Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

SERBEST TİCARETTEN STRATEJİK TİCARETE: EKONOMİK GÜVENLİĞİN YÜKSELİŞİ / Küresel Ekonomik Güvenlik ve Jeoekonomik Dönüşüm

I.GİRİŞ

Küresel Ekonominin Güvenlikle Kesiştiği Yeni Dönem

Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel ekonomi, büyük ölçüde serbest ticaretin genişlemesi, üretim ağlarının uluslararası nitelik kazanması ve karşılıklı bağımlılığın artması üzerine inşa edilmişti. Bu dönemde ticaret politikası, devletler arası iş birliğini teşvik eden ve ekonomik refahı maksimize etmeyi amaçlayan teknik bir alan olarak değerlendirilmiştir. Küreselleşmenin derinleştiği bu süreçte, ekonomik entegrasyonun aynı zamanda siyasal istikrarı güçlendireceği yönündeki varsayım geniş kabul görmüştür.

Ancak son on yılda yaşanan gelişmeler — ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin derinleşmesi, Covid-19 salgınının küresel tedarik zincirlerinde yarattığı kırılmalar ve Rusya–Ukrayna Savaşı’nın enerji ve gıda piyasaları üzerindeki etkileri — bu varsayımların yeniden sorgulanmasına yol açmıştır. “Ekonomik karşılıklı bağımlılığın” her zaman istikrar üretmediği; aksine belirli koşullar altında bir kırılganlık ve hatta baskı aracı haline dönüşeceği giderek daha görünür hale gelmiştir.

Bu dönüşüm, uluslararası ekonomik sistemde daha geniş bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Serbest ticaretin evrensel fayda ürettiği yönündeki yaklaşımın yerini, ekonomik ilişkilerin aynı zamanda güç, güvenlik ve stratejik rekabet üretme kapasitesine sahip olduğu yönündeki “daha temkinli” bir anlayış almaktadır. Bu çerçevede ticaret politikası, yalnızca ekonomik performansı artırmaya yönelik bir araç olmaktan çıkarak, devletlerin jeopolitik konumlarını şekillendiren bir unsur haline gelmiştir.[1]

Bu makalenin temel tezi, söz konusu dönüşümün “ekonomik güvenlik (economic security)” kavramı etrafında kurumsallaştığıdır. Başka bir ifadeyle ekonomik güvenlik, ticaret politikası ile jeopolitik arasındaki bu yeni ilişkinin kavramsal çerçevesini sunmakta; devletlerin ekonomik araçları güvenlik hedefleri doğrultusunda yeniden yapılandırdığı bir dönemi ifade etmektedir.

Bu doğrultuda çalışma, öncelikle ekonomik güvenlik kavramının teorik ve kavramsal temellerini ortaya koymakta; ardından ticaret politikasının jeopolitikleşme sürecini analiz etmekte ve son olarak bu dönüşümün küresel sistem ile Türkiye açısından doğurduğu sonuçları değerlendirmektedir.

II. KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Ekonomik güvenlik, günümüz uluslararası sisteminde yalnızca ekonomik performansla değil; aynı zamanda devletlerin kırılganlıklarını yönetme ve stratejik kapasite inşa etme yetenekleriyle ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda kavram, üç temel boyut üzerinden analiz edilmektedir: Dayanıklılık (resilience), bağımlılık yönetimi (dependency management) ve stratejik özerklik (strategic autonomy).

II.1. Dayanıklılık (Resilience): Şoklara Karşı Sistemik Kapasite

Dayanıklılık, bir ekonominin dışsal şoklara (pandemi, savaş, finansal krizler, arz kesintileri) karşı korunma/ sorunla başa çıkma (absorve), uyum sağlama ve hızlı toparlanma kapasitesini ifade eder. Bu boyut, özellikle Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında ekonomik güvenliğin merkezine yerleşmiştir.

