…
FIRSATÇI EMPERYALİST ÜLKELERİN, İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN KIBRIS MERKEZLİ DOĞU AKDENİZ’DE YIĞINAKLANMASI
ABD/İsrail-İran savaşı devam ederken, 1-2 Mart 2026 gecesi, İngiltere’nin Kıbrıs’ta bulunan egemen üs bölgesi Akrotiri’ye saldırı gerçekleşmiştir. İran tarafından düzenlendiği iddia edilerek, Kıbrıs adası, dolayısıyla Doğu Akdeniz; Güney Kıbrıs Yönetimi (GKRY)’nin sözde daveti ile fırsatçı Avrupa ülkeleri, İsrail ve Yunanistan tarafından hava, deniz ve kara unsurları ile yığınaklanma gerçekleştirilerek adeta askeri abluka altına alınmıştır.
Doğu Akdeniz ve özelinde Kıbrıs, tarih boyunca dünyanın en önemli jeostratejik ve jeopolitik merkezi olmuş ve olmaya da devam edecektir. Avrupa-Balkanlar, Karadeniz ve kuzeyi bölgesi, Kafkaslar, Ortadoğu-Basra bölgesi ve Kuzey Afrika’da meydana gelen her gelişme, stratejik konumu nedeniyle Doğu Akdeniz’in güvenliğini doğrudan etkilemiştir.
Doğu Akdeniz, konumu nedeniyle bugün de devam eden savaşın doğrudan “etki alanı” içine girmiştir.
Egemen üs bölgesine yapılan saldırı nedeniyle, İngiltere’nin kendi topraklarının güvenliği için savunma tedbirlerini almak istemesi son derece haklı bir gerekçe olduğu kabul edilebilir. Söz konusu egemen üs bölgeleri, Kıbrıs 1960 antlaşmaları kapsamında, tamamen kendi toprağıdır. Bu bölgeler içinde GKRY’nin mülkü bulunmadığı gibi hiçbir hukuki ve idari yetkisi de yoktur. Ancak GKRY, saldırının kendisine yönelik olduğunu bahane ederek Yunanistan ve AB ülkelerinin silahlı kuvvetlerinin unsurlarını Ada’ya davet etmiştir. GKRY’nin davetiyle Ada ve Doğu Akdeniz’de ülkelerin yaptıkları konuşlanma;
- İngiltere; HMS Dragon destroyeri, Wildcat helikopterleri ve 6 adet F-35 savaş uçağı,
- Yunanistan; HS KIMON ve HS PSARA fırkateynleri, 4 adet F-16 savaş uçağı (Baf Hava Üssü), radarlar ve hava savunma silah ve sistemleri, Ege Bölgesinde Kerpe Adası ile Limni Adasına Patriot hava savunma sistemi,
- Fransa; Charles de Gaulle uçak gemisi,
- İspanya; Cristobal Colon fırkateyni,
- Hollanda; Zr.Ms. Evertsen fırkateyni,
- İtalya; bir adet firkateyn,
- İsrail; Baf,Ağrotur ve Dikelya üslerinde sayısı belirlenemeyen savaş uçağı, tanker uçakları ve lojistik unsurlardır.
Avrupa Birliği (AB) yetkilileri tarafından “GKRY hedef alınmamış olsa da herhangi bir tehdide karşı üye devletlerimizle kolektif, kararlı ve kesin bir şekilde yan yana oldukları” açıklaması yapılmıştır.
Ancak İngiltere bir AB üyesi değildir. Bu nedenle, AB’nin GKRY’nin güvenliği kapsamında yaptıkları açıklamanın gerekçesi sağlam temellere dayanmadığı gibi, Kıbrıs Garanti ve İttifak antlaşmalarına da tamamen aykırıdır.
Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin GKRY’ye yönelik sergilediği yoğun destek ve heyecan, hukuki ve stratejik gerçeklerle örtüşmediği görülmektedir. Netice itibariyle, söz konusu olayların yaşandığı alanlar, 1960 Kuruluş Antlaşmaları uyarınca İngiltere’nin tam egemenliğine tabidir ve Birleşik Krallık’ın Brexit sonrası statüsüyle de teyit edildiği üzere AB topraklarının parçası değildir. Bu açılardan AB’nin ne yapmak istediğini anlamak gerçekten güç olmaktadır.[1]
Emperyalist ülkelerce, Kıbrıs ve çevresi ile Doğu Akdeniz’de yapılan söz konusu yığınaklanmanın, savaş kapsamında icra edilen bir savunma tedbiri olduğunu düşünmek, açıkça stratejik öngörüsüzlük demektir. Burada esas amacın AB’nin, Yunanistan, İngiltere ve İsrail’in, Doğu Akdeniz’de, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatleri aleyhinde olacak şekilde bölgeye yerleşerek egemenlik elde etme hedeflerinin bulunmasıdır.
