarların bir kısmı da İsveçlilerle evlenerek orada kalmışlardır. “Askerson” soyadını alan aileler, İsveç’te varlığını sürdürmektedir.
XII. Charles, daha sürgündeyken Orta Doğu’ya, İstanbul’a, Kudüs’e ve Mısır’a adam göndererek buraların haritalarını çizdirmiş, el yazmaları toplatmış, İsveç’te Oryantalizm ve İslam felsefesi çalışmalarını bu şekilde başlatmıştır.
İsveç donanması için sipariş ettiği iki büyük savaş gemisine bizzat Türkçe isimler vermiş, Yıldırım ve Yaramaz isimleri uzun yıllar İsveç denizcilik kayıtlarında kalmıştır.
Köttbullar’ın (İsveç köftesi), aslında XII. Charles’ın Osmanlı’da yiyip çok beğendiği ve tarifini saray aşçılarına getirttiği Türk köftesi olduğu, İsveç mercilerince de 2018 yılında resmen itiraf edilmiştir. Ayrıca, İsveç mutfağında yer alan kåldolmar (lahana sarması), doğrudan Türkçe “dolma” kelimesinden ve tarifinden devşirilmiştir.
Bender’de Kral’ı zorla ülkeden çıkarmak isteyen yeniçerilerle İsveç askerleri arasında çıkan arbedeye Osmanlılar “kalabalık” (Bender Kalabalığı) adını vermiş, Kral ve askerlerinin bu kelimeyi İsveç’e taşıması sonucu, İsveççe’ye “kaos, kargaşa, büyük kafa karışıklığı, gürültü” anlamında kalabalik kelimesi girmiştir.
İsveççedeki kiosk sözcüğünün de “köşk” sözcüğünden geldiği söylenir.
4.Yeni Kilise’nin Temelleri ve Yapısı
Aslında Swedenborg, hayattayken kendi adına bir kilise kurmamıştır. Takipçilerine “aktardığı” özel bir “ritüeli” de kaydedilmemiştir.
Swedenborg’un ölümünden 15 yıl sonra (1787) Londra’da, öğretilerini benimseyen takipçileri tarafından resmi nitelikte sayılabilecek ilk örgütlenmeler oluşturulmuş, zamanla ritüeller geliştirilmiştir. Eskiye karşı-alternatif bir isimlendirmeyle Yeni Kilise (New Church) olarak adlandırılan Hristiyan cemaat, bir kilise olmadığını iddia eden, Dünya çapında küçük ama etkili bir topluluktur.
Swedenbogçu öğretide “kilise” kavramı, bilinen anlamından farklı olarak Tanrı-insan arasındaki bağlantı ve ilişkiyi anlatmakta; Yeni Kilise, Tanrı’nın ikinci gelişinin ve Hristiyanlığın yenilenmesi olarak görülmektedir.
Yeni Kilise cemaati; Rabbin, Kutsal Ruh’ta Eski Ahit ve Yeni Ahit’in içsel gerçeğini ortaya çıkarmak için tekrar geldiğine, Kilise’nin düşmüş durumda olduğuna, ruhsal düşüncede özgürlük içeren Yeni Hristiyanlık Çağı’nın başladığına inanırlar. Bu nedenle Yeni Hristiyanlar; Neo Hristiyanlar, Yeni Kudüs Kilisesi, Rabbin Yeni Kilisesi, Swedenbogçular (Swedenborgian) gibi isimleri de kullanırlar.
“Rab”, “O”, “Rab İsa Mesih”in cennetin ve Dünyanın tek tanrısı olduğuna ve O’nun emirlerine uymanın kurtuluşu getireceğine inanan her Hristiyan, bir paydaş ve Yeni Kilise’nin bir parçası olarak görülür.
Bu inanç sistemi, genel olarak; Kutsal Kitap’ın içsel ve ruhsal bir anlamının bulunduğunu; Tanrı’nın, İsa Mesih’in şahsında tek olduğunu; inancın ancak iyi işlerle, hayırseverlikle anlam kazandığını savunur.
5.Teolojik Sistemin Temelleri: Karşılıklar Yasası
“Karşılıklar (Correspondences) Yasası” Swedenborg’un sisteminin merkezinde yer alır ve evrende birbirine paralel durumda olan doğal dünya ile ruhsal dünya arasındaki ilişkiyi açıklar.
Bu öğretiye göre; doğal dünyadaki her nesne ve olay, ruhsal dünyadaki bir gerçeğin fiziksel karşılığıdır. Fiziksel dünyadaki her şey, ruhsal bir gerçekliğin somutlaşmış halidir. Ruhsal dünyada Tanrı, bir güneş olarak, güneş de Tanrı’nın sevgisi ve bilgeliği olarak algılanır. “Güneş”ten yayılan ısı sevgiyi, ışık ise gerçeği-hikmeti temsil eder. Evrendeki her şey ilahi olandan (Tanrı) başlar; sırasıyla göklere, ruhlar alemine ve en son fiziksel (doğal) dünyaya kadar iner. Aşağıdaki her katman, kendisinden bir üsttekinin daha az mükemmel bir yansımasıdır. Fiziksel dünyada var olan hiçbir şey, ruhsal dünyada bir karşılığı olmadan var olamaz ve sürdürülemez.
İnsan vücudundaki organların işleyişi de ruhsal süreçlerle eşleşir. İçteki sevinç ya da üzüntü (ruhsal/soyut durum), yüzdeki mimiklere ve ifadelere (fiziksel durum) yansır. Yüzdeki o ifade, içerideki duygunun “karşılığıdır”.
Kutsal Kitap sadece lafzi bir metin değildir ve her kelimenin arkasında derin bir ruhsal anlam yatar. Tevrat ve İncil’in kelime anlamının altında, çözülmesi gereken “içsel bir anlam” vardır. Kutsal Kitap, aslında insanın ruhsal gelişim evrelerini anlatan bir rehberdir. Örneğin, Tekvin’deki dünyanın yaratılış hikayesi aslında fiziksel dünyanın var oluşunu değil; insanın bencil bir varlıktan, sevgi ve bilgelik dolu ruhsal bir varlığa dönüşümünün (ruhsal yaratılışının) bir karşılığı olduğunu anlatır.
“Özgür irade” kavramı ise, insanların öldükten sonra Tanrı tarafından bir yere “gönderilmediğini”, aksine hayattayken geliştirdikleri baskın sevgiye göre kendi benzerlerinin olduğu ruhsal topluluğa kendiliğinden yöneldiğini anlatır. Bu yönelim, bencilce veya fedakârca bir görünüm sergiler.
Dolayısıyla Karşılıklar Yasası; görünen maddi dünyanın, görünmeyen ruhsal gerçekliğin yeryüzündeki somut aynası ve dili olması durumudur.
Swedenborg’a göre, Tanrı herkesi affetmiştir ve insanın neye inandığından ziyade nasıl yaşadığıyla ilgilenir. Hz. İsa, insanlığı çarmıhta ölerek değil kötülüğü yenerek ve insan bedenini yücelterek kurtarmıştır. Melekler, Tanrı tarafından yaratılmış üstün varlıklar değil cennete gitmiş ölü insanlardır. Şeytan, düşmüş bir melek değil, cehennemdeki tüm insanların bir bütün olarak çalışmasıdır.
6.Yeni Kilise’de İnsan İradesi
Yeni Kilise inanışına göre “İrade zinciri”, ilahi enerjinin Yaratan’dan insana ve oradan da eyleme dönüşmesine kadar izlediği dikey ve birbirine bağlı manevi akış mekanizmasıdır.
