…
BÖLÜCÜ TERÖR VE ŞİDDETİN GELDİĞİ NOKTA
Bölücü Terör Örgütü (BTÖ)’nün başlangıç stratejisi, uzun süreli halk savaşı sonunda, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşmasının da öngördüğü şekilde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “Kuzey Kürdistan”ı kurmak ve yaşatmaktı. PKK isimli kanlı terör örgütünün vazifesi bu idi.
BTÖ bu vazifeyi dört safhada gerçekleştirmeyi plânlamıştı.
Birinci Safha: Sosyal ve kültürel hakların elde edilmesi,
İkinci Safha: Özerk ve bağımsız bir yönetim sisteminin tesisi,
Üçüncü Safha: Ülke topraklarında Kuzey Kürdistan’ın kurulması,
Dördüncü Safha: Dört parçalı (Irak, Suriye, İran, Türkiye) “Birleşik Ortadoğu Kürdistan” devletinin kurulması.
Örgütün başlangıç stratejisinde vurgu yapılan “uzun süreli halk savaşı”ı örgüt tarafından bir konsept olarak ele alınmış ve kendi içinde dört bölüme ayrılmıştı.
-Stratejik savunma
-Stratejik denge
-Stratejik taarruz
-Siyasallaşma
Terör örgütü kurulduğu günden beri terörle şiddetle ve silahla, “stratejik savunma” hiçbir zaman yapamadı, yapamazdı da zaten. Bununla birlikte “stratejik denge”yi de kuramadı ve “stratejik taarruz”a ise hiç geçemedi. Zira karşısında buna fırsat tanımayan güçlü güvenlik kuvvetleri vardı.
Bu durum, örgütün başlangıç stratejisinin belirlemesinde, yani daha işin başında anılan stratejinin eksik ve yanlış olduğunu ortaya koyuyor.
Bunun kanıtı olarak bu kanlı örgüt; yaklaşık kırk yılın sonunda çözülmenin, dağılmanın ve etkisizleşmenin eşiğine geldi.
Peki sonra ne oldu?
ABD ve Batı’nın devreye girmesiyle, meseleye “sihirli bir değneğin” temas ettiği görüldü.
Birdenbire “Terörsüz Türkiye” adı altında “siyasallaşma” çığlıkları atılmaya başlandı.
Başlangıç stratejisindeki tüm safhalarda başarısız olan, hatta dağılma ve çözülme sürecine giren örgüt, birdenbire siyasallaşarak, şimdiye kadar silahla ulaşamadığı hedeflere “Terörsüz Türkiye Süreci” ile ulaşma çabası içerisine girdi. Aslında meselenin özü ve bugün geldiği nokta budur.
Bu uğurda komisyonlar kuruldu, raporlar yazıldı, terörist başının ziyaretine gidildi, bununla da kalmadı, bu dönemde bebek katili bir cani için TBMM’de slogan bile atıldı. Halkın kahir ekseriyetinin onaylamadığı “çerçeve yasa” adı altında teröristlere af getiren yasa onaylandı. Tüm bunlar siyasetin tek başına aldığı kararlarla gerçekleştirildi.
Şimdi yeni Anayasa hazırlıkları yapılıyor. Halen iş başındaki siyasi iktidarın bir daha seçilememe kaygısıyla öteden beri yeni Anayasa çalışmaları hızlandırılıyor.
Yeni Anayasa’dan murat edilen değişikliklerin bu ülkenin hayrına olamayacağı çok açıktır. Anayasanın ilk dört maddesi dışında, özellikle 42. ve 66. Maddeleri üzerinde değişiklik düşünmek, bu ülkeye ve Cumhuriyete yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Bölücü örgüt yandaşları ne yapıyor?
Çıkarılan af yasası niteliğindeki çerçeve yasanın ardından, bundan da cesaret alarak son yaptıkları kanunsuzlukların başında, aldıkları talimatla Van ve Diyarbakır’da sokaklara, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak, Anayasa’yı ilga etmek için terörist eylemlerde bulunan ve Türk güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getiren teröristlerin resimlerini asmak, bu amaçla o bölgede kurulan sözde taziye çadırlarında şov yapmak geliyor.
Asayişsizliği yıllardır alışkanlık haline getiren, sürekli kamu düzenini bozan ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden bu güruhun, ne yazık ki halen Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşımaları çok acıdır ve meselenin bir başka hazin boyutudur.
Diğer yandan bu kanunsuz eylemler, halen yürürlükteki kanunlarımıza göre suçtur. Bununla birlikte, sorumsuz siyasetin bizi öfkeye ve kine yöneltmesine izin verilmemelidir. Hukuk içinde gereği yapılmalıdır.
Bu vahim tablo karşısında ne yapılmalıdır?