Küresel tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması, “verimlilik odaklı hiper-küreselleşme” modelinin sınırlarını ortaya koymuş ve devletleri “just-in-time (tam zamanında/ stoksuz üretim)”den “just-in-case (ihtiyatlı stoklama ve üretim)” güvenlik anlayışına yöneltmiştir.[2]

Dayanıklılık, üç alt bileşen üzerinden inşa edilmektedir:

. Çeşitlendirme (diversification): Tedarik kaynaklarının coğrafi olarak yayılması,

. Stoklama ve kapasite fazlası (redundancy): Kritik ürünlerde stratejik rezervler,

. Esneklik (flexibility): Üretim ve lojistik sistemlerin yeniden yönlendirilebilir olması.

Bu çerçevede dayanıklılık, klasik verimlilik anlayışıyla belirli bir gerilim içindedir. Zira daha dayanıklı sistemler, çoğu zaman daha maliyetlidir.[3]

II.2. Bağımlılık Yönetimi (Dependency Management): Asimetrik Karşılıklı Bağımlılık

Ekonomik güvenliğin ikinci boyutu, devletlerin dış ekonomik ilişkilerden doğan bağımlılıklarını tanımlama, azaltma ve gerektiğinde araçsallaştırma kapasitesidir.

Küreselleşme süreci, ülkeler arasında yoğun bir “karşılıklı bağımlılık” üretmiş olsa da bu bağımlılık çoğu zaman simetrik değildir. Bazı ülkeler kritik düğüm noktalarında (örneğin finansal sistem, teknoloji, kritik hammaddeler) daha merkezi konumda yer almakta ve bu durum onlara önemli bir güç sağlamaktadır.

Henry FARRELL ve Abraham NEWMAN bu durumu “weaponized interdependence (silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık)” kavramı ile açıklamaktadır.[4]

 Bu yaklaşıma göre, ağ yapısının merkezinde bulunan devletler:

. finansal akışları kesebilir,

. teknolojik erişimi sınırlayabilir,

. ticaret kanallarını kontrol edebilirler.

Bu bağlamda bağımlılık yönetimi iki yönlüdür:

. Savunmacı yaklaşım: Kritik bağımlılıkların azaltılması (de-risking),

. Saldırgan yaklaşım: Bağımlılıkların kaldıraç olarak kullanılması.

Bu durum, ekonomik ilişkilerin artık yalnızca refah değil; aynı zamanda güç ve baskı üretme kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir.[5]

II.3. Stratejik Özerklik (Strategic Autonomy): Karar ve Kapasite Egemenliği

Stratejik özerklik, bir devletin kritik alanlarda dış aktörlereaşırı bağımlıolmadan bağımsız politika üretebilme ve uygulayabilme kapasitesini ifade eder.

Bu kavram özellikle Avrupa Birliği (AB) politikalarında merkezi bir yer edinmiş; European Commission tarafından “açık stratejik özerklik” (open strategic autonomy) yaklaşımı ile yeniden tanımlanmıştır.

Stratejik özerklik üç temel alanda yoğunlaşmaktadır:

. Teknoloji (yarı iletkenler, yapay zekâ),

. Enerji (arz güvenliği ve çeşitlendirme),

. Sanayi politikası (yerli üretim kapasitesi).

Ancak stratejik özerklik, tam bir içe kapanma anlamına gelmemektedir. Aksine, “kontrollü entegrasyon” ve “seçici iş birliği” üzerinden şekillenmektedir.

Bu yönüyle kavram, şu dengeyi ifade eder: “Açıklık ile kontrol arasında optimal denge”.

II.4. Ara Değerlendirme: Üç Boyutun Etkileşimi

Bu üç boyut birbirinden bağımsız değil, aksine birbirini tamamlayan unsurlardır:

. Dayanıklılık → şoklara karşı koruma,

. Bağımlılık yönetimi → riskleri tanımlama ve yönlendirme,

. Stratejik özerklik → uzun vadeli kapasite inşası.

Dolayısıyla ekonomik güvenlik, bu üç boyutun birlikte ele alındığı bütüncül bir politika çerçevesini ifade etmektedir.