Evrendeki her şeyin kaynağı Tanrı’nın ilahi sevgisi ve iradesidir. Tanrı’dan yayılan bu enerji saf bir iradedir. Ancak bu irade doğrudan dünyaya inemez; belirli bir düzen (zincir) içerisinde basamak basamak yoğunlaşarak ve hafifleyerek aşağıya doğru akmalıdır.
“İlahi akış” aşağıda insana ulaştığında, insan zihnindeki iki temel alıcı odada (receptacle) hayat bulur: “İrade”; sevgiyi ve arzuları barındıran en içteki katmandır. Zincirin insandaki başlangıç noktasıdır. “İdrak/anlayış”; iradeden gelen sevgiyi mantığa, düşünceye ve hakikate döken ikinci halkadır. Swedenborg’a göre “irade”, “idrak”ı doğurur, yani insan önce kalpten bir şeyi arzular, sonra zihin bunu nasıl yapacağını planlar. Zincirin kopmaması için içsel olan niyetin mutlaka dışsal bir eyleme dönüşmesi gerekir. Eğer zincir eyleme (karakterli bir yaşama, ahlaka, iyiliğe) dönüşmezse yarıda kalır ve kopar.
Yeni Kilise, insan iradesi temelinde yatan sosyo-kültürel zinciri incelediğinde, iradenin aslında “görünmez bir senaryo” tarafından yönlendirildiği sonucuna ulaşır.
İnsan doğduğu andan itibaren dil, gelenekler ve toplumsal beklentiler zihnine işlenir. Bu süreç, sadece ne yapacağını değil neyi “istemesi” gerektiğini de belirler. Örneğin, bir toplumda başarı “çok para kazanmak” olarak tanımlanmışsa, bireyin iradesi farkında olmadan bu yöne akar.
Bu konuda tartışma sahası geniştir. Örneğin konuşulan dilin seçenekleri iradeyi nasıl çerçeveler? Bazı dillerde olmayan kavramlar iradenin o yöne gitmesini engeller mi? gibi sorular çoğaltılabilir. İngiliz filozof Ludwig Wittgenstein “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” demiştir.
Çoğunluğa uymanın insana kendini güvende hissettirebilmesi, iradenin sosyal dışlanma korkusuyla baskılanabilmesi gibi belirlemeler de irade zincirini açıklama çabalarına katkılar sunmaktadır. Meşhur Asch Deneyi, iradenin sosyal dışlanma korkusuyla baskılanmasını anlatır.
İnsanın içinde büyüdüğü kültürün “doğru” ve “yanlış” tanımları da karar verme mekanizmasını neredeyse bir fabrika ayarı gibi yönetir.
7.Yeni Kilise ile Geleneksel Hristiyanlık Arasındaki Bazı Farklılıklar
Yeni Kilise, geleneksel Hristiyan doktrinlerinden oldukça keskin ve köklü bir şekilde ayrılmaktadır. Swedenborg, bu ayrışmayı sadece bir yorum farkı olarak değil, “Hristiyanlığın özüne dönmesi gereken ilahi bir restorasyon” olarak görmüştür.
Temel farklar:
- Geleneksel Hristiyanlık “Üçleme” (Teslis) inancını (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u) üç ayrı “kişi” (persona) olarak tanımlarken, Swedenborg bunu reddeder. Ona göre “Tanrı tektir” ve bu üçleme tek bir kişide yani İsa Mesih’te birleşmiştir. İsa’nın içindeki ilahilik Baba, insanlığı Oğul, dünyadaki etkisi ise Kutsal Ruhtur. Bu yaklaşımın, geleneksel kilisenin İznik iman esasları ile belirlediği formüle tamamen ters olduğu söylenebilecektir.
- Geleneksel Protestanlık genellikle “sadece iman” (Sola Fide) yoluyla kurtuluşa varılacağını savunurken, Swedenborg’a göre sadece inanmak yeterli değildir. “Kurtuluş; sevgi (niyet), akıl (iman) ve eylem (yararlı işler) üçlüsünün birleşimiyle” gerçekleşir. Kişi sadece neye inandığıyla değil, neyi sevdiği ve hayatını nasıl yaşadığıyla yargılanır.
- Yeni Kilise, İncil ve Tevrat’ın sadece kelime anlamıyla değil, içsel anlamıyla da değerlendirilmesi gerektiğini çünkü ruhani bir şifreyle yazıldığını savunmaktadır. Örneğin Swedenborg Karşılıklar Yasası tanımlamasıyla, “kutsal metinlerdeki her nesnenin (su, taş, güneş vb.) ruhsal bir karşılığı olduğunu” iddia eder.
- Geleneksel görüşte Tanrı insanı cennete gönderir veya cehenneme mahkûm eder. Swedenbogçuluk’ta “Tanrı kimseyi cezalandırmaz”. İnsanlar, dünyadaki “seçimleriyle” (neye sevgi duyduklarıyla) kendi ruhsal doğalarını şekillendirirler. Öldüklerinde ise kendilerine en uygun olan yere, yani kendi “benzerlerinin yanına” özgürce giderler.
Yeni Kilise, Protestanlık hatta Luteryenlik içerisinde hizip olarak görülmekte ve mezhep olarak da adlandırılmaktadır. Hatta derin teolojik farklar sebebiyle geleneksel bir mezhepten ziyade, tamamen farklı bir “ruhsal sistem” haline geldiği de iddia edilmektedir.
8.Yeni Kilise’nin Dünyada Yayılımı
E. Swedenborg’un takipçilerinden oluşan cemaatler, tahminen 50 bin üyesiyle dünyanın birçok noktasına yayılmış durumdadır.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Pensilvanya/ Bryn Athyn’deki Yeni Kilise (Yeni Kudüs Genel Kilisesi) ve Rabbin Yeni Kilisesi gibi dini merkezleri, 6 bin kişilik taban kitlesi, eğitim kurumları ve katedralleriyle cemaatin en güçlü olduğu ülkelerden biridir.
“Kuzey Amerika Swedenborg Kilisesi”; 1817’de kurulmuş, 1861’de ABD’deki Yeni Kudüs Genel Konvansiyonu ismini almış olup “The Messenger” adlı yayını bulunmaktadır. Kilise’nin “Diğer inançlardan insanlarla birlikte ibadet etmenin her zaman bir nimet olduğu” görüşü çerçevesinde düzenlediği yıllık “Dünya Dinlerarası Pazar Günü Ayinine” Yahudi, Hristiyan ve İslami çevrelerden konuşmacılar katılmaktadır.
Mezkur Kilisenin, LGBTQ bireylere yönelik Bloom Haven Spiritual Community Center (Bloom Haven Manevi Topluluk Merkezi) örneğindeki gibi çeşitli grupları hedefleyerek kurduğu sivil toplum örgütleri bulunmaktadır.
Kanada’da 10’a yakın kilisesi aktif olup Brezilya/Rio de Janeiro’da taraftarları yapılanmakta faaliyetleri yürütmektedir.
Avrupa’ya bakıldığında, İngiltere hareketin doğduğu yerdir. Londra’da Yeni Kilise Genel Konferansı ve Swedenborg Derneği aktif çalışmaktadır. İsveç, Almanya ve Hollanda’da köklü ancak sayıca az topluluklar mevcuttur.
Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’da da Yeni Kilise toplulukları faaliyet göstermektedir.
Yeni Kilise Afrika’da, öğretileriyle 19. yüzyıldan itibaren büyük bir ilgi görmüş, özellikle Güney Afrika Cumhuriyeti, Gana, Fildişi Sahili, Kenya ve Nijerya’da yerel halk arasında hızlı ve geniş çaplı sayılabilecek bir büyüme kaydetmiş; büyük cemaatler, okullar ve sosyal yardım projeleriyle yerel kimliğin bir parçası haline gelmiştir.