Bölgede meydana gelen gelişmeleri ve askeri tertiplenmeyi ABD, Yunanistan, İngiltere, AB ve İsrail’den bağımsız düşünmemek gerekir. Bugünün taşlarının geçmişte döşendiği bir gerçektir. Söz konusu ülkeler, tarihi süreç içerisinde dünyanın jeostratejik merkezi olan Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e hâkim olma gayreti içinde olmuştur.
Yakın zamanda, ABD, GKRY ile 9 Eylül 2024’te, “Savunma Alanında İşbirliğinin Geliştirilmesi Yönünde Bir Yol Haritası” antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma, 10 Eylül 2024’te ABD Savunma Bakanlığı tarafından duyurulmuştur.
Bu gelişme üzerine Türkiye Dışişleri Bakanlığı 11 Eylül 2024’te yaptığı açıklamada;
- “ABD ile GKRY arasında savunma alanında iş birliğinin geliştirilmesi yönünde bir yol haritası imzalanmasını kınamış,
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığınca konuya ilişkin olarak yayımlanan açıklamada belirtilen görüşleri paylaşmış, KKTC makamlarının ortaya koyduğu haklı tepkiyi tümüyle desteklediğini belirtmiş,
- ABD makamlarınca, Haziran (2024) ayında GKRY ile stratejik diyalog başlatılacağının açıklanması da dahil, Kıbrıs Türk tarafının güvenliği hilafına atılan bu adımların, ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsız tutumuna zarar verdiği ve Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasını güçleştirdiği ifade edilmiş,
- Bu çerçevede, bölgesel istikrara zarar verebilecek politikaların gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanmış,
- Anavatan ve Garantör devlet Türkiye, Kıbrıs Türkünün güvenliğini ve refahını her koşulda sağlamaya devam edeceği” belirtilmiştir.
KKTC Dışişleri Bakanlığı da aynı tarihte konu ile ilgili yaptığı açıklamada;
- “ABD’nin son dönemde Rum tarafına artan bir şekilde vermekte olduğu desteğin son örneği olan bu anlaşmanın, iki taraf arasında temel güvenlik kaygıları ile ilgili yapılabilecek iş birliği unsurlarını kapsadığı ifade edildiği,
- Anılan yol haritasının en çarpıcı unsuru olarak, iki tarafın askeri güçleri arasında birlikte çalışabilirliğin ilerletilmesi hususu dikkat çektiği,
- ABD Donanmasına ait savaş gemilerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne gerçekleştirdiği “liman ziyaretleri”, iki taraf arasındaki “stratejik ortaklığın” ileriye götürülmesi yönünde atılan adımlar ve ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne uyguladığı silah ambargosunu kaldırma kararının her yıl yenilenmesi,
- Özellikle son dönemde ABD’nin Rum tarafına verdiği yanlı desteğin somut göstergeleri olduğu,
- Bu tehlikeli desteğin özellikle Kıbrıs’ın da bulunduğu Doğu Akdeniz bölgesinde, tüm dengeleri bozma pahasına doğurabileceği tehlikeler tarafımızca birçok kez ortaya konduğu,
- ABD, tüm riskleri göze alarak Rum tarafına verdiği yanlı desteği sürdürmeyi yeğlemekte olduğu,
- Kıbrıs meselesinde artık açık bir taraf olarak gördüğümüz ABD’yi sağduyu ile hareket etmeye; bölgedeki hassas dengeleri değiştirme çabalarına son vermeye ve Kıbrıs konusundaki tarafgir tutumunu sona erdirmeye davet edildiği,
- Tüm bu gelişmeler karşısında Kıbrıs Türk halkı aleyhinde oluşabilecek bir tehdit unsuruna karşı her daim hazırlıklı olduğumuzu ve Anavatan Türkiye ile birlikte gerekli görülebilecek adımları atma hakkımızı saklı tuttuğumuzu da ifade etmek isteriz” şeklinde görüşlerini ifade etmiştir.