– Her şeyden önce karşınızdaki zümrenin, grubun veya güruhun uluslararası hiçbir hukuki statüsü olmayan ve verdiği sözün hiçbir zaman arkasında durmayarak güven vermeyen, terör ve şiddetten beslenen bir kitle olduğu göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla “silah bıraktık” yalanına inanılmamalıdır. Kaldı ki, Kandil’deki üst düzey teröristlerin tamamı silah bırakmadıklarını alenen ifade etmekten çekinmemektedirler.
– “Terörsüz Türkiye” ile “PKK’nın siyasallaşması” birbirinden kesin biçimde ayrılmalıdır.
Silah bırakmak başka, terör örgütünün siyasi statü ve meşruiyet kazanması, temsil makamına ve otoriteye dönüşmesi başkadır. [*]
– Örgütün emellerinden vazgeçtiği açıkça ortaya konulmalı, üniter devlet yapısı, anayasal düzen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği pazarlık konusu yapılmamalıdır. [*]
– Kürt vatandaşlarımızla bölücü örgüt bahanesiyle aramızda duygusal kopuşa izin verilmemelidir. Kürt vatandaşlarımız ile bölücü örgüt arasındaki ayrım eskiden olduğu gibi çok daha güçlü kurulmalıdır.
– PKK’nın Kürtleri temsil ettiği asla kabul edilmemeli, Kürt vatandaşlarımızın yıkıcı-bölücü-ayrılıkçı emel ve niyet taşımayan demokratik, ekonomik, kültürel ve siyasi talepleri terör örgütünden bağımsız biçimde ele alınmalıdır. [*]
Sonuç olarak, terör zaten ülkede bitme noktasına gelmiştir. BTÖ, kendi ayakları üzerinden ayakta duran bir yapı olmaktan çıkmış, bölgesel ve küresel bazı devlet ve güç odaklarının aparatı haline gelmiştir.
Çözüm, ne terör örgütüne mücadele etmeden teslim olmak, ne de mücadeleyi yeniden başlatmaktır.
Çözüm, terörün silahını sustururken stratejik emellerinin de önünü kesmek; Kürt vatandaşlarımızın hak ve hukukunu PKK’nın vesayetinden kurtarmak; Türkiye’nin üniter devlet yapısını, egemenliğini ve siyasi iradesini tartışma konusu olmaktan çıkarmaktır. [*]
Değerlendirme
Strateji, hedefe ulaşmak için izlenen yoldur. Hedef ise stratejinin anahtarıdır. Stratejinin olmazsa olmaz üç ayağı vardır. “Kuvvet, Zaman, Mekân.” Bunlardan biri eksik olursa başarısız olunacağı aşikârdır.
O nedenle BTÖ’nün silahla ulaşamadığı hedeflere, bugün ısrarla Batı ve ABD’nin maşası olarak ulaşmak istediğinden bahsediliyor.
Türkiye’nin üniter ve millî devlet yapısı, anayasal düzeni ve Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin pazarlık konusu yapılmaması bizim için esas prensiptir, bir başka ifade ile kırmızı çizgimizdir.
Gelinen aşamada bu kanlı örgütün hedefine ulaşmak için kullandığı anahtarın ve halihazırda kullandığı dilin, o kilidi açmayacağı ve hiçbir zaman açamayacağı, bu nedenle başarıya ulaşma imkân ve kabiliyetinin olmadığı, bu kapsamda şayet yeni bir Anayasa yapılarak milletin karşısına çıkıldığı takdirde, bunun Türk Milletinin engeline takılarak kabul edilmeyeceği ve onaylanmayacağı değerlendirilmektedir.
[*] @abdullahagar2
- BÖLÜCÜ TERÖR VE ŞİDDETİN GELDİĞİ NOKTA - 31 Ağustos 2026
- SON GAZİ YAKUP SATAR - 8 Temmuz 2026
- BU YIL TÜRK KARA KUVVETLERİNİN KURULUŞUNUN 2235. YILI - 27 Haziran 2026
- SİYASET MESELENİN “ZARFI” İLE UĞRAŞIYOR - 17 Haziran 2026
- DÜNYAYI ETKİLEYEN SAVAŞTA İKİ AY GERİDE KALDI - 1 Mayıs 2026
- MİLLÎ EĞİTİMİMİZİN HÜZÜNLÜ GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ - 6 Nisan 2026
- YALNIZ KALMAK VE YALNIZLIK ÜZERİNE - 24 Mart 2026
- ORTADOĞU’DA VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER - 6 Mart 2026
- “TÜRKLÜK” BİR ÇATI KAVRAMDIR - 26 Şubat 2026
- ORTAK RAPOR AÇIKLANDI - 19 Şubat 2026