Yeni Kilise’nin Afrika’da gelişiminde, bazı temel sosyo-kültürel özelliklerin, uyum sağlamada etkili olduğu ileri sürülmektedir: Geleneksel Afrika inançlarında, yaşayanlar ile ölmüş ataların ruhları arasında sürekli bir bağ vardır ve ataların ruhlarıyla iletişim kurmak doğal bir süreçtir. Swedenborg’un “ruhlar dünyasıyla her an etkileşim hali” ve “ölümden hemen sonra ruhsal dünyaya geçiş ve oradakilerle etkileşim” fikirleri, bu kültürel yapıya çok doğal bir şekilde eklemlenmiştir. Ayrıca, Afrika toplumlarında rüyalara önem verilmesi, ilahi mesajların alındığı kapılar olarak görülmesi, Swedenborg’un “vahiylerini rüyalar ve vizyonlar yoluyla almasıyla” büyük bir benzerlik gösterir. Bunların yanı sıra, Yeni Kilise, geleneksel Batılı misyonerlikten farklı, daha bireysel ve içsel bir Hristiyanlık anlayışı sunduğu için tercih edilmiştir.
9.Swedenborg Öğretilerinden Kültürel ve Entelektüel Açıdan Etkilenenler
Swedenborg’un kitlesel bir din kurmaya çalışmadığı ancak yazdıklarının Batı dünyasının bazı parlak zihinlerini derinden sarstığı söylenebilir.
Düşünceleri, vizyonu sadece bir dini cemaatle sınırlı kalmamış; klasik din adamları gibi sanat, psikoloji, edebiyat ve düşün alanında bazı isimleri de derinden etkilemiştir.
İngiliz şair, ressam William Blake, İngiltere Kilisesi’ne (hatta neredeyse tüm organize din biçimlerine) karşı olsa da 1789’da Yeni Kudüs Kilisesi’nin (New Jerusalem Church) Londra’da düzenlenen ilk konferansını izleyenlerden biridir. Swedenborg’un yazılarını eleştirmiş ise de ondan derinden ilham alarak kendi mitolojisini kurmuştur. Cennet ve cehennem imgelerini onun yazılarından yola çıkarak yeniden kurgulamıştır.
ABD’li çevreci ve ziraatçı John Chapman, hayatının genelinde göçebe yaşamış, ABD ve Kanada’da elma ağaçları dikip satmış ve Johnny Appleseed adıyla tanınmıştır. Aynı zamanda Yeni Kilise misyoneri olup gezdiği yerlerde yazılı ve sözlü tebliğler yapmıştır.
ABD’li şair, filozof, deneme yazarı ve din adamı Ralph Waldo Emerson, Harvard İlahiyat Okulu’nda öğrenciyken Swedenborg’un eserleriyle karşılaşmıştır. Kendisi de eserlerinde Swedenborg’a atıflarda bulunmuştur. İncil’deki mucizeleri reddetmiş ve Hz. İsa’nın büyük bir insan olsa da Tanrı olmadığını savunmuştur. Ayrıca Transandantalizmin önderliğini yapmıştır. Transandantalizm; akıl ve ampirik (deneysel) bilginin ötesine geçerek, insanın doğa ile kurduğu doğrudan bağ ve içgörü sayesinde en yüce manevi gerçeklere ulaşabileceğini savunur
ABD’li gazeteci, editör, eleştirmen ve ilk kadın hakları hareketi liderlerinden Margaret Fuller, Swedenborg’un erkeklerle kadınların “meleksi bir hizmeti” paylaştığına yönelik düşüncelerine hayranlık duymuştur.
ABD’li aktivist, spiritüalist-medyum Eliza Lovell Tibbets, Kaliforniya’da bahçelerine portakal dikmesiyle tanınmıştır. Cincinnati’deki Yeni Kudüs Swedenborg Kilisesi’nin üyesi bir ailede büyümüştür. Swedenbogçu inancı, ideallerini de şekillendirmiştir.
ABD’li hukukçu ve yazar Charles Carroll Bonney, Yeni Kudüs Kilisesi üyesidir. Chicago’daki Dünya Kolombiya Fuarı bünyesinde az sayıda kişi tarafından temsil edilen çeşitli din gruplarının (Jainizm, Budizm, Zen, Hinduizm, Hristiyanlık, İslam, Teizm…) hepsini kapsayan büyük bir toplantı yapılmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın “ilk dinler arası toplantı organizasyonu” olduğu da iddia edilmektedir.
ABD’li mimar Daniel Burnham, gökdelen tasarımı ve şehir planlamasının öncüsüdür. Dedesinin rahibi olduğu Yeni Kilise’nin okullarına gitmiştir. Cemaatten arkadaşı John Wellborn Root ile birlikte Chicago’da Mason Tapınağı’nı yapanlardandır. Burnham, 1893’te Chicago’da düzenlenen Kolomb Dünya Fuarı’nın (World’s Columbian Exposition) yapımını denetlemiş, tasarımını yaptığı kentleşme modeli “Beyaz Şehir”, 20. yüzyıl Amerika’sına örnek olmuştur.
ABD’li yazar ve Robin Hood karakterini yaratan çizer Howard Pyle, Pensilvanya’da bir sanat ve illüstrasyon okulu kurmuştur. Hristiyan mezheplerinden ve tarikatlarından memnun olmayanların akımı Quakerizm’e, Swedenborg’un “inancın kişisel kabulü” yaklaşımını da eklemiş bir barış adamı olarak tanınır.
Japon din bilgini, yazar ve çevirmen Daisetsu Teitaro Suzuki, ABD’de yaşarken, Bahai inancından olan Beatrice Lane ile evlenmiştir. Zen Budisti olmakla birlikte Swedenborg’un eserlerini Japoncaya çevirmiş, yazdığı “Swedenborg: Kuzeyin Budası” isimli kitabı Swedenborg Vakfı tarafından yayınlanmıştır. 1893’te Chicago’da düzenlenen Kolomb Dünya Fuarı kapsamında Dünya Dinler Toplantısına katılanlar arasındadır.
ABD’li analitik psikolog doktor ve eğitimci Kristine Mann’ın babası Swedenborgçu papaz Rev. Charles Mann, Swedenborgian Genel Konvansiyonu’nun resmi yayın organı olan New Church Messenger’da editörlük yapmış, bilahare görüş ayrılıkları nedeniyle Yeni Kilise’den ayrılmıştır. Kristine Mann ise, yanında çalıştığı Carl Jung adına bir Enstitüsü kurmuş, hastalarını Bailey Adası’nda tedavi etmiştir. Ayrıca “Emanuel Swedenborg’un Öz Analizi” isimli kitabı yazmıştır.
İsviçreli psikiyatrist, psikoterapist ve psikolog Carl Gustav Jung; bir Mason Locası üstadının torunu ve İsviçre Reform Kilisesi papazının oğludur. Ancak kendisi geleneksel Hristiyan doktrinine bağlanmamış; dinleri, insan ruhunun ve anlam arayışının güçlü bir ifadesi olarak tanımlamıştır. Swedenborg’un ruhlarla olan görüşmelerini “kolektif bilinçdışının erken bir keşfi” olarak görmüştür.