Rum kesimi, Kıbrıs Cumhuriyeti Garantörlük ve Kuruluş Antlaşmalarına aykırı olarak Yunanistan, ABD, Fransa, İsrail, İngiltere, Ermenistan, Hindistan ile diğer bazı devletlerle farklı tarihlerde savunma iş birliği anlaşması imzalamış, askeri eğitim ve tatbikatlar icra etmiş, bazı ülkelere deniz ve hava üslerini tahsis etmiştir.
Bununla birlikte, İsrail Başbakanı B. NETANYAHU, 22 Şubat 2026 tarihinde, Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve ismi henüz zikredilmeyen Arap, Afrika ve Asya ülkelerinden oluşan “altıgen” ittifakı açıklamıştır. Hedef; Türkiye’yi Kıbrıs’tan uzaklaştırmak, Doğu Akdeniz’de çevreleyerek Anadolu’ya hapsetmek ve bölgede egemenliğini pekiştirerek yayılmacılığını gerçekleştirmektir.
Yunanistan’ın maksadı ise bilindiği üzere Kıbrıs’ta enosisi sağlamak ve Doğu Akdeniz’e yerleşmektir.
Kıbrıs Cumhuriyeti Garanti Antlaşmasının 1’inci maddesine göre;
- “Kıbrıs Cumhuriyeti, tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder (sorumluluğunu yüklenmekte),
- Bu maksatla, adanın gerek birleşmesini gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar,
2’nci Maddesine göre de;
- Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’inci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu tanırlar ve garanti ederler,
- Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler” hükümleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla,
- GKRY ile Yunanistan’ın Kıbrıs adasında tek yanlı girişimleri,
- Son dönemde, ABD,AB ülkeleri, İngiltere ve İsrail’in savunma ve güvenlik ihtiyacı öne sürülerek Ada’da, Doğu Akdeniz’de, yapılan askeri yığınaklanma ve iş birliği adı altında yürütülen bütün faaliyetler uluslararası bir antlaşma olan Garanti Antlaşmasının açık hükümlerine tamamen aykırıdır.
Ada’da savunma ve güvenlik ile diğer alanlarda alınması öngörülen tedbirler ve icra edilecek faaliyetler, Kıbrıs’ın bütününü kapsayacak şekilde Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğündedir. Yunanistan ve GKRY, sadece Rum bölgesini esas alan herhangi bir bağlayıcı tasarrufta bulunamaz; ilgili antlaşmalara aykırıdır.
Yunanistan ve GKRY, 1997 yılında da bugünküne benzer girişimlerde bulunarak Ada’da statükoyu bozucu ve güvenliği tehdit edici faaliyetlere yönelmiştir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kasım 1993’ten itibaren “Ortak Savunma Doktrini”ni ilan etmiş ve uygulamaya koymuştur. Doktrin, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hareket sahalarını daraltmaya çalışma, Kıbrıs-Rodos-Girit üçgeniyle Türkiye’yi çevreleme, Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasındaki bağı koparma amacı güden bir doktrindir. Yunanistan’ın, Trakya’dan Gazi Mağusa’ya kadar uzanan bölgeyi doğal hayat sahası olarak kabul etmesi; Doğu Ege Adaları ile Güney Kıbrıs arasında birleşmeye giderek Helenizm birliğini sağlama felsefesi üzerine oturtulmuştur.
Doktrin çerçevesinde iki proje devreye sokulmuştur;
- Birincisi, adada Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nce kullanılacak şekilde deniz ve hava üslerinin kurulmasıyla ilgilidir.
- İkincisi, Rusya Federasyonu’ndan satın alınan S-300 (S-300 PMU-1 TMD) füze sistemlerinin Kıbrıs’ta konuşlandırılmasıyla ilişkilidir.