III. TİCARET POLİTİKASI = JEOPOLİTİK ARAÇ

III.1. Kavramsal Geçiş: Ekonomiden Güce

Ekonomik güvenlik yaklaşımı, ticaret politikasının doğasını köklü biçimde dönüştürmektedir. Klâsik dönemde ticaret politikası, “refah artışı” ve “verimlilik optimizasyonu” çerçevesinde ele alınırken; günümüzde giderek artan biçimde “devletlerin güç projeksiyonu” ve “stratejik rekabetaraçlarından biri haline gelmiştir.

Bu dönüşüm, ekonomik karşılıklı bağımlılığın doğasına ilişkin temel bir yeniden değerlendirmeyi yansıtmaktadır. Zira karşılıklı bağımlılık, yalnızca iş birliği üretmez; aynı zamanda asimetrik yapısı nedeniyle güç ve baskı potansiyeli de içerir.[6]

Bu bağlamda ticaret politikası, artık yalnızca ekonomik bir araç değil; jeoekonomik rekabetin merkezinde yer alan araçlardan biri olarak konumlanmaktadır.

III.2. “Silahlandırılmış Karşılıklı Bağımlılık”: Gücün Ağ Yapısı

Yukarıda da bahsettiğimiz Henry FARRELL ve Abraham NEWMAN tarafından geliştirilen “weaponized interdependence” yaklaşımı, modern ekonomik sistemde gücün nasıl üretildiğini açıklayan temel çerçevelerden biridir.[7]

Bu yaklaşıma göre küresel ekonomi, belirli düğüm noktalarında yoğunlaşmış “ağ yapıları” üzerinden işlemektedir. Bu ağların merkezinde yer alan devletler:

. finansal sistemleri kontrol edebilmekte,

. ödeme altyapılarını yönlendirebilmekte,

. teknoloji ve veri akışlarını sınırlayabilmektedir.

Bu durum, ekonomik ilişkilerin taraflar arasında simetrik olmadığı; aksine “belirli aktörlerin sistemik avantaj elde ettiği” bir yapı ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla ticaret ve finansal ilişkiler, potansiyel bir “jeopolitik kaldıraç” haline gelmektedir.

III.3. Ticaret Politikasının Jeopolitik Araçları

Ticaret politikasının jeopolitikleşmesi, somut politika araçları üzerinden gözlemlenmektedir. Bu araçlar üç ana grupta toplanabilir:

(i) İhracat Kontrolleri ve Teknoloji Kısıtları

Özellikle yarı iletkenler, yapay zekâ ve ileri teknolojiler alanında uygulanan ihracat kısıtları, teknolojik üstünlüğü koruma amacı taşımaktadır. Bu araçlar, ekonomik rekabet ile ulusal güvenlik arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığını göstermektedir.[8]

(ii) Ekonomik Yaptırımlar ve Finansal Araçlar

Ekonomik yaptırımlar, devletlerin askeri güç kullanmaksızın baskı kurmasına imkân tanımaktadır. Nicholas MULDER’in de vurguladığı gibi, modern dönemde ekonomik araçlar, savaşın yerini alan bir baskı mekanizmasına dönüşmektedir.[9]

Bu çerçevede ticaret ve finans, klâsik anlamda “yumuşak güç” olmaktan çıkarak, zorlayıcı güç (coercive power) özellikleri kazanmaktadır.

(iii) Tedarik Zinciri Stratejileri ve Bloklaşma

“Friend-shoring”, “near-shoring” ve “China+1” gibi stratejiler, küresel üretim ağlarının artık yalnızca maliyet değil; jeopolitik uyum ve güvenilirlik kriterlerine göre şekillendiğini göstermektedir.[10]

Söz konusu bu olgu da küresel ekonomide parçalanma ve bölgesel bloklaşma eğilimlerini güçlendirmektedir.

III.4. Paradigma Değişimi: Serbest Ticaretin Sonu mu?

Bu gelişmeler, uluslararası ekonomik sistemde daha geniş bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Serbest ticaretin evrensel refah ürettiği varsayımı, yerini daha temkinli ve stratejik bir yaklaşıma bırakmaktadır.