Kör ve sağır olmasıyla dikkat çeken ABD’li yazar ve Sosyalist aktivist Helen Adams Keller ise My Religion (Benim Dinim) adlı kitabında, dünyayı anlamlandırmasında E. Swedenborg’un “ruhsal görme” kavramının ne kadar belirleyici olduğunu, sayesinde ruhsal bir ışık bulduğunu anlatmıştır. “Swedenborg’un öğretisinde ilahi takdir, Tanrı’nın sevgisinin-bilgeliğinin yönetimi ve faydaların yaratılması olarak gösterilir. Tanrı’nın hayatı bir varlıkta diğerinden daha az olamayacağı veya sevgisi bir şeyde diğerinden daha az tam olarak tezahür edemeyeceği için, takdiri evrensel olmak zorundadır… Tanrı her yerde bir tür din sağlamıştır ve doğru yaşam ideallerine sadık kaldığı sürece, kimin hangi ırka veya inanca ait olduğu önemli değildir”. Swedenborg Vakfı, Helen Keller ile ilgili bir belgesel yayınlamıştır.
Arjantinli edebiyatçı Jorge Luis Borges, Swedenborg’un vizyonlarını “metafiziksel bir bilim kurgu” gibi görerek birçok öyküsünde kullanmıştır.
10.Swedenborg’un Tıp Dünyasına Etkileri
E. Swedenborg’un modern tıbba etkileri, hem bir bilim insanı olarak yaptığı somut keşifleri hem de bir mistik olarak geliştirdiği “zihin-beden” felsefesini kapsar.
Swedenborg, mistik dönemi öncesinde bir anatomi uzmanı olup modern nörolojinin 19.-20. yüzyıllarda kanıtlayabildiği bazı kavramları öngördüğü iddia edilmektedir.
-Beynin dış tabakasının (korteks) önemsiz bir kabuk olduğu düşünülürken, Swedenborg bu kısmın “bilincin, zekanın ve hareketin merkezi” olduğunu ileri sürmüştür.
-Beynin farklı bölgelerinin hareket, görme, konuşma vs farklı işlevleri olduğunu ilk fark edenlerden biridir. Beynin genel bir kütle olarak görüldüğü bir dönemde, o spesifik alanların spesifik görevleri olduğunu savunmuştur.
-Keza beyinde dolaşan omurilik sıvısının önemini ve dolaşım sistemini doğru bir şekilde tanımlayan ilk kişilerdendir.
-Hipofiz bezinin vücut için ne kadar kritik bir hormonal merkez (o zaman bu terim olmasa da) olduğunu da fark etmiştir.
-Henüz mikroskoplar gelişmemişken, sinir sisteminin birbirine bağlı küçük birimlerden (nöronlar) oluştuğunu ve bu birimlerin birbirine sinyal gönderdiğini bilebilmiştir.
-Beynin de akciğerler gibi ritmik bir şekilde “nefes aldığını” ve beyin omurilik sıvısının bu ritimle hareket ettiğini tanımlamıştır.
Swedenborg’un “ruhsal dünyadaki her şeyin fiziksel dünyada bir karşılığı olduğu” fikri, tıp dünyasında “hastalığın sadece fiziksel değil, ruhsal bir kökeni olduğu” inancını beslemiş, 19. yüzyıldaki birçok alternatif tedavi yöntemine ilham vermiştir. Holistik (bütüncül) tıp açısından bakıldığında; psikosomatik (zihinsel durumların bedensel sağlığı etkilemesi) fikrinin erken savunucularındandır.
Homeopatinin kurucusu Samuel Hahnemann’ın, hastalıkları tedavi ederken “benzerin benzeriyle iyileşmesi” (similia similibus curentur) ve maddelerin ruhsal enerjisine odaklanılması fikirlerinde, takipçilerinden olduğu Swedenborg’dan etkilendiği değerlendirilmektedir. (Homeopati, vücudun kendini doğal akışla iyileştirmesine yardım eden bir tedavi sistemidir. Sağlam kişide belli bulgular çıkaran bir madde, aynı bulgulara sahip hasta kişilerde iyileşme sağlar prensibi uygulanır.)
Swedenborg, “New Thought” (Yeni Düşünce) akımıyla modern sağlıklı yaşam (wellness) kültürünü etkilemiştir. Bedenin sadece bir makine olmadığını, ona can veren ilahi bir “ruhsal akış” (influx) olduğunu savunmuştur. Vitalizm (yaşam gücü) olarak da incelenen bu fikir, bugün modern “wellness” dünyasında kullanılan “enerji dengesi” kavramlarının öncüsüdür.
Modern psikiyatrinin ve psikolojinin gelişiminde, Swedenborg’un insanın iç dünyasındaki çatışmaları “ruhsal bir savaş” olarak görmesi etkili olmuştur. Aileden Swedenbogçu olan ABD’li filozof ve psikolog William James gibiler, Swedenborg’un insanın niyetleri ve bilinçaltı üzerine yazdıklarını incelemişlerdir. Swedenborg’a göre, ruh ve beden sağlığı birbirinden ayrılamaz. Bu da “psikosomatik tıp” anlayışına çok yakındır. Bir insanın gizli niyetlerinin ve bencil tutkularının, sinir sistemi üzerinde fiziksel bir ağırlık yarattığını ve hastalıklara davetiye çıkardığını iddia etmiş, fiziksel iyileşmenin, kişinin kendi içindeki çatışmaları (vicdan azabı, nefret, hırs) çözümlemesiyle hızlanacağını savunmuştur. Ona göre “tedavi”, sadece semptomu yok etmek değil, kişinin “ruhsal düzenini” (order) yeniden sağlamasıdır.
11.Swedenborg Öğretisinin Modern Dinler ile Bağlantısı
Yeni Çağ (New Age) dinleri/inançları açısından bakıldığında, Swedenborg’un öğretilerini Reiki ve benzeri enerji şifası yöntemleriyle bağdaştıran hem tarihi hem de modern düşünürlere rastlanılmaktadır. Bu bağ, genellikle Swedenborg’un “ilahi akış” kavramı ile Reiki’nin temelindeki “evrensel yaşam enerjisi” (Ki) arasındaki benzerlik üzerinden kurulur.
Bu köprüyü kuran önemli isimlerin ve yaklaşımların başlıcaları:
-D.T. Suzuki, Swedenborg’un “ilahi sevgi ve hikmet” öğretisi ile Doğu felsefelerindeki enerji ve aydınlanma kavramları arasında derin bağlar kurmuştur. Suzuki’nin Swedenborg çevirileri, Japonya’da Reikinin doğduğu manevi iklimi etkileyen unsurlardan biri olmuştur.
-ABD’li klinik psikolog ve Swedenborg araştırmacısı Wilson Van Dusen, “The Presence of Other Worlds” (Diğer Dünyaların Varlığı) gibi eserlerinde, Swedenborg’un deneyimlediği ruhsal akışların, modern enerji tıbbı ve şifa pratikleriyle nasıl örtüştüğünü analiz etmiştir.
-Yeni Düşünce (New Thought) Akımı: 19. ve 20. yüzyılın başında Swedenborgçuluğu temel alan bu akımın ABD’li lideri mentalist Phineas Parkhurst Quimby’dir. Bu akımın temsilcileri “düşünce gücü” ve “manevi enerji” ile iyileşme fikirlerini savunmuşlardır. Bu fikirler de Reiki’nin Batı’da kabul görmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır.
Swedenborg’un ilahi akış teorisi ve Reiki’deki Ki, yaşamı mekanik bir süreçten daha çok “sürekli bir enerji transferi” olarak görür. Swedenborg’a göre yaşam, insanın kendi içinde ürettiği bir şey değildir. İnsan, bir enerji kaynağı değil bir alıcıdır. Tanrı’dan (ruhsal Güneşten) gelen sevgi ve hikmet enerjisi, her an tüm varlıklara akar. Bu akış durursa, hayat da durur. Beden, bu ruhsal enerjiye şekil veren ve onu fiziksel dünyada eyleme dönüştüren bir araçtır.