Doktrinin uygulanması kapsamında;
- Yunanistan-GKRY ikilisi, adaya Rus yapımı T-80 tankları ile zırhlı personel taşıyıcılar getirmiş,
- Baf Hava Üssü’nün uzunluğunu 2,5 kilometreye çıkarmış,
- Yunan uçakları için 15 kadar korugan inşa etmiş,
- Terazi’deki deniz üssünde de çalışmalar başlatmış,
- Ortak icra edilen askeri tatbikatlarda Yunan uçakları Baf Hava Üssüne inmiş,
- Ayrıca Rum tarafı, Yunanistan’dan sözleşmeli asker almıştır.[2]
Söz konusu gelişmeler karşısında Türkiye çok sert tepki göstermiştir. Türkiye ve KKTC, 20 Ocak 1997 tarihinde kabul ettiği Türkiye-KKTC Ortak Deklarasyonu ile “Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, sorumlu ve sağduyu bir yaklaşımı gözden kaçırmadan, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki dengeyi korumak ve bölgedeki barışı tehdit eden girişimleri etkisiz hale getirmek için gerekli önlemleri alacağını” açıkça vurgulamıştır. Bu bağlamda;
- “Türkiye Cumhuriyeti, 1960 garanti sistemine uygun olarak, Türk Kıbrıslılara tam ve etkili garanti sağlamaya devam edecek ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin tehdit altına girmesine izin vermeyecek,
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırı, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek,
- Yunan- Kıbrıs Rum cephesi, Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi değiştirme çabalarını Kıbrıs’ta veya bölgede sürdürürse ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini tehlikeye atmaya devam ederse, karşılıklı askeri ve siyasi önlemler tereddütsüz uygulanmaya devam edecek,
- Yunanistan’ın hava kuvvetleri ve deniz üsleriyle Güney Kıbrıs’ta kendini tutması ve bu faaliyetler devam ederse, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde benzer hava kuvvetleri ve deniz tesislerinin kurulması için çalışmalar başlanacak,
- Türkiye veya KKTC’ye yönelik herhangi bir saldırganlık veya faite accompli (emri vaki, oldu bitti) ortaklaşa karşı koyulacak ve bunun için gerekli askeri planlama ve koordinasyon yapılacaktır. Bu amaçla, Türkiye ile KKTC arasında ortak bir askeri konsept oluşturulacak,
- Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs’taki gerilimi artırmak amacıyla ortak Yunan-Rum Kıbrıs cephesi tarafından planlanan ve uygulanan faaliyetleri ve provokasyonları, Türkiye’nin etkin garantilerini zayıflatma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriyor; çok uluslu bir güç getiriyor. Buna izin verilmemelidir. Garanti ve İttifak Antlaşmalarını doğrudan veya dolaylı olarak değiştirmeye yönelik bir girişim yapılırsa, Türk tarafı bunu 1960 Antlaşmalarının açık bir ihlali olarak değerlendirecek ve gerekli önlemleri ve siyasi kararları alacaktır” açıklamasında bulunmuştur.
Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de meydana gelen son gelişmeler ile askeri yığınaklanma, uluslararası antlaşmalara tamamen aykırıdır. Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz ve Ada’da güvenliğini doğrudan tehdit etmekte, hak ve menfaatlerine aykırı siyasi-askeri durum oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye, KKTC’de halen yürüttüğü askeri konuşlanma ve güvenlik tedbirlerinin haricinde, 20 Ocak 1997 tarihinde kabul ettiği Türkiye-KKTC Ortak Deklarasyonuna benzer bir deklarasyonu tekrar gündemine almalı; GKRY, Yunanistan ile diğer ülkelerin Ada’daki faaliyetlerinin uluslararası antlaşmalara aykırı olduğunu başta BM olmak üzere ilgili uluslararası kuruluşlara ve ülkelere yazılı bildirimde bulunmalı, Doğu Akdeniz’deki yığınaklanmayı sona erdirecek girişimleri başlatarak gerekli tedbirleri uygulamaya koymalıdır.
GKRY ve Yunanistan, 1963 yılında gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arkasına sığınarak ve AB üyeliğinin sağladığı avantajı da kullanarak bölgede yaşanılan kriz ortamını fırsata çevirme çabasına girmiştir. Bunun bir göstergesi olarak Yunan Savunma Bakanının yaptığı açıklama önemlidir. Bakan;
- Yunanistan’ın, son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesindeki jeopolitik varlığını önemli ölçüde artırdığını,
- Tarihinde ilk kez ulusal sınırların ötesinde beş operasyon yürütüyor olmasının uluslararası hukuk ve deniz hukuku değerlerinin rehberliğinde, bölgede istikrar ve güvenliğin garantörü olma rolünü, dar coğrafi sınırların ötesinde, ancak Avrupa’nın ve her şeyden önce Yunanistan’ın çıkarları doğrultusunda güçlendirildiğini,
- Ada’ya yapılan sevkiyatların sadece İran’a karşı bir önlem olmadığını ve Rum-Kıbrıslı askeri varlığın artmasının “Türk askerlerinin adadan çekilmesi” için uygun bir an yarattığını açıkça ifade etmiştir.