Richard BALDWIN’in ifade ettiği üzere, küreselleşme artık hız kaybetmekte ve yerini daha parçalı bir ekonomik yapıya bırakmaktadır.[11]

Bu bağlamda “yeni paradigma” şu şekilde özetlenebilir:

. Serbest ticaret → stratejik ticaret

. Verimlilik → dayanıklılık

 . Küreselleşme → bloklaşma

Dolayısıyla ticaret politikası, artık ekonomik değil; jeopolitik bir karar alanı haline gelmiştir.

III.5. Ekonomik Güvenlik ile Yapısal Bağ

Ticaret politikasının jeopolitikleşmesi ile ekonomik güvenlik kavramı arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Ekonomik güvenlik, bu dönüşümün hem nedeni hem de sonucudur.

. Dayanıklılık → tedarik zinciri politikaları

. Bağımlılık yönetimi → yaptırımlar ve kontrol mekanizmaları

. Stratejik özerklik → sanayi ve teknoloji politikaları

Bu çerçevede ticaret politikası ile ekonomik güvenlik, artık ayrı alanlar değil; aynı stratejik bütünün parçaları olmaktadır.

III.6. Ara Değerlendirme (Analitik Kutucuk Önerisi)

21. yüzyılın güç rekabeti, giderek daha az askeri çatışmalar ve daha fazla ekonomik araçlar üzerinden yürütülmektedir. Bu bağlamda ticaret politikası, devletlerin rakiplerini sınırlamak, müttefiklerini güçlendirmek ve küresel sistemdeki konumlarını yeniden tanımlamak için kullandıkları başlıca jeopolitik araçlardan biri haline gelmiştir.

IV. KÜRESEL EKONOMİK SİSTEMDE PARÇALANMA ve YENİ DENGE

IV.1. Küreselleşmeden Jeoekonomik Ayrışmaya

Ekonomik güvenlik yaklaşımının yükselişi, küresel ekonomik sistemde yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde hız kazanan küreselleşme süreci, üretim ağlarının derinleşmesi ve ticaret hacminin artışıyla karakterize edilirken; günümüzde bu süreç yerini giderek daha parçalı ve bölgesel bir yapıya bırakmaktadır.

Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD–Çin stratejik rekabeti, ekonomik ilişkilerin yalnızca verimlilik temelinde değil, aynı zamanda güvenlik perspektifiyle yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır. Bu durum, küresel ekonomik sistemde “jeoekonomik ayrışma” (geoeconomic fragmentation) olarak adlandırılan yeni bir eğilimi güçlendirmektedir.[12]

IV.2. Çok Taraflı Sistemden Bloklaşmaya

Ekonomik güvenlik politikaları, Dünya Ticaret Örgütü merkezli çok taraflı ticaret sisteminin işlevselliğini zayıflatmaktadır. Küresel ticaretin kurallara dayalı yapısı, yerini giderek daha fazla:

. ikili ve bölgesel anlaşmalara

. stratejik ortaklıklara

. politik olarak seçilmiş tedarik zincirlerine,

bırakmaktadır.[13]

Bu süreç, ticaretin evrenselolmaktan çıkarakjeopolitik bloklar” içinde yeniden örgütlendiğini göstermektedir.

IV.3. Küresel Tedarik Zincirlerinin Yeniden Haritalanması

Küresel üretim ağları, artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden değil; aynı zamanda güvenilirlik, politik uyum ve risk yönetimi kriterleri doğrultusunda yeniden şekillenmektedir.

Bu bağlamda öne çıkan stratejiler:

. Friend-shoring: üretimin politik olarak uyumlu ülkelere kaydırılması

. Near-shoring: coğrafi yakınlık üzerinden risk azaltma

. China+1: Çin’e bağımlılığın azaltılması

Bu dönüşüm, küresel tedarik zincirlerinin daha az verimli ancak daha dayanıklı hale gelmesine yol açmaktadır.[14]

IV.4. Ekonomik Parçalanmanın Maliyetleri

Her ne kadar ekonomik güvenlik politikaları riskleri azaltmayı amaçlasa da, bu dönüşümün önemli maliyetleri bulunmaktadır.