12.Swedenborg ve Türkiye
Yeni Kilise’nin Türkiye’deki varlığı oldukça sınırlı ve kurumsal bir yapıdan uzaktır. E. Swedenborg’un bazı eserleri Gök ve Cehennem, Evren ve Dünyaları & Son Yargı Günü, Diğer Gezegenler ve Evrendeki Dünyalar gibi isimlerle Ruh ve Madde, Mavi Kalem, Ramuryan gibi yayınevlerinde Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır. Talha Fortacı’nın “Teslis Karşıtı Bir Hristiyan: Emanuel Swedenborg” isimli eseri ise Kabalcı ve Doruk yayınevlerince basılmıştır.
Bu eserler aracılığıyla öğretiye ilgi duyan, bireysel düzeyde bu felsefeyi benimseyen veya akademik olarak inceleyen kişiler, organize bir grup oluşturmaktan ziyade, dijital platformlar üzerinden küresel topluluklarla bağ kuran bireysel takipçiler şeklindedir.
Swedenborg, Kral XII. Charles’ın Osmanlı’ya sığındığı dönemde ısınan diplomatik ve kültürel iklimden haberdar olup eserlerinde zaman zaman Türkler ve Müslümanlar hakkında, dönemine göre oldukça ilerici ve hoşgörülü sayılabilecek teolojik yorumlar yapmıştır.
Bazı eserlerinde Türkleri genellikle dürüstlük ve itaat özellikleri üzerinden tanımlamıştır. “Sapientia Angelica de Divina Providentia” (Meleklerin İlahi Takdir Hakkındaki Bilgeliği) isimli kitabında Türklerin özellikle dinsel otoriteye ve Tanrı korkusuna verdikleri önemi vurgular: “Türklerin, Hristiyanların çoğundan daha ‘içsel bir ışığa’ sahip oldukları ve Tanrı’ya itaat etmeyi hayatlarının merkezine koydukları görülmüştür. Onlar, Hristiyanlar gibi sadece ağızlarıyla değil, kalpleriyle de Tanrı’nın varlığını kabul ederler.”
13.Swedenborg: İslam ve Müslümanlar
Swedenborg, Kral’ın tecrübelerini ve Osmanlı vizyonunu yakından takip ederek büyümüş, Müslümanlığın bazı yönlerinden etkilenmiştir.
Swedenborg’un, transa geçmek ve ruhlar alemiyle iletişim kurmak için kullandığı “kontrollü nefes darlığı, nefes tutma” gibi tekniklerini geliştirirken, Yahudi Kabalasından ve İslam tasavvufundaki pratiklerden, özellikle Sufi tarikatlarının zikir ve nefes ritüellerinden etkilendiği ileri sürülmektedir.
Swedenborg, sonraki yıllarda kaleme aldığı devasa teolojik külliyatında (özellikle Gök ve Cehennem ile Gerçek Hristiyanlık adlı eserlerinde) Müslümanlara çok özel ve şaşırtıcı derecede olumlu bir yer ayırmıştır. Swedenborg’a göre; İslamiyet’in ortaya çıkışı tesadüf değil, “ilahi takdirin/öngörünün” (Divine Providence) bir parçasıdır ve Hristiyanlığın Teslis (Üçleme) inancı yüzünden putperestliğe kaydığı bir dönemde İslam, tek tanrı inancını ve put yıkıcılığı yayarak insanları daha yüksek bir ruhsal anlayışa hazırlamak için bir araç olarak kullanılmış, dünyaya büyük bir hizmet etmiş ve bu inancını koruyabilmiştir. “Onların en iyileri, tek bir Tanrı’ya inanan ve İsa Mesih’i en büyük peygamber, Tanrı’nın elçisi olarak kabul edenlerdir.” (Gök ve Cehennem, n. 514-515).
Swedenborg, ruhsal dünyada (ahirette) milletlerin içsel doğalarına göre gruplandığını iddia etmiştir. “Müslümanlar, ruhsal dünyada Hristiyanların arkasında ve çevresinde görünürler.”
Marsha Keith Schuchard’ın yazdığı “Emanuel Swedenborg, Secret Agent on Earth and in Heaven” isimli kitapta, Swedenborg’un öteki dünyayı gezerken “Müslüman ruhlarla karşılaşmalarına” geniş yer verilmekte; Müslümanların Hristiyanlardan ayrı, oldukça düzenli ve ahlaklı bir cennet hiyerarşisine sahip olduğu, “iyi ve erdemli bir hayat yaşayan Müslümanların doğrudan cennete kabul edildiği” yönündeki görüşleri aktarılmaktadır. Dolayısıyla geleneksel Hristiyan anlayışından farklı olarak Swedenborg, Karşılıklar Yasası ve ruhsal dünya vizyonu bağlamında, Müslümanların ruhsal gelişim potansiyeline sahip olduğunu ve “ilahi inayetin sadece Hristiyanlara özgü olmadığını” savunur.
Ruhlar aleminde “Hz. Muhammed ile görüştüğünü” de iddia eden Swedenborg’a ona göre, dünyadaki tüm Müslümanların zihninde sürekli peygamber figürü olduğu için ruhlar aleminde Müslümanlara rehberlik eden ve “Hz. Muhammed rolünü oynayan” (onların frekansına uygun) yüksek rütbeli melekler/ruhlar bulunmaktadır. “Müslümanların, Hz. İsa’yı en büyük peygamber ve bilge olarak kabul ettikleri an cennetin daha da yüksek mertebelerine ulaştıkları” yönündeki iddiası ise içinde taşıdığı niyetle beraber değerlendirilebilecektir.
14.Swedenborg ve Reiki
Rei (evrensel) ve Ki (yaşam enerjisi) Reiki’yi oluşturur. Swedenborg’a benzer şekilde bu öğreti de yaşamın kaynağının, bireyin ötesinde, evrensel bir düzlemde olduğunu savunur. Reiki uygulayıcısı, enerjiyi kendi üretmez, sadece bu evrensel enerjinin akması için bir kanal görevi görür. Şifa, bu akışın vücuttaki tıkanıklıklarını açmak ve bireyi evrensel kaynağa tekrar uyumlamakla gerçekleşir.
Ortak zeminleri alıcı ve kanal olmak şeklinde açıklanabilecek her iki öğreti de sağlığı ve varoluşu şu şekilde tanımlar:
Kavram Swedenborg (Influx) Reiki (Ki)
Kaynağın Yeri Ruhsal Güneş / İlahi Kaynak Evrensel Yaşam Enerjisi
İnsanın Rolü Alıcı (Receptacle) Kanal (Channel)
Hastalık Nedeni Akışın Reddedilmesi/Bozulması Enerji Blokajları/Dengesizlik
Bu perspektife göre, yaşamın devam etmesi için insanın sürekli “açık” bir sistem olması gerekir. Eğer yaşam dışarıdan gelen bir “akış” ise, bir insanın bu akışı tamamen kendi iradesiyle durdurması veya yönlendirmesi mümkün müdür? sorusu değerlendirilmelidir. İnsanın bir bitkiyi koparıp atması bile onun açısından akışı durdurur, genel akışı yönlendirir. Bir bitkiyi koparmak, o canlının bu dünyadaki fiziksel “formunu” bozar ve dolayısıyla o özel form üzerinden geçen “akışı sonlandırır”. Swedenborg bu durumu açıklamak için “alıcının biçimi” kavramını kullanır. Ona göre, “Güneşten gelen ışık ve ısı herkes için aynıdır; ancak bu ışık bir güle vurduğunda kırmızı, bir ota vurduğunda yeşil görünür. Işığın kendisi değişmez, onu karşılayan nesnenin yapısı görüntüyü belirler.”