Bununla birlikte, Yunanistan’ın Ege Bölgesinde Kerpe Adası ile Limni Adasına Patriot hava savunma sistemini konuşlandırmış olması, kriz ortamını fırsata çevirme girişiminin diğer bir göstergesidir. Bu girişimi de 1947 Paris Barış Antlaşması ile 1923 Lozan Barış Antlaşmasının ilgili hükümlerine tamamen aykırıdır. Adalar, söz konusu antlaşmalara göre silahsızlandırılmıştır. Türkiye, yaptığı açıklama ile Yunanistan’ın bu tür adımlarının “adaların egemenlik tartışmasını gündeme getirebileceği” uyarısında bulunmuştur. Bu yeterli değildir. Antlaşmanın hükümleri hayata geçirilinceye kadar gerekirse siyasi ve askeri alanda zorlayıcı adımları atmalıdır.
Kıbrıs adası, Doğu Akdeniz’de doğal bir üs konumundadır. Elde bulundurana siyasi ve askerî açıdan daima avantaj sağlamaktadır. Aynı zamanda Akdeniz’in doğusunda bir kilit vazifesini yerine getirmektedir. Bu kilidi elinde bulunduran sadece Akdeniz’e hâkim olmaz, Balkanlar, Afrika’nın kuzeyi, Ortadoğu, Ege, Karadeniz ve Kafkasları da kontrolü altına alır.
Bölgede yaşanılan her gelişme Türkiye’yi hak ve menfaatleri açısından doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle, uluslararası antlaşmalardan ve hukuktan kaynaklanan çıkarlarını, egemenlik ve güvenliği açısından taviz vermeden savunmak zorundadır.
Yunanistan/GKRY, ABD, AB ülkeleri, İngiltere ve İsrail ile diğer ülkelerin, bölgedeki yığınaklanma ve iş birliği adı altında halen yürüttüğü faaliyetler, Doğu Akdeniz’in geleceğinde düşündükleri egemenlik ve güvenlik ortamı için bir hazırlık ve deneme tatbikatı mı? Dikkatle takip edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Türkiye, Kıbrıs-Doğu Akdeniz ve Ege’de oldu-bitti ortamına fırsat vermeden siyasi ve askeri tedbirleri zamanında almalı; egemenlik ve bağımsızlığı için etki ve ilgi sahasında güvenlik ortamını, ülkemiz hak ve menfaatleri çerçevesinde şekillendirmelidir.
Taci KURUL
E. Tümgeneral
Kaynakça:
[1] https://avim.org.tr/tr/Pdf/Yorum/5148 (E.T. 13.3.2026)
[2] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3942522 (E.T: 14.3.2026)
- FIRSATÇI EMPERYALİST ÜLKELERİN, İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN KIBRIS MERKEZLİ DOĞU AKDENİZ’DE YIĞINAKLANMASI - 15 Mart 2026
- KÜRESEL EMPERYALİSTLERİN EN BÜYÜK YALANI; DEMOKRASİ, BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK - 7 Mart 2026
- KIBRIS KONUSUNDA FİKİR AYRILIĞI MI VAR? - 22 Şubat 2026
- KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - 26 Ekim 2025
- KIBRIS KONUSUNDA TÜRK TARAFINA BASKI MI VAR? - 4 Ekim 2025
- SAVUNMA SANAYİNDE 1900 YILINDAN 2025’E DEĞİŞTİREMEDİĞİMİZ DÖNGÜ - 2 Ekim 2025
- CUMHURİYETE GİDEN YOLDA ERZURUM KONGRESİ, BİR ANI VE BUGÜN TARTIŞTIKLARIMIZ - 22 Temmuz 2025
- TERÖRSÜZ TÜRKİYE, BARIŞ SÜRECİ - 19 Temmuz 2025
- KIBRIS’TA ÇÖZÜM MÜ, OYALAMA MI? - 15 Temmuz 2025
- İSRAİL-İRAN SAVAŞI VE BİR KUVVET ÇARPANI OLARAK SAVAŞIN LOJİSTİK DESTEĞİ - 30 Haziran 2025