IMF analizlerine göre, küresel ekonomik parçalanma:

. ticaret hacmini azaltabilir

. üretim maliyetlerini artırabilir

. küresel büyümeyi yavaşlatabilir

IMF, ileri düzey bir bloklaşma senaryosunda küresel GSYH’nin 2 ila 7 arasında kayıp yaşayabileceğini öngörmektedir.[15]

Bu durum, ekonomik güvenlik ile ekonomik verimlilik arasında kalıcı bir gerilim olduğunu göstermektedir.

IV.5. Yeni Küresel Denge: Kontrollü Küreselleşme

Bu gelişmeler ışığında ortaya çıkan yeni yapı ne tam anlamıyla küreselleşmenin sonu ne de tam bir ekonomik kopuş (decoupling) olarak tanımlanabilir.

Daha ziyade, yeni dönem şu şekilde özetlenebilir:

. Tam entegrasyon → seçici entegrasyon

. Serbest ticaret → stratejik ticaret

. Küreselleşme → kontrollü küreselleşme

Bu bağlamda devletler, ekonomik açıklığı tamamen terk etmek yerine, stratejik alanlarda kontrolü artıran hibrit bir model benimsemektedir.[16]

IV.6. Ara Değerlendirme

Küresel ekonomik sistem, verimlilik temelli hiper-küreselleşmeden güvenlik temelli kontrollü küreselleşmeye doğru evrilmektedir. Bu süreçte ekonomik ilişkiler, giderek daha fazla jeopolitik tercihler tarafından şekillendirilmekte; küresel ticaret sistemi ise bloklar, ittifaklar ve stratejik ortaklıklar etrafında yeniden yapılandırılmaktadır.

V. TÜRKİYE AÇISINDAN JEOKONOMİK KONUM VE POLİTİKA OLANAKLARI

V.1. Türkiye’nin Yapısal Konumu: Entegrasyon ve Asimetri

Türkiye, Avrupa ekonomisiyle yüksek düzeyde entegre bir üretim yapısına sahiptir. Bu iç içe geçmişlik, özellikle sanayi üretimi ve ihracat bileşimi yönünden Türkiye’yi küresel değer zincirlerinin önemli bir parçası haline getirmektedir.

Ancak, daha önce de belirttiğimiz gibi bu entegrasyon yapısı, aynı zamanda asimetrik bağımlılık üretmektedir. Yani, Türkiye’nin ihracatında AB’nin payı yüksek seyrederken, Türkiye’nin AB ekonomisi içindeki payı daha sınırlıdır. Bu durum, ekonomik ilişkilerin, karşılıklı olmakla birlikte, eşit düzeyde olmadığını göstermektedir.[17]

V.2. Ekonomik Güvenlik Perspektifinden Riskler

Ekonomik güvenlik yaklaşımı çerçevesinde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu başlıca riskler şöyle  özetlenebilir:

(i) Tedarik Zinciri Dışlanması Riski

Küresel üretim ağlarının “friend-shoring” ve “stratejik bloklaşma” doğrultusunda yeniden yapılandırılması, Türkiye’nin bazı kritik zincirlerin dışında kalma riskini beraberinde getirmektedir.

(ii) Teknoloji Bağımlılığı

Yüksek katma değerli üretim alanlarında dışa bağımlılık, Türkiye’nin “stratejik özerklik kapasitesini” sınırlamaktadır.[18]

(iii) Enerji ve Girdi Bağımlılığı

Enerji ithalâtı ve ara malı bağımlılığı, ekonomik kırılganlıkları artıran temel unsurlar arasında yer almaktadır.

V.3. Fırsatlar: Türkiye’nin Jeoekonomik Avantajları

Bu risklere rağmen Türkiye, ekonomik güvenlik dönüşümünden önemli fırsatlar üretme potansiyeline sahiptir:

(i) Near-shoring Avantajı

Avrupa pazarına coğrafi yakınlık, Türkiye’yi alternatif üretim merkezi haline getirmektedir.

(ii) Sanayi Altyapısı ve Üretim Kapasitesi

Otomotiv, beyaz eşya ve tekstil gibi sektörlerde gelişmiş üretim altyapısı, Türkiye’nin tedarik zincirlerinde yeniden konumlanmasını mümkün kılacak gibi durmaktadır.