Bunlarla birlikte insan, sadece akışı pasif bir şekilde kabul eden bir varlık değildir. Swedenborg ve enerji öğretilerine göre insan, bu akışın “kalitesini” değiştirme yeteneğine sahip özel bir alıcıdır. İnsan, niyetleri ve eylemleriyle evrensel akışı adeta bir filtre gibi süzebilir, belirli bir yöne kanalize edebilir. Eğer niyeti yapıcıysa akış “şifa” olarak tezahür eder; yıkıcıysa bu enerji “zarar” olarak yönlenir. Yani insan, evrensel enerjinin dünyadaki “trafik polisi” gibidir.
Bu noktada, akışın kendisinin her zaman “saf ve iyi” olduğu varsayılır. Kaynağın her zaman saf ve pozitif olduğu dikkate alındığında, bu akışın insan eliyle “kötü” veya “yıkıcı” bir eyleme dönüşmesi de tartışma konusudur. Bunun, “insan iradesinin akışa yön verebildiği, bu iradeyi ise daha karmaşık olayların, düşüncelerin, inançlar zincirinin yönlendirdiği” şeklinde açıklaması yapılabilir.
Bu düşünce, felsefenin en köklü tartışmalarından biri olan özgür irade ve determinizm (belirlenimcilik, nedensellik) arasındaki dengeye işaret etmektedir. Bu “zincir”, bireyin seçim yapma gücü olsa bile bu seçimlerin gökten zembille inmediğini, aksine geçmiş deneyimler ve biyolojik süreçler gibi nedenlere dayandığını savunur.
Felsefede bu orta yolu tarif eden Bağdaşımcılık (Compatibilism) görüşüne göre, insan eylemleri belirli nedenlerle (inançlar, arzular, dış etkenler) belirlenmiş olsa bile, eğer bu eylemleri zorlama altında kalmadan kendi “içsel süreçleriyle” gerçekleştiriyorsa “özgür” sayılır. Yani irade, o karmaşık zincirin hem bir halkası hem de o halkadan çıkan yeni bir yöndür.
Toplum ve kültür (yani inançlar, dil ve toplumsal değerler) insan iradesi üzerinde programlayıcı etkide bulunur. İnsanın kararlarının ne kadarını gerçekten kendisinin verdiği tartışmalı bir konudur. İnsan zihni boş bir levha olarak değil, içine doğduğu toplumun dili, değer yargıları ve gelenekleriyle şekillenen bir yapı olarak gelişir. Bu süreçte insan iradesini yönlendiren “zincirler” şunlardır: İnsanın konuştuğu dil, dünyayı nasıl algıladığını ve dolayısıyla seçimlerini belirleyebilir. Örneğin, bazı dillerde “gelecek zaman” kavramının olmaması, o toplumdaki insanların tasarruf alışkanlıklarını etkileyebilir. İnsanın kararlarını verirken “başkaları ne der?” korkusu veya toplumsal kabul görme arzusu iradesini kısıtlayabilir, bu farkında olmadan yaptığı bir “otomatik pilot” seçimi olabilir. İçinde büyüdüğü hikayeler (başarı tanımı, ahlak kuralları vb.), insanın seçim yaparken kullandığı kriterleri inşa edebilir.
15.Swedenborg Vakfı ile Mehmet Öz ve Ailesinin İlişkisi
ABD Pensilvanya/Royersford’da 1849 yılında kurulan Amerikan Swedenborg Baskı ve Yayıncılık Derneği 1850’de resmiyet kazanmış, 1928’de adı Swedenborg Vakfı (Swedenborg Foundation) olarak değiştirilmiştir.
Yeni Kilise, Yeni Kudüs Genel Kilisesi ve benzer versiyonlardaki cemaatlerin dahil olduğu bir ağa hitap etmekte olan Swedenborg Vakfı’nın, ünlü Türk asıllı cerrah, şovmen ve politikacı Mehmet Öz (ABD’de Oz) ve eşi Lisa Lemole Öz ile aile yakınları arasında köklü bağlantıları bulunmaktadır.
Vakfın, üyeleri arasında Dr. Gerald Lemole ve Rev. Emily J. Lemole, Mrs. Susan L. Asplundh ve Mrs. Martha M. Asplundh da sayılmaktadır. Vakfın Destekçiler Topluluğu’nda Mr. & Mrs. Reed K. Asplundh Asplundh Foundation, Rev. & Mrs. Kurt H. Asplundh Rev. Chuck E. Blair & Mrs. Susan L. Asplundh isimleri de mevcuttur.
M. Öz, 2022’de Pensilvanya’dan senatör adayı iken, yaşadığı Güney Florida’da eşinin ailesine ait Pensilvanya merkezli Asplundh Tree Experts Co. Şirketinin ve Palm Beach’teki süper zengin komşularının maddi desteğini almıştır. Kuruluşu 1930’a dayanan şirketin kurucu ortağı M. Öz’ün eşi Lisa Lemole Öz’ün dedesi Carl Hj. Asplundh’tur. Şirket, ABD’deki en büyük özel şirketlerden biri olarak Forbes’a göre 2021’de çoğunlukla federal ve eyalet hükümet kaynaklarından olmak üzere 4,7 milyar dolar gelir elde etmiştir. Lisa Öz’ün; babası Gerald Lemole Sr. ABD’deki ilk kalp nakillerinden birini gerçekleştiren ekipte yer almasıyla ünlü bir doktor ve annesi Emily Jane Asplundh Lemole, Palm Beach’te birkaç mülke sahipken dedesi Carl Hj. Asplundh Jr. gayrimenkul anlaşmalarına milyonlarca dolar yatırım yapmıştır.
M. Öz’ün siyasi seçim kampanyasına, kayınpederi Dr. Gerald Lemole Sr. en az 1,5 milyon, kayınbiraderi Dr. Michael Lemole 10.000 ve Gwendolyn Asplundh 50.000 dolar bağışlamıştır. Palm Beach’ten; Yahudi iş adamı Nelson Peltz 800.000, diğer 11 kişi ise toplam 567.000 dolar bağışta bulunmuştur.
Özetle; Yeni Kilise üyesi Asplundh ve Lemole soyadlı şahıslar, ABD’de uzun yıllar bu öğretileri şov programları ve kitaplarıyla “üstü kapalı olarak” çok geniş kitlelere aktaran ünlü Türk asıllı cerrah ve politikacı Mehmet Öz’ün eşinin ailesidir.
M. Öz ve Yeni Kilise iltisakına dikkat çekenlerden ABD’li matematikçi, mentalist ve yazar Martin Gardner’ın, ölmeden 10 gün önce yazdığı bir yazısına göre; New Age ile ilgili yayınlardan Spirituality & Health dergisinin Kasım-Aralık 2007 sayısında, Dr. M. Öz, eşi L. Öz ve Swedenbogçu rahip Jonathan S. Rose’un birlikte yazdıkları, “Mehmet Öz Öğretmenini Buluyor” başlıklı bir makale yayınlanmıştır. M. Öz özetle, eşi olacak Lisa Lemole’un onu Swedenborg teolojisiyle nasıl tanıştırdığını anlatmıştır.
M. Öz muhtelif açıklamalarında; “Dinimiz benim için asla büyük ilgi konusu olmadı. Laik bir Müslüman olarak yetiştirildim… Tıp fakültesindeki ilk yılımın ortalarına kadar hayatın daha derin sorularıyla mücadele etmeye bile başlamamıştım. Ancak kopukluklar hızla birikti. Her birimizin aldığı kadavranın kalbinde birçok ince anatomik yapı vardı, ancak hiçbir ‘ruh’ asla çizilmemişti. Harika öğretmenler bana beynin iç işleyişini gösterdi, bu yüzden nasıl hatırlayabildiğimizi, arzulayabildiğimizi ve hareket edebildiğimizi anladım, ancak sevginin yerini bulamadım… Bedenlerimize dair yeni bulduğum içgörülerimi ve hepimizin sahip olduğu daha derin ruhsal özlemleri uzlaştırmama yardımcı olacak bilimsel bir gerekçeye açlık duydum. Yardım, 18. yüzyıldan kalma bir İsveçli filozoftan geldi. Hayatımın içine sonradan sokulacak birçok dönüşümsel fikirde olduğu gibi, öğretmen gelecekteki eşimdi. Lisa ile tanıştıktan kısa bir süre sonra, bana cennet ve cehenneme (ve tabii ki onlarla karıştırılmaması gereken evliliğe) dair içgörüler sundu ve bu içgörüler statükomu sorguladı. Jung, Blake, Goethe, Emerson, Dostoyevski, Balzac ve hatta Helen Keller’in Swedenborg’dan derinden etkilendikleri ortaya çıktı. Lisa, bu önde gelenlerin tavsiyelerinin, modern teolojide nadiren tartışılsa da genellikle yetersiz aydınlatılmış bir alanda ‘hâlâ arayışta olanlara manevi bir ışık sağlayabilecek bir figüre’ olan ilgimi uyandırmaya yeteceğini savundu. Kabul ettim ve Lisa’dan başka bir randevu istedim. Birçok yazısıyla temas kurduğumda, onun ‘derin içgörülerini’ ve bunların doğrudan hayatıma nasıl uygulandığını anlamaya başladım. İlk bakışta, Swedenborg’un öğretilerinin çoğu tanıdık geliyor: tek bir Tanrı fikri, sonsuz ve mutlak; ahiret inancı, ilahi vahiy kaynağı olarak İncil’e güvenme. Bunlar çoğu Batı inancına tanıdık ilkelerdir. Benliğin yanılsamasının üstesinden gelme ve hem ruhsal hem de doğal dünyalardaki her şeyin derin bir şekilde birbirine bağlı olması konusundaki vurgusu, ‘Budist düşünceyle o kadar yakından örtüşüyor ki’ Zen ustası Suzuki ona Kuzeyin Buda’sı diyordu… Örneğin, Lisa ve ben evlendiğimizde, törende ‘ölüm bizi ayırana kadar’ diye bir şey yoktu. Swedenborg, gerçek evliliğin sonsuza kadar sürdüğünü öğretti. Swedenborg’a göre, erkekler ve kadınlar her biri ‘İlahi’nin kısmi bir karşılığıdır ve ‘birleşmeleri sayesinde Tanrı’nın suretine en mükemmel şekilde yaklaşırlar.’ Göksel evlilikler, iki birey arasında oluşan derin ruhsal bağlardır, sonsuz bir şekilde büyüyen ve yenilenen ebedi ilişkilerdir. Bunlar, yeryüzündeki bizlerin hayal bile edemeyeceği bir düzeyde huzur, masumiyet, dostluk, şakacılık ve evet, cinsel coşku içerir. Her birimizin benzersiz yeteneklerimiz ve arzularımızla ilişkili bir amacımız olduğu fikri ve ‘ilahi insan’ kavramı benim için özellikle ilgi çekiciydi. Seçici kurtuluş fikriyle her zaman sorun yaşadım. Şefkatli bir Tanrı, çocuklarını sadece ‘yanlış inançta’ doğdukları için nasıl kınayabilir? Her şeyi seven bir Tanrı, bu sevgiyi sadece seçilmiş birkaç kişiye nasıl göstermeyi seçebilir? Swedenborg, Tanrı’nın hepimizi sevdiğini ve ‘çeşitli dinlerin ihtiyaçlarımıza en uygun şekilde ona yaklaşmamıza izin verdiğini’ öğretti. Hepimizin cennet için doğduğunu ve kaderimizi belirleyen şeyin inandığımızı iddia ettiğimiz şey değil, sevdiğimiz şey olduğunu savundu. Tanrı sonsuzdur. Biz değiliz. ‘Aramızdaki en zeki veya aydınlanmış olanlar bile İlahi’yi tam olarak kavrayamaz’, bu yüzden Tanrı’ya bakış açımız ruhsal olarak kim ve nerede olduğumuza göre belirlenir. Her din, takipçileri için benzersiz ve harika bir şey sunar ve Tanrı’yı ve komşumuzu sevmeye odaklandığında cennete yol açabilir. Ayrıca, Swedenborg ‘Tanrı’nın bizi asla yargılamadığını’ iddia etti. Sınırsız merhametiyle Tanrı, egemen sevgilerimize dayanarak en mutlu olacağımız yeri seçmemize izin verir. Eğer Tanrı’yı ve diğer insanları seversek, o zaman cennet bizim için ölçülemez bir neşe yeridir. Öte yandan, ‘sadece kendimizi sever ve yalnızca dünyanın zevklerini arzularsak, o zaman cehennem en rahat olduğumuz yerdir’. Orası cehennemdir çünkü başkalarına zarar verme yönündeki kötü arzularımızı yerine getirmemiz engellenir. Swedenborg’un tanımladığı ‘melekler ayrı bir tür değil, yeniden doğmuş insanlardır’… Bu, egonun bencil arzularını bir kenara bırakarak ve kendimizi ilahi takdirle uyumlu hale getirmeye çalışarak elde edilir. Swedenborg, İncil’i Yahudi ulusunun tarihi veya ahlaki hikayeler ve kadim yasalar koleksiyonundan daha fazlası olarak gördü; onu insanın durumu için ayrıntılı bir metafor olarak gördü. (İncil’de) Her hikaye -aslında her kelime- ruhsal hayatımızdaki bir şeyi temsil eder. Bu onun ilahi özüdür. Örneğin, İsrailoğulları’nın 40 yıl boyunca çölde dolaşması, kendimizi kaybolmuş ve umutsuz hissettiğimiz kendi kriz dönemlerimizi yansıtır. Mısır’daki kölelikleri, bizim dünyevi bilgi ve zevklere olan bağımlılığımızla paraleldir. Bu daha derin vahiyler, hikayeler ahlaki açıdan belirsiz veya hatta kendi içinde çelişkili göründüğünde özellikle aydınlatıcıdır. Bu ‘bana Kutsal Kitap hakkında hoş bir yeni bakış açısı kazandırsa da’ en faydalı bulduğum şey Swedenborg’un acıya dair açıklamasıydı. Swedenborg’a göre, Tanrı kötülüğe yalnızca ruhsal özgürlüğümüzü korumak için izin verir, çünkü özgürce seçilmeyen iyilik hiç de iyi değildir. O, ortaya çıkan acıyı asla istemez, ancak sürekli olarak acıyı büyüme ve sınırları aşma fırsatlarına dönüştürür. Tanrı, doğal sağlığımızı ve mutluluğumuzu düşünürken, ruhsal refahımızı daha da yüksek bir öncelik olarak görür. Maddi dünyadaki mücadelelerimiz ve sıkıntılarımız, bize ‘saf ruh olan gerçek doğamızı’ hatırlatmanın yollarıdır. Bir hekim olarak, hastalarımla hem fiziksel hem de ruhsal düzeyde bağlantı kurmaya çalışıyorum çünkü gerçek şifa asla sadece bedeni iyileştirmekle ilgili değildir. Nadiren ismini ansam da Swedenborg bunu benim için kolaylaştırdı” demiştir.
ABD’li Katolik gazeteci-yazar Susan Brinkmann ise 2011’de bir blog yazısında; “Kitaplarında tıbbı bilgileri New Age, enerji tıbbı, yoga ve Tai Chi’ye övgülerle harmanlayan M. Öz ile Reiki ustası eşi L. Lemole’in Swedenborg’un takipçilerinden olduklarını, M. Öz’ün Kaliforniya’nın mega-papazı Rick Warren ve Yeni Çağ’ı savunan iki doktorla bir işbirliği yaptığını, Dr. Daniel Amen’in Hindu mistik yaklaşımları ve Doğu meditasyonunu öğrettiğini, Dr. Mark Hyman’ın ise Budist prensiplere dayalı meditasyonu savunduğunu” aktarmıştır.
M. Öz’ün, Kuzey Amerika Swedenborg Kilisesi’nin yayın organı The Messenger’in Eylül 2012 sayısında, Kilise etkinliğinde çekilen fotoğrafı bulunmaktadır.
M. Öz, 2013 yılında bir Dr. Oz Show programının “İnançlı Cumalar” (Faithful Fridays) bölümünde, Swedenborg Vakfı’nın “bireylerin cennette daha büyük bir bütünün parçası olma biçimini” anlatan “You Are the Lungs” (Siz Akciğerlersiniz) adlı videosunu yayınlamış; kalbin sevgiyi, akciğerlerin ise inancı ve düşünceyi temsil ettiğine dikkat çekmiştir.
ABD sağlık kurumlarından The Centers for Medicare & Medicaid Services’in başına getirilen M. Öz; Müslüman olduğunu zaman zaman dile getirmekle birlikte, 18 Nisan 2025’te Oval Ofis’te Başkan Trump’ın önünde, Sağlık Bakanı Robert Kennedy Jr. tarafından Senato’da İncil üzerine el basarak yemin ettirilmiş ve göreve başlamıştır.
M. Öz, 2022’deki senatör adaylığında Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonundan 3 milyon dolardan fazla reklam harcaması almıştır. Bu süreçte, Müslüman olması ABD kamuoyu için sorun yaratabileceğinden, kampanyasında “Kendisini İslam’dan açıkça uzaklaştırmadığını, eşinin Hristiyan olduğunu ve çocuklarının Hristiyan olarak yetiştirildiğini” vurgulamıştır. Mehmet Öz Pensilvanya/Bryn Athyn’deki Yeni Kilise’de, oğlu Oliver Mustafa Öz, 2023’te Delaware/Wilmington’da Anglikan-Episkopal cemaatin Christ Church Christiana Hundred Kilisesinde evlenmiştir. Mehmet Öz bir röportajında, “Müslüman kimliğiyle mücadele ettiğini, anne tarafının laik, baba tarafının daha İslami bir kesimden geldiğini, eşi L. Öz’ün benimsediği İsveç Protestanlığı ve Swedenborg yanlısı akımın Mevlâna sufiliğine benzediğini” söylemiştir.
Sonuç ve Değerlendirme
Yeni Kilise cemaati, ortaya çıkışı ve gelişimiyle, insanoğlunun “inanç sistemi yaratımının” iyi bir örneğidir.
Swedenborg’un ölümünden sonra bu sisteme yapılan girdilerin yönü ve miktarı ayrıca incelenmelidir.
Diğer inançlarla diyalog-ilişkileri, cinsel tercihler gibi çeşitli insani yönelimlere hitap etme çabaları ve yayılma eğilimi dikkat çekicidir.
ABD’deki üyelerinin zengin ve köklü ailelere dayanan profili, görünürlüğünü olumlu yönde etkilemektedir. Bu ailelerin siyasete de ilgili oldukları anlaşılmaktadır.
Öğretinin kaynağı Emanuel Swedenborg’un ise, hayat hikayesi ve kişilik yapısıyla tartışmaya açık pozisyonu devam etmektedir.
E. Swedenborg’un okültizme-ezoterizme dayalı yapısı, genellikle “gizli-örtülü bilgiye” ulaşma çabalarını tahrik etmiş, doğaüstü-mistik inanç ve uygulamalarını belirgin bir şekilde sistemleştirebilmiştir.
Şahsın durumunun, döneminin savaşları, diplomasi manevraları, sırları, gizemleri, kapalı devre örgütleriyle birlikte değerlendirilmesi anlaşılmasına katkı sağlayabilecektir.
Mehmet Öz’ün Swedenborg’un meşhur takipçileri arasında özel bir yere geldiği; televizyonda uzun süre devam eden şov programı, videoları ve kitapları sayesinde yüzlerce milyon insana ulaşırken, kaynakları arasındaki Swedenborg öğretisini çoğunlukla gizlediği veya diğer kaynaklarla harmanladığı belirtilebilecektir.
Kaynaklar:
- Heaven and Hell (Gök ve Cehennem) https://swedenborg.com/product/heaven-and-hell-nce/
- Divine Providence (İlahi Öngörü) https://swedenborg.com/product/divine-providence-nce/
- Other Planets (Diğer Dünyalar) https://swedenborg.com/wp-content/uploads/2017/11/NCE_OtherPlanets.pdf
- Life Members of the Swedenborg Foundation https://swedenborg.com/wp-content/uploads/2026/05/OD_AnnualReport_2025.pdf
- Contributors for the Year 2025 The Swedenborg Foundation’s Patron Society https://swedenborg.com/wp-content/uploads/2026/05/OD_AnnualReport_2025.pdf
- Martin Gardner’ın Yazısı https://www.swedenborgstudy.com/articles/life-on-planets/mg10.htm
- Susan Brinkmann’ın Yazısı https://www.womenofgrace.com/blog/477
- Mehmet Öz Öğretmenini Buldu https://skepticalinquirer.org/2010/09/swedenborg-and-dr-oz/
- Ünlü Swedenbogçular https://swedenborg.org/explore/history/notable-swedenborgians/
- Mehmet Öz’ün Senato Adaylığının Finansörleri https://www.floridabulldog.org/2022/10/florida-money-connection-dr-oz-pennsylvania-senate-race/
- Emanuel Swedenborg, Secret Agent on Earth and in Heaven: Jacobites, Jews and Freemasons in Early Modern Sweden https://maypoleofwisdom.com/wp-content/uploads/2022/12/emanuel-swedenborg-secret-agent-on-earth-and-in-heaven-jacobites-jews-and-freemasons-in-early-modern-sweden-marsha-keith-schuchard-z-lib.org_.pdf
- ABD’de Trump Devri ve Sağlık Paradigması https://www.baskentstratejienstitusu.org/abdde-trump-devri-ve-saglik-paradigmasi/
- Doktor Mehmet Öz’ün Türkiye Yatırımları https://www.baskentstratejienstitusu.org/doktor-mehmet-ozun-turkiye-yatirimlari/
- 2002 Journal of The Swedenborgian Church https://swedenborg.org/wp-content/uploads/2023/02/2022-Journal-PUBLIC.pdf
- SCNA 2025 Journal https://swedenborg.org/wp-content/uploads/2026/03/2025-SCNA-Journal_Online-PDF-.pdf
- The Messenger https://swedenborg.org/wp-content/uploads/2018/04/2012_09Messenger.pdf
- Bloom Haven Spiritual Community Center https://bloomhavenscc.org/
- Emanuel Swedenborg https://sv.wikipedia.org/wiki/Emanuel_Swedenborg
- Emanuel Swedenborg’un Cennet ve Cehennem Anlayışı https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1318828
- İsveç Köfte https://web.archive.org/web/20220712034210/https://twitter.com/Sweden/status/990223361648275456
- Asch Deneyi https://tzv.org.tr/uncategorized/suru-psikolojisinin-etkisini-gosteren-meshur-asch-deneyi/
- Siz Akciğerlersiniz https://swedenborg.com/swedenborg-foundation-video-featured-dr-oz/
- Mehmet Öz Göreve Başladı https://www.baskentstratejienstitusu.org/abdde-trump-devri-ve-saglik-paradigmasi/