(iii) Çok Yönlü Dış Ekonomik İlişkiler

Türkiye’nin farklı coğrafyalarla ticaret yapabilme kapasitesi, onu “ara aktör” (intermediary actor) konumuna taşımaktadır.

V.4. Politika Önerileri (Karar Alıcı Formatında)

  1. Tedarik Zinciri Entegrasyonunun Derinleştirilmesi

AB ile üretim entegrasyonu güçlendirilmelidir.

  1. Teknoloji ve Sanayi Politikası

Yüksek teknoloji sektörlerine yönelik hedefli sanayi politikaları geliştirilmelidir.

  1. Enerji Çeşitlendirmesi ve Güvenliği

Enerji bağımlılığı azaltılmalı, yenilenebilir kaynaklar artırılmalıdır.

  1. Ticaret Diplomasisi ve Çok Yönlülük

Türkiye, hem AB hem de Küresel Güney ile dengeli ekonomik ilişkiler kurmalıdır.

  1. Ekonomik Güvenlik Stratejisi Oluşturulması

Türkiye’ye özgü bir “ekonomik güvenlik doktrini” geliştirilmelidir.

V.5. Ara Değerlendirme

Türkiye, küresel ekonomik parçalanma sürecinde “çevrede kalan” bir ekonomi olma riski ile “stratejik ara merkez” haline gelme fırsatı arasında bir eşikte bulunmaktadır. Bu ikili yapı, ülkenin ekonomik güvenlik politikalarını belirleyecek temel ekseni oluşturmaktadır.

SONUÇ

Ekonomik güvenlik kavramı, uluslararası ekonomik sistemde derin bir dönüşümü ifade etmektedir. Bu dönüşüm, ticaret politikalarının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik araçlar olarak kullanıldığı yeni bir dönemin habercisidir.

Bu bağlamda makale, üç temel bulguyu ortaya koymaktadır:

Ekonomik karşılıklı bağımlılık, artık yalnızca refah değil; aynı zamanda güç ve kırılganlık üretmektedir.

Ticaret politikası, devletlerin stratejik rekabetinde merkezi bir araç haline gelmiştir.

Küresel ekonomik sistem, daha parçalı ve bloklaşmaya dayalı bir yapıya evrilmektedir.

Türkiye açısından bu dönüşüm hem riskler hem de fırsatlar barındırmaktadır. Bu nedenle ekonomik güvenlik, yalnızca bir analiz çerçevesi değil; aynı zamanda stratejik politika üretiminin merkezine yerleşmesi gereken bir kavramdır.

Sonucun özeti: Devletlerin bu yeni dönemi nasıl yönetecekleri; açıklık ile kontrol, verimlilik ile dayanıklılık ve entegrasyon ile stratejik özerklik arasında kuracakları dengeye bağlı olacaktır. Ekonomik ilişkilerin giderek daha fazla jeopolitik gücü tanımladığı bir çağda, bu dengeyi etkin biçimde kurabilen aktörler, yalnızca ortaya çıkan küresel düzene uyum sağlayan değil, aynı zamanda onu şekillendiren taraflardan oluşması güçlü durmaktadır.

Ersin DEDEKOCA                                                                                                                              7 Nisan 2026

 

KAYNAKÇA

International Monetary Fund. (2023). World economic outlook: Navigating global divergences. https://www.imf.org/en/Publications/WEO

International Monetary Fund. (2023). Geoeconomic fragmentation and the future of multilateralism. IMF Staff Discussion Note.

https://www.imf.org/en/Publications/Staff-Discussion-Notes/Issues/2023/01/15/Geoeconomic-Fragmentation-and-the-Future-of-Multilateralism-527494

Organisation for Economic Co-operation and Development. (2022). Global value chains: Efficiency and risks in the post-pandemic era. https://www.oecd.org

Organisation for Economic Co-operation and Development. (2023). OECD science, technology and innovation outlook 2023.https://www.oecd.org/sti/oecd-science-technology-and-innovation-outlook-25186167.htm

European Commission. (2023). European economic security strategy. https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/priorities-2019-2024/europe-fit-digital-age/european-economic-security-strategy_en

European Commission. (2023). Critical raw materials act. https://single-market-economy.ec.europa.eu/sectors/raw-materials/areas-specific-interest/critical-raw-materials_en

Farrell, H., & Newman, A. L. (2019). Weaponized interdependence: How global economic networks shape state coercion. International Security, 44(1), 42–79. https://doi.org/10.1162/isec_a_00351

Baldwin, R. (2016). The great convergence: Information technology and the new globalization. Harvard University Press.

Mulder, N. (2022). The economic weapon: The rise of sanctions as a tool of modern war. Yale University Press.

World Trade Organization. (2023). World trade report 2023: Re-globalization for a secure, inclusive and sustainable future. https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr23_e/wtr23_e.htm

United Nations Conference on Trade and Development. (2023). Trade and development report 2023.https://unctad.org/publication/trade-and-development-report-2023

Eurostat. (2023). European Union–Türkiye trade statistics. https://ec.europa.eu/eurostat

[1] International Monetary Fund (IMF), World Economic Outlook: Navigating Global Divergences, Washington DC, 2023. https://www.imf.org/en/Publications/WEO

[2] Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), Global Value Chains: Efficiency and Risks in the Post-Pandemic Era, Paris, 2022. https://www.oecd.org

[3] Henry Farrell & Abraham L. Newman, “Weaponized Interdependence: How Global Economic Networks Shape State Coercion,” International Security, Vol. 44, No. 1, 2019, pp. 42–79. https://doi.org/10.1162/isec_a_00351

[4] European Commission, European Economic Security Strategy, Brussels, 2023.

https://commission.europa.eu

[5] Richard Baldwin, The Great Convergence: Information Technology and the New Globalization, Harvard University Press, 2016, s.47–110.

[6] Nicholas Mulder, The Economic Weapon: The Rise of Sanctions as a Tool of Modern War, Yale University Press, 2022. S.3-4.

[7] World Trade Organization (WTO), World Trade Report 2023: Re-globalization for a Secure, Inclusive and Sustainable Future, Geneva, 2023. https://www.wto.org

[8] International Monetary Fund (IMF), “Geoeconomic Fragmentation and the Future of Multilateralism,” IMF Staff Discussion Note, 2023. https://www.imf.org/en/Publications/Staff-Discussion-Notes/Issues/2023/01/15/Geoeconomic-Fragmentation-and-the-Future-of-Multilateralism-527494

[9] Mulder, age. s.3-4.

[10] United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD), Trade and Development Report 2023, Geneva, Yayın sayfası: https://unctad.org/publication/trade-and-development-report-2023;

Doğrudan PDF: https://unctad.org/system/files/official-document/tdr2023_en.pdf

[11] European Commission, Critical Raw Materials Act, Brussels, 2023. https://single-market-economy.ec.europa.eu/sectors/raw-materials/areas-specific-interest/critical-raw-materials_en

[12] International Monetary Fund (IMF), Geoeconomic Fragmentation and the Future of Multilateralism, IMF Staff Discussion Note, 2023. https://www.imf.org/en/Publications/Staff-Discussion-Notes 

[13] World Trade Organization (WTO), World Trade Report 2023: Re-globalization for a Secure, Inclusive and Sustainable Future, Geneva, 2023. https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr23_e/wtr23_e.htm

[14] United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD), Trade and Development Report 2023, Geneva, 2023. https://unctad.org/publication/trade-and-development-report-2023

[15] International Monetary Fund (IMF), World Economic Outlook, 2023. https://www.imf.org/en/Publications/WEO

[16] European Commission, European Economic Security Strategy, Brussels, 2023. https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/priorities-2019-2024/europe-fit-digital-age/european-economic-security-strategy_en 

[17] Eurostat, EU–Türkiye Trade Statistics, 2023. https://ec.europa.eu/eurostat ; TÜİK dış ticaret verileri.

[18] Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), Technology and Innovation Outlook 2023, Paris. https://www.oecd.org/sti/oecd-science-technology-and-innovation-outlook-25186167